Tayfun Atay

T24



Bookmark and Share

Savaşın pornografisi


20.10.2019 - Bu Yazı 121 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 James Scott, Domination and the Arts of Resistance (Tahakküm ve Direniş Sanatları) adlı yapıtında (1990), "kamusal senaryo" (public transcript) ve "saklı senaryo" (hidden transcript) şeklinde bir kavram çiftini bize takdim eder. Bunların ne olduğunu basitçe netleştirmek istersek, tâbi konumda olanların hâkim konumda olanlar karşısında "sahneye koydukları" söylem ve pratik, "kamusal senaryo"dur. Bu, tahakküm sahiplerinin portresidir ve onların iktidarının görünürde onanması-doğallaştırılması anlamına gelir.

Ama bir de "saklı senaryo" vardır ki bu da tâbi olanların, iktidar sahiplerinin gözetiminden-denetiminden uzak oldukları noktada "sahne-gerisi"nde ürettikleri ve "kamusal-senaryo"daki iktidar onaylamasına karşıt bir direniş söylemidir. Fısıltılar, fıkralar, şarkılar, türküler, balladlar, bakışlar, dedikodular, gülüşmeler eşliğinde varlık bulan bir söylem.

Her iki "senaryo"nun ne olduğunu hiçbir şey, Scott'ın kitabının girişindeki şu Etiyopya atasözü kadar veciz ve başka söze ihtiyaç bırakmayan keskinlikte anlatamaz:

"Akıllı köylü, efendinin önünde saygıyla eğilir ve sessizce yellenir."

"Kamusal senaryo"da saygıyla eğilme vardır.

"Saklı senaryo"da ise sessizce yellenme.

"Bağlan Bağlan Bağlan" ki gösteri devam etsin!

Scott'ın, yaşamın siyasal asimetrisi içinde hâkim-tâbi, egemen-boyun eğen, ezen-ezilen eşitsizliklerinde işlerliğe soktuğu "kamusal ve saklı senaryo" tabirlerinin aslında hemen her türden toplumsal olay, olgu ve ilişkide de kullanılabilirlik arz ettiği söylenebilir.

Mesela savaş, savaşın anlamı ve anlamlandırılmasında olduğu gibi…

Savaşa dair "kamusal senaryo", pek çoklarınca şu "Barış Pınarı" harekâtında olduğu üzere ekranlarda bol bol ortaya kondu.

Görünürde neredeyse herkes, ordumuzun ve kahraman askerlerimizin vatanın-milletin-ülkenin bölünmez bütünlüğü için sınırlarımızda yuvalanmış şer odaklarına yönelik operasyonu karşısında saygıyla eğildi.

"Bu bir savaş; o askerler de bir savaş endüstrisinin durmaksızın dönen çarklarında canlarıyla öğütülen birer dişliden ibaret; vatan-millet için değil savaş tröstleri-silah tüccarları için savaşılıyor" demeye kalkanları asan, kesen, linç eden, tutuklayıp mahkûm eden "kamusal senaryo"nun "aslan-parçaları"ydı bunlar…

Ama işte bir de "saklı senaryo" var.

Kendisini bir küçük boş bulunuşla ele veren bir "saklı senaryo".

Arkasında patlayan bombanın "görüntü katsayısı"nı her şeyin üstünde sayarak, "Bağlan Bağlan Bağlaaaaann" diye yırtınan; o ânın kanlı dehşetindeki "anlam"ı değil, haber değerindeki "gösteri"yi dert etmiş muhabir örneğinde olduğu gibi…

"Haberin ahlâksızlık aşaması" olarak medya

Yukarıda bazı ifadelerimde Fransız sosyolog/düşünür Jean Baudrillard'ın kuramsal iddialarının içkin olduğunu fark edenler mutlaka olacaktır.

Günümüz dünyasında medya sayesinde "anlamın yitimi" ve bunun yerini alan "gösterinin seyri" ile karşı karşıya olduğumuz tezini biz Baudrillard'a borçluyuz.

Tezinin özellikle 1990-91'deki Birinci Körfez Savaşı'ndan başlayarak doğrulanması söz konusu olduğunda Baudrillard, dikkatlerin en çok üzerinde toplandığı isim haline geldi.

O, 1970'lerin sonuna tarihlenen Sessiz Yığınların Gölgesinde Ya da Toplumsalın Sonu (Ayrıntı, 1991) adlı kitabında, "insansallığın" artık en belirleyici etmeninin medya olduğu bir dünyada haber ve terör ilişkisi üzerinde duruyordu. Bunların birbirini besleyen unsurlar olduğunu işaret ediyor ve "medya olmasaydı terörizm olmazdı" deme noktasına kadar varıyordu.

Baudrillard için medya, haberin ahlâksızlık aşamasıydı.

İddiasının halihazırda da nasıl geçerli olduğunu düşündürecek bir dizi örnek şu "Barış Pınarı" hadisesinde bol bol düştü önümüze.

Ve "medya olmasaydı savaş da olmazdı" deme noktasına kadar bir uca savurdu bizi!..

Kitlelerin aradığı, "savaş gösterisi"

Baudrillard tezlerini bir bakıma doğrulamış olan Birinci Körfez Savaşı'nı "pornografik bir savaş" olarak nitelemiştir.

"Pornografik", çünkü bir "şiddet gösterisi"nin medya sayesinde kitlesel seyre, "temaşa"ya açılmasıdır söz konusudur olan…

Bir dolu "teknik prosedür" bu çerçevede işlerliktedir. Ve çoğu zaman "sahne-gerisi"nde kalan ama işte bir seferlik talihsizlikle "sahne-önü"ne düşmüş "Bağlan Bağlan Bağlan"ların bol miktarda telaffuz edildiği bir "profesyonellik", bu endüstriyel faaliyetin önemli-öncelikli bileşenidir.

Silah sanayii nasıl savaşın itici gücü ise savaş da medya sanayiinin en besleyici gücüdür.

Jean Baudrillard

Baudrillard'ın Türkiye okuyucusuna takdiminde öncü rol oynamış Prof. Dr. Oğuz Adanır'ın hem çevirdiği hem de yorum yazılarıyla katkıda bulunduğu "Sessiz Yığınların Gölgesinde…" kitabındaki şu çok önemli notlarını (s. 64-66) yazımız bağlamında paylaşıma açalım:

"(K)itlelerin aradığı şey gösteridir. Evet yalnızca gösteri. Bir komando eylemi gösterisi. ‘Körfez'de Savaş' kimsenin iştahını kesmemiştir. Tam tersine dükkanlar yağmalanırcasına boşaltılmıştır. Bu diziyi izlerken kimse içkisinden ve yemeğinden vazgeçmemiştir. Kitleler bu gösteriyi, Bush ve Saddam'a hazırlatmışlardır. Sonuç olarak olayın [savaş değil] bir gösteriden başka bir şey olmadığı tüm dünyaya gösterilmiştir. Çünkü kitleler medyalardan gösteri istemişlerdir yoksa anlam üretmelerini değil. Her zaman yaptıkları gibi! (…)

Bu sözde ‘savaş' sırasında yüzlerce uzman ve gazeteci günler ve saatler boyunca televizyon ve radyo kanallarında bir şey söylememe koşuluyla konuşturulmuşlardır. Çünkü bütün bu söylenenlerde anlam yararına olan bir şey yoktur. Tüm o ‘sözde bilgiler' haberin kapsamına girmektedir, yoksa anlamın değil. (…)

Kitleler uzun zamandır sistemin kendilerine gerçek bilgiyi aktarmadığının bilincindedir. Dolayısıyla gerçeklerin = anlamın açıklanmadığı bir olayda gösterinin tanığı olmak istemeleri çok doğaldır."

Kamuflaj pantalonlu muhabir simülasyonları

Adanır'ın Körfez Savaşı'na yönelik, Baudrillard düşüncesi üzerinden söylediklerini Türkiye'nin "Barış Pınarı" üzerine de yinelemek mümkün değil mi?

Bir hafta boyunca televizyonlarda "bir şey söylememe koşuluyla konuşturulan sözde uzman ve gazetecileri" görmedik mi? (Aralarında istisnai mahiyette, mesela Barış Yarkadaş gibi, "bir şey söylemek" isteyenlere yönelik linç kampanyaları eşliğinde tabii.)

Bir "komando eylemi gösterisi"nin parçası olmuş şekilde, gazeteci kimliğini kamufle eder mahiyette kamuflaj pantolonu, çelik yeleği, bileğinde Rolex'i ve yüzünde makyajıyla savaşı nakleden, sonra da "gösterisi"ni sosyal medyada paylaşıma açan muhabir simülasyonları" çıkmadı mı yolumuza karşıcı?..

Ve işte, "kitlelerin gösteri ihtiyacı"nı karşılamak üzere; "olayın bir gösteriden başka bir şey olmadığını tüm dünyaya gösterir" mahiyette "Bağlan Bağlan Bağlaaan" diye neredeyse üstünü başına yırtacak hale gelen "haberci"yi hüzünle izlemedik mi?..

"Barış Pınarı" oldu mu gerçekten?!..

Baudrillard, daha öteye giderek "Körfez Savaşı olmadı" da demişti.

Ona göre ortada olan, televizyon ekranında bir "belirim"den öte bir şey değildi.

Tabii ki "fiziksel" olarak savaşın yaşanmadığı anlamında söylemiyordu bunu. 

Kastettiği, kitleler açısından, bu korkunç "fiziksel" olayın savaştan ziyade fantastik bir "seyirlik" olarak alınmasıydı.

Daha açık deyişle Baudrillard, günümüzde insanlığın adeta bir "elektronik yağmur ormanı"nda yaşarcasına maruz kaldığı medya sağanağında gerçekliğin anlamını kaybettiğini ileri sürmekteydi. 

Hayat, insanlar için artık bir parçası oldukları değil, sadece izleyicisi oldukları bir "simülasyon", yani gösteriden ibaretti.

Ve işte medya, savaşı "gösteri" olarak alımlanır, algılanır, duyumsanır hale getirmişti.

Peki şimdi sizce "Barış Pınarı Harekâtı" diye bir şey oldu mu?!..

Facebook Yorumları

reklam
10.11.2019
Fenomenlik, domestiklikten evlâdır!
7.11.2019
‘Ne kaa homofobi, o kaa İslamofobi!’
5.11.2019
AKP Katolikliği, CHP Protestanlığı ve cadılaştırılan HDP
3.11.2019
Hayatta olmayanı kurgudan beklemek ayıptır
31.10.2019
Vahşet Tanrısı, Uygarlık 'Tasma'sı
29.10.2019
Trump'ın suratından Bağdadi akıyor!
27.10.2019
Cumhurbaşkanlığı'na özel antropoloji tedrisatı: Araplık, Kürtlük, çöl, dağ, kültür
24.10.2019
Mevlânâ sizden utanırdı!
22.10.2019
Al Trump’ı vur Şevki’ye şevkle şehvetle!
20.10.2019
Savaşın pornografisi
15.10.2019
'Pınar'ınız ya IŞİD'e can suyu olursa!..
8.10.2019
Tapılacak en kutsal varlık 'Doğa'dır!
3.10.2019
Komediden rezalete, 'Etnospor-Türkiye'
1.10.2019
'Etnospor' komedisi: "Yâ Hak diye diye yunduk Yunan'dık!"
22.09.2019
'Helâl teşhir'de Türkiye'nin gururu: Modanisa
12.09.2019
Bir insanlık yenilgisi: ‘Erkeklik’
25.08.2019
'Yaratılmışların en şerefsizi': İnsan
20.08.2019
Amok koşusu
6.08.2019
Akif’in Akit’i normalleştirmesi
30.07.2019
Sen bahar toprağı gibisin Dersim, seni seviyorum!
26.07.2019
İthal ya da itlaf: Bütün mesele bu!
11.07.2019
Ümmet-i Muhabbet!
1.07.2019
Geç gelen doğruluk, doğruluk değildir
27.06.2019
AKP zarâfetle düşmesini bilecek mi?
25.06.2019
Bitmiş bir iktidarın yakın ölümü
20.06.2019
Dinbazlığı doğrulukla birleştirmek olanaksızdır
17.06.2019
Binali Yıldırım: Elde var hüzün…
10.06.2019
“Yeni Türkiye”de dinî hiyerarşi ve dinbaz sıkışıklık
9.06.2019
Mevzubahis iktidarsa ‘Kürdistan’ teferruatmış!
3.06.2019
Dinbazlığın kırılma noktası: Gezi
27.05.2019
Bir 'dinî-ortodoksi' deklarasyonu: Diyanet raporu
26.05.2019
‘Devletin Tunç-eli’ yine mi inecek Dersim üzerine?
23.05.2019
Yeni Zelanda İslam’ı!
19.05.2019
"Hasta Türk’ün gençleşmesi": 19 Mayıs
9.05.2019
Bir ‘Ümmet-i iktidar’ komedisi
22.4.2019
Cumhuriyet’i cezasıyla sevdik biz!
21.4.2019
İmamoğlu’nun işareti: Dünya dünyevî yaşanır!
18.4.2019
Ya Cumhurbaşkanı ya ‘Biz’!
15.4.2019
‘Erkeklik kabuğu’nu kıran adam: Şener Şen
14.4.2019
Etnografi ‘mızrağı’nın İslamcılık ‘çuvalı’na sığmadığı Sudan
11.4.2019
'AKP Katolisizmi', Cadılar ve Seçimler
7.4.2019
Doktorun iyisi ‘palyaço’ olur!
5.4.2019
Kürdün olduğu kadar kurdun da hakkını gözeten Fatih Başkan
2.4.2019
'Beka sorunu’nun sonucu: Balkondaki yalnızlık
31.3.2019
İslam’da ilk seçim: Halifelik
28.3.2019
Bir ‘kriko’ olarak AKP
25.3.2019
Reis’e İskenderpaşa vız gelir tırıs gider
22.3.2019
Hangi Erdoğan?
4.3.2019
İslamiyet’te evrim
1.3.2019
Evet, Türkistan yoksa Kürdistan da yoktur!
25.2.2019
Komünizm ve din
21.2.2019
Hukukun ‘intikam’ olduğu yer: Cumhuriyet davası
18.2.2019
Siz ‘insan’ olun, kadından imam da olur peygamber de!
14.2.2019
Bir ‘ağıt’ olarak Sevgililer Günü
10.2.2019
Dede’cim seni söylüyorum, Reis’im sen anla!
4.2.2019
Hazzı kazıyın, altından hüzün çıkar: ‘Sex Education’
3.2.2019
Gutenberg asıl şimdi ölürken…
24.1.2019
A’dan Z’ye hep ‘memuriyet’tir işimiz!
21.1.2019
Hız zehri
14.1.2019
Kamu spotlarının ‘Kamu'dan bîhaberliği!
10.1.2019
Katil, adın ‘Şöhret' olsun!
27.12.2018
Bugünün ‘Abuzer'i kim?
24.12.2018
Kim milyonlara rezil olmak ister?
20.12.2018
Murat ve Acun, papağan ve aslan: 7 farkı bulun!
17.12.2018
Kadın vaiz, imanınızı mı gevşetir?!
13.12.2018
‘Usta'ya veda!
29.11.2018
Geçin ‘helâl turizm'i, ‘helâl porno' kapıda!
26.11.2018
'BİSMİLLAH'
22.11.2018
“Mühendis olmuş, matematik bilmiyor hocam!”
19.11.2018
Çocuk, insanın babasıdır!
15.11.2018
Mısıroğlu meselesi: Galip kim, mağlup kim?
12.11.2018
Türkçe ezan kimin fikriydi?
10.11.2018
Atatürk, cesarettir
5.11.2018
Birbirimizi yaşamak
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive