Tarık Ziya Ekinci



Bookmark and Share

VİCDAN, AHLAK VE KORKU ÜÇGENİNDE AF SİYASETİ


1.05.2020 - Bu Yazı 1121 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 15 Nisan 2020 günü TBMM’de “infaz sisteminde düzenleme” adı altında örtülü bir ‘af kanunu’  kabul edildi. İktidar sözcüleri, bunun bir af kanunu olmadığını, KORANAVİRUS salgını nedeniyle cezaevlerindeki aşırı yığılmayı seyrekleştirmek için infaz sisteminde değişiklik yapılarak tahliyelerin kolaylaştırılmasını sağlayan bir kanun olduğunu savunmakta.. . Oysa af konusu MHP lideri Bahçeli’nin Alaettin Çakıcı’yı ziyaret ettiği 23 Mayıs 2018’den itibaren Türkiye’nin gündemindedir. Çakıcı’nın, bu ziyarette, Ülkücü Hareketten destek görmediğinden yakındığını basından öğreniyoruz. Bahçeli’nin, bu ziyaretin hemen ardından, Erdoğan’la özel bir görüşme yapması olayın önemini arttırdı ve af sorunu basının ilgi odağına yerleşti. Erdoğan af için koşulların elverişli olmadığını ileri sürmek suretiyle konunun görüşülmesini ertelemeye çalıştı. Hatta öteden beri savunduğu “ devlet kendine karşı işlenen suçları affedebilir, kişilere karşı olanları affedemez” ilkesel yaklaşımını yineleyerek Bahçeli’nin gündeme getirdiği affın mümkün olmadığını dolaylı yoldan açıklamaya çalıştı. Ama konu Bahçeli’nin gündeminden hiçbir zaman çıkmadı.  Sabırla uygun koşulların oluşmasını bekledi. KORANAVİRÜS salgını Türkiye’de de yaygınlaşınca cezaevlerindeki yığılmaların kitlesel ölümlere neden olabileceği korkusu kamu vicdanını harekete geçirdi. Bu yığılmaların seyrekleştirilmesi ve muhtemel çoklu ölümlerin önüne geçilmesi toplumun öncelikli bir sorunu haline geldi. Herkes, açık ya da dolaylı bir af beklentisi içine girmişti. Artık ertelenmesi ya da geciktirilmesi mümkün değildi. Toplum adil, dengeli ve eşit birgene laf bekliyordu. Özellikle çıkarılacak affın, Sayın Erdoğan’ın ahlaki ve insani açıdan benimsediği ilkeye uygun olarak “devlete karşı işlenen suçlara” öncelik tanınacak nitelikte olacağı inancı yaygındı. Düşünce suçu olarak da adlandırılan bu tür suçlardan mahkûm olanların öncelikle af edileceği beklenirken tam aksi oldu. İnfaz yasasında türlü, çeşitli indirimler yapılarak çıkarılan‘örtülü af kanunu’ düşünce suçlarından hüküm giyen hiçbir mahkûmu kapsamıyordu. Hatta öğrenci hakları bağlamında attıkları kimi masum tvit’ler nedeniyle tutuklu ya da mahkûm olan öğrenciler bile af kapsamı dışında bırakılmıştı.

İktidarın destek sunarak sahip çıktığı af teklifi mecliste salt AKP ve MHP oylarıyla kabul edilerek kanunlaşınca toplumda büyük bir hayal kırıklığı yaşandı. Kanun, Havuz Medyası hariç, ülkenin görece bağımsız, yazılı, görsel ya da elektronik basın organlarında yazan, açıklamalar yapan kalem erbabı ile hukukçu ve akademisyenler tarafından ağır şekilde eleştirildi. Çünkü kanunun ahlaki ve vicdani bir rasyonalitesi yoktu. Evrensel hukuk kurallarına göre değil, kişilere göre ve sübjektif ölçütlerle hazırlanmıştı. Diğer bir deyimle, kanun, hangi ‘suçluların’ cezasının indirilerek tahliye edileceğine, hangilerinin infazının devam edeceğine yandaş ve karşıt ayırımı yapılarak düzenlenmişti. Kanunda Sayın Erdoğan’ın sıkça yinelediği “devlet kendine karşı suçları af edebilir. Kişilere karşı suçları affedemez” kuralı bile dikkate alınmamıştı. “Hukuk diliyle hangi ‘suçların’ hangi ilkelere göre infazının düzenleneceği değil ‘hangi suçluların’ cezasının indirileceğine bakılmıştı.[1]

İnfazda yapılan düzenlemeden önce cezaevlerindeki toplam mahpus sayısı 300.000 olarak hesaplanmakta. Bunun 257 bini hükümlü, 43 bini de yargılanmakta olan tutuklulardır. Kanunun Resmi Gazetede yayınlanmasından sonra 90 bin kişinin tahliye edileceği tahmin ediliyor. Ama infaz indirimleriyle hangi kategorideki suçluların tahliye edileceği henüz açıklanmamıştır. Pek çok suç işleyen mafya babaları, uyuşturucu baronları, cinayet, hırsızlık, kaçakçılık, gasp, dolandırıcılık,  rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, yağma, küçük kızların zorla evlendirilmesi ve benzeri kriminal suç işleyenlere infazda belli indirimler yapılarak çoğunun tahliyesi sağlanacaktır.  Buna karşılık tivit atana, gazetecilere, siyasetçilere, basın açıklaması yapanlara, bilim adamlarına, akademisyenlere vb. salt düşüncelerini açıklamaktan tutuklu olanlara infaz indirimi yapılmamış ve bunlardan hiçbiri tahliye edilmemiştir.

İNFAZ KANUNU NEDEN TASVİP GÖRMEDİ

1-Af kanununun ahlakiliği tartışma konusudur

Son yıllarda adalet sistemine olan güvensizliğin artması nedeniyle toplumda yaygın bir af beklentisi oluşmuştu. Koranavirüs salgını ile birlikte bu beklenti daha da arttı. Ayrıca hükümet, MHP kanadından gelen taleplere daha fazla sessiz kalamazdı.  Muhalefet partileri ise affa karşı değildi. Adalet sisteminin bozukluğu, yerli yersiz mahkûmiyet kararlarının yarattığı toplumsal huzursuzluk ve salgın tehlikesi karşısında muhalefet de affa taraftardı. Hatta çoğunluk genel af istiyordu. Bu ölçüde kamu desteği ve mecliste taraftarı olan bir af kanunu teklifi bütün partilerin üzerinde uzlaştığı ortak bir metin şeklinde TBMM’ye sunulabilirdi. Ama iktidar farklı bir yöntemle ve tek başına özel bir af çıkarmayı yeğledi.

İktidarın İnfazda değişiklikler yaparak dolaylı yollardan kimi suçluların tahliyesini sağlamak için izlediği yöntem hukuk dışıdır. Ahlaki açıdan da tartışmalıdır. İktidarın af kanunu yerine infazda değişiklik yapmayı tercih etmesinin nedeni muhalefeti dışlamak ve anayasanın af için öngördüğü 3/5 çoğunluğu aşarak uygun gördüğü tahliyeleri yapmaktı. Bu nedenle de, af kanunu yerine, infazda değişiklik yaparak kimi yandaş suçluların tahliyesini sağlamayı tercih etmiştir. İzledikleri yol anayasaya aykırıdır. Keza önceden belirlenmiş tutukluların tahliye edilmesibir ‘özel aftır.’  Salt kimi yandaş suçluların tahliyelerini sağlamak için hukukun temel ilkelerine ve anayasaya aykırı şekilde özel af niteliğinde infaz değişikliği yaparak amaçlarına ulaşmaları evrensel hukuk kurallarına ve temel ahlaki prensiplere aykırı olduğu için kanun tasvip görmemiştir.

2-Af kanunu eşitsiz ve gayri vicdanidir

Vicdan akla dayanan bir iç muhasebedir. Her insan yaptığı eylem ve edimlerin “doğru mu yanlış mı olduğunun” içgüdüsel olarak muhasebesini yapar. Kendisine, ailesine ve topluma ne gibi etkisi olduğunu değerlendirir. Bazen birey, üyesi olduğu toplumun tümünü ilgilendiren olay ve eylemlerin muhasebesini de yapmak durumunda kalabilir. Örneğin vatandaşlar önemli kanun ve kararlar karşısında da pasif kalmaz bir vicdan muhasebesi yapabilirler.  Konumları elveriyorsa kişisel kararlarını başkalarıyla paylaşabilir ve ortak bir vicdani duruşun oluşmasına katkı yapabilirler.  Ortak bir vicdani duruşun şekillenmesinde hükümetlerin, basının ve kimi ulusal kuruluşların rolü önemli olmakla beraber mutlak değildir. Kimi zaman hükümetlerin yetki kullanımı toplum vicdanının hoşgörü sınırlarını aşar. Bu takdirde yapılan eylem ve tasarruflar tasvip görmez, ya da çok sert tepkilerle karşılaşır. Olumsuz tasarruflar genelde uygulamanın somutlaşmasıyla daha net olarak algılanır.  Bu da zaman almakta... Bu nedenle, kimi eylemlerin vicdani ve ahlaki değerlendirilmesi gecikebilir. Böyle bir gecikmenin neden olduğu tepkisizliğin zamanla tepkiye dönüşmesi her an mümkündür. Yeni af kanununun adaletsiz, eşitsiz, bölücü ve gayri vicdani olduğu, ancak tahliyeleri izleyen belli bir sürecin sonunda toplum vicdanında yaygın bir yankı bulur. Bu olguyu bir örnekle somutlaştırmakta yarar vardır. Örneğin af kanununun uygulanmasında, aynı gün cezaevine giren ve her biri 5 yıla hükümlü iki mahkûmdan biri eşini öldürmek kastıyla ağır şekilde yaralamaktan ceza aldığı için derhal tahliye edilecek, diğeri ise bir gazetede yayınlanan yazısından ötürü Fetöcü örgütle iltisaklı görülerek cezalandırıldığı için cezası bitinceye kadar infazı devam edecek. Cinayete teşebbüsten hükümlüyü af eden, ama yazdığı bir yazıdan dolayı hüküm giyen bir yazarın mahkûmiyetinin devamına rıza gösteren bir kanunun vicdan sahibi hiçbir vatandaş tarafın kabul görmesi mümkün değildir.

3- Af Kanunu toplumu bölmekte ve cepheleştirmektedir

İnfazla gerçekleştirilen tahliyeler sürecinde, af kanununun bölücü olduğu ve toplumu karşıt iki cepheye ayırmak suretiyle yıkıcı düşmanlıklara neden olacağı daha şimdiden açıklık kazanmıştır. Nitekim infazda yapılan değişiklik tutukluları iki gruba ayırmaktadır.Kriminal suç (Mafya liderliği, uyuşturucu ticareti, adam öldürme, hırsızlık, kaçakçılık, gasp, dolandırıcılık,  rüşvet, ihaleye fesat karıştırma vb.) işlemekten hüküm giyenler himayeye mazhar kader mahkûmları oldukları iddia edilerek dolaylı yoldan özel bir afla tahliye edilmeleri meşru olacak.  Buna karşılık söz veya yazı ile düşünce açıklayan fikir adamlarının düşünceleriyle terör örgütleri arasında zorlama bir bağ kurarak ‘vatana hıyaneti’ suçu işledikleri iddia edilerek tutuklandıkları öne sürülecek ve af edilmelerinin mümkün olmadığı savunulacaktır. Dünyanın hiçbir ülkesinde hükümlüler arasında böyle bir ayırımın yapıldığına ilişkin bir örnek yoktur. Bu, çok açık bir aydın düşmanlığı ve bölücülüktür. Kriminal suçluları aydınlara karşı kışkırtıcı bir uygulamadır. Popülizmi körükleyerek toplumu demokrasi dışı bir alana sürüklemekte ve faşizme ortam hazırlamaktadır. Soygun, kaçakçılık vb. büyük kriminal suçlar genelde moral değerleri önemsemeyen örgütlü gruplar tarafından yapılır. Kontrol edilmeleri güçtür. Siyasetin gücünü arkalarına alınca yapmayacakları kötülük yoktur. Siyasal iktidar kriminal suçlular için özel af çıkarmak suretiyle güç kazanmaya çalışırken vahim bir bölücülük yapmaktadır. AKP’nin güçlenmek için izlediği yöntem tehlikelidir.  Bu, hem ülkeye hem de kendi iktidarına zarar verecek maceracı bir yoldur. Kaçınılması gerekir.

4- Kriminaller için özel af çıkarmak ancak lidere kültü ya da korku salarak sağlanabilir

Salt kriminal suçlular için hazırlanan özel af kanun teklifi görüşülürken iktidar kanadından tek bir itirazın yapılmamış olmasını ve infaz kanununun yine onların fire vermeden kullandıkları oylarla kabul edilmesini açıklamak güçtür. Türkiye’de ortalama bir vatandaşın bu kanunu vicdanen onaylaması mümkün değildir. Eğitimli ve iyi yetişmiş AKP milletvekillerinin ortalama TC vatandaşlarından daha az vicdanlı ve daha az merhametli olduklarını iddia etmek gerçekçi olmaz. O zaman kriminal suçluların affını isterken, salt beğenilmeyen düşünceleri nedeniyle tutuklanan aydınların af kapsamı dışında bırakılmasına onay vermelerini nasıl açıklayacağız. Yüzlerce eğitimli ve vicdanlı milletvekili arasından tek birinin dahi bu akıl dışı tersliğe itiraz etme cesaretini gösterememiş olmasını nedeni ne olabilir? Sözünü ettiğimiz kanun teklifine olumlu oy kullanan vekiller arasında kapalı ve gizli bir anket yapmak mümkün olabilseydi çoğunluğun farklı bir görüş sergileyeceklerini saptamanın ihtimal dışı olacağını düşünemiyorum. Bu oylamalarda lider kültü ve merkezi idare korkusunun belirleyici olduğu kesindir.

Tarih boyunca iktidardaki lider ve yönetici kadronun başlıca amacı iktidarı korumak ve sürdürmek olmuştur. Bunu için ‘korku salmak’ öncelikli bir araçtır. Kralların tahtta hak iddia edebilecek kardeşlerini hatta kendi öz çocuklarını katlettikleri ve iktidardan pay isteyenlerin de nasıl bir sona ulaştıkları biliniyor. İktidarı sürdürmede korku ve dehşet yaratma tek başına yeterli bir araç değildir. İktidar sahiplerine kutsallık izafe edilmesi ve tapınılması gereken şahsiyetler olarak benimsenmeleri de çok önemli bir araçtır. Günümüzde şahsa tapınma (culte dela personalité) iktidarda kalabilmenin çok etkili bir diğer aracıdır. Özellikle Popülist liderlerin kişiye tapınma olgusunu seçimli iktidar aracı olarak kullanmaya özen göstermesi dikkat çekicidir.

Türkiye’de siyasi partiler kanunu ile seçim kanunu ve parti tüzükler iç tartışma ve düşünce üretme hakkını salt genel başkanlara ve merkez organlarına tanımıştır. Milletvekilleri ile diğer seçilmişlerin ve parti üyelerinin tartışmaları ve parti adına düşünce üretme yetkileri yoktur. Görevleri, genel merkezden gelen karar ve buyruklara itaat etmektir.  AKP gibi şahsa tapınma olgusunun belirleyici olduğu partilerde ise merkez karar organları da biçimsel kalmakta karar üretme yetkisi yalnız genel başkanlara tanınmıştır. Milletvekillerinin ve diğer seçilmişlerin parti adına düşünce üretme hakkını engelleyen en etkili araç genel başkana ve merkez organlarına tanınan korkutucu otoriter yetkilerdir. Parti organlarını feshetme, tüzük dışı düşünce üreten üyeleri partiden çıkarma,  milletvekili adayları başta olmak üzere seçimli makamlara aday gösterme yetkisi sadece merkeze, özellikle de genel başkanlara tanınmış münhasır bir yetkidir.  Bu aşırı yetkiler partilerin merkez yürütme organlarını, özellikle de genel başkanları korku salan ve mutlak bir itaat bekleyen otoriter güç haline getirmiştir. Siyasi partilerimizin merkeziyetçi yapıları meclislerde oylanacak kanun ve kararların çıkarılmasında  da belirleyicidir. Hiçbir üye bağlayıcı grup kararına aykırı oy kullanamaz. Aksine bir davranış ancak atılmayı göze almakla mümkündür. Neticede hiçbir AKP milletvekili vicdanıyla baş başa kalarak oy kullanma cesaretini gösteremediği için adalete, eşitliğe ve vicdana ters düşen bölücü özel bir af kanunu iktidar kanadının oybirliği ile kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.

Siyasi iktidarın hak, adalet, eşitlik ve vicdanilik ilkelerini yok sayarak keyfi ve bölücü nitelikte özel bir af kanunu çıkarıp uygulamasının yaratacağı toplumsal huzursuzluktan ve kargaşadan kurtulmanın ve Türkiye’de de her şeye rağmen hala adaletin var olduğunu kanıtlamanın tek bir yolu vardır.  O da Anayasa mahkemesinin eşitlik ilkesini baz alarak özel af kanununda, tutukluların tümünü kapsayacak şekilde affın şümulünü genişletecek, bir düzeltme yapmaya karar vermesidir. Böyle bir karar hem Türkiye’yi rahatlatır, hem de AKP’yi …



[1] Taha Akyol, 16 Nisan 2020 günlü Karar Gazetesi

Facebook Yorumları

reklam
1.05.2020
VİCDAN, AHLAK VE KORKU ÜÇGENİNDE AF SİYASETİ
3.01.2020
Hasan Cemal’in demokratik blok yazısına nazire
2.12.2019
Türkiye’de Demokrasi Olur mu?
25.09.2019
Türkiye, Avrupa Konseyi üyeliğini koruyarak AİHM’e meydan okuyor
2.05.2019
1 Mayıs Emek Bayramı yurt ve dünya emekçilerine kutlu olsun
3.4.2019
Not
15.12.2018
Prof. Gürsoy'un mahkûmiyeti hukuk devletinin iflası ve keyfiliğin tescilidir
4.8.2018
DAYATMACI ERKEN SEÇİM TUZAĞINA DÜŞEN MUHALEFET KRİZ İÇİNDEDİR
26.6.2018
24 Haziran seçimlerinin tek galibi HDP’dir
18.6.2018
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ VE MİLLET CEPHESİNİN MUHALEFETİ
3.5.2018
Türk faşizmi sosyal demokratlar sayesinde 2. büyük zaferini kazandı
4.4.2018
Demokrasi Savaşımcısı Aydınlara Açık Mektup
23.11.2017
Hukuk ve siyaset
8.9.2017
DEMOKRASİ MÜCADELESİNDE ÖNCÜLÜK SORUNU
8.8.2017
AK Parti’nin 'Yeni Türkiye’si kapitalizm öncesi devlet projesidir
22.6.2017
Anayasanın değiştirilemez maddeleri kadük oldu
14.6.2017
PERVİN BULDAN’IN GÖZALTINA ALINMASI BÜYÜK BİR SKANDALDIR. ŞİDDETLE KINIYORUM
19.5.2017
Kürt siyaseti yeniden inkâr ve kart-kurt günlerine dönmekte
8.5.2017
‘Hayır’ oylarını araçlaştırma çabası büyük yanılgıdır
20.4.2017
Halk oylaması bir demokrasi mücadelesiydi; Kürtler bu mücadeleden zaferle çıktı
8.4.2017
HDP’NİN “BÊJIN NA !” AFİŞLERİ ENGELLENEMEZ
16.2.2017
“Hayır Diyenler” Terörist Değil, Sayın Başbakan!
9.2.2017
Referandumda "Evet ya da hayır demek fark etmez" diyenler fena halde yanılıyor!
5.2.2017
Anayasa referandumu ve demokrasi algısı
23.11.2016
Ahmet Türk'ün gözaltına alınması hukuksuzdur!
15.11.2016
Türkiye’de üniversite eğitimi ve akademik özgürlük
7.11.2016
Türkiye’de hukukun üstünlüğünden ve eşitlikten söz etmek milletle alay etmektir
29.10.2016
Türkiye tipi faşizme karşı uyanık olalım!
27.10.2016
Kışanak ve Anlı’nın şahsında hukuk ihlali yapıldı ve milli irade tahrip edildi
26.10.2016
Faili meçhul cinayetler nasıl unutturularak örtbas edilir
23.9.2016
OHAL ve Türkiye tipi başkanlık rejimi
13.9.2016
Prof. Zelal Ekinci Üniversiteden atıldı
15.8.2016
HDP, 3. MİLLİ CEPHE VE DEMOKRASİ
22.7.2016
Anayasa kaldırılmış ve siyasi partilerimiz kapatılmış mı?
14.7.2016
Kürt asimilasyonu için yeni bir yöntem mi uygulanacak?
28.6.2016
FAŞİZM KARŞISINDA DEMOKRATLARINS RUH HALİ
9.6.2016
DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK PROJESİ GERÇEKÇİ Mİ?
25.5.2016
Yüksek Yargı Başkanlarının Karadeniz Gezileri Bir Skandaldır
23.5.2016
Yarından sonra ne olacak?
23.5.2016
Türk tipi faşizmin yolu açıldı...
22.5.2016
Barış ve savaş iklimini oluşturan devlete egemen güçlerdir
18.11.2015
Ankara Katliamı Neden Batı Kamuoyunda Yankı Bulmadı?
14.11.2015
Seçim sonuçlarına ilişkin bir değerlendirme
9.11.2015
Kürt sorunu çözülecekse varsın başkanlık olsun diyen Kürt aydınlarına
27.10.2015
Kürt sorununu ancak CHP çözer savı gerçekçi mi?
23.10.2015
Sayın Demirtaş’ın katliam yorumu gerçekçidir
30.9.2015
Kürtler kardeşlik değil, demokrasi ve eşit haklı vatandaşlık istiyor
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive