Yeni bir cumhuriyet ve tarihi buluşma


27.01.2020 - Bu Yazı 1744 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Önceki yazıdan devam edelim:

Soru: Bu ülkede ve bölgede bir arada yaşamak mümkün müdür?

Cevap: Evet, ancak, Osmanlı İmparatorluğu’nun bıraktığı miras ve yaşanmışlar üzerine açık olarak konuşarak.

Çünkü, ülkenin ve bölgenin geleceği, ancak ve ancak ülkenin ve bölgenin kolektif hafızası üzerine kurulabilir.

Eğer bugün “Nasıl bir arada yaşarız?”, sorusunu soruyorsak, İmparatorluğun çıkışında bu soruya verilen cevaplar bugün artık yeterli değildir, demiş oluyoruz.

Ne yazık ki, mevcut Cumhuriyet, bugünkü “bir arada yaşama” sorusuna verilen bir cevap değil, bir sorun kaynağıdır.

Şaşırtıcı gelebilir ama ana iddiam şudur: Yeni bir Cumhuriyet ihtiyacını görenlerin başında Tayyip Erdoğan geliyor. Tüm Erdoğan karşıtları, Erdoğan’ın neleri yıkmakta olduğunu anlatmakla meşguller. Oysa yanılıyorlar. Evet, Erdoğan ilk Cumhuriyet’i ve onun kazanımlarını yıkıyor ama onun yerine Erdoğanizm’i kuruyor. Ortada “kurulan” bir şeyler olduğunu kabul edenler bile, bu “kurulanın” ne kadar ‘kalitesiz ve pespaye’ bir şey olduğunu tekrar etmenin ötesine geçemiyorlar.

Oysa ortada, kurulan yeninin ‘kültürsüz’, ‘yoz’, ‘temel ahlaki değerlerden yoksun’ olduğu ve ‘tek adamın keyfine bağlılık’ ve ‘kuralsızlığın’ ana kural haline geldiği gerçekliği kadar ve hatta ondan daha da önemli olan bir başka gerçeklik daha var. Bu da, Erdoğanizm’e muhalefet edenlerin eskiye özlem ötesinde yeni bir şey söyleyemiyor olmalarıdır.

Soru, Erdoğan’ın yıkıyor olması değildir, ondan daha önemlisi, muhalefetin yıkılanın yerine yeni söyleyecek bir şeyi olmamasıdır. Vizyonsuzluk muhalefetin ana özelliğidir. Sadece “eskiye özlem” size bir gelecek vadetmez. Öyle olsaydı, İslamcılar, asırlardır ezberledikleri “asrı saadet” ile bir gelecek kurarlardı.

Yeni kurulan partiler de dahil, muhalefetin geliştirdiği siyasi-kültürel çizgiye bakın. Eskiyi yeniden inşa etme çağrısı dışında bir şey görüyor musunuz? Oysa eski, bugün sorunun kaynağıdır.

Geçmişe ağıt yakmalar değil, geleceğe ilişkin vizyon sahibi olmak önemlidir…

Artık kabul etmek zorundayız: imparatorluktan çıkışta, bu topraklarda yaşananlara verilen cevaplardan birisi olan Cumhuriyet, bugünkü sorular ve sorunlar karşısında çaresizdir. Bu nedenle, Cumhuriyet’in “eski sözleşmesine” ve “kazanımlarına” çağrı, bu topraklar üzerindeki insanların geleceği birlikte kurma projesi olamaz. Bu ülkenin ve bölgenin yeni bir sözleşmeye ihtiyacı vardır. Ve bu yeni sözleşme, İmparatorluğun çıkışında ve Cumhuriyet döneminde yaşanmışlar üzerine ve bu dönemlerin çıkardığı sorunlar üzerine açık konuşarak sağlanacaktır.

YENİ CUMHURİYET VE MUSTAFA KEMAL

Son yıllarda giderek artan bir Mustafa Kemal hayranlığının varlığı biliniyor. Tayyip Erdoğan’a karşı çıkmak adına giderek arttığı gözlenen bu hayranlık, sadece geçmişe bir özlem veya kendisi zaten sorun olan eski Cumhuriyet’e dönme arzusu gibi dar bir siyasi görüşe denk düşmüyor. Bu hayranlık, aynı zamanda bugünkü soru ve sorunlara cevap veremeyen Türk entelektüellerinin yeteneksizliğinin de göstergesidir.

Türk entelektüeli, kendi yeteneksizliğini, beceriksizliğini ve çaresizliğini giderek artan bir biçimde Mustafa Kemal arkasına saklanarak gidermek istiyor.

Bugüne ilişkin sorular sormak ve bu sorulara cevap aramak yerine, entelektüeller, gereksiz bir “Atatürk’ü sevenler” ve “Nefret edenler” dünyasına bölünmüş durumda. Herkesin kendi gördüğü ve bildiği M. Kemal’i yaratma sevdası ortalığı sarmış vaziyette.

Dışarıdan genel bir bakışla, toplumun ve özellikle onun entelektüellerinin M. Kemal ile hastalıklı olarak tanımlanacak bir ilişki içinde olduklarını söylemek mümkün.

Durumu normalleştirmek gerekiyor. Bu da öncelikle entelektüellerin görevi. Bunun yolu da günümüzün sorulması gereken soruları ve verilmesi gereken cevapları M. Kemal’de aramaktan vazgeçmekten geçiyor.

“Atatürk aslında demek istemişti ki…” biçiminde kurulan her cümle, bu ülkenin geleceğine karşı işlenmiş en büyük entelektüel cinayet telakki edilmelidir. M. Kemal, tarihselleştirilmeli ve mezarında rahat bırakılmalıdır. Elbette, bugün vatandaşı olduğumuz Cumhuriyet’in kurucu babası olması nedeniyle saygı gösterilmelidir ama o kadar.

Görmemiz gereken şudur: Bugün sormamız gereken sorular ve vereceğimiz cevaplar M. Kemal’in sorduğu sorular ve verdiği cevaplar değildi. Bugünkü sıkıntılarımızın cevabını boşuna onda aramayalım. Yani, bugüne ilişkin soracağımız sorular ve arayacağımız cevapların referans noktası M. Kemal değildir.

Altını çizmekte fayda var, M. Kemal, Osmanlı’dan çıkış sürecine ilişkin bazı sorular sordu ve bu sorulara bazı cevaplar verdi. Osmanlı’nın parçalanması sürecinde, “Osmanlı’dan elde kalan toprakların olabildiğinde geniş bir birliği ve bütünlüğü” ve “kalan topraklar üzerinde Türklerin milli egemenliğinin nasıl sağlanabileceği” gibi sorularla uğraştı.

Onun hem “toprak bütünlüğü” hem de “Türklerin egemen bir ulus-devlet olarak örgütlenebilmesi” ekseninde gerçekleştirdiği toplumsal sözleşme en çok Hıristiyanlar başta olmak üzere, Kürtlere de kuşkuyla baktı. Bu Cumhuriyetin harcı, bu ülkenin vaktiyle yüzde 30-35’ini oluşturan Hıristiyanların, ne kadarı kaldıysa o kadarının tamamıyla dışlanması ve İslamcılara ve Kürtlere kuşkuyla bakılması üzerine kuruldu. Harcını, toplumu oluşturan kesimlerinin önemli bir kısmına karşı dışlama ve kuşku ekseninde kurmuş bir Cumhuriyetin zihniyet kalıplarında, bugün “ülkede ve bölgede birlikte nasıl yaşanacağı” sorularına cevap aramak bir çocukluktur.

Hatta tam aksini iddia etmemiz gerekir. Bugünkü Cumhuriyet krizinin ana nedeni, kuruluş yıllarındaki soruların soruluş tarzı ve o sorulara verilen cevaplardır.

Sorun olan şeyin kendisinde cevap aramamız, kendi entelektüel çaresizliğimizden ve zavallılığımızdan başka bir şey değildir.

Bu nedenle, M. Kemal etrafında yapılan, “Efendim, verdiği cevaplar o zamanki koşullarda doğruydu” ya da “O zamanın koşulları nedeniyle ancak bu kadar yapılabilirdi ve bu nedenle Kemal’i yargılamamak lazım” biçimde yapılan tüm izah denemelerinin fazla bir anlamı yoktur. Ya da “M. Kemal, dünyada o günkü şartlar göze alındığında…” veya “döneminin konjonktürüne göre aslında” gibi kurulan cümleler absürt ve son derece gereksizdir.

Birincisi, o dönemde “birlikte yaşama” sorusuna verilmiş başka cevaplar da elbette vardı. Meraklısı Ermeni feminist yazar Zabel Yeseyan’ın başta ‘Yıkıntılar Arasında’ eseri olmak üzere, yazdıklarını okuyabilirler. Elbette kabul etmek gerekir ki, siyasi yetenekleri ve koşulları iyi okumasıyla Kemal’in sorduğu sorular ve verdiği cevaplar, egemen soru ve cevaplar oldu. Ve bu Cumhuriyet onun kadrosu tarafından kuruldu. Bu nedenle de her “kurucu babaya” gösterilen saygı siyaseten gösterilir. Fakat bu siyasi saygı, şu anki dönemin sorularına cevap verecek sihirli anahtarı içermez.

İkincisi, M. Kemal için “dönemsellik” etrafında yapılan tüm açıklamaların kendi içinde “doğru” olduğunu kabul etsek bile -ki bu konuda karşı argümanlar daha güçlüdür-, böyle bir tartışmanın günümüz açısından çok büyük bir anlamı yoktur. Çünkü soracağımız soruların cevapları bu tartışmada yatmıyor ki. Vereceğiniz cevabın öyle veya böyle olması, bugünkü sorunuz ve de cevabınız açısından bir anlam ifade etmiyor ki…

Çünkü, cevabınız ne olursa olsun, Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının dönemlerinin sorunlarını formüle ediş ve cevap veriş tarzları bugünkü sorunlarımızın ortaya çıkmasının ana nedenidir. O zamanın koşullarında doğruydu veya değildi, ama bugün tıkanmıştır ve bugün soruları yeniden sormak, cevapları yeniden aramak gerekir.

YENİ SÖZLEŞME İÇİN BÜYÜK BULUŞMA

M. Kemal etrafında yapılan tartışmalar, yanlış eksenli fazla gereksiz tartışmalardır. Ve dediğim gibi entelektüel yeteneksizlik göstergesi olarak anlaşılmalıdır.

Tartışılması gereken konu, merkezde olan esas soru, bugün ülke ve bölgede bir arada farklı etnik-din ve ulus gruplarının bir arada yaşamalarının mümkün olup olmadığı ve eğer mümkünse bu bir arada yaşamanın nasıl yaratılacağıdır.

Bunun yolu da bu toplumun hiçbir bireyini dışlamayan, farklı toplumsal kesimlerden kuşku duymayan, tüm kesimlerini kapsayan bir toplumsal diyalogdan ve bu diyaloğu esas alarak gerçekleştirilecek yeni bir toplumsal sözleşmeden geçer.

Birincisi, yaşanmışlar üzerine açık ve düz bir konuşma, ikincisi bu konuşmaya her kesimin eşit ve eşdeğer olarak dahil edilmesi.

Kürt’ünün, Alevi’sinin, İslamcısının, laikinin ve Hıristiyan’ının eşit ve eşdeğer koşullarda katıldığı, birlikte yeni bir toplumsal sözleşmenin hazırlamak zorunda olduğumuz bir süreçten söz ediyorum. Eğer bu yaşanmışlar üzerine açık konuşma, siyasetin yeni zemini olarak kurulamazsa, bu kimliklerin kabuklarını da kıracak siyasi seçeneklerin doğmasına imkân tanımaz.

Eğer M. Kemal’i mezarında rahat bırakmazsanız bu arayışı da yapamazsınız.

“Bu memlekette maalesef olmuş böyle şeyler kardeşim”, cümlesini kuramazsanız yarını inşa edemezsiniz.

Siyasetin zeminin, yaşanmışlar üzerine açık konuşma ile yeniden tanımlanacak olması ve bu konuşmaya tüm tarafların eşit-ve-eşdeğer katılmalarının sağlanması, yaratılması zorunlu yeni toplumsal sözleşmenin olmazsa olmazıdır.

Siyasetin bu yeni zemini, hem mevcut siyasallaşmış etnik-dinsel kimliklerin hem de mevcut siyasal yapıların ötesinde siyaset için yeni şekillenmelerin, yeni birleşme noktalarının çıkması anlamına gelecektir.

Bu yeni şekillenmeler ve yeni buluşmalar, siyasette oluşmuş geleneksel sağ-sol, milliyetçi-liberal ayrımlarının ortadan kalkması anlamında değildir elbette. Ama mevcut siyasetin kalın kabuğunun çatlaması ve siyasetin zemininin hafızasızlık üzerinden değil, yaşanmışlıkların konuşulması ve kurumsallaşması üzerinden yeniden tanımlanması anlamına gelecektir.

Bugün, siyasetin eskimiş kalın kabuğu altında, farklı siyasi akım ve kimliklerde bireylerin yoğun bir arayış içinde olduğunu gözlemek mümkündür. Birçok birey, bağlı olduğu siyasi ve kültürel çevrenin gerçekliğini anlayarak ve kavrayarak ve ama onun yarattığı kalın kimlik duvarlarını aşarak yeni denizlere doğru açılmaktadırlar.

Kalın kabuk altında, oluşmuş mevcut kimliklerin ötesinde derin bir yeni arayış çabası var.

Ve Türkiye, eğer bu farklı siyasi ve kültürel kimliklerden gelen ve ama o gemileri terk etmiş bireylerin büyük buluşmasını sağlayabilirse, kendisini yarınına taşıyabilecektir. Çünkü bu coğrafyayı yarına taşıyacak bilgi birikimi orada yatmaktadır.

Bu taşımayı yapacaklar artık bağlı oldukları siyasi ve kültür kimlikleriyle değil, birey olarak bu yeni zeminde var olacaklardır.

Ve bu bireyler yeni bir toplumsal sözleşme için gerekli entelektüel birikimin ve ülkenin ortak aklının taşıyıcıları olacaklardır. Bu kişiler, siyasi olarak farklı yerlerde duracak olsalar bile, bu, ülkede yeni bir sivilliğin başladığı anlamına da gelecektir.

Yeni Cumhuriyetin kurucu babaları-kadınları da muhtemel bu insanlar içinden çıkacaktır.

 

Facebook Yorumları

reklam
27.01.2020
Yeni bir cumhuriyet ve tarihi buluşma
19.01.2020
Hrant, Talat Paşa'nın intikamı için öldürüldü
27.12.2019
Siyasetin 'söylenecek sözü' bitmiş 'yeni söz' lazım
14.12.2019
Amerikan Senatosu’nun soykırım kararı ve olası sonuçları
17.11.2019
Bizim mahallenin hocası Mümtaz Soysal
12.11.2019
Tarihi hakikatleri inkâr ve editoryal politika
9.11.2019
T24 meselesi bize niçin Hrant Dink’i hatırlatıyor?
15.10.2019
15 soruda Suriye ve Kürt meselesi
23.08.2019
Ermenilerin imha kararı: 1 Aralık 1914
22.06.2019
Bir açıklama ardından bazı sorular
22.05.2019
Büyük koalisyon ve Erdoğan’ın seçimleri erteleme veya iptal etme ihtimali
12.11.2018
Erdoğan’ın İkinci Cumhuriyet'i ve Atatürk’ün Birinci Cumhuriyet'i: Kuvvetler Birliği, Suriye Politikaları ve Tarihle Yüzleşme
22.10.2018
Kaşıkçı cinayeti ve devlet-yurttaş arasındaki ‘güven’ ilişkisi
20.9.2018
Orta Doğu kördüğümü için alternatif çözüm: Türkiye İsrail ortaklığı
18.8.2018
“Kuşatma savaşı” ve düşündürdükleri
2.8.2018
Birinci Cumhuriyet esas alınıp İkinci Cumhuriyet'e muhalefet yapılamaz
7.7.2018
'Umdenken': Düşünme tarzımızı değiştirmek
30.6.2018
İkinci cumhuriyete hoş geldiniz
14.1.2018
HDP ve 'Türklük'
5.12.2017
Ya “safradan” kurtulmak ya da iç savaş
13.11.2017
Kavala’nın tutuklanması AKP-Ergenekon koalisyonunun resmi ilanıdır
24.9.2017
'Zamanı değil' tezinin düşündürdükleri
21.9.2017
Kürdistan referandumu ve bağımsızlık
18.9.2017
Korkunç yalnızlığın intikamı mı?
24.8.2017
Bülent Uluer, bir ölüm ilanı ve altında birkaç satır ya da aydın kırımı
19.7.2017
CHP ve Adalet: Olmayacak duaya âmin demek mi?
12.6.2016
Turkcell bir şirket mi yoksa 'vatandaş nasıl dolandırılır' kurumu mu?
9.5.2016
Helmut Oberdiek ile parça parça
20.11.2015
Ne ondurmak ne de öldürmek
20.6.2015
Çıplak kadın resmi
16.6.2015
Tarihî şans mı
14.6.2015
Şiddet ile hesaplaşma!
11.6.2015
PKK- Hizbullah çatışması mı
7.6.2015
Devlet aklı
19.5.2015
‘Ermeni takıntısı’ ve Türklük
17.5.2015
Türklük ve cinayet ilişkisi!
16.5.2015
Türklük ve tarihle yüzleşme
13.5.2015
Siyasette zemin kayması
7.5.2015
HDP ve soykırım
2.5.2015
Samantha Power ve Soykırım’ın 100. yılı
23.4.2015
Bıktırdınız gerçekten!
17.4.2015
Eğer Amerika isterse!
16.4.2015
24 Nisan yaklaşırken!
8.4.2015
HDP ve demokrasi
7.4.2015
Siyaset zor zanaat
27.02.2015
Gürsel Tekin ve Şafak Pavey’e
25.02.2015
MHP, CHP ve tuhaf işler
20.02.2015
Perinçek nefret ve kin yaymaktan ceza aldı
17.02.2015
Bir trajedi olarak Perinçek davası
10.02.2015
Perinçek’i cami avlusundan almışlar!
06.02.2015
Saray soytarısı
01.02.2015
Türkiye 1915 ile nasıl yüzleşmeli
30.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (4)
29.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (3)
28.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (2)
27.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg
04.01.2015
Sarıkamış’ta savaşan Ermeni askerler ve esaret mektupları
04.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915: Genel bir değerlendirme (5)
03.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (4)
02.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (3)
01.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (2)
30.11.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (1)
17.11.2014
Hrant Harvard’da
12.11.2014
Benim Nasuh Abim (2)
11.11.2014
Benim Nasuh Abim (1)
14.10.2014
İç savaşın başındayız
07.10.2014
IŞİD’e terörist diyerek sorun çözülmez
29.09.2014
Çok şey anladığımı iddia edemem!
18.09.2014
Kasıtla nefret suçu işlenmektedir!
17.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (III)
16.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (II)
15.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (I)
26.08.2014
C. Bayık, E. Kürkçü ve HDP
17.08.2014
CHP yenileniyor!
06.08.2014
Genel af şart
20.07.2014
Mesafe koymanın tahammül sınırı ve derin anlamı!
26.06.2014
Birleşmiş Milletler 1985 Whitaker Raporu
23.06.2014
Tarihle yüzleşme: Bir başka bahara!
18.06.2014
Kürt meselesi çözülmeden...
16.06.2014
Bıkkınlık...
20.05.2014
Eğer yaşım 60 olmasaydı!
08.05.2014
Milletler Cemiyeti Halep Kurtarma Evi
06.05.2014
4 Mayıs Dersim Tertelesi
25.04.2014
Heyecanlandırmadı, çünkü biz çok değiştik!
19.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest (2)
18.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest
18.01.2014
Muammer Güler ve Dr. Reşit; ya da Erdoğan ve Talat
02.01.2014
Yeni yılın gidişatı
30.12.2013
Gene mi kurtuluş savaşı!
26.12.2013
Operasyon yapanın niyeti!
24.12.2013
CIA ve MOSSAD’a teşekkürler, MİT’e çağrı!
19.12.2013
İsrailli savcı istiyorum
16.12.2013
Eski tas eski hamam
12.12.2013
Los Angeles Examiner 1927
09.12.2013
Los Angeles Examiner 1926
05.12.2013
M. Kemal ve 2015 (2)
02.12.2013
M. Kemal ve 2015
28.11.2013
1920 Ruhu ve 2015
25.11.2013
Şivan Perwer ve Ahmet Kaya
21.11.2013
Namus bekçileri
18.11.2013
1968, cinsel özgürlük isyanı idi
14.11.2013
Doku değişimi
11.11.2013
İkinci Gezi
07.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi (2)
04.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi
31.10.2013
İdari reform ve derin travma
28.10.2013
Reform ve ademimerkeziyetçilik
21.10.2013
BDP ve Millet-i Hâkime
17.10.2013
Yine Millet-i Hâkime sorunu
14.10.2013
Reform, gecikme ve millet-i hâkime
10.10.2013
Reform ve zihniyet
07.10.2013
Reform Paketi
03.10.2013
Özkök niçin hesap vermeli (2)
30.09.2013
Özkök niçin hesap vermeli
26.09.2013
Medya ve operasyon
23.09.2013
Gerçek adalet için
19.09.2013
Defterler nerede
16.09.2013
Bizim Martin Luther King’imiz
11.09.2013
Kendini kurban saymak
10.09.2013
İktisatçılarımız ve Ermeni malları
09.09.2013
6-7 Eylül 1955 ve Suriye
05.09.2013
Müdahale iyi mi kötü mü
04.09.2013
Evdeki mutfak mı, dışarıdan ithal mi
02.09.2013
Zor şey be yazmak
26.08.2013
Ergenekon: Genel değerlendirme
22.08.2013
Bir kıyaslama
21.08.2013
İttihatçılar’ın yargılanması ve hukuk
19.08.2013
Devlet görevlilerinin yargılanması ve hukuk
15.08.2013
Veli Küçük, Ergenekon ve Ermeni soykırımı
14.08.2013
Ergenekon ve Ermeni soykırımı
13.08.2013
Adalet arayışı
13.08.2013
YETMEZ ama EVET
05.08.2013
Devlet bilir!
31.07.2013
Mısır ve akla getirdikleri
29.07.2013
Gezi Türk 68’idir!
24.07.2013
Hitler’in seçimle işbaşına geldiği efsanesi
22.07.2013
Zihniyet sürekliliği niye
15.07.2013
AKP: Kuş mu, deve mi
09.07.2013
Türk siyasetinin iki ana damarı
02.07.2013
Hrant, Lice ve Gezi: Yeni bir yarın
24.06.2013
Lyndon Johnson ve Tayyip Erdoğan
18.06.2013
Erdoğan iç savaş mı istiyor
10.06.2013
Yeni Türk ulusal kimliği ya da başladığı anda biten hareket mi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive