T24 meselesi bize niçin Hrant Dink’i hatırlatıyor?


9.11.2019 - Bu Yazı 170 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Aşağıdaki yazı, T24’ün bana hakaretler dolu cevabından önce yazıldı. T24’ün tartışmayı kişiselleştirmek istemesini anlıyorum. İyi bir kaçış kapısıdır. Şahsımla ilgili aktardıkları bilgiler doğru değildir ama şimdilik uğraşmaya değmez bile… Söylediklerine cevabım, bana cevaplarından önce yazdıklarımdır. T24’ün, Zeynel Lüle ve Fikret Bila’nın 1915 hakikatini inkar eden ve Hrant Dink’in öldürülmesine yol açan fikirlerini yayınlaması ve bunu bir marifetmiş gibi savunması onlar için bir utanç vesilesi olarak kalacaktır. Konu kapanmamıştır.”

T24, Zeynel Lüle ve Fikret Bila’ya ait iki yazı yayımladı. Her iki yazıda da, tarihi hakikatleri inkarı esas alan resmi devlet politikaları tekrar ediliyordu. Zeynel Lüle yazısında, 1915’in soykırım sayılamayacağını söylüyor, bunu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Perinçek hakkında verdiği karara dayandırıyordu. Oysa AİHM, 1915 soykırım değildir, diye bir karar almamıştı ve bu iddia sadece Doğu Perinçek ekibinin yaydığı bir yalandan ibaretti.

 Fikret Bila yazısında, “1915 soykırımdır demek, Türklere karşı nefret suçu işlemektir” diyor ve ayrıca, insanların Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’den çok duymaya alıştığı “kimse Türk milletine soykırımcı diyemez” cümlesini tekrar ediyordu.

Yazılar 1915’e ilişkin son derece ciddi bilgi kirliliği de yayıyordu ama özellikle Bila’nın yazısında ileri sürdüğü, “1915’e soykırım diyenler, Türklere karşı nefret suçu işliyorlar”, cümlesi çok önemliydi ve benim gibi birçok insana Hrant Dink Cinayetini hatırlattı.

Dink cinayetine giden yol Fikret Bila’nın yazısında dile getirdiği türden cümlelerle döşenmişti ve Hrant aleyhine, Türklere karşı nefret suçu işlediği gerekçesiyle soruşturmalar açılmış, kampanyalar yürütülmüş ve mahkemelerde süründürülmüştü.

Fikret Bila’nın bu yazısı aslında, Türkiye’deki herhangi bir medya organında çıkabilirdi; benzeri yazılar çıkıyor da zaten. Galiba beni, bizleri asıl düşündüren bu yazının, kendisine farklı bir misyon biçtiğini iddia eden T24’de çıkmış olması.

Bu husus bize Hrant Dink konusunu yeniden düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Hrant Dink’in 2007’de bir suikaste kurban gitmesi, Türk siyasi tarihinde bir depremdir ve çok önemli bir dönüm noktasına denk düşer.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, 2007 yılına kadar, “1915’te adını ne koyarsanız koyun, bir millet sürülerek ve katledilerek imha edildi”, diyen insanlar büyük kovuşturmalara tabi tutuluyorlardı. Başta Hrant olmak üzere, bu insanlar aleyhine büyük kampanyalar düzenleniyor, ölümle tehdit ediliyorlardı. Bu insanlar aleyhine açılmış onlarca dava vardı.

O yıllarda, toplumu tarihle yüzleşmeye ve hakikatleri kabul etmeye davet etmek bir suç telakki ediliyordu.

Cinayetle birlikte 1915 konusundaki hava esas olarak değişti. Ergenekon davalarının bu hava değişiminde kısmi bir rolü oldu. Artık, 1915 konusunda gerçekleri söyleyenlere yönelik kampanyalar ve davalar dönemi kapanmıştı.

Toplumu tarihi ile yüzleşmeye çağıranlar bir nevi psikolojik üstünlüğü ele geçirmişlerdi. Saldırgan olanlar ise savunmada idiler.

Hrant’ın ölüdürülmesinin yarattığı büyük infialin bir de yan ürünü oldu. Hrant’ın birçok “sahte dostu” piyasaya çıktı veya en azından ortalıkta bu tür çok sayıda insanın olduğu iddiaları dillendirilmeye başladı.

Ana iddia şu idi; Hrant Dink üzerine konuşmak kamuoyunda prim yapar hale geldi ve bu sahte dostlar, Hrant’ı bilerek istismar ediyorlardı. Üstelik bu insanların ne Hrant’ın ideallerinden doğru dürüst haberleri vardı ne de 1915’de nelerin yaşandığını ve bunların bugün için anlamını ciddi ciddi düşünüyorlardı.

Açıkçası ben Hrant’ın “sahte” ve “hakiki” dostları ayırımı yapılmasını doğru bulmadım ve hala da bulmam. Sadece haddim olmadığı için değil, insanların Hrant’ın ve ideallerinin/düşüncelerinin üzerine konuşma nedenlerinin arkasında yatan (gizli) saikleri bulma iddiasının, düşüncesinin kendisini bile son derece tehlikeli bulurum.

Rakel Dink 2015 yılında, Ermenilerin zorla Müslümanlaştırılması konulu konferansta, bu konuya da uyarlanabilecek önemli bir şey söylemişti. 1915 soykırımı sırasında, Ermenilerin hayatlarını kurtaran birçok Müslüman’ın aslına bu kurtarmayı insani ve vicdani nedenlerle yapmadıkları, ciddi çıkar beklentisi ile hareket ettikleri ileri sürülüyordu. Rakel, “hangi nedenle yapmış olurlarsa olsunlar, hayat kurtarmışlar”, demişti. Yapılacak olan bu insanlara teşekkür etmekti.

Hangi arka plan saikleri ile olursa olsun, insanların Hrant’ın yaptıkları ve fikirleri üzerine konuşmaları, öldürülmesinin nedenleri ve tüm bunların Türkiye’nin bugünü ve yarını açısından anlamı üzerine düşünmeleri önemlidir. Daha da önemlisi, bu konuşma ve düşünmesinin kendisinin kurumsallaştırılmasıdır.

Kurumsallaşma, ülkedeki demokrasi ve insan hakları mücadelesi açısından çok önemlidir ve zaten, Hrant Dink ailesinin Agos ve Vakıf üzerinden yaptığı da budur.

Zeynel Lüle’nin, Veli Küçük ile birlikte “Talat Paşa Komitesi” adıyla Hrant’a karşı kampanyalar yürüten Doğu Perinçek’i T24 sayfalarında savunması; Fikret Bila’nın, “Ermeni soykırımı olmuştur demek Türklere yönelik nefret suçu işlemektir” cümlesinin T24’de boy göstermesi bu nedenle son derece önemli.

Bu yazıların vehameti kadar, bunların yer aldığı platform da önemli. Çünkü T24, Hrant Dink’in fikirlerinin takipçisi olduğu iddiasındaki platformlardan bir tanesi idi. Yıllardır 1915, tarihle yüzleşme ve Türk-Ermeni diyaloğu konularında onlarca yazı T24 üzerinden okuyucularla buluşmuştu.

Beni, bizleri düşündüren, bir izah yapmaya iten asıl husus bu. Nasıl olur da, Hrant’ı hiçbir zaman yalnız bırakmayan dostlarının da yazarı oldukları bir yayın organında, Hrant’ın ölümüne yol açan yolun taşlarını döşeyen insanları aklayan ve onların fikirlerini tekrar eden yazılara yer verilebilirdi?

Galiba basit izah şu: anlaşılan, T24 önemli bir tercih değişikliği yaşıyor, bir nevi kabuk değiştirme gibi... Ve bu kabuk değiştirmenin Ermeni sorunu etrafında yaşanıyor olması hiç de tesadüfi değil. Çünkü bilindiği gibi, milli meselelerimiz içinde “en hassas olanı” Ermeni meselesi.

Son aylarda T24’e Hürriyet ve Milliyet gazetesinden birçok yazar geçti. Zaten, sözünü ettiğim bilgi kirliliği dolu yazıları yazanlar da bu transferle gelenler.

Öyle görülüyor ki, yukarıda bahsettiğim 2007 Hrant’ın ölümü ile değişen havanın artık iyice sonuna gelmiş bulunuyoruz.

Ve tüm diğer sorunlarda olduğu gibi, Ermeni sorununda da yeniden 1990-2000’li yıllara, Hrant’ın ölümü öncesi döneme döndük gibi.

Anlaşılan T24 de bu havaya uyarak, Hrant’ın ölümünün yarattığı büyük şok ve sarsılmanın etkisinden kurtulmak istiyor. Bir nevi “fabrika ayarlarına” dönme arzusu…

Ermeni meselesinin, yeni havaya uyumda güverteden atılacak ilk fazlalıklardan birisi olması çok şaşırtıcı değil. T24, Ermeni meselesinde kendisine oluşturmak istediği yeni bir yer var. Bu yeri, konunun tarafı olmaktan vazgeçmek ve inkarcılara prim vererek ve sayfasını açarak “konunun iki tarafı var, biz iki tarafa da eşit uzaklıktayız” olarak tanımlamak mümkün.

“Sahte Dostlar” meselesini aklıma getiren bu nokta…

Çünkü bana göre Hrant bir mihenk taşıdır. Onun ölümüne yol açan kampanyaları örgütleyenlerin yalanlarını yayabilirsiniz. Onun öldürülmesine giden yolu döşeyen fikirleri kapaktan haber yapabilirsiniz. Ama bu durumda Hrant’ın arkadaşları değil, karşısındaki insanlardan olduğunuz kesindir.

Türkiye’de uzun zamandır, baskı rejiminin yoğunlaşarak artması ile paralel ciddi bir siyasi, entelektüel ve ahlaki çöküş yaşıyor. Bu hava T24’ü de sarmış görülüyor.

Eğer T24, Zeynel Lüle ve Fikret Bila yazılarını sitesinden kaldırmaz ve 30-40 yıldır Ermeni soykırımı etrafında örülmüş yalan duvarına karşı mücadele eden ve belli mevziler kazanan insanlardan özür dilemezse, kendisine seçtiği yeni yeri bilinçle seçmiş demektir. Bize düşen kendilerine bol Fikret Bila’lı yazılar dilemektir.

Galiba bir çok dostumun “Hrant Dink’in sahte dostları” meselesinde bana anlatmak istedikleri böyle bir şeydi…

Facebook Yorumları

reklam
12.11.2019
Tarihi hakikatleri inkâr ve editoryal politika
9.11.2019
T24 meselesi bize niçin Hrant Dink’i hatırlatıyor?
15.10.2019
15 soruda Suriye ve Kürt meselesi
23.08.2019
Ermenilerin imha kararı: 1 Aralık 1914
22.06.2019
Bir açıklama ardından bazı sorular
22.05.2019
Büyük koalisyon ve Erdoğan’ın seçimleri erteleme veya iptal etme ihtimali
12.11.2018
Erdoğan’ın İkinci Cumhuriyet'i ve Atatürk’ün Birinci Cumhuriyet'i: Kuvvetler Birliği, Suriye Politikaları ve Tarihle Yüzleşme
22.10.2018
Kaşıkçı cinayeti ve devlet-yurttaş arasındaki ‘güven’ ilişkisi
20.9.2018
Orta Doğu kördüğümü için alternatif çözüm: Türkiye İsrail ortaklığı
18.8.2018
“Kuşatma savaşı” ve düşündürdükleri
2.8.2018
Birinci Cumhuriyet esas alınıp İkinci Cumhuriyet'e muhalefet yapılamaz
7.7.2018
'Umdenken': Düşünme tarzımızı değiştirmek
30.6.2018
İkinci cumhuriyete hoş geldiniz
14.1.2018
HDP ve 'Türklük'
5.12.2017
Ya “safradan” kurtulmak ya da iç savaş
13.11.2017
Kavala’nın tutuklanması AKP-Ergenekon koalisyonunun resmi ilanıdır
24.9.2017
'Zamanı değil' tezinin düşündürdükleri
21.9.2017
Kürdistan referandumu ve bağımsızlık
18.9.2017
Korkunç yalnızlığın intikamı mı?
24.8.2017
Bülent Uluer, bir ölüm ilanı ve altında birkaç satır ya da aydın kırımı
19.7.2017
CHP ve Adalet: Olmayacak duaya âmin demek mi?
12.6.2016
Turkcell bir şirket mi yoksa 'vatandaş nasıl dolandırılır' kurumu mu?
9.5.2016
Helmut Oberdiek ile parça parça
20.11.2015
Ne ondurmak ne de öldürmek
20.6.2015
Çıplak kadın resmi
16.6.2015
Tarihî şans mı
14.6.2015
Şiddet ile hesaplaşma!
11.6.2015
PKK- Hizbullah çatışması mı
7.6.2015
Devlet aklı
19.5.2015
‘Ermeni takıntısı’ ve Türklük
17.5.2015
Türklük ve cinayet ilişkisi!
16.5.2015
Türklük ve tarihle yüzleşme
13.5.2015
Siyasette zemin kayması
7.5.2015
HDP ve soykırım
2.5.2015
Samantha Power ve Soykırım’ın 100. yılı
23.4.2015
Bıktırdınız gerçekten!
17.4.2015
Eğer Amerika isterse!
16.4.2015
24 Nisan yaklaşırken!
8.4.2015
HDP ve demokrasi
7.4.2015
Siyaset zor zanaat
27.02.2015
Gürsel Tekin ve Şafak Pavey’e
25.02.2015
MHP, CHP ve tuhaf işler
20.02.2015
Perinçek nefret ve kin yaymaktan ceza aldı
17.02.2015
Bir trajedi olarak Perinçek davası
10.02.2015
Perinçek’i cami avlusundan almışlar!
06.02.2015
Saray soytarısı
01.02.2015
Türkiye 1915 ile nasıl yüzleşmeli
30.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (4)
29.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (3)
28.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (2)
27.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg
04.01.2015
Sarıkamış’ta savaşan Ermeni askerler ve esaret mektupları
04.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915: Genel bir değerlendirme (5)
03.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (4)
02.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (3)
01.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (2)
30.11.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (1)
17.11.2014
Hrant Harvard’da
12.11.2014
Benim Nasuh Abim (2)
11.11.2014
Benim Nasuh Abim (1)
14.10.2014
İç savaşın başındayız
07.10.2014
IŞİD’e terörist diyerek sorun çözülmez
29.09.2014
Çok şey anladığımı iddia edemem!
18.09.2014
Kasıtla nefret suçu işlenmektedir!
17.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (III)
16.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (II)
15.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (I)
26.08.2014
C. Bayık, E. Kürkçü ve HDP
17.08.2014
CHP yenileniyor!
06.08.2014
Genel af şart
20.07.2014
Mesafe koymanın tahammül sınırı ve derin anlamı!
26.06.2014
Birleşmiş Milletler 1985 Whitaker Raporu
23.06.2014
Tarihle yüzleşme: Bir başka bahara!
18.06.2014
Kürt meselesi çözülmeden...
16.06.2014
Bıkkınlık...
20.05.2014
Eğer yaşım 60 olmasaydı!
08.05.2014
Milletler Cemiyeti Halep Kurtarma Evi
06.05.2014
4 Mayıs Dersim Tertelesi
25.04.2014
Heyecanlandırmadı, çünkü biz çok değiştik!
19.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest (2)
18.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest
18.01.2014
Muammer Güler ve Dr. Reşit; ya da Erdoğan ve Talat
02.01.2014
Yeni yılın gidişatı
30.12.2013
Gene mi kurtuluş savaşı!
26.12.2013
Operasyon yapanın niyeti!
24.12.2013
CIA ve MOSSAD’a teşekkürler, MİT’e çağrı!
19.12.2013
İsrailli savcı istiyorum
16.12.2013
Eski tas eski hamam
12.12.2013
Los Angeles Examiner 1927
09.12.2013
Los Angeles Examiner 1926
05.12.2013
M. Kemal ve 2015 (2)
02.12.2013
M. Kemal ve 2015
28.11.2013
1920 Ruhu ve 2015
25.11.2013
Şivan Perwer ve Ahmet Kaya
21.11.2013
Namus bekçileri
18.11.2013
1968, cinsel özgürlük isyanı idi
14.11.2013
Doku değişimi
11.11.2013
İkinci Gezi
07.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi (2)
04.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi
31.10.2013
İdari reform ve derin travma
28.10.2013
Reform ve ademimerkeziyetçilik
21.10.2013
BDP ve Millet-i Hâkime
17.10.2013
Yine Millet-i Hâkime sorunu
14.10.2013
Reform, gecikme ve millet-i hâkime
10.10.2013
Reform ve zihniyet
07.10.2013
Reform Paketi
03.10.2013
Özkök niçin hesap vermeli (2)
30.09.2013
Özkök niçin hesap vermeli
26.09.2013
Medya ve operasyon
23.09.2013
Gerçek adalet için
19.09.2013
Defterler nerede
16.09.2013
Bizim Martin Luther King’imiz
11.09.2013
Kendini kurban saymak
10.09.2013
İktisatçılarımız ve Ermeni malları
09.09.2013
6-7 Eylül 1955 ve Suriye
05.09.2013
Müdahale iyi mi kötü mü
04.09.2013
Evdeki mutfak mı, dışarıdan ithal mi
02.09.2013
Zor şey be yazmak
26.08.2013
Ergenekon: Genel değerlendirme
22.08.2013
Bir kıyaslama
21.08.2013
İttihatçılar’ın yargılanması ve hukuk
19.08.2013
Devlet görevlilerinin yargılanması ve hukuk
15.08.2013
Veli Küçük, Ergenekon ve Ermeni soykırımı
14.08.2013
Ergenekon ve Ermeni soykırımı
13.08.2013
Adalet arayışı
13.08.2013
YETMEZ ama EVET
05.08.2013
Devlet bilir!
31.07.2013
Mısır ve akla getirdikleri
29.07.2013
Gezi Türk 68’idir!
24.07.2013
Hitler’in seçimle işbaşına geldiği efsanesi
22.07.2013
Zihniyet sürekliliği niye
15.07.2013
AKP: Kuş mu, deve mi
09.07.2013
Türk siyasetinin iki ana damarı
02.07.2013
Hrant, Lice ve Gezi: Yeni bir yarın
24.06.2013
Lyndon Johnson ve Tayyip Erdoğan
18.06.2013
Erdoğan iç savaş mı istiyor
10.06.2013
Yeni Türk ulusal kimliği ya da başladığı anda biten hareket mi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive