Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Haydarpaşa ve Sirkeci’nin raconu!!!


31.10.2019 - Bu Yazı 154 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’nin yakın tarihine tanıklık etmiş, ülkenin en önemli değerlerinden olan Haydarpaşa ve Sirkeci Garı’nın depolama alanları oldu bittiye getirilerek 15 yıllığına iki yıl önce kurulan bir şirkete tabiri caizse ‘peşkeş’ çekildi. ‘Kişiye özel’ ihaleye verildiğinden beri kafamda ‘böyle bir şey nasıl olur’ sorularıyla yatıp kalkıyordum. Ülkede son yıllarda birçok ihalenin adrese teslim yapıldığını duyuyor, biliyorduk. Yine de ülkenin önemli kültürel değerlerinden olan iki gar binasının bu şekilde verilebileceğini tahmin edemezdik…

Beni kafamdaki sorulardan arındıran ve gerçek anlamda bir aydınlanma yaşatan ihaleyi veren kurumun başındaki Ulaştırma ve Altyapı Bakanı sayın Cahit Turan oldu. Turan’ın Isparta’da inceleme yaparken söyledikleri benim bu ihale konusundaki düşüncelerimi, kafamdaki soruları yerle yeksan etti. Turan, “Dünyanın bütün güçleri, Türkiye’nin büyüklüğünü kabul etti. Bu coğrafyada raconu kim keser? Türk milleti keser, onun lideri keser. Hamdolsun herkes anladı.” Dedi. Haliyle dünyaya raconun kim tarafından kesildiğini öğreten bir ülkenin bakanın da kendi çapında ‘racon’ keserek ihaleyi istediği kişiye verme hakkı vardı. İşte ülke olarak bunu anlamamıştık, böylece anlamış olduk. Benim için bu ihale ilgili ortaya atılan iddialar, şüpheler, kaygılar tamamen bitmiştir. Bakan raconu kesmiş, bizlere de bunu kabul edip ‘siz öyle buyurduysanız ne haddimize’ deyip, sineye çekmek düşer.  Bakarsın ilerde sayın bakanımız bizim için de bir racon keser, belli mi olur?

Sayın bakanın sözleri üzerine söz söylemenin, laf üretmenin bu ihaleye ‘fitne ve fesat’karıştırmanın boş bir çabadan ibaret olduğunu bilsem de suya yazı yazmayı sevdiğimden olacak ki, birkaç kelam da ben edeceğim. Ne de olsa benim gibi genç yaşta İstanbul’a gelip, “Yeneceğim ulan seni İstanbul” deyip, asla yenemediği yerin simgesidir Haydarpaşa.

Karaköy Salı Pazarı’nda çocuk yaşta memleketi Erzincan’dan trenle gelip yaşama tutunan, yerin altına açtığı çay ocağı sayesinde çocuklarını okutan bir abi var. Arada gider çayını içerim.  Bir anda popüler olan art arda açılan afili kafelerden etkilenerek ocağının adını ‘kafe’ olarak değiştirip, çayın fiyatını ikiye, üçe katlasa da yine de orada en makul fiyata çay içilen yerlerden biridir. Yine yolumun düştüğü bir gün, bana hikayesini anlattı. Trenle Erzincan’dan gelip, Karaköy’de çay ocağı işlet hemşerisinin yanına geldiğini, yerin altında olan çay ocağında yatıp kalktığını… Hikayesi devam ederken “Tahta bavulla mı geldin İstanbul’a? Diye bir soru sordum. “Ne tahta bavulu, paramız mı vardı. Ne bavulum ne de o bavula koyacak elbisem vardı. Bir çuvala bana birkaç ay yetecek yiyeceğimi koyarak gelmiştim Haydarpaşa’ya” diye cevap vermişti. Bu cevap beni hafiften utandırdı. Filmlerde öyle görmüştük. Elinde tahta bavulla Haydarpaşa’ya gelip, merdivenlerden mağrur bir ifadeyle, Süleymaniye’ye, Sultanahmet’e ve eski Galata Köprüsü’ne bakıp ‘yeneceğim seni’ diyen insanları… Sonu hüsranla bitse de öyle bilip, bellemiştik.

Anadolu’dan gelip, merdivenlerinden İstanbul’a umutla baktığı ilk yerdi Haydarpaşa. O merdivenler, ülkenin yakın tarihine tanıklık etti sessiz sedasız. Her basamağında bu ülkenin insanlarının kişisel tarihi yatar. Dünyanın en güzel gar binasıdır aynı zamanda. Beş yıl boyunca o binaya bakarak çalışmanın keyfini de yaşadım çatısının yanışını da. Hayatımın acı günlerinden biriydi ona tanıklık etmek.

Haydarpaşa ne kadar Anadolu’dan gelenlerin ilk durağı olsa da Sirkeci de Avrupa’ya giden umut yolculuğunun başladığı yerdir aynı zamanda. Bugün Avrupa’ya kök salan Türkiye’den gidenlerin ataları  trenlere doluşarak başlamıştı o umut yolculuğuna.

Haydarpaşa ve Sirkeci Garları İstanbul’da bulunan iki gar binası değildir. 100 yıldan uzun bir süredir, yaşadıkları ve yaşattıklarıyla ,Türkiye’nin yaşayan tarihidir aynı zamanda. İşte bu iki binanın depolama alanları iki yıl önce kurulan ve birkaç organizasyon düzenlemekten başka geçmişi olmayan kimsenin bilmediği bir firmaya ‘racon’ kesilerek verildi. Belki herkes yanılıyordur. İhaleyi alan firma Rönesansı başlatan Medici ailesinin Türkiye versiyonudur. Haydarpaşa ve Sirkeci’den başlayan Türk Rönesansını dünyaya taşıyabilir. Bu iyi niyetli yaklaşım bile yapılan adrese teslim ihaleyi haklı çıkarmaz.

 Bir ülkeye mal olmuş kıymetli değerleri ihaleyi alan kişilerin insafına ya da becerilerine bırakırsak yandık ki ne yandık. Kültür ve sanat konuları ayrıca çetrefilli bir konu. Üstelik ihaleyi alan şirket, aylık 300 bin lira kira bedelini ödedikten sonra işletme masraflarını çıkarıp bu işten para kazanacak. Bu şirketin Türkiye’nin sanata yatırım yapan onu fonlayan bir burjuva ailesine dayanan geçmişi de yok belli ki. Haydarpaşa ve Sirkeci’nin depolama alanlarını televizyon stüdyoları haline getirirse ne yapılacak. Ya da dünyanın değişik ülkelerinden revü yıldızları getirip, Türk dansı adına gösteriler yaparsa ne olacak? Olmaz demeyin, kültür ve sanat konuları kişilere göre değişkenlik gösteren bir mevzu. Sinemanın bile sanat mı değil mi diye tartışıldığı bir dünyadan bahsediyoruz.  Böylesine hassas bir konu ‘racon’ kesilerek ihale edilemez, birilerine rant sağlanamaz.

Bir bakan kendini ‘racon kesen’ ülkenin önemli bir şahsiyeti olarak görebilir, hatta böylede davranabilir. Böyle bir ortamda hukuk devleti olduğumuzu hatırlatmanın bir manası yok. Yine de bu ülkenin birer değeri olan Haydarpaşa ve Sirkeci garına kıymayın efendiler diyorum. Hani ufak bir ihtimalde olsa ‘racondan’ geri dönüş olur…     

Facebook Yorumları

reklam
17.11.2019
Kasaba...
12.11.2019
Cinayet süsü!
31.10.2019
Haydarpaşa ve Sirkeci’nin raconu!!!
18.10.2019
Bir anlaşmadan geriye kalanlar...
28.08.2019
Emanet!
28.06.2019
Nankörler!
16.06.2019
Babalar ve uşakları (*)
12.05.2019
Çürüme…
27.04.2019
Seçimler ve rutinlerimiz…
13.3.2019
Beyoğlu’nun en güzel abisi
24.1.2019
Baba’nın ardından…
26.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
22.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
26.2.2017
En alttakiler
19.2.2017
Çocuklar bizi gözetliyor…
12.2.2017
Hatalıysak aramızda kalsın!
2.2.2017
Aşıklar Şehri’nin büyüsü…
28.1.2017
Sana ne…
22.1.2017
10. yıl…
12.1.2017
Öküzün boynuzunda…
31.12.2016
Heykel…
24.12.2016
Teferruat
8.12.2016
Kapıları kilitlemek…
1.12.2016
İstanbul’dan gitmek…
20.11.2016
İnsanın içi üşür oğul…
16.11.2016
West World
1.11.2016
Eşyalar, insanlar ve düşünceler…
23.10.2016
Duvardaki sarmaşık...
9.10.2016
Kırmızı perşembe…
1.10.2016
Yozgat Blues
23.9.2016
Mesele ağaç, anladınız mı?
13.9.2016
Eylül’de bayram
29.8.2016
Vay Babako…
24.8.2016
Katilleri ayırmak
13.8.2016
Devrimin ‘idam’ sesleri
6.8.2016
Bayrak…
19.7.2016
12 Eylül’den 15 Temmuz’a…
15.4.2016
Bir katilin ardından…
27.11.2015
Memleket!
7.11.2015
Ha buni bize kim etti? (2)
22.10.2015
Çakma otomobil!
14.10.2015
*Vesikalık
8.10.2015
İnsanlık suçu ve gerçek!
3.10.2015
HDP siyasi parti olabilecek mi?
16.9.2015
Yurtsuz kalmak…
28.8.2015
PKK iki halkın da düşmanı!
11.7.2015
Sıradan faşizm…
20.6.2015
Sınır…
14.6.2015
Ha buni bize kim etti?
6.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
12.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
04.04.2015
Yaşamı savunmak mı ölümü kutsamak mı?
02.04.2015
En büyük hayali başbakan olmakmış
29.03.2015
Emekliliğin belgesi!
22.03.2015
Kanaviçe
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive