Altanlar ve Ilıcak davasında ikinci istinaf duruşması: Hukuk var ise bu dosyadan suç çıkarmak imkânsız

2.10.2018 - Bu Yazı 177 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Altanlar ve Ilıcak davasında ikinci istinaf duruşması: Hukuk var ise bu dosyadan suç çıkarmak imkânsız

 Darbe girişimi sonrası tutuklanan gazeteci-yazarlar Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın da dahil olduğu 6 sanıklı davanın istinaf ikinci duruşması bugün (2 Ekim 2018) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nde bir saat gecikmeyle başladı.

Altanlar ve Ilıcak'ların 21 Eylül'de İstanbul Bölge Adliyesi 2. Ceza Dairesi'nde görülen istinaf mahkemesinde savcı 6 sanığa verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının onanmasını istemiş, mahkeme heyeti bir sonraki duruşmayı 2 Ekim'e ertelemişti.

Tutuklu Ahmet Altan Silivri Cezaevi'nden SEGBİS ile duruşmaya katılırken, tutuksuz yargılanan Mehmet Altan salona gelen ilk isim oldu. Ardından tutuklu yargılanan Nazlı IIlıcak, Fevzi Yazıcı, Yakup Şimşek ve Tuğrul Özşengül mahkemeye getirildi. Duruşmada savcının mütalaasına karşı savunmalar dinlenecek.

Savunmasına ilk başlayan Nazlı Ilıcak oldu. Ilıcak'ın savunmasından:

"Hiçbir somut olguya dayanmayan delilleri bir bir çürütmüşken savunmam yok sayılıyor.

"Bugün gazetesinde çalışırken Akın İpek hakkında kamuya yansıyan hiçbir soruşturma yoktu. Şayet daha sonra çalıştığım Özgür Düşünce gazetesi ve Can Erzincan TV’nin cemaatle ilişkisi olduğuna dair bir iddia varsa, sahibi Recep Aktaş’a sormak lazım.

"(AYM'nin Mehmet Altan kararına atıfta bulunarak) Benim için de bir emsal karardır, hakkımızdaki suçlamalar örtüşmektedir.

"AYM başvurumu muhtemelen ekim ayında görüşecek, Mehmet Altan ile örtüşen iddialar olduğundan muhtemelen hak ihlali karar verecek.

"Hukuki açmaza düşmemek için dosyamın AYM önünde olduğunun gözetilmesini ve Mehmet Altan kararının hakkımda da uygulanmasını talep ediyorum."

Öte yandan Ilıcak, Zaman davası ile “FETÖ’nün medya yapılanması” adıyla bilinen davada sanıklar hakkındaki 'darbe' suçlamalarının düştüğüne dikkati çekti.

Ilıcak, AYM’nin Şahin Alpay kararına da değinerek, "AYM, 17-25 Aralık hakkında yazmanın 'FETÖ’nün amacına hizmet edildiğini” göstermediğini belirtiyor. Savcı, benim cemaate neden hizmet etmek isteyeceğime dair tek bir somut delil ortaya koymadı. 43 yıllım meslek hayatımda hep hak, hukuk, demokrasi dedim. Bunun için defalarca bedel ödedim" dedi.

Ilıcak şöyle devam etti:

"2 yıldır 'terörist' ve 'casus' gibi suçlamalara maruz kalmak, ödediğim bedellerin bir kenara atılması... bu haksızlık canımı çok yaktı. Benim gibi köşe yazarlarının hemen hemen hepsi tahliye oldu, Zaman gazetesinde yazanlar dahil.

"Bu delilleri vicdan terazisinde tartsanız, bana yöneltilen suçlamaları işlemediğim kanaatine varacaksınız.

"Suç işlemedim. Beraatimi, Mehmet Altan kararı uyarınca hiç değilse tahliye yoluyla mağduriyetimin sonlandırılmasını talep ediyorum."

Ilıcak'ın ardından söz alan avukatları, “darbe” iddiaları hakkında beraat kararı verildiği benzer dosyalara atıf yaparak, beraat talebinde bulundu. Ardından, söz alan Fevzi Yazıcı, savunmasına başladı.

"Davada çok sayıda cevapsız soru var. Askerler bu reklamdan hangi talimatı aldı?" diye soran Yazıcı, suçsuz olduğunu belirterek beraatini istedi.

Fevzi Yazıcı'nın avukatı Mesut Yazıcı da sö zalarak, "Hazırlık aşamasından yayınlanma sürecine kadar reklam filmleri hakkında tek söz sahibi Ekrem Dumanlı'dır" dedi. Yazıcı, mevzubahis reklamın RTÜK denetiminden geçtiğini vurgulayarak, "Bu, bazı çevrelerin kendilerine pay çıkarmak için yaptıkları sansasyonel bir suçlamadır" ifadesini kullandı. Fevzi Yazıcı'nın reklamla herhangi bir ilgisi olmadığını tekrar eden Avukat Yazıcı, beraat ve tahliye talebinde bulunarak savunmasını noktaladı.

Mahkeme duruşmaya 13:45'e kadar ara verdi.

"AYM'nin 'kanıt yok' dediği dosyada savcı hangi kanıtı, nasıl buluyor?"

Duruşma Mehmet Altan'ın  savunmasıyla devam etti. Mehmet Altan'ın savunması şöyle:

"Anayasa ihlal edilerek gözaltına alındım ve tutuklandım. Anayasa ihlal edilerek önce tahliye edilmedim, sonra ağırlaştırılmış müebbete mahkûm edildim.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez birinci derecede bir mahkeme Anayasa Mahkemesi genel kurul kararını dinlemedi, Anayasal suç işledi. Mahkemeniz beni 'kişi hürriyeti ve güvenliğimin' ihlali nedeniyle tahliye etti. Bu, suçum olmadığı halde tutuklandığım anlamına geliyor.

"AYM kararı mahkemenizce kabul edildi. Nitekim bu ihlal nedeniyle devlet bana tazminat ödedi. Her şey ortada ve çok berrak. Gelin görün ki 21 Eylül günkü duruşmada savcı benim yeniden 'müebbet hapse' çarptırılmamı istedi. Hukuken böyle bir şey olabilir mi?

"AYM'nin 'kanıt yok' dediği dosyada savcı hangi kanıtı, nasıl buluyor?

"(Mehmet Altan savcının mütalaasını okuyor) Somut olmayan, 'soyut' tehlikeye yönelik bir suç nedir? Böyle bir suç tarifi var mı yoksa öcü masalı mı? Savcı, yazıları silah olarak mı görüyor? Böyle bir değerlendirmenin Anayasaya aykırı olduğunu bilmiyor mu?

"309. madde 'cebir ve şiddet kullanarak' diye başlıyor. Yazı ve yorumu 'cebir ve şiddet' sayan bir anlayışla mı karşı karşıyayız? Galiba öyleyiz. Ceza Muhakemeleri Yasası 'uykudan önce çocuklara masallar' kitabı mıdır? Nasıl bir hukuk anlayışı ile karşı karşıyayız? Savcı beni 309. madde ile suçluyor, ama eski 146. maddeye yönelik bir Yargıtay Kararı gösteriyor. Çünkü 309 açık: 'cebir ve şiddet'i ispat edeceksin. Savcının konu ettiği madde yürürlükte olmayan 146. madde… Özen istemek, hukuk, dürüstlük istemek hakkımız değil mi?  Açıklama ve görüşü cebir unsuru kabul ediyor savcı. Böylece 309. maddeyi ve o maddeyi hazırlayan Parlamento’nun iradesini yok sayıyor.

“Somut olgular varmış' demekle somut olgu olmuyor. İki yıldır göremediğimiz gibi, şimdi de bol kepçeden laf var, belge yok…

"Bu mütalaa bu içtihada uygun mu? Savcının iddiasına uygun 'manevi cebir' suçlamasını içeren bir kanun maddesi söz konusu mu?

"Hürriyeti tahdit edilmiş sanıkları yeniden en ağır iddialarla suçlayacaklarına mahkemelerin Anayasayı çiğnemeleri ile ilgilenmeleri gerekmez mi?"

AYM'nin 11 Ocak 2018'de açıkladığı ve "kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğine" hükmettiği kararı mahkeme heyetine okuyan Mehmet Altan sözlerine şöyle devam etti:

"Görüldüğü gibi dosyada “iddia” diye sunulan delillerle “tutuklanamayacağım,” bunu yapanların anayasal suç işlediği ortaya konmuş.

"AYM beni bu kararıyla anayasayı ihlal edenlere karşı koruyor. Mahkemeniz de bu kararı kabul ederek beni tahliye ediyor, devlet tazminat ödüyor.

"Tutuklanmam sadece 19/3 değil, anayasanın 26. ve 28. maddeleri gereğince de ihlal sayılıyor. Yargı Anayasa'yı delik deşik ediyor.

"Aynı delil, iddialar ve dosya ile en yüksek mahkeme anayasanın çiğnendiğine hükmederken, 1. derece mahkeme nasıl ağırlaştırılmış müebbet cezası verebilir?

"Mahkemeniz AYM kararına uydu. Peki, duruşma savcısı şimdi bunu nasıl yok sayabiliyor? Bunun hukuksal ve anayasal bir izahı var mıdır?

"Hukuk var ise, hukuk firardan geri döndü ise bu dosyadan suç çıkarmak imkânsız."

AİHM'in 20 Mart 2018 tarihli ihlal kararında, AYM kararının ardından tutuklamaya dair yeni bir delil olmadığının belirtildiğine dikkati çeken Mehmet Altan, "Bunlara rağmen 2 yıl hapis yattım, 30 yıl çalıştığım üniversiteden atıldım, istinaf savcısı da müebbet istiyor. Hukuk devleti bu mudur?" diye sordu.

Mehmet Altan sözlerini şöyle noktaladı:

"Şayet hukuk var ise, Türkiye ve Avrupa’nın en yüksek mahkemelerinin hükümleri ışığında verilecek karar beraatten başka bir şey olamaz. Ama savcı, suçsuz insanları suçlu gibi̇ gösteren; 'haklıyız' demek ı̇çı̇n 'hukuksuz hükümler' veren utandırıcı bir geleneği sürdürmek istiyor. Şayet yeniden açıkça bir hukuksuzluk söz konusu olacak ise yapılacak fazla bir şey kalmıyor. Hukuksuz kaba bir gücün karşısında ne yapılır ki? Dillerim, hukuk firardan dönmüştür ve bu zulüme son verir"

Mehmet Altan'ın savunmasının ardından duruşmaya bir kez daha kısa süreliğine ara verildi.

Facebook Yorumları

0 0
reklam
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  
Fatih Portakal: Erdoğan'a yanıt vermeyeceğim
...
  
Denge ve Denetleme Ağı: Makul gerekçeden yoksun ve orantısız tutukluluklar, yargıya güveni azaltıyor
...
  
MUSTAFA YURTSEVER: TKP’nin SÖZLÜ TARİH ANLATIMINDA KENDİ HİKAYEM -2-
...
  
Venedik Komisyonu ve AGİT'ten Seçim Yasası değişikliğine ilişkin ortak rapor: Sorunlu ve güven sarsıcı
...
  
Ankara'da tren kazası; ölü ve yaralılar var!
...
  
Şampiyonlar Ligi'ne veda eden Galatasaray, yoluna UEFA Avrupa Ligi'nde devam edecek
...
  
Hikmet Muti: 21.yy.da Çhe Kueveracılık ve idiyo(t)locistik atraksiyonlar ...
...
  
Macron "Sorumluluğu üzerime alıyorum" dedi: Ekonomik ve sosyal bir olağanüstü hal ilan edeceğim
...
  
AKP'yi Bolşeviklere benzetmişti: Tepkilere yanıt verdi
...
  
Aksoy ve Taş'ın başvurularına hâlâ cevap verilmedi
...
  
HDP'li hukuk profesörü Sancar: Eğer Demirtaş ve Önder bu davadan ceza alıyorsa, Beşir Atalay ve Efkan Ala'nın da yargılanması gerekiyor
...
  
Yüksek Mahkeme, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verd
...
  
Hakan Özyıldız: Tüm yatırımcıları şeffaf olarak bilgilendirmeden, ihalelerde değişiklik yapmak, güveni zedeler, risk algısını bozabilir
...
  
Herkes biliyor Cohen’in Everybody Knows şarkısını...
...
  
CHP-İyi Parti ittifakında sona yaklaşıldı; Ankara ve Balıkesir için gözler liderlerde
...
  
KHK'lı ve atanmayan doktorların 450 gün sonra çalışabilmesini öngören yasa resmileşti
...


EN ÇOK OKUNANLAR