Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Bakan’ın, ‘Dere gün gelir hakkını alır’ diyen bir dedesi olmamış!


25.08.2020 - Bu Yazı 4724 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Giresun ve ilçelerinde yaşanan sel felaketinden sonra bölgeye giden Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli, “Ben böyle bir doğal afet görmedim, şehrin silüeti değişmiş, ciddi uyarılarımıza rağmen vatandaş, ‘Nasıl olsa bana bir şey olmaz’ düşüncesinde. Bu da can kayıplarına neden oluyor” demiş.

Son yıllarda her sel felaketinden sonra devlet yetkililerinin artık ezberlediğimiz sözlerini duyuyoruz. Her defasında “Ben böyle bir şey görmedim”le başlanıyor söze ve vatandaş suçlanıyor. Ne yapacaktı vatandaş, meteorolojinin her aşırı yağış uyarısıyla birlikte evini, barkını, iş yerini başka bir yere mi taşıyacaktı. Sahi ne yapacaktı?

80’ler dizisinde bir patron karakteri vardı. Olaylar karşısında verdiği ilk tepki, “Hayret bir şey, ben böyle bir şey görmedim” oluyordu. Bizim devlet yetkililerimiz de bu repliği ezberlemiş gibi hep aynı tepkiyi veriyor.

Oysa birileri çok daha önceden görmüştü felaketi. O bölgede yaşayanlar. “Yapmayın, etmeyin, kıymayın derelerimize…” dediler, dinletemediler. Dozerlerin, iş makinelerinin karşısına çıktılar. Karşılarına devletin kolluk güçleri çıkarıldı. Mahkemelere verdiler, nedense hep o dereleri talan etmek isteyen şirketler kazandı!

Derelerin elden gitmesi yetmezmiş gibi, üstüne bir de ‘servet düşmanlığı, vatan hainliği’ ile suçlandılar. Aynı dere havzası üzerine bir, bilemedin iki tane HES yeterliyken hep daha fazlası istendi. Devlet alım garantili bir şekilde hayata geçirilen HES’lerin ruhsatları zaman zaman el değiştirdi. Birileri, bu işlerden gerçekten ‘büyük servetler’ kazandı.

“Su akar Türk bakardan, su akar Türk yapara…”

Bu sözü ilk kez Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan, başbakanlığı döneminde Ovit yaylasında yapılan bir törendeki konuşmasında duymuştum. Yıllar önce yaptığı konuşmada Erdoğan, HES’leri yöre halkının itirazlarına aldırmadan bu sözlerle savunuyordu. Gerçekten yaptılar da…

Sadece HES’ler yapılmadı Karadeniz’de. O HES’lerin ulaşılabilir olması için yollar yapıldı. Çelik boruları dağlardan aşırmak için ağaçlar kesildi. Yapılan itirazlar, “yerlerine ağaç dikeceğiz” denilerek geçiştirildi. Yüzyıllık ağaçların kesilerek yerlerine dikilecek küçük fidanların sel felaketlerini nasıl önleyeceğine en azından devletimizi yönetenler kafa yormadı. ‘Derelerin ıslahı’ adı altında geniş vadilerden akan dereler, dar betonlara hapsedildi.

Çocukluğum ve ilk gençliğim Salarha Deresi üzerinde geçti. Çağrankaya Yaylası’ndan doğan dere Andon’da coşar, geçtiği yerlerden diğer köy dereleriyle buluşup, şu anki Rize Stadının yanındaki Askoros’tan denize dökülürdü. Rize’nin içme suyu da Andon’da kurulan tesisten karşılanırdı.

Ortaokulu bu derenin geçtiği Aron’da (Dörtyol) okudum. Okulun ilk öğrencilerinden ve ilk mezunlarındanım. Okul köyümüze altı kilometre uzaklıktaydı ve genelde yaya olarak gider gelirdik. En büyük eğlencemiz Salarha Deresi kenarında oluşan kum alanlarında top oynamak, oluşan göller üzerinde yüzmekti. Her yıl değişirdi o alanlar. Derenin zaman zaman taşmasıyla birlikte top oynadığımız alanlar da, göl olan yerler de değişirdi. Bunu o yörede yaşayan insanlar değil, dere belirlerdi. Yeni oluşan alanları orada yaşayanlar eker biçerdi; bir gün derenin o alanı alıp götüreceğini bilerek. O dere üzerinde arkadaşlarla ‘rafting’ denen sporu bilmeden kamyon şamreliyle denize kadar gittiğim çok olmuştur.

Kendi oluşturduğu geniş bir vadiden yüzyıllardır akan bu dere son yıllarda hızlı bir değişime uğradı. Geniş vadiden akan derenin üzerine birçok HES yapıldı. Derenin alanı giderek daraltıldı. Islah adı altında beton duvarlara hapsedildi. Askoros’tan Andon’a doğru giderken çoğu kez dereyi bile göremiyorsunuz. Geniş vadiden kazanılan alanlar üzerine fabrikalar, evler, hatta kamu binaları yapıldı. Çelik borulara, betona hapsedilen bu dere her birkaç yılda bir yerini arar, önüne ne varsa katıp denize götürür, suyu ‘ıslah’ edenler de bunu felaket olarak, beklenmeyen büyük yağış olarak yorumlar. Oysa Rize’de ayda iki kez yağmur yağar. Bir yağar bir de diner…

Köyümüzdeki evin altında küçük bir dere akar. O derenin kenarında mısır ekilen küçük bir tarlamız vardı. Tarlayı dereden korumak için duvar örmüştü dedem. Zaman zaman dere coşunca duvar hasar görür yıkılırdı. Dedem de duvarı her defasında inatla örerdi. Bunu yaparken de “Dere hakkını gelir böyle alır” demeyi ihmal etmezdi. Son sel felaketinden en çok etkilenen yerlerden biri olan Giresun’un Dereli İlçesi de derenin betona hapsedilerek kazanılan alan üzerine inşa edilen bir ilçe. Can kayıplarının yaşandığı ilçeye giden Bekir Pakdemirli’nin “Dere gün gelir hakkını alır” diyen bir dedesi olmamış belli ki. Olsaydı eğer, yaraları sarmak için gittiği bölgede gördükleri karşısında ‘hayretler içine’ düşmez, “Yok böyle bir doğal afet” demezdi.  

Facebook Yorumları

reklam
25.08.2020
Bakan’ın, ‘Dere gün gelir hakkını alır’ diyen bir dedesi olmamış!
1.08.2020
Kadınlar erkeklere neden güvensin?
21.07.2020
Karanlık…
9.07.2020
Fıtrat ve yemek…
11.04.2020
İtiraf ediyorum:Bidon kafalıyım
2.04.2020
Begonvil…
29.11.2019
Öğretmen gibi oturmak…
18.11.2019
Kasaba...
12.11.2019
Cinayet süsü!
1.11.2019
Haydarpaşa ve Sirkeci’nin raconu!!!
19.10.2019
Bir anlaşmadan geriye kalanlar...
28.08.2019
Emanet!
20.03.2020
Bir doktoru özür dilemeye zorlamak…
28.06.2019
Nankörler!
16.06.2019
Babalar ve uşakları (*)
12.05.2019
Çürüme…
27.04.2019
Seçimler ve rutinlerimiz…
13.3.2019
Beyoğlu’nun en güzel abisi
24.1.2019
Baba’nın ardından…
26.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
22.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
26.2.2017
En alttakiler
19.2.2017
Çocuklar bizi gözetliyor…
12.2.2017
Hatalıysak aramızda kalsın!
2.2.2017
Aşıklar Şehri’nin büyüsü…
28.1.2017
Sana ne…
22.1.2017
10. yıl…
12.1.2017
Öküzün boynuzunda…
31.12.2016
Heykel…
24.12.2016
Teferruat
8.12.2016
Kapıları kilitlemek…
1.12.2016
İstanbul’dan gitmek…
20.11.2016
İnsanın içi üşür oğul…
16.11.2016
West World
1.11.2016
Eşyalar, insanlar ve düşünceler…
23.10.2016
Duvardaki sarmaşık...
9.10.2016
Kırmızı perşembe…
1.10.2016
Yozgat Blues
23.9.2016
Mesele ağaç, anladınız mı?
13.9.2016
Eylül’de bayram
29.8.2016
Vay Babako…
24.8.2016
Katilleri ayırmak
13.8.2016
Devrimin ‘idam’ sesleri
6.8.2016
Bayrak…
19.7.2016
12 Eylül’den 15 Temmuz’a…
15.4.2016
Bir katilin ardından…
27.11.2015
Memleket!
7.11.2015
Ha buni bize kim etti? (2)
22.10.2015
Çakma otomobil!
14.10.2015
*Vesikalık
8.10.2015
İnsanlık suçu ve gerçek!
3.10.2015
HDP siyasi parti olabilecek mi?
16.9.2015
Yurtsuz kalmak…
28.8.2015
PKK iki halkın da düşmanı!
11.7.2015
Sıradan faşizm…
20.6.2015
Sınır…
14.6.2015
Ha buni bize kim etti?
6.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
12.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
04.04.2015
Yaşamı savunmak mı ölümü kutsamak mı?
02.04.2015
En büyük hayali başbakan olmakmış
29.03.2015
Emekliliğin belgesi!
22.03.2015
Kanaviçe
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive