Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Boğaziçili ‘elit’ bir öğrencinin kısa hikâyesi…


6.01.2021 - Bu Yazı 1739 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 

Bilinen bir anlatıdır; Cehennem’de yeni bir zebani işe başlamış. İlk gün zebanibaşı ile birlikte görev tanımı için Cehennem’de küçük bir tura çıkmışlar. Her yerde dev, yüksek kaynar kazanlar içinde yanan insanlar ve her bir kazanın başında ellerinde kalın kalaslarla zebaniler varmış. Her kim ki kazandan dışarı çıkmaya çalışıyor, kafasına bir kalas darbesiyle gerisin geri gönderiliyormuş alevlerin arasına. Fakat kazanların birinin başında hiç zebani yokmuş. Acemi zebani büyük bir merakla sormuş:

– Efendim, bu kazanda niye görevli zebani yok, boş mu?

Cevap, şöyle gelmiş:

– O mu? O Türklerin kazanı. Görevli zebaniye gerek duymuyoruz. İçlerinden biri çıkmak için hamle ettiğinde diğerleri birlik olup hemen onu aşağıya çeker.   

Giderek vasatlaşan, vasatlığın altın çağını yaşayan memlekette Türkiye’nin en iyi birkaç üniversitesinden birine, bir zamanlar dünyanın en iyi dört yüz üniversitesi arasında yer alan Boğaziçi Üniversitesi’ne gece yarısı öğrencilerin tabiriyle ‘kayyum rektör’ atandı. Kamuoyu, yeni atanan rektörü öğretim görevlisi kariyerinden çok siyasi kariyeriyle tanınıyordu. Yeni rektör 2002’de AK Parti’nin Sarıyer ilçe kurucularından olmuş, 2009 yerel seçimlerinde AK Parti’ye Ataşehir belediye başkan aday adaylığı başvurusu yapmış ve 2015’te AK Parti’den milletvekili aday adayı olmuş biri. Siyasette bulamadığı kariyeri, bir gece yarısı Boğaziçi Üniversitesi’ne atanarak taçlandırdı.

Boğaziçili öğrencilerin “Kayyum rektör istemiyoruz” tepkisine hemen karşı atak geldi: “Boğaziçi elitlerin değil, milletindir.” Sanki orada okuyanlar bu milletin çocukları değilmiş gibi. Buradan yola çıkarak, şu anda Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan bir ‘elit’ öğrencinin kısa hikâyesini yazacağım.

Devlet memuru bir ailenin çocuğuydu. Burslu okuduğu özel okuldan sonra, Türkiye’nin iyi sayılan devlet liselerinden birini kazanmıştı. Onu tanıdığımda üniversite sınavlarına hazırlanıyordu. Annesinin deyimiyle kendine özgü bir çalışma sistemi vardı. Üniversiteye hazırlanma sistemini kendisi kurmuş, ona göre hazırlanıyordu. Haftalık koyduğu ders çalışma süresinin altına inmeden çalışmalarını sürdürdü. Üniversite sınavı yaklaştığında bol su içip, tuvalete gitmeden ne kadar süre durabildiğini bile test etti. Sınavda tuvalet ihtiyacı hissederse o stresle nasıl baş edeceğini bile hesaplamıştı.

Üniversite sınavlarında ilk dört yüze girmeyi başardı. Sıra okul seçmeye geldi, başarılı bir öğrenci olduğu için Türkiye’nin önemli vakıf üniversitelerinden davet aldı. Koç Üniversitesi’ne gidip bir gece yurdunda kaldı. Üniversite ona tam burslu okumayı teklif etmişti. Ertesi gün Boğaziçi Üniversitesi’ne gitti. Burada mühendislik fakültesi dekanıyla tanıştı. Dekanın o görüşmede “Burada öğrenci öğretmen yoktur, bilgi vardır. Bazen hocalar öğrencilere bilgi öğretir, bazen de öğrenciler hocalara. Kıymetli olan bilgidir” sözünden çok etkilendi.

Eve geldiğinde kararını vermişti, Koç Üniversitesi yerine ülkenin her tarafından, her sınıfından gelen, kozmopolit bir yapısı olan Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyacaktı. Bilgisayar Mühendisliğine kaydını yaptırdı.

Parlak bir zekâsı var, herhangi bir siyasi görüşe yakın değil ama ülke sorunlarıyla yakında ilgilenen bir genç. Özellikle son yıllarda ülkenin giderek demokrasiden uzaklaşması, özgürlük alanlarının daraltılması gelecekle ilgili kaygılarını giderek artırdı. Bu kaygılarını gidermek için onunla sık sık görüşmeye başladım. Son zamanlarda okulu kazasız belasız bitirip, bir an önce yurt dışına gitme ve orada bir yaşam kurma fikrine sarıldı. Sadece kendisinin değil okul arkadaşlarının önemli bir bölümünün de aynı düşünceyi taşıdığını anlatıyor sık sık. Haksız da değil; bilginin önemini yitirdiği, ‘biatın’ her şeyden önemli olduğu, vasatlığın erdem sayıldığı bir ülkede kendisi için bir gelecek göremiyor belli ki. Onun gibi düşünen birçok genç kaçarcasına gidiyor kendi ülkesinden. Ülkeye önemli katkılar sunabilecek genç beyinler böyle kaçarcasına giderken, bu çocuklara ülkeleri için çalışacak ortam hazırlamak yerine, onları ‘elit’ diye yaftalayan, gitmelerini âdetâ teşvik eden bir memleket ortamı var artık.

Ve dün, gelecekte bu ülkenin en kaliteli insan kaynağını oluşturacak bu gençler üniversitelerine tepeden inme, Boğaziçi geleneklerine aykırı bir şekilde rektör atanmasını protesto etti. Bir zamanlar ülkede özgür eğitimin sembolü olmuş üniversitelerinin kapısına polis kelepçesinin takıldığını gördüler. Polis, üniversiteyi tutuklayıp merkeze ifadeye götürecekti herhalde. O takılan kelepçeyle üniversiteyi özgür düşünceyle yoğrulan bilimsel yöneliminden alıp ülkenin genel vasatlığına teslim ettiler.

Baştaki anlatının gerçekliğini yaşıyoruz her geçen gün: Hep beraber yükselmek yerine hep beraber batmak daha cazip geliyor sanki bize.

 
 

Facebook Yorumları

reklam
15.01.2021
Ve devlet gücünü gösterdi…
6.01.2021
Boğaziçili ‘elit’ bir öğrencinin kısa hikâyesi…
24.12.2020
Ön saflardakiler; filyasyondakiler…
10.12.2020
Bizde böyle şeyler olmaz, hep başka yerlerde olur
5.11.2020
Mucize…
25.08.2020
Bakan’ın, ‘Dere gün gelir hakkını alır’ diyen bir dedesi olmamış!
1.08.2020
Kadınlar erkeklere neden güvensin?
21.07.2020
Karanlık…
9.07.2020
Fıtrat ve yemek…
11.04.2020
İtiraf ediyorum:Bidon kafalıyım
2.04.2020
Begonvil…
29.11.2019
Öğretmen gibi oturmak…
18.11.2019
Kasaba...
12.11.2019
Cinayet süsü!
1.11.2019
Haydarpaşa ve Sirkeci’nin raconu!!!
19.10.2019
Bir anlaşmadan geriye kalanlar...
28.08.2019
Emanet!
20.03.2020
Bir doktoru özür dilemeye zorlamak…
28.06.2019
Nankörler!
16.06.2019
Babalar ve uşakları (*)
12.05.2019
Çürüme…
27.04.2019
Seçimler ve rutinlerimiz…
13.3.2019
Beyoğlu’nun en güzel abisi
24.1.2019
Baba’nın ardından…
26.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
22.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
26.2.2017
En alttakiler
19.2.2017
Çocuklar bizi gözetliyor…
12.2.2017
Hatalıysak aramızda kalsın!
2.2.2017
Aşıklar Şehri’nin büyüsü…
28.1.2017
Sana ne…
22.1.2017
10. yıl…
12.1.2017
Öküzün boynuzunda…
31.12.2016
Heykel…
24.12.2016
Teferruat
8.12.2016
Kapıları kilitlemek…
1.12.2016
İstanbul’dan gitmek…
20.11.2016
İnsanın içi üşür oğul…
16.11.2016
West World
1.11.2016
Eşyalar, insanlar ve düşünceler…
23.10.2016
Duvardaki sarmaşık...
9.10.2016
Kırmızı perşembe…
1.10.2016
Yozgat Blues
23.9.2016
Mesele ağaç, anladınız mı?
13.9.2016
Eylül’de bayram
29.8.2016
Vay Babako…
24.8.2016
Katilleri ayırmak
13.8.2016
Devrimin ‘idam’ sesleri
6.8.2016
Bayrak…
19.7.2016
12 Eylül’den 15 Temmuz’a…
15.4.2016
Bir katilin ardından…
27.11.2015
Memleket!
7.11.2015
Ha buni bize kim etti? (2)
22.10.2015
Çakma otomobil!
14.10.2015
*Vesikalık
8.10.2015
İnsanlık suçu ve gerçek!
3.10.2015
HDP siyasi parti olabilecek mi?
16.9.2015
Yurtsuz kalmak…
28.8.2015
PKK iki halkın da düşmanı!
11.7.2015
Sıradan faşizm…
20.6.2015
Sınır…
14.6.2015
Ha buni bize kim etti?
6.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
12.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
04.04.2015
Yaşamı savunmak mı ölümü kutsamak mı?
02.04.2015
En büyük hayali başbakan olmakmış
29.03.2015
Emekliliğin belgesi!
22.03.2015
Kanaviçe
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive