Tarık Ziya Ekinci



Bookmark and Share

DAYATMACI ERKEN SEÇİM TUZAĞINA DÜŞEN MUHALEFET KRİZ İÇİNDEDİR


4.8.2018 - Bu Yazı 435 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

       Muhalefetsiz Demokrasi Olmaz

      Demokrasiyle yönetilmenin ilk ve temel koşulu, siyasal sistemin çok partili olması ve iktidarın, belli aralıklarla, güven içinde, eşit ve adil koşullarda yapılacak genel seçimlerle belirlenmesidir. Kuvvetler ayırımı, hukukun üstünlüğü,  çoğulculuk, katılımcılık, insan hakları, denge ve denetim, şeffaflık vb. kurallar dizgesi ise çok partili, seçimli demokratik sisteme hayatiyet kazandıran tamlayıcı öğeleridir.

      Seçimle işbaşına gelen iktidarın meşruluğu da, seçimlerin hukuk içinde, eşit ve adil koşullarda yapılmış olduğunun muhalefet partilerinin onamasıyla gerçeklik kazanır. Unutmamak gerekir ki, muhalefetin öncelikli görevi toplum adına iktidarın her türlü eylem ve icraatını denetlemektir. Muhalefetsiz bir demokrasi olmaz. Keza muhalefetin baskılanarak işlevsiz kaldığı sözde demokratik sistemlerde de iktidarın meşruluğu tartışmalıdır ve toplumsal barış tehdit altındadır.

       Sonuç olarak aktif bir muhalefetin varlığı demokrasiyle yönetilmenin ve seçimle oluşan iktidarların meşruiyet güvencesidir. Oysa zorbalığa dayanan otoriter rejimlerde muhalefet yoktur ve meşruiyet aranmaz.

        24 Haziran Seçimleri Öncesinde Muhalefetin Konumu

          AKP, 2015 seçimlerinde çoğunluğu kaybedince rövanş almayı ‘ülkenin bekası yerli ve milli olma’ söylemi üzerine kurdu. Toplumu karşıt iki cepheye böldü. AKP, MHP’den oluşan ‘yerli ve milli cephe’, karşısında da ‘terör yanlısı gayri milli cephe’ söylemi kullanıma girdi. Bu karşıtlık durmadan vurgulandı ve derinleştirildi. Vatandaşlar ya AKP yanlısı ‘milli’ ya da terör yanlısı ‘gayri milli’ ifadelerle yaftalanarak karşı karşıya getirildi. Ayrıca, güneyden gelecek tehditler bahanesiyle canlı tutulan iredantist söylemler saldırgan bir dış politikaya dönüştü. Türkiye savaş ortamına girdi. Yandaş basın kışkırtıcı yayınlarla savaş çığırtkanlığı yaparak ortamı geriyordu. Nihayet Ordu, Rusya’nın olur vermesiyle, komşu Suriye’nin topraklarına girdi. Ve kısa sürede İki ayrı bölgeye yerleşti. Bölücü ve düşmanlaştırıcı cephe siyaseti savaş ortamında ve OHAL sürecinde de devam etti. AKP, yaptırdığı anketlerde oylarının yükseldiğini görüyor, içte cepheleşme siyasetine, dışta da saldırgan söylemlere hız veriyordu. Ama muhalefetten hiçbir ses çıkmıyordu. Sağda solda savaşa karşı çıkan sesler Fetocu ya da PKK’li terörist suçlamasıyla derhal susturuluyordu. Anamuhalefet ise terör yanlısı ve gayri milli suçlamasına maruz kalırım korkusuyla savaşa karşı çıkmıyor, aksine destekler mahiyette kimi açıklamalar yapıyordu.

          Sayın Erdoğan, 18 Nisan 2018 günü, toplumun İki hasım cepheye bölündüğü, OHAL rejiminin devam ettiği ve yandaş basının sürekli canlı tuttuğu gergin bir savaş ortamında 24 Haziran’da Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinin yapılmasına karar verdiklerini açıkladı. İktidar Partisinin seçimlere 19 ay varken, OHAL altında ve aniden erken seçim kararı alması bir dayatmaydı. Ülkenin ağır ekonomik sıkıntılar yaşamasına karşın, erken seçim kararı alınmasının temel nedeni cepheleşmeyle oluşturulan siyasi ortamın AKP ve MHP yararına olduğunun anketlerle saptanmış olmasıydı. Ayrıca, dayatmacı bir erken seçim kararı almakla hem Anamuhalefet hazırlıksız yakalanmış olacak, hem de yeni kurulan ve hazırlığını tamamlayamayan İYİ partinin seçim dışı kalması sağlanarak seçimlerde üstün geleceklerini hesaplıyorlardı. Ana muhalefet partisinin buna hiçbir itirazı olmadı. “Biz her zaman seçime hazırız!” diyerek baskın seçim kararına meyden okudu. Bu, büyük bir hataydı. OHAL altında, muhalefet cephesinin ağır suçlamalarla dışlandığı gergin bir savaş ortamda yapılacak seçimler evrensel hukuk kurallarına aykırı olduğu gibi, demokratik teamüllere ve seçim etiğine de aykırıydı. Hükümetin OHAL sürecinde çıkardığı KHK’larla yaptığı hukuksuzluk ve keyfi uygulamalar biliniyordu. İdarenin seçim sürecinde ve oylama aşamasında OHAL’den yararlanarak hak ve özgürlükleri sınırlaması ve muhalefeti hedef alan bir baskı düzeni kurması olanak dışı değildi. Nitekim seçim sürecinde güvenlik gerekçesiyle çıkarılan KHK’larla AKP yararına pek çok uygulama yapıldı.  Seçim günü silahlı milislerin kimi sandık bölgelerinde terör estirdikleri ve muhalif parti temsilcilerini görev yapmaktan alıkoydukları söylemi TV programlarında bile dillendirilmekte. Bu koşullarda muhalefet partilerinin hep birlikte seçimlerin OHAL altında yapılmasına karşı çıkmaları ve her türlü yasal yolu kullanarak OHAL’in kaldırılmasını sağlamaları gerekirdi. Bunu başaramadıkları takdirde seçimleri BOYKOT etmeleri başvurulması gereken nihai ve meşru bir demokratik haktı. Boykot kararı ile iktidarı kendi kaderiyle baş başa bırakarak yaptığı hukuksuzluğun teşhir edilmesi sonuç almada etkili olacağını yadsımak olanaksızdır.

 Buna karşın, muhalefetin bir bütün olarak seçimlerin OHAL koşullarında yapılmasına olur vermesi tam bir aymazlık örneği oldu. Demokrasiyle yönetilen ülkelerde Muhalefet partilerinin iktidara karşı etkin bir muhalefet ve denetleme görevi yapmaları demokrasinin gelişmesinde önemli bir etkendir. Tersi ise demokrasinin gerileme nedenidir. Örneğin bugünkü Türkiye’de demokrasinin güdük kalması ve giderek gerilemesinin başlıca nedenlerinden biri de, muhalefetin iktidara karşı çekingen ve yetersiz olmasıdır.

    AKP iktidarın kararı ile 24 Haziran’da rejim değişikliğine yol açan iki önemli seçim yapıldı. Birincisi, Kuruluştan itibaren meclisin üstünlüğüne dayanan Parlamenter sistemin terk edilerek Başkanlık sistemine geçmeyi gerçekleştirecek Cumhurbaşkanı (Başkan) seçimiydi. Diğeri de Başkanlık seçimi ile birlikte yapılması zorunlu olan milletvekili genel seçimiydi. İki seçimin birlikte ve tek bir zarfta yapılması seçim İttifakı Kanunu uyarınca yapıldı. Bu değişikliğin yapılmasındaki temel amaç Başkanın lideri olduğu partinin çoğunluk grubunu oluşturması ve Başkanın parlamento üzerinde de egemenlik kurmasını sağlamaktır. Muhalefet partilerinin, evrensel hukukla bağdaşmayan bu değişikliğe karşı çıkmaları ve kanunlaşmasını önlemeleri demokrasimizin geleceği açısından bir zorunluluktu. Bunun başarılamamış olması demokrasi için bir zaaftır.

               AKP de dâhil bütün partiler, muhalefette iken, değiştirilmesini gerekli gördükleri yüzde on seçim barajı, muhalefetin ısrarlı taleplerine karşın bu kez de değiştirilmedi. Üstelik yönetimde istikrar gerekçesi ortadan kalktığı halde yüksek barajın korunmasındaki amaç, kimi partilerin baraj altında kalmasını ve çoğunluk partisinin (AKP) hak etmediği ek üyelikler elde etmesini sağlamaktı. Nitekim HDP’nin baraj altında bırakılması için çaba gösterilmesi Sayın Erdoğan tarafından İl başkanlarına bir parti direktifi olarak verildi. Ne var ki, muhalefet bu çarpık sistemin son bulması için de etkin bir çaba gösteremedi. İktidar demokratik teamüllere karşı çıkarak yüzde on barajın değiştirilmesi önerisini reddetti. Buna karşın, AKP müttefiklerinin baraj sorununu çözmek için seçim kanununda değişiklik yaparak partilerin ittifak kurmalarına olanak sağladı. Önce AKP, MHP ve BBP arasında ‘Cumhur ittifakı’ kuruldu. İttifakı oluşturan partiler toplam oyların sağladığı bağışıklıktan yararlanarak barajdan kurtuluyor ve aldıkları oy oranında milletvekili çıkarabiliyorlardı. Cumhur ittifakına giren partiler için baraj sıfırlanırken, diğerlerinin yüksek baraj tehdidi altında seçime girmelerini istemek ne hukukla ne de demokratik ahlakla bağdaşırdı. Anamuhalefet partisi iktidarın seçim hilesine karşı, barajın kaldırılması ya da düşürülmesi için mücadele edeceği yerde, Cumhur ittifakına karşı, kendisine yakın gördüğü partilerle Millet ittifakı kurmayı yeğledi.Üstelik AKP’nin dışladığı ve barajın altında kalması için özel çaba gösterdiği HDP’yi dışarıda bırakarak... Böylece, yüzde 1-3 oranında oy gücü olan partiler için bile baraj sıfırlanırken Türkiye’nin üçüncü büyük partisi HDP, Sayın Erdoğan’ın isteğine uygun olarak, yüksek seçim barajı tehdidiyle karşı karşıya bırakıldı. Toplum adına demokrasiyi ve hukuk devleti ilkelerini savunmak ve iktidarı denetlemekle yükümlü Anamuhalefet partisinin, iktidarın hukuk dışı tasarruflarına karşı çıkacağı yerde onunla örtülü biçimde işbirliği yapması, demokrasinin geleceği açısından büyük bir talihsizlikti.

            24 Haziran Seçimlerinde iktidar partisi ile muhalefet partileri arasındaki önemli eşitsizliklerden biri de kampanya boyunca kullanılan maddi kaynaktı. AKP seçim kampanyası boyunca devlete ait her türlü araç ve gereçleri pervasızca kullandı. Yandaşlarına ve destekçilerine büyük maddi kaynaklar aktardı, ihaleler verdi. AKP, başta kaynak aktardığı yandaşları olmak üzere özel ya da devletle bağlantılı özerk kuruluşlardan, büyük maddi destek sağladı. Seçim gezileri resmi görev adı altında devlet olanaklarıyla yapıldı. 24 Haziran seçimleri iktidarın kaynak kullanmadaki büyük üstünlüğü seçimlerin eşit ve adil koşullarda yapılmasını öngören ilkenin açık ihlalidir. İktidar partisinin muhalefetin itirazına uğramadan kaynağı belirsiz büyük parlar harcamasının seçimlerde yarattığı eşitsizlik muhalefet açısından büyük bir zaaftır.  

            Devlete bağlı radyo ve televizyon kurumları seçim öncesinde olduğu gibi seçim sürecinde de muhalefet partilerine kapalı tutuldu. Sayın Erdoğan’ın kişisel girişimleriyle yazılı özel basın organlarının ezici çoğunluğu (%80) iktidar yanlısı yayın yapmakla yükümlü konuma getirilmiştir. Özel radyo, televizyon kurumları da iktidarın baskısı altındadır. AKP yanlısı yayın yapmakta, muhalefete yer vermekten özenle kaçınmaktadırlar. Ulusal yayın organlarının muhalefet partilerinin etkinliklerine, düşüncelerine ve iktidara dönük eleştirilerine kapalı olduğu bir ortamda seçimlerin eşit, adil ve rekabetçi koşullarda yapılması olanaksızdı. İktidarın dayattığı bu antidemokratik ve hukuk dışı koşullarda muhalefet partilerinin seçime katılmayı kabul etmeleri, seçim sonrası muhtemel yakınmaları da anlamsızlaştırıyordu. İktidarın dayatması karşısında muhalefet partileri her alanda eşit ve adil bir seçim ortamının hazırlanmasında ısrarcı olmaları ve bunun için mücadele etmeleri muhalefet olmanın bir gereğidir.  Muhalefet partileri iktidarın hukuk dışı tasarrufları karşısında sessiz kalamaz, görevleri onu meşru yöntemlerle hukuk içinde kalmaya ve adil olmaya zorlamaktır. Aksi halde, demokrasiyi koruma ve geliştirmekle yükümlü olan muhalefetin varlık nedeni ortadan kalkar. İstemeyerek de olsa tek parti döneminin atanmış muhalefetiyle aynı konumuna düşerler[1].

               Oy Kullanma Aşama Aşamasında Muhalefetin Konumu

               Seçim yarışının son derece adaletsiz ve eşit olmayan koşullarda yapılmasına karşın muhalefet partilerinin tepkisi yetersiz ve verimsiz oldu. Yukarıda da değindiğimiz gibi yazılı ve görsel basın salt iktidar için çalıştı. Muhalefet sözcülerinin konuşmalarını TV’lerde dinlemek ve hitap ettikleri kitlenin ilgisini izlemek mümkün değildi. Bu alan iktidara ayrılmıştı. Muhalefet sözcüleri seslerini, ancak miting alanlarında toplayabildikleri halka duyurabiliyorlardı.

               Seçim kanununda yapılan değişiklik gereği sandık başkanları seçimle değil devlet memurları arasından atanarak görevlendirildi. Sandık başkanlıklarına devlet memurlarının atanması seçimlerin adil ve eşit koşullarda yapılacağı ihtimalini gölgelemekteydi. Anamuhalefet partisinin denetiminde kurulan Adil Seçim Platformu ilgisizlik nedeniyle görev yapamadı ve sandık kurullarının denetlenmesi mümkün olamadı. Özellikle Doğu illerinde yapılan Sandık birleştirme uygulamasında seçmenlerin taşınma güçlüğü nedeniyle boş kalan sandıklar iktidara yakın başkanlar tarafından AKP oylarıyla doldurulduğu rivayeti yaygındır. Keza kimi yerel AKP örgütlerine bağlı silahlı unsurların sandık bölgelerinde terör estirdikleri ve vatandaşları AKP’ye oy vermeye zorladıkları söylentileri tanıklıklarla sabittir. Bu söylentilere televizyon programlarında bile tartışılıyor. Muhalefet partileri denetim görevlerini yapmadıkları için dolaşan hileli seçim rivayetlerini doğrulayacak ya da reddedecek belge, bilgi ve kanıt yoktur. Bu nedenle yapılan suçlamalar söylenti olmaktan öte bir anlam taşımıyor. Bu suçlayıcı rivayetlerin çıktığı mahallerde idarenin gerçeği ortaya çıkarması ve hileli seçim kuşkularını gidermesi gerekir. Suruç olaylarında yapıldığı gibi delil karartılması yoluna gidilmesi ise seçim hilesi kuşkularını gidermez, aksine arttırır. Bu iddiaların rivayet olarak kalmasının baş sorumlusu muhalefettir. Aradan bir buçuk ayı aşkın bir süre geçmiş olmasına karşın ne Anamuhalefet partisi ne de diğerlerinin sandıklarda yapıldığı iddia edilen hileleri tartışmaya açmamaları dikkat çekicidir. Oysa oy kullanma süreci ve sonuçları konusunda dolaşan rivayetleri açıklığa kavuşturmak için parlamentoda meclis araştırması ya da genel görüşme açılması istenebilir. Önergeler reddedilse bile muhalefet sahip olduğu bilgi, belge ve duyumları, iktidar sözcüleri de karşı argümanlarını dile getirmek suretiyle kamuoyu yetersiz de olsa bilgilendirilebilir. Muhalefetin oy kullanma evresinde yaşanan olayları tartışmaktan kaçınması, seçimlerin eşit ve adil bir şekilde yapılmadığı söylentilerini boşa çıkarmakta ve meşruluğunun onandığı anlamına gelmektedir. Muhalefetin aymazlığı karşısında Cumhurbaşkanı (Başkan) ve AKP hileli seçim söylentilerini ciddiye almadan hak edilmemiş bir seçim zaferini görkemli bir şekilde kutlamanın tadını çıkarmaktadır. Ulusal basın da seçimleri değil muhalefetin iç sorunlarını tartışmaktadır.    

               Muhalefetin ilgisiz kaldığı seçim sonuçları ve seçimlerinin meşruiyet sorunu tamamen kamuoyunun ilgi alanı dışına itilmiştir. Bu konuları tartışmaya açmak iktidar partisinin görevi değil. Seçim öncesi ve sonrası süreçlerde cereyan eden olayları gündeme getirmek ve varsa hukuksuzlukları tartışarak kamuoyunu bilgilendirmek muhalefetin görevidir. Bu görevin yapılması, hem kamuoyunu bilgilendirmede hem de gelecek seçimlerin daha adil ve eşit koşullarda yapılmasına olanak sağlar. Keza seçimlerin eşit ve adil koşullarda ve güvenlik içinde yapılması alışkanlığı demokrasinin gelişmesine de katkı yapar.  Oysa muhalefet partilerinin tümü seçim sonuçlarıyla uğraşacak yerde, iç hesaplaşma içine girmişlerdir. Anamuhalefet Partisi iki cephe halinde iç iktidar savaşımı vermekte. Olağanüstü kongre girişimi başlatanlarla, önlemeye çalışanların gözleri delege desteği aramaktan başka bir şey görmüyor. Bütün gözler parti içine çevrilmiş, parti dışında olup biteni arayıp soran yok…

               Parlamentonun üçüncü büyük partisi HDP ise iktidar kıskacında, karizmatik kadroları tutuklu. Yeni kadrolar da, HDP’nin Türkiye partisi olmasını sağlamak amacıyla kerameti kendinden menkul liderler devşirme peşinde. İstemeyerek de olsa parti, toplumda hiçbir karşılığı olmayan kaprisli öğelerin atlama tahtası haline gelmekte. HDP seçim sonuçları ve iktidarın yolsuzlukları üzerinde yoğunlaşacağı yerde tartışma yaratan transferlerin neden olduğu iç sorunlarla uğraşmaktadır.  

               Meclisteki üçüncü muhalefet partisi de seçimlerden kısa bir süre önce kurulan İYİ partidir. Seçimlerden sonra yaptıkları ilk toplantıda iktidarın seçimdeki yolsuzluklarını ve seçim sonuçlarının meşruluğuna gölge düşüren eylemlerini tartışacakları yerde, partinin iç sorunları tartışılmış ve başkanlık krizi çıkarılmıştır. Parti örgütü günlerce bu krizi aşmaya kilitlenmiş, muhalefetin diğer partileri gibi ülke sorunlarının ve siyasetin dışında kalmıştır.

               Bugünkü evrede meclisteki muhalefet partilerinin tümü kendi iç sorunlarına kilitlenmiş ve ülkenin yaşamsal önemdeki 24 Haziran seçimlerinden söz eden yok. Seçimlerden sonra izlenen politikalar ve çıkarılan antidemokratik kanunların gelecekte ne gibi sosyal ve siyasal sorunlar yaratacağı tartışılmıyor. Tek adam yönetiminin keyfi tasarrufları hakkında toplum bilgilendirilmiyor. Türkiye’nin içine girdiği ekonomik darboğazdan, durmadan yükselen enflasyondan söz eden yok. İktidarın izlediği basiretsiz dış politikanın yarattığı gerginlikler muhalefetin ilgi alanı dışında.  Türkiye’nin NATO, AB, ABD ve komşu Ortadoğu ülkeleriyle yaşadığı ağır dış politika sorunları muhalefetin gündeminden çıkmış, iktidarın keyfine göre yönetilmektedir. Yazılı ve görsel basında, sosyal medya hesaplarında da sadece muhalefet partilerinin iç sorunları tartışılıyor. Anamuhalefet partisinde gruplar arası iç iktidar kavgası ve olağanüstü Kurultay hazırlıkları Türkiye’nin en büyük meselesi olmakta başı çekmekte. İYİ Partinin genel başkan sorunu da iktidar yanlısı basının en çok ilgilendiği bir diğer konu olmakta devam ediyor. Son bir haftadan beri de HDP’deki iç sorunlar ve aday devşirme politikasının yankıları besleme basının tartışma gündemine girdi.

               AKP iktidarı elindeki bütün basın yayın araçlarını tam hız sadece muhalefet partilerinin iç sorunlarını köpürterek kamuoyuna sunmak için kullanıyor. Toplumda muhalefet partilerinin iç sorunları için oluşturulan algı ve merak sayesinde iktidar hiçbir eleştiriye uğramadan kendi keyfince icraat yapmanın rahatlığını yaşıyor. Ne pahalılık, ne işsizlik, ne savaş tehlikesi ne de 24 Haziran seçimleri hiç kimsenin umurunda değil. Varsa yoksa Anamuhalefet partisinde kimin genel başkan olacağı, diğer iki muhalefet partisinde de iç sorunların nasıl aşılacağı konuları tartışılıyor. İktidar medyasının oyuncağı haline gelen muhalefetin bir an evvel kendisine çeki düzen vermesinde ve siyaseti parti içi sorunlar olmaktan çıkarmakta sayılamayacak kadar çok ülke yararı vardır.        

                Muhalefetin seçim olaylarına ilişkin konularda sessiz ve ilgisiz kalmasına karşın AGİT ve BM İnsan Hakları Komiserliği seçim öncesi kimi usulsüzlüklere dikkat çekmektedir. Açıklamaların özeti şöyledir: “Seçim kararından sonra seçim kanunlarında değişiklik yapılmış olması, Mühürsüz zarfların kullanılması, Cumhurbaşkanının diğer parti ve adaylarını terörizm destekçisi olarak göstermesi, sayısız sosyal medya kullanıcılarının cezalandırılması, çok sayıda muhalif medya kuruluşunun kapatılması ve gazetecilerin tutuklanması, güvenilir bir seçim için kaldırılmış olması gereken OHAL’in sürdürülmesi, eşit olmayan seçim kampanyasında eşitliğe özen gösterilmesi, RTÜK’ün medya izleme raporlarının kamuya açık ve şeffaf olması gerektiği” eleştirmektedirler. Seçim sonuçları alındıktan sonra, sahada çalışan AGİT heyetinin topladığı verilere dayanarak yayımlayacağı raporun daha kapsamlı ve daha acıtıcı olacağı açıktır.[2]

               Türkiye, ülkenin kaderini belirlemede uzun süre etkili olacağı anlaşılan 24 Haziran BAŞKANLIK ve Milletvekili genel seçimlerinin hukuka uygunluğunu, eşit ve adil koşullarda yapılıp yapılmadığını ülkenin anlı şanlı muhalefet partilerinden değil, uluslar arası kurumların raporlarından öğrenecektir. Yazık…

 

              

    

    

 

  

              

 

              



[1] Bu görev İ. İnönü döneminde bir süre Abdülhalik Renda tarafından yapılmıştır.

[2] AGİT Raporu, Tarhan Erdem, T24, 18.06. 2018

Facebook Yorumları

reklam
4.8.2018
DAYATMACI ERKEN SEÇİM TUZAĞINA DÜŞEN MUHALEFET KRİZ İÇİNDEDİR
26.6.2018
24 Haziran seçimlerinin tek galibi HDP’dir
18.6.2018
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ VE MİLLET CEPHESİNİN MUHALEFETİ
3.5.2018
Türk faşizmi sosyal demokratlar sayesinde 2. büyük zaferini kazandı
4.4.2018
Demokrasi Savaşımcısı Aydınlara Açık Mektup
23.11.2017
Hukuk ve siyaset
8.9.2017
DEMOKRASİ MÜCADELESİNDE ÖNCÜLÜK SORUNU
8.8.2017
AK Parti’nin 'Yeni Türkiye’si kapitalizm öncesi devlet projesidir
22.6.2017
Anayasanın değiştirilemez maddeleri kadük oldu
14.6.2017
PERVİN BULDAN’IN GÖZALTINA ALINMASI BÜYÜK BİR SKANDALDIR. ŞİDDETLE KINIYORUM
19.5.2017
Kürt siyaseti yeniden inkâr ve kart-kurt günlerine dönmekte
8.5.2017
‘Hayır’ oylarını araçlaştırma çabası büyük yanılgıdır
20.4.2017
Halk oylaması bir demokrasi mücadelesiydi; Kürtler bu mücadeleden zaferle çıktı
8.4.2017
HDP’NİN “BÊJIN NA !” AFİŞLERİ ENGELLENEMEZ
16.2.2017
“Hayır Diyenler” Terörist Değil, Sayın Başbakan!
9.2.2017
Referandumda "Evet ya da hayır demek fark etmez" diyenler fena halde yanılıyor!
5.2.2017
Anayasa referandumu ve demokrasi algısı
23.11.2016
Ahmet Türk'ün gözaltına alınması hukuksuzdur!
15.11.2016
Türkiye’de üniversite eğitimi ve akademik özgürlük
7.11.2016
Türkiye’de hukukun üstünlüğünden ve eşitlikten söz etmek milletle alay etmektir
29.10.2016
Türkiye tipi faşizme karşı uyanık olalım!
27.10.2016
Kışanak ve Anlı’nın şahsında hukuk ihlali yapıldı ve milli irade tahrip edildi
26.10.2016
Faili meçhul cinayetler nasıl unutturularak örtbas edilir
23.9.2016
OHAL ve Türkiye tipi başkanlık rejimi
13.9.2016
Prof. Zelal Ekinci Üniversiteden atıldı
15.8.2016
HDP, 3. MİLLİ CEPHE VE DEMOKRASİ
22.7.2016
Anayasa kaldırılmış ve siyasi partilerimiz kapatılmış mı?
14.7.2016
Kürt asimilasyonu için yeni bir yöntem mi uygulanacak?
28.6.2016
FAŞİZM KARŞISINDA DEMOKRATLARINS RUH HALİ
9.6.2016
DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK PROJESİ GERÇEKÇİ Mİ?
25.5.2016
Yüksek Yargı Başkanlarının Karadeniz Gezileri Bir Skandaldır
23.5.2016
Yarından sonra ne olacak?
23.5.2016
Türk tipi faşizmin yolu açıldı...
22.5.2016
Barış ve savaş iklimini oluşturan devlete egemen güçlerdir
18.11.2015
Ankara Katliamı Neden Batı Kamuoyunda Yankı Bulmadı?
14.11.2015
Seçim sonuçlarına ilişkin bir değerlendirme
9.11.2015
Kürt sorunu çözülecekse varsın başkanlık olsun diyen Kürt aydınlarına
27.10.2015
Kürt sorununu ancak CHP çözer savı gerçekçi mi?
23.10.2015
Sayın Demirtaş’ın katliam yorumu gerçekçidir
30.9.2015
Kürtler kardeşlik değil, demokrasi ve eşit haklı vatandaşlık istiyor
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.