Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Ve devlet gücünü gösterdi…


15.01.2021 - Bu Yazı 4547 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

‘Güçlü bir devletimiz var’ bu topraklarda söylene söylene kök salmış bir söz. Devlet adına hareket ettiğini söyleyen, hattâ onun ötesine geçerek kendini devlet yerine koyanların her fırsatta başvurduğu, ona sığındığı bir söz aynı zamanda. Devletin işleyişine karşı eleştiri getiren her vatandaş, ‘o gücü’ zayıflatmaya yönelik eylemde bulunduğu için devlet buna asla izin vermez, gücünü mutlaka korur. Devlet için, devlet adına konuşanlar zaman zaman değişse de devletin gücü özellikle vatandaşına karşı mutlaktır ve korunur.

Her ne kadar devlet adına hareket edenler, “Devlet vatandaşları için vardır” dese de gerçek hiçbir zaman değişmez; bu topraklarda yaşayanlar devlet için vardır. Bunun zafiyete uğradığı zamanlarda ise babaannemin deyimiyle kotali (odun sopası) itiraz edenlerin başına iner.

Son yıllarda devletin gücünün tavan yaptığı, halkın başına kotalinin değişik vesilelerle indiği bir dönemden geçiyoruz. Güçlü devletimiz hesap vermediği, vermeyi aklından dahi geçirmediği bu dönemde haliyle kotaliyi de eksik etmiyor halkından. Bir şekilde gücünü gösterecek!

Koronavirüs salgınının etkilerinden bir an önce kurtulmak, böylece bu dönemi daha az ölümle atlatmak isteyen güçsüz devletler ülke nüfusunun iki katı aşıyı temin edip aşılamaya başlarken, bize kala kala şimdilik üç milyon aşı kaldı. 80 milyonu aşan ülkede bir buçuk milyonu aşılayacak Çin aşısı. Ona da ne zaman başlanacağı meçhul. İnsanlar önünü görürse devletin gücünün zafiyete uğrayacağından korkuluyor herhalde…

Salgın da aynı mantıkla yönetildi; vaka ve ölüm sayıları saklanarak. Uzunca bir süre bu ülkede yaşayanlar gerçek vaka sayılarını öğrenemedi. Öğrendiğinde ise iş işten çoktan geçmişti. Ama bunun devlet açısından güzel bir yanı vardı. Salgında şeffaf olup halkına bilgi veren ‘güçsüz devletler’ halklarını endişeye sevk ederken, bizim devletimiz bilgi vermeyerek bu dönemi hiçbir şey yokmuş gibi atlatmamızı sağladı, psikolojimiz bozulmadı!

Aşı, bu salgından kurtulmak için insanlığın tek umudu. Başkanlığa seçilen ama daha koltuğa oturmadan minik bir darbeyle karşılaşan ABD Başkanı Jeo Biden, bunu bile fazla kafasına takmayıp, halkının aşılanması için çaba harcıyor. Öncülük olsun diye kameraların önüne geçerek ikinci doz aşısını bile oldu.

Bizim güçlü devletimizde ise gelen üç milyon doz aşının ne zaman başlayacağı muamma. Önceki gün dört saatlik Bakanlar Kurulu toplantısından çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının önemli bir bölümünü bu ülkeyi yöneten muhalefeti eleştirmeye ayırdıktan sonra, Sağlık Bakanına dönerek ‘aşıya ne zaman başlanılacağını’ soruyor. Cuma olmaz Perşembe başlayın gibi laflar ediliyor. Papatya falı gibi. Orada bulunan gazetecilerin aklına da “siz içerde dört saat boyunca ne konuştunuz” sorusunu sormak gelmiyor. Güçlü devlet asla böyle sorulara muhatap olamaz çünkü…

Başta yazılan polis amirinin sözüne gelecek olursak… Devlet bu anlamda gücünü halkından hiç esirgemedi. Hak arama eylemlerine pandemi koşullarını gerekçe göstererek izin vermedi. Çevreciler, köylüler yaşadıkları yerlerin yağma edilmesine karşı çıkmak için bir araya geldi; devletin gücü hemen karşılarına dikildi. Pandemi vardı. Tazminatlarını alamayan maden işçileri Ankara’ya yürümek istedi; yine pandeminin ardına sığınıldı, engellendi. En son yaşanan iki olay ise devletin gücünün zirvesiydi bana göre…

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, öğretim görevlileri ve çalışanlar yeni yıla üniversitelerine atanan ‘kayyum rektörle’ girdiler. Bu durumu protesto etmek istediler, üniversitelerinin kapısına devleti temsilen kelepçe vuruldu. Yine de protestolarını yaptılar. Ertesi gün yine protesto olacaktı üniversite kapısında. Güçlü devletin geleneklerine uygun olarak İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, gece yarısı pandemiyi gerekçe göstererek, ‘Şişli ve Beşiktaş ilçelerinde gösteri yapmak, toplanmak halk sağlığı açısından uygun değildir’ kararını verdi. Üniversite öğrencileri bu karar üzerine çok büyük bir kalabalıkla toplanarak Kadıköy’de protesto eylemi yaptı. Güçlü devletimiz koronavirüsü kontrol altına alabiliyordu; Şişli ve Beşiktaş’ta tehlikeli olan virüs Kadıköy’e uğramadı.

Devletin gücünü en son sendikalı oldukları için işten atılan, mahkemeyi kazandıkları halde işe iade edilmeyen işçiler üzerinde gördük. Bir hukuk devleti normalde, uğradıkları açık haksızlığı kamuoyuna duyurmak isteyen işçilerin bu haklarını kullanabilmelerinin koşullarını temin eder. Ama biz güçlü devlettik, haklarını aramak için Ankara’ya gelen işçilerin karşısına polis dikildi. İşte bu dikilme sırasında polis şefi, “Biz devletin gücüyüz, neler yapabileceğimizi orada gösteririz size…” dedi. Kendisi de bir emekçi olan polis amiri orada devletin gücü adına konuştu. O güç sözde kalmadı; gösterildi işçilere.

Gözaltına alındılar önce. Bütün günü ifadeler, sağlık muayenesi derken karakolda geçirdiler. Pandemi nedeniyle sokağa çıkma yasaklarının başladığı saatlerde, serbest bırakıldılar. Polis onlara Gölbaşı’na kadar eşlik etti. İşçiler, polislere yasakları hatırlattı. Polisler, çevirme olursa tutanakları gösterin ceza yazmazlar diye cevap verdi. Bu sözün üzerinden 10 dakika geçmeden Ankara çıkışında araçları çevrildi. Tutanaklara rağmen yasağı ihlal ettikleri gerekçesiyle her birine ceza kesildi.

Cezalar kesildikten sonra yola koyulan işçiler, bu kez sabaha karşı memleketleri Karaman’ın girişinde durduruldu. Burada yine aynı gerekçe gösterildi: Sokağa çıkma yasağını ihlâl. İşçilerin itirazları, daha önce kesilen cezayı göstermeleri fayda etmedi. Devlet gücünü gösterecekti, gösterdi de.

Kendisine yönelik dolaylı ya da dolaysız her eylemi potansiyel suç olarak görüp sopayı halkından esirgemeyen devlet, gücünü bu şekilde devam ettiriyor. Ama bu halkın da ‘güçlü devletten,’ her an hastalığa yakalanma riskinin olduğu bir ortamda tek kurtuluş umudu olan aşı ile ilgili bir planının olmasını beklemek hakkı değil mi?  

Facebook Yorumları

reklam
15.01.2021
Ve devlet gücünü gösterdi…
6.01.2021
Boğaziçili ‘elit’ bir öğrencinin kısa hikâyesi…
24.12.2020
Ön saflardakiler; filyasyondakiler…
10.12.2020
Bizde böyle şeyler olmaz, hep başka yerlerde olur
5.11.2020
Mucize…
25.08.2020
Bakan’ın, ‘Dere gün gelir hakkını alır’ diyen bir dedesi olmamış!
1.08.2020
Kadınlar erkeklere neden güvensin?
21.07.2020
Karanlık…
9.07.2020
Fıtrat ve yemek…
11.04.2020
İtiraf ediyorum:Bidon kafalıyım
2.04.2020
Begonvil…
29.11.2019
Öğretmen gibi oturmak…
18.11.2019
Kasaba...
12.11.2019
Cinayet süsü!
1.11.2019
Haydarpaşa ve Sirkeci’nin raconu!!!
19.10.2019
Bir anlaşmadan geriye kalanlar...
28.08.2019
Emanet!
20.03.2020
Bir doktoru özür dilemeye zorlamak…
28.06.2019
Nankörler!
16.06.2019
Babalar ve uşakları (*)
12.05.2019
Çürüme…
27.04.2019
Seçimler ve rutinlerimiz…
13.3.2019
Beyoğlu’nun en güzel abisi
24.1.2019
Baba’nın ardından…
26.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
22.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
26.2.2017
En alttakiler
19.2.2017
Çocuklar bizi gözetliyor…
12.2.2017
Hatalıysak aramızda kalsın!
2.2.2017
Aşıklar Şehri’nin büyüsü…
28.1.2017
Sana ne…
22.1.2017
10. yıl…
12.1.2017
Öküzün boynuzunda…
31.12.2016
Heykel…
24.12.2016
Teferruat
8.12.2016
Kapıları kilitlemek…
1.12.2016
İstanbul’dan gitmek…
20.11.2016
İnsanın içi üşür oğul…
16.11.2016
West World
1.11.2016
Eşyalar, insanlar ve düşünceler…
23.10.2016
Duvardaki sarmaşık...
9.10.2016
Kırmızı perşembe…
1.10.2016
Yozgat Blues
23.9.2016
Mesele ağaç, anladınız mı?
13.9.2016
Eylül’de bayram
29.8.2016
Vay Babako…
24.8.2016
Katilleri ayırmak
13.8.2016
Devrimin ‘idam’ sesleri
6.8.2016
Bayrak…
19.7.2016
12 Eylül’den 15 Temmuz’a…
15.4.2016
Bir katilin ardından…
27.11.2015
Memleket!
7.11.2015
Ha buni bize kim etti? (2)
22.10.2015
Çakma otomobil!
14.10.2015
*Vesikalık
8.10.2015
İnsanlık suçu ve gerçek!
3.10.2015
HDP siyasi parti olabilecek mi?
16.9.2015
Yurtsuz kalmak…
28.8.2015
PKK iki halkın da düşmanı!
11.7.2015
Sıradan faşizm…
20.6.2015
Sınır…
14.6.2015
Ha buni bize kim etti?
6.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
12.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
04.04.2015
Yaşamı savunmak mı ölümü kutsamak mı?
02.04.2015
En büyük hayali başbakan olmakmış
29.03.2015
Emekliliğin belgesi!
22.03.2015
Kanaviçe
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive