Uğur Gürses



Bookmark and Share

Ankara’nın ‘Alla Turca’ kur rejimi (*)


16.02.2020 - Bu Yazı 838 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’de kamu bankaları, aldıkları siyasi direktifle 1 yılı aşkın bir süredir döviz piyasasında 24 saat boyunca ‘döviz kuru savunması’ yapıyor. Bunu da örtülü biçimde sürdürürken, artık birkaç haftadır bakan düzeyinde ve Merkez Bankası Başkanı düzeyinde düşük tondan da olsa “yapıyoruz ama ekonomik güvenlik için” anlamında sözlerle kabul ediliyor. Ekonomi yönetiminin başındaki Bakan Berat Albayrak Nikkei’den Sinan Tavşan’ın bu yöndeki sorusuna “Finansal istikrar bir ulusal güvenlik konusudur” diyordu. TL’nin savunması için en önde gelen aracın, TL faizlerinin 12 puandan fazla düşürüldüğü bir süreçte hem de.

Geçen yıl Ocak-Mart ayları arasında tam da seçim öncesinde kurları kontrol etmek ve oy kaybını önlemek için kamu bankaları aracılığı ile döviz satışları yapılmış, kamu bankalarının sattığı dövizler de Merkez Bankası’nın ‘arka kapısından’ bu bankalara verilmişti.

Merkez Bankası’nın döviz giriş-çıkış yaratan işlemlerini mercek altına alan ekonomist Haluk Bürümcekçi, 2019 yılı bütününde yaklaşık 32 milyar dolarlık bir “buharlaşma” izi hesaplıyor. Yani, rezervlere eklenecekken ortada olmayan 32 milyar dolar.

Bunun diğer izi kendini belli ediyordu; yerleşiklerin döviz hesapları 32 milyar dolar artmıştı. Ödemeler dengesi hesaplarında; cari denge ve sermaye akımlarının kabaca başa baş olduğu dikkate alınırsa bu 32 milyar doları kimin sattığı açığa çıkıyordu. Kamu bankaları eliyle, Merkez Bankası’nda birikecek dövizler satılmış demekti.

Kamu bankalarının döviz satışı yapması, Türkiye’nin içinde bulunduğu döviz kuru rejimine ad koymayı da güçleştiriyor.

Türkiye sabit kur rejiminden dalgalı kur rejimine 2001 krizi sonrasında geçmişti. İki rejim arasındaki fark; sabit kur rejiminde Merkez Bankası, belirlediği döviz kurunun çok düşük bir marjla piyasada salınmasına izin verir, ötesinde döviz satarak belirlediği kur seviyesini savunur. Sabit kur rejimi döviz rezervi güçlü olan ülkelerde iyi bir biçimde savunulabilir. Suudi Arabistan, Katar gibi ülkeler buna iyi bir örnek.

Savunulamayacak durumda, örneğin 2000 yılında kurların önceden belli bir patikada artacağını peşinen ilan eden “crawling peg” sistemine geçilmiş, bu da tutmayınca “dalgalı kur” rejimine geçildi. 2001’de krizi patlak verince kur baskısı ve hızla eriyen rezervler, bankalardaki döviz hesaplarından yapılan hızlı çekilişle savunulamayacak durumda olan sabit kur rejimi bir gecede terk edilerek 22 Şubat 2001’de dalgalı kur rejimine geçildi.

Türkiye’de 20 yıla yakındır uygulamada olan dalgalı kur rejiminde Merkez Bankası herhangi bir seviyesini taahhüt etmez, savunmaz. Temel işleyiş; kur yükseldikçe döviz alım iştahını sınırlar, döviz talebini bastırır. Bu yüzden kur kısa sürede çok yükselirse kimi ekonomik birimler, bu seviyeyi döviz satın almak için aşırı pahalı bulurken, kimi ekonomik birimler de satmak için cazip bulabilirler. Piyasa dengesi fiyat oynaması ile sağlanır. Merkez Bankası kısa vadeli döviz likiditesi anomalileri dışında piyasaya döviz vermez. Merkez Bankası piyasa kurlarından ihale ile döviz satabilir. Bunun amacı döviz likidite sıkışıklığını rahatlatmaktır. Bu, uzun vadedeki kur seviyesini etkilemez.

Adı “dalgalı kur rejimi” olsa da artık uygulanan fiili rejimin adı olsa olsa “komutalı kur rejimi” olabilir. Kimi itiraz edebilir; “yönetilen dalgalı kur rejimi denemez mi?” diye. Öyle olsaydı bunu açıktan Merkez Bankası yapardı. Hedefleri, çerçevesi olan, bir sistemi olan kur rejimini herkes bilirdi. Ama bu “distopik rejimin” hiçbir şeyini bilmiyoruz. 

Adı “dalgalı kur rejimi” iken kamunun çeşitli organlarınca (Varlık Fonu ya da kamu bankalarınca) piyasada 24 saat boyunca döviz satışı yapmak ne işe yarar?

Kısa vadede kuru tutabilir, kurun dar bir bant içinde hareket etmesini sağlayabilir. Ancak göreli fiyatları bozduğu için varlık ve sermaye hareketlerini, Merkez Bankası’nın rezervlerini hızla eritir.

Ankara’daki “Ekonomik güvenlik için kurları tutmamız lazım” bakışı, sığ bir bakıştır. Bu bakış, ülkeyi gerçekten de bir ekonomik güvenlik boşluğuna doğru ilerletebilir.

Merkez Bankası’nın rezervlerinin önemli bir bölümü borçla tesis edilmiş bir rezervdir.

Kuru dar bir bantta tutmak için harcanan döviz rezervi, ülkenin gerçekten de ihtiyacı olacağı bir süreçte ekonomik güvenlik çukuru yaratır.

Bugün hala ABD Senatosu’nda yasalaşma eşiğinde olan yaptırım yasası taslağı geçerse gerçekten de çok ihtiyacımız olacak döviz rezervlerini, bugün kuru dar bir bantta tutmak için eritmek akıl alır gibi değil.

Peki döviz rezervlerini eritme yolunda neden kuru dar bir bantta tutma çabası var?

Faizi 10-12 puan indirebilmek için vardı. Oldu da.

Merkez Bankası Cumhurbaşkanlığı talimatıyla faiz indirdikçe, “bakın kura bir şey olmadı” hikayesini yaratmak için kamu bankaları 24 saat görev yaptılar.

Kamu bankalarında döviz satışı yapan ekiplerin de kendilerine “milli takım” dedikleri konuşuluyor.

Hatta öyle ki; faiz indirimini kur artışı takip edeceği bilindiğinden, Merkez Bankası’nın faiz indirimi açıklaması yaptığı dakikalarda piyasaya ilaveten döviz satılarak kur düşürülüyor, sonra da “Faiz de düştü, kur da düştü” başlıklarıyla “sahte cennet” sunuluyordu kamuoyuna.

Kamu bankaları eliyle döviz satılması, daha önce ülkeye parasını getirmiş yabancı yatırımcıları da epey kazançlı kılıyor. Hani hükümetin iddia ettiği haliyle “bizi yıkmak isteyen dış güçlerin”. Bir şekilde elindeki TL cinsi hisse senedi ya da tahvil varlıklarını satıp çıkamamış yabancı yatırımcılar, neredeyse çok dar bir bantta tutulan döviz kurundan alış yaparak paralarını transfer etme şansına sahip oldular. Bir nevi “kur garantisi” verilmiş gibi ‘seviyesi düşük bir çıtadan atlayarak’ çıkıp gidebildiler.

Ekonomi yönetimi kamu bankaları eliyle, dolar kurunda Eylül-Aralık ortası döneminde 5.70-5.85 aralığının savunulmasını sağlarken, yüklü alım talebiyle bunu terk edip aralık ortasından şubat başına kadar da yeni aralığı 5.85-5.95 bandına sıkıştırdılar. BDDK verilerine göre, kamu bankalarının 13 Aralık-3 Ocak arası 2 haftalık dönemde döviz pozisyonlarını 4 milyar dolar açtıkları görülüyor. Yani döviz sattıkları.

Son 10 günde Türkiye’de ya da dünyada ne olursa olsun dolar kurunun 5.98’de tutulduğu görülüyordu. Cuma günü yoğun alımlar olunca dolarda 6 seviyesi aşıldı. Bankacılar kamu bankalarının Cuma günü 3 milyar dolara yakın satış yaptıklarını tahmin ediyorlar.

 Merkez Bankası verilerine göre yerleşik olmayanlar son 12 ayda 5.5 milyar dolarlık tahvil, 1.1 milyar dolarlık da hisse senedi olmak üzere toplam 6.6 milyar dolar varlık azalttılar. Merkez Bankası’nın faiz indirimleri tahvil fiyatlarını yükseltirken, kur seviyesinin dar bir banda sıkıştırılması sayesinde görece ucuz döviz satışı da sermaye çıkışını özendirdi.

Kamu bankaları, hem normal bankacılık hizmeti verirken özel bankalarla yarışıyor, hem de döviz kurunu savunma görevi ile “içeriden bilgi üstünlüğüne” sahipler. Kurun hangi seviyede nereye kadar savunulacağını biliyorlar, ama özel bankalarla “eşit kurallarla” yarışıyorlar. Rekabete aykırı ne var denilirse kamu bankalarının yaptıkları bu işler rekabet bozucu durumlara örnek diye kitaplara girer.

Nitekim yabancı bankaların ufak ufak çantalarını toplayıp Türk bankacılık sistemine veda ettikleri de gözleniyor. Önceki hafta Reuters’ın haberine göre HSBC’nin Türkiye’den çıkmayı planladığını, geçen hafta da Unicredit’in hisselerini satarak Yapı Kredi’deki payını azalttığını öğrendik.

Kurum ve kuralların altı boşalırken, Türkiye serbest piyasa ekonomisinden hızla uzaklaşıyor. Bunun sonu kayda değer bir refah kaybıdır.

Bakalım Türkiye toplumu, göstere göstere gelen bu duruma rıza gösterecek mi?

Benim fikrim; göstermeyecek.

Uğur Gürses

Facebook Yorumları

reklam
26.05.2020
Bir Samuray swap sarmalı hikayesi
19.05.2020
Bir Merkez Bankası atamasının siyasi anatomisi
12.05.2020
Hisseli harikalar kumpanyası
8.05.2020
Dövize müdahale rehberi
4.05.2020
Dalgalanma korkusu
29.04.2020
Ankara’nın “Fed’den swap” rüyası
15.04.2020
IMF’den 2020 ve 2021 küresel ekonomik küçülme-toparlanma senaryoları
16.02.2020
Ankara’nın ‘Alla Turca’ kur rejimi (*)
11.02.2020
Asgari ücrette satın alma gücü paritesine sarılmak
4.02.2020
Nasıl Olunur?
7.01.2020
Sarayın matbaası (*)
12.12.2019
2018 EKONOMİK KRİZİ, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
2.10.2019
“Değişim Başlıyor”
6.09.2019
Bu gelen dijital paranın ayak sesleri
28.07.2019
“Faiz de düştü kur da düştü” özgüveni
5.07.2019
Veri güvenilirliği tartışılıyor
4.07.2019
Veri güvenilirliği tartışılıyor
25.06.2019
Siyasi depremden ekonomik reform çıkar mı?
19.05.2019
Analiz: Kamu bankalarına “seçim görev zararı”
21.4.2019
Arka kapı politikasının faturası
10.4.2019
Reform mu, “eski tas” mı?
14.2.2019
Ekonomide 1 Nisan şakasını kim yapacak?
12.1.2019
Kur 4’e düşecek ve “İlk 5’e” girecekmişiz
30.11.2018
İnşaata banknot matbaası
20.11.2018
Bu filmi görmüş müydünüz?
7.11.2018
Enflasyonun dişi hâla sağlam
5.11.2018
Eşitlikçi tüketiciler ayaklanın!
30.10.2018
Bas bas paraları Hazine’ye…
24.10.2018
10 maddede ABD krizi sonrası ödemeler dengesi
5.10.2018
İşsizlik Fonu’nun parası bakanlıktan habersiz aktarılmış
3.10.2018
Borsadan al İşsizlik Fonu haberini
28.9.2018
7 haftalık hasar raporu
23.9.2018
Çözümsüz “Yeni Ekonomi Programı”
15.9.2018
Geç gelen itfaiye
11.9.2018
Katar’dan 3 milyar dolar (*) gelmiş
1.9.2018
“Ekonomik savaş” söylemi ve sonuçları
27.8.2018
Emisyondan al haberi…
14.7.2018
Kur, piyasa ve merkez bankası bağımsızlığı
11.7.2018
Bütçe hakkı yetim kalmasın
6.7.2018
Yolları çatallanan bahçe
4.7.2018
Seçim bitti geçim sınavı başlıyor
30.6.2018
Küresel yokuşta pahalı bir bedel
26.6.2018
‘Milli piyasa’ sahne aldı
19.6.2018
Milli araca başka milli paraya başka
12.6.2018
Yüzde 7’lik cari açıkla yüzde 7 büyüme
8.6.2018
Geç kalan pahalı ödüyor
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive