'Umdenken': Düşünme tarzımızı değiştirmek


7.7.2018 - Bu Yazı 273 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Almanca, “yeniden düşünmek” diye çevrilen bir kelime var: “umdenken” ama “düşünme tarzını değiştirmek”, hatta “düşünmeyi tersine çevirmek” diye okumak daha anlamlı.

Önerdiğim böyle bir şey; bu ülkede bir şeyleri değiştirmek isteyen insanlarının yapması gereken şey “umdenken”. Yani, düşünme tarzımızı ve bazı bildiklerimizi tersine çevirmek; içinde bulunduğumuz durumu farklı okumaya ve anlamaya çalışmak…

Seçim sonuçları üzerine yapılan değerlendirmeler iki uç arasında: büyük bir “kaybedilmişlik ve moral çöküş” yaşayanlar ile “durum o kadar kötü de değil ve henüz her şey bitmedi” diyenler arasında gidip geliyor.

Ve “vakit daha geç olmadan” kurulması gereken cepheler vb. üzerine tartışılıyor.

Oysa bu ikilem yanlış…

1982 yılıydı (galiba), Hamburg’da Yeşiller Partisinin büyük kongresi yapılıyordu. Kürsüde Rudolf Bahro vardı; Doğu Almanya’da rejime muhalefet eden, daha sonra “Alternatif” adlı kitabı nedeniyle 8 yıl hapis cezasına çarptırılan ve ama Batı’da yükselen büyük tepkiler nedeniyle Batı Almanya’ya sürülen Rudolf Bahro…*

Bahro, Yeşillerin kurucularından idi ve konuşmasının konusu (kapitalist veya sosyalist) endüstrileşmenin tahrip ve yok ettiği Doğanın-Çevrenin nasıl korunacağı idi. Bahro mealen, birbirinden esasta farklı iki tür siyaset yapış tarzı olduğunu anlatıyordu. “Birinci tarz”, diyordu, “saatin 12’ye çeyrek kala olduğu üzerine kurulan siyasettir.”

Buna göre, henüz vakit çok geç değildir, kurtarılacak ve korunacak bir şeyler vardır. Ve önerilen siyaset, “geç kalmadan; yıkımın ve tahribatın önünün alınması için atılacak adımlar” üzerine tartışmaktır.

Bu mantıkta siyaset yapanlar, önerilenleri veya beklentileri olmayınca, saatin 12’ye daha da yaklaştığı düşünürler. Durum kötüleşmekte olduğu için, büyük bir karamsarlığa düşerler. “Eyvah, mahvolduk, artık bu gidiş durdurulamaz”, diyenlerle, “hayır henüz daha yapılacak şeyler var”, diyenler tartışmaya girişir…

Karamsarlar ve iyimserleri olan siyasi tartışmalar yapılır ama temel mantık aynıdır. Saat 12’ye çeyrek vardır ve bu gidiş durdurulmalıdır.

“Oysa bir de ikinci tarz siyaset yapma tarzı vardır”, diyordu Bahro… Saat 12:15’tir, yani korktuğunuz şey çoktan olmuştur. Kurtarılacak bir şey yoktur artık. “Saat 12 olmadan” telaşına, heyecanlanmalarına, moral yıkıntılarına gerek yoktur çünkü artık, kurtarılması gereken şeyler yoktur… Engellenmesi gereken, gelmekten olan bir felaket de söz konusu değildir… zaten felaketi yaşamaktasınız.

Şimdi bu durumda ne yapılması gerektiğini düşünüyorsanız, onu söyleyin.

Bahro, Yeşil parti siyasetinin 12:15 üzerine kurulmasını öneriyordu.

Benim Türkiye siyasetine ilişkin önerim budur.

Saat 12:15 ve kurtaracağımız hiçbir şey yok. Bu nedenle fazla telaşa da gerek yok. İkinci Cumhuriyet kuruldu ve bizler ne kadar çırpınsak da bu kuruluş kendi gerçekliğini yaratmaya devam edecek.

Hatta daha da ileri giderek iddia edebilirim ki mevcut düşünme ve muhalefet etme tarzları ile sadece İkinci Cumhuriyet’in yerleşmesi için gerekli payandaları sağlamış oluruz, o kadar…

O halde?

Çok basit, Almanca “umdenken”, yani düşünme mantığımızı, siyaset yapış tarzımızı sorgulayarak, yeniden yapılandırmalıyız.

Ana soru şu: bu ülkede farklı din-dil-kültür-inanç-millet ve farklı yaşam tarzına inanan insanlarının bir arada yaşama şansı var mıdır? Böyle bir gelecek mümkün müdür?

Hayır, mümkün değildir, diyenlere söyleyecek bir şeyim yok. Bu zaten var olanın yeniden üretilmesini önermektir.

Kendimi, evet böyle bir gelecek vardır, diyenler kategorisinde sayıyorum.

Ve bunu “hala kurtarılacak bir şeyler var” mantığı ile söylemiyorum.

Saatin 12’yi çeyrek geçtiği rahatlığı ile söylüyorum.

Önerim, söylenmesi gerekeni söylemek, bu kadar basit.

Söylenmesi gerekenlerin, birincisi siyasetin mevcut bölünmüşlük hallerini aşacak siyasi bir perspektif geliştirmek gerektiği. Siyasetin mevcut bölünmüşlük halleri (Sağ – Sol; Kemalist, Laik, Modernist, Batıcı – dinci, İslamcı, Muhafazakâr; Milliyetçi – Kozmopolit) ve bu bölünmüşlük hallerini dipten belirleyen etnik ve din (Alevi – Sünni; Türk – Kürt; Laik – İslamcı) farklılıklarca tanımlanmış bir siyasi kültürün varlığı şu anki gerçekliğimizdir.

Siyaset yapış tarzının bu biçimde bölünmüş olması, Birinci ve İkinci Cumhuriyetin gerçeklikleridir ve siyasetteki bugünkü fay hatlarını esas alarak, bu Cumhuriyetlerin ötesinde bir şey yaratamazsınız.

Yani önerdiğim mevcutlar arasında bir Cephe değildir; mevcutları anlamsızlaştıracak ve aşacak bir bakış açısı gerekiyor. Bu mümkün…

İkincisi, siyasetin alışılmış bilinen farklı kulvarlarından gelen ve ama geldikleri kulvarların sığlığını ve yetersizliğini gören bireylerin, kendi (solcu, sağcı, laik, dinci, milliyetçi vb.) geçmişlerini de fazlaca inkâra kalkmadan, birey olarak bir araya gelmeyi becerebilmeleri gerekiyor. Geçmişlerini, geldikleri kulvarları inkâr etmelerine, hoyrat davranmalarına, yıkmalarına gerek yok; çünkü her bir farklı kulvar, diğer kulvarları da ortak olarak kesen ve geleceği kuracak olan unsur ve değer yargılarını bağrında taşıyor. Sadece Adalet kavramını bir örnek olarak vereyim.

Üçüncüsü, bu bir araya gelen bireylerin, kendi kulvarların yarattığı bagajlardan kurtulmayı öğrenmeleri ve bunu becermeleri gerekiyor. Kendi kulvarımdan basit bir örnek: demokrasi kavgası verdiğini iddia eden HPD, Milletvekili adaylarını kendi üyelerine seçtirmekten korkuyor. Adaylar kapalı kapılar ardında ve Kandil onayı ile belirleniyor.

Bu bagaj ile vesayet rejimi kurarsınız ama demokratik bir Cumhuriyet kuramazsınız. Burada HDP’nin uğradığı saldırılar ve haksızlıklar ile ilgili bir şeyi tartışmıyorum. Bu seçimde de en doğrusu HDP’ye oy vermekti. Ama bunun ötesinde bir şey söylüyorum.

Unutmayın saat 12:15. Sadece olması gerekeni yüksek sesle söyleyin kâfi…

Benzeri çok başka bagaj var; örneğin her bir kulvarın toplumsal şiddet ile kurduğu ilişki tarzı. Örneklerini vermek yerine her siyasi kulvarın bir sevgilisi var, diyeyim…

Yukarda saydığım üç faktör daha çok yüzeye ilişkin, görünüre ilişkin öneriler.

Asıl yapılması gereken ise üzerinde siyaset yaptığımız zeminin toptan değişmesidir.

Şu anda siyaset diye sunulan ve üzerinde sağcı, solcu, muhafazakâr, modern, İslamcı, Alevi, milliyetçi, enternasyonalist diye bölündüğümüz zemin yanlıştır. Bu zeminden doğru siyaset çıkmaz.

Çünkü bu zemin yalanlar ve inkarlar üzerine inşa edilmiştir.

Sahte olduğunu herkesin bildiği, “yaratılmış” bu suni gerçeklik ile bu toplum sadece kendisini kandırıyor ve daha da önemlisi, hepimiz bu kandırmanın farkındayız.

Yapılması gereken basit: söylenmesi gerekeni söylemek.

Ama bu tür düşüncelerle asla çoğunluk olunmaz diyebilirsiniz.

Evet, aynen öyle!

Kazanmak için değil, kaybetmek için söylenmesi gerekeni söyleme cesaretimiz var mı? Çünkü saat 12:15.

12’yi çeyrek geçe yapılması gereken basit: saydığım tüm grup ve çevreler kendileriyle ve tarihleriyle yüzleşmeye hazır olmalılar. Geldiğimiz kulvarların kendilerine ve geçmişlerine methiyeler düzerek gideceğimiz yer kalmadı…

Ve zaten methiyenin en iyisini Birinci ve İkinci Cumhuriyeti kuranlar yaptı ve yapıyorlar.

Hepimizi, toplumu tarihi ile ve her bir çevreyi kendi gerçekliği ile yüzleşmeye çağırıyorum. Yüzeyde “resmi” görüşleri, özelde “hakiki” görüşleri var olan, bölünmüş gerçeklikler üzerine inşa edilmiş şizofren kimliklerimizle ulaşacağımız bir şey yok.

Kaybetmek pahasına ve kaybetmeyi bilerek: siyasette zemin kayması şarttır. Hangi görüş ve gruptan olursak olsun, hepimizin üzerinde yükseldiği siyasetin zemini değiştirilmesi gerekiyor. Üzerinde siyaset yaptığımız ve bizi de belirleyecek, tanımlayacak siyasetin zemininin yeniden tanımlaması gerekiyor.

Siyasette zemin kayması nedir? Yeni zeminin ana özellikleri nelerdir?

Bunları gelecek yazıda tartışacağım ama burada merkezi kavram sorumluluk almayı bilmek olduğunu söyleyeyim.

Başkasını, ötekini suçlamadan ve kabahatin ötekinde olduğunu tekrar edip durmadan; kendisini hakiki kurban ve masum, ötekini fail ve gerçek suçlu olarak tanımlamaktan vazgeçerek, sorumluluk kavramına uygun davranmaya hazır mıyız?

Unutmayın, saat 12:15 ve bu toplum kendi tarihi ile, yarattığı yapay gerçekliklerle yüzleşmeden yarını kuramaz.

*Konumuzla alakalı olmasa da pek kimsenin bilmediği bir gerçeği açıklamak isterim: Rudolf Bahro, yılını tam hatırlamıyorum, 1982 veya 83’de, Ankara’ya giden ve kendilerini Kızılay Güven Park’ta zincirleyerek, 12 Eylül rejiminin işkence ve idamları protesto eden bir grup Alman aydından birisi idi. Avrupa ile çok sorun çıkartmasın diye, tutuklanmak yerine, apar-topar geri yollanmışlardı. Anısı önünde, bu nedenle de saygıyla eğiliyorum.

Facebook Yorumları

reklam
7.7.2018
'Umdenken': Düşünme tarzımızı değiştirmek
30.6.2018
İkinci cumhuriyete hoş geldiniz
14.1.2018
HDP ve 'Türklük'
5.12.2017
Ya “safradan” kurtulmak ya da iç savaş
13.11.2017
Kavala’nın tutuklanması AKP-Ergenekon koalisyonunun resmi ilanıdır
24.9.2017
'Zamanı değil' tezinin düşündürdükleri
21.9.2017
Kürdistan referandumu ve bağımsızlık
18.9.2017
Korkunç yalnızlığın intikamı mı?
24.8.2017
Bülent Uluer, bir ölüm ilanı ve altında birkaç satır ya da aydın kırımı
19.7.2017
CHP ve Adalet: Olmayacak duaya âmin demek mi?
12.6.2016
Turkcell bir şirket mi yoksa 'vatandaş nasıl dolandırılır' kurumu mu?
9.5.2016
Helmut Oberdiek ile parça parça
20.11.2015
Ne ondurmak ne de öldürmek
20.6.2015
Çıplak kadın resmi
16.6.2015
Tarihî şans mı
14.6.2015
Şiddet ile hesaplaşma!
11.6.2015
PKK- Hizbullah çatışması mı
7.6.2015
Devlet aklı
19.5.2015
‘Ermeni takıntısı’ ve Türklük
17.5.2015
Türklük ve cinayet ilişkisi!
16.5.2015
Türklük ve tarihle yüzleşme
13.5.2015
Siyasette zemin kayması
7.5.2015
HDP ve soykırım
2.5.2015
Samantha Power ve Soykırım’ın 100. yılı
23.4.2015
Bıktırdınız gerçekten!
17.4.2015
Eğer Amerika isterse!
16.4.2015
24 Nisan yaklaşırken!
8.4.2015
HDP ve demokrasi
7.4.2015
Siyaset zor zanaat
27.02.2015
Gürsel Tekin ve Şafak Pavey’e
25.02.2015
MHP, CHP ve tuhaf işler
20.02.2015
Perinçek nefret ve kin yaymaktan ceza aldı
17.02.2015
Bir trajedi olarak Perinçek davası
10.02.2015
Perinçek’i cami avlusundan almışlar!
06.02.2015
Saray soytarısı
01.02.2015
Türkiye 1915 ile nasıl yüzleşmeli
30.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (4)
29.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (3)
28.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (2)
27.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg
04.01.2015
Sarıkamış’ta savaşan Ermeni askerler ve esaret mektupları
04.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915: Genel bir değerlendirme (5)
03.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (4)
02.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (3)
01.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (2)
30.11.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (1)
17.11.2014
Hrant Harvard’da
12.11.2014
Benim Nasuh Abim (2)
11.11.2014
Benim Nasuh Abim (1)
14.10.2014
İç savaşın başındayız
07.10.2014
IŞİD’e terörist diyerek sorun çözülmez
29.09.2014
Çok şey anladığımı iddia edemem!
18.09.2014
Kasıtla nefret suçu işlenmektedir!
17.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (III)
16.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (II)
15.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (I)
26.08.2014
C. Bayık, E. Kürkçü ve HDP
17.08.2014
CHP yenileniyor!
06.08.2014
Genel af şart
20.07.2014
Mesafe koymanın tahammül sınırı ve derin anlamı!
26.06.2014
Birleşmiş Milletler 1985 Whitaker Raporu
23.06.2014
Tarihle yüzleşme: Bir başka bahara!
18.06.2014
Kürt meselesi çözülmeden...
16.06.2014
Bıkkınlık...
20.05.2014
Eğer yaşım 60 olmasaydı!
08.05.2014
Milletler Cemiyeti Halep Kurtarma Evi
06.05.2014
4 Mayıs Dersim Tertelesi
25.04.2014
Heyecanlandırmadı, çünkü biz çok değiştik!
19.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest (2)
18.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest
18.01.2014
Muammer Güler ve Dr. Reşit; ya da Erdoğan ve Talat
02.01.2014
Yeni yılın gidişatı
30.12.2013
Gene mi kurtuluş savaşı!
26.12.2013
Operasyon yapanın niyeti!
24.12.2013
CIA ve MOSSAD’a teşekkürler, MİT’e çağrı!
19.12.2013
İsrailli savcı istiyorum
16.12.2013
Eski tas eski hamam
12.12.2013
Los Angeles Examiner 1927
09.12.2013
Los Angeles Examiner 1926
05.12.2013
M. Kemal ve 2015 (2)
02.12.2013
M. Kemal ve 2015
28.11.2013
1920 Ruhu ve 2015
25.11.2013
Şivan Perwer ve Ahmet Kaya
21.11.2013
Namus bekçileri
18.11.2013
1968, cinsel özgürlük isyanı idi
14.11.2013
Doku değişimi
11.11.2013
İkinci Gezi
07.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi (2)
04.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi
31.10.2013
İdari reform ve derin travma
28.10.2013
Reform ve ademimerkeziyetçilik
21.10.2013
BDP ve Millet-i Hâkime
17.10.2013
Yine Millet-i Hâkime sorunu
14.10.2013
Reform, gecikme ve millet-i hâkime
10.10.2013
Reform ve zihniyet
07.10.2013
Reform Paketi
03.10.2013
Özkök niçin hesap vermeli (2)
30.09.2013
Özkök niçin hesap vermeli
26.09.2013
Medya ve operasyon
23.09.2013
Gerçek adalet için
19.09.2013
Defterler nerede
16.09.2013
Bizim Martin Luther King’imiz
11.09.2013
Kendini kurban saymak
10.09.2013
İktisatçılarımız ve Ermeni malları
09.09.2013
6-7 Eylül 1955 ve Suriye
05.09.2013
Müdahale iyi mi kötü mü
04.09.2013
Evdeki mutfak mı, dışarıdan ithal mi
02.09.2013
Zor şey be yazmak
26.08.2013
Ergenekon: Genel değerlendirme
22.08.2013
Bir kıyaslama
21.08.2013
İttihatçılar’ın yargılanması ve hukuk
19.08.2013
Devlet görevlilerinin yargılanması ve hukuk
15.08.2013
Veli Küçük, Ergenekon ve Ermeni soykırımı
14.08.2013
Ergenekon ve Ermeni soykırımı
13.08.2013
Adalet arayışı
13.08.2013
YETMEZ ama EVET
05.08.2013
Devlet bilir!
31.07.2013
Mısır ve akla getirdikleri
29.07.2013
Gezi Türk 68’idir!
24.07.2013
Hitler’in seçimle işbaşına geldiği efsanesi
22.07.2013
Zihniyet sürekliliği niye
15.07.2013
AKP: Kuş mu, deve mi
09.07.2013
Türk siyasetinin iki ana damarı
02.07.2013
Hrant, Lice ve Gezi: Yeni bir yarın
24.06.2013
Lyndon Johnson ve Tayyip Erdoğan
18.06.2013
Erdoğan iç savaş mı istiyor
10.06.2013
Yeni Türk ulusal kimliği ya da başladığı anda biten hareket mi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları