Uğur Gürses

HÜRRİYET



Bookmark and Share

Kur, piyasa ve merkez bankası bağımsızlığı


14.7.2018 - Bu Yazı 106 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  TÜRKİYE’de döviz piyasası görece derin bir piyasadır.

Günlük ortalama 10 milyar dolara yakın bir işlem yapılır. Bunun da en büyük ağırlığı yüzde 57 payla bankaların müşterileri ile yaptığı işlemlerden oluşur. Bu işlemler, ticari şirketler ve bireylerin işlemleridir. Bankaların yabancı banka ve kuruluşlarla yaptığı işlemlerin payı ise yüzde 37’dir.

Bu işlem hacmi ile bir ya da birkaç oyuncunun döviz kurlarını manipüle etmesi, “kurları fırlatması” olanaklı değildir. Türk Lirası, dalgalı kur rejimine geçildiği 2001’den bu yana dünya piyasalarında 24 saat işlem gören bir paradır. En sığ piyasa derinliği Asya-Pasifik zaman diliminde olsa da küçük bir işlemle kurlar dalgalansa da Avrupa zaman dilimine girilip piyasa derinliği oluştukça kur olacağı yere gelir. Bu yüzden “küçük bir işlemle manipüle edildi, orada kaldı”doğru bir önerme değildir.

Son birkaç gündür döviz kurları ve faizde yükseliş, hisse senedi piyasasında düşüşler görülüyor. Bunun ana nedenlerinden biri, yabancı yatırımcıların çıkmaya devam etmeleri; arkasında yatan neden de ekonominin sert inişe doğru yol alması.

Yabancılar “çıkışa yöneldikçe” döviz piyasası gibi derin olmayan tahvil piyasasında likidite bulamıyorlar. Piyasada alıcı bulamıyorlarsa daha yüksek faizden (düşük tahvil fiyatından) satmak zorunda kalıyorlar. Bu yüzden de tahvil faizleri yükseliyor. Tahvil satışından gelen TL ile döviz alıp çıkıyorlar. Yine aynı şekilde Türkiye’deki mali yatırımlarını azaltmak isteyen ya da tahvil faizleri yükseldikçe, bankaların bilançolarına olası hasarları hesaba katan hisse senedi yatırımcıları ile sert iniş senaryosunu satın alan yatırımcılar Borsa’da hisse satışına geçiyorlar. Asıl sorun şurada; ülkeye gelirken alkışladığımız, “Türkiye’ye güveniyorlar” başlıkları ile karşıladığımız yatırımcılar şimdi çıkarken, oluşan piyasa parametrelerini “bize operasyon çekiyorlar” diyerek komplo kuramı yazılmasında, “ne yapmalıyız” sorusuna odaklanmamakta.

Eğer ekonomi yönetimi de bu kuramlara prim veriyorsa geride kalan ya da potansiyel yatırımcılar da “sorunlara doğru tanı koyamayan, bunları çözemez”sonucuna gelip, yatırım fikrinden uzak kalıyor. Kaldı ki bir süredir bozulan dengelere müdahale geç geldiği için; iş giderek “yatırım fırsatlarından”, “kredi ve risk fiyatlamasına” dönüşüyor. Yani Türkiye’ye ayrılan fon tahsisatı küçülüyor. Bunun fon akışlarını daha da daraltacağı hesaba katılmalı.

Önceki gün açıklanan mayıs ayı ödemeler dengesi bilançosu bize şunu söylüyor; mayısta Türkiye 5.8 milyar dolar cari açık verirken ülkeye gelen finansman sadece 331 milyon dolar olmuş. Aradaki fark ise rezerv kaybı ve yerleşiklerin yurtdışı mevduatlarıyla karşılanmış. Verilerden görülüyor ki yabancı yatırımcıların portföy yatırımlarındaki kanama devam ediyor. Mayısta net çıkış 1 milyar dolar olurken, şubattan bu yana her ay devam eden çıkış 4 milyar dolara yaklaşmış.

Bu tablonun bize verdiği özet şu; Türkiye cari açık vermeye devam ederken, finansmanda azalış, hatta bunun alt kalemi portföy yatırımlarında çıkış var. Böyle bir tablo olan ülkede kur ve faiz yükselir; buna da “bizi çekemeyenlerin oyunu” denmez.

Piyasalar istim üzerinde iken belki de hiç yapılamayacak iş, Merkez Bankası yasasına dokunmaktı.

Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle idari düzenlemeler yapılması normal. Ancak şöyle de ilginç bir durum oldu; önce KHK ile Merkez Bankası Yasası’ndaki başkan ve yardımcılarının görev sürelerini (5 yıl) belirleyen madde kaldırıldı. Ertesi gün ise süreler Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile 4 yıl olarak belirlendi. Bir gece fiilen görev süresiz kalan Merkez Bankası yönetimi, ertesi güne de görev süreleri 1 yıl kısalmış olarak uyandılar. Görev süreleri merkez bankacılığında bağımsızlık için en önemli kalkandır. Merkez bankalarının bağımsızlığı için 3-4 unsurdan biri üst yöneticilerin görev süresinin uzunluğu. Bunun kısaltılması dünyanın her yerinde bağımsızlık kalkanının zayıflatılması olarak görülür, kaygı uyandırır, piyasaları rahatsız eder.

Enflasyon seviyelerine bakmadan gelişmiş ülke merkez bankalarının yüzde 1-2’lik düşük faiz oranlarına imrenirken, bu ülkelerdeki merkez bankası karar alıcı organlarının görev süreleri de örnek alınmalı. ABD Merkez Bankası FED’de karar alıcı Açık Piyasa Komitesi’nde görev yapan üyelerin yenileme olmadan 14 yıl süreyle atanmaları, onların üç ayrı ABD başkanı ile çalışmaları demek. Avrupa Merkez Bankası’nda da yenilenme olmadan 8 yıl.

Facebook Yorumları

reklam
14.7.2018
Kur, piyasa ve merkez bankası bağımsızlığı
11.7.2018
Bütçe hakkı yetim kalmasın
6.7.2018
Yolları çatallanan bahçe
4.7.2018
Seçim bitti geçim sınavı başlıyor
30.6.2018
Küresel yokuşta pahalı bir bedel
26.6.2018
‘Milli piyasa’ sahne aldı
19.6.2018
Milli araca başka milli paraya başka
12.6.2018
Yüzde 7’lik cari açıkla yüzde 7 büyüme
8.6.2018
Geç kalan pahalı ödüyor
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları