Talat ULUSOY



Bookmark and Share

15 Temmuz Bayramı Kutlu Olsun!


18.7.2017 - Bu Yazı 132 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Temmuz ayı Osmanlı-Türk tarihinde pek önemli iki olayı barındırır. Birincisi, 11 Temmuz 1324 (24 Temmuz 1908) günü, yani Abdülhamit tarafından 1876’da geçici bir süre (otuz iki sene) rafa kaldırılan Kanun-u Esasi’nin (Anayasa’nın) yeniden yürürlüğe konulduğu gündür.

Gerçi İttihatçılar bu günü kabul etmez, onlar için “Hürriyet, Adalet, Müsavat devriminin kutlanacağı gün 10 Temmuz’dur (23 Temmuz)”. Çünkü o gün Selanik ve Manastır’daki zabitler ayaklanmış, “Meşrutiyet” ilan etmişlerdir!

Abdülhamit Anayasa’yı yürürlüğe koymasa ne olurdu? Büyük ihtimalle ayaklanan zabitler orduyu “Hareket Ordusu” olarak İstanbul’a yürütür, Abdülhamit’i tahttan indirirlerdi. O gün bayram olurdu.

27 Haziran 1909’da, Selanik ve Manastır ayaklanmalarının olduğu 23 Temmuz 1909 tarihi “Milli Bayram” ilan ettirilir. Ettirilir diyorum, çünkü 24 Temmuz olmalı diyenler az değildir. Mesela Baha Tevfik, 7 (20) Ağustos 1908’de İzmir’de çıkarmaya başladığı gazetesine “11 (24) Temmuz” adını vermiştir.  “Gazetemizin Mesleği” başlığıyla kaleme aldığı çıkış yazısına şu cümleyle başlar: “Gazetemizin ismi “11 Temmuz”dur. Bu mübarek, bu mukaddes tarih, bir milletin tarihinde büyük bir değeri hâiz olan vak'a (sahip olan olay) aliyülala bid (en yüksek onurlu olgunlukla) tekrar edilmeli, tevkir ve tebcil olunmalıdır (saygıyla anılmalı ve yüceltilmelidir).”

Baha Tevfik, kısa ömrüne sığdırdığı yazı ve çeviriler, çıkardığı gazete ve dergilerle gerçekte “özgürlük, adalet ve eşitlik” yanlısı olduğuna şüphe bırakmamıştır. Peki, Selanikli ve Manastırlı İttihatçı zabitlerin ve peşlerinden giden sivillerin derdi geçekten “Hürriyet, Adalet ve Müsavat” mıdır?

Niyetlerini bilemeyiz, ama daha sonra yaptıkları hiç de öyle olmadığını gösterir: 1912 Sopalı Seçimleri, milleti harbe sürüklemeleri ve Ermeni Soykırımı sayısız suçlarının en belli başlılarıdır.

İttihatçılar Sopalı Seçim’den sonra ülkeyi kesintisiz “Olağanüstü Hal” ile yönetmiştir. Gerekçe: Osmanlı toprakları iç ve dış düşmanların tehdidi altındadır! İlk anayasalı hayatımızdan bu yana bu ülkede olağan hal istisna ve olağanüstü hal olağandır! Bu İttihatçı gelenek “devlette süreklilik” prensibinin en belirgin özelliği olarak gösterilebilir.

Olağanlaşmış olağanüstü haller, yani yüz yıllık geçmişimiz, iktidarların şaşılacak ölçüde benzer uygulama kalıpları içinde yaşanmıştır. Mesela İttihatçılar, Sopalı Seçim ile iktidara iyice yerleştikten dört ay kadar sonra, 7 (20) Haziran günü Meclis-i Mebusan’a bir yasa tasarısıdeğişikliği indirirler. Tasarı “İçtima (toplantı) Kanunu’nun dokuzuncu maddesinin tadili (değiştirilmesi)” hakkındadır. Sadeleştirilmiş ve özetlenmiş hali ile şöyle başlar ve biter: “Açık yerlerde olacak toplantıları, memleketin huzur ve sükûnunu korumak amacıyla Hükümet yasaklayabilir… Bu yasanın uygulamasında İçişleri Bakanlığı yetkilidir.”

Ne denli köklü bir “devlet geleneği”miz olduğu açık değil mi? Yüz yıldır içinde yaşanılan “Özgürlük, Adalet, Eşitlik” ve “Demokrasi” ortamında, muktedirler bıkmadan, hep “toplantı ve gösteri”yi kısıtlamak için uğraşırlar! “Şu toplum olmasa memleketi ne güzel idare ederdim” anlayışıdır bu.

Yasa değişikliğinde, kolluk kuvvetlerinin “izinsiz” toplananlara karşı, uyarı yapmaksızın silah kullanması vardır. Bu öneri tartışılırken, muhalif mebuslardan, Artin Boşgezenyan (Halep) ve Karabet Paşayan Efendi (Sivas) gibi karşı çıkanlar olur. Ama bir muhalif mebus vardır ki, bugün de tanık olduğumuz olayların bir benzerini buluruz konuşmasında. Kayseri mebusu (milletvekili) Ali Galip Bey’dir söz alıp konuşan. Özetleyerek ve sadeleştirerek tutanaktan izleyelim:

“Ali Galip Bey: … (Bu öneriyle) birçok masumların da suçlular arasına karıştırılması sonucu doğuyor. Halbuki yasada en çok dikkate alınacak şey, suçlunun cezalandırılmasından çok suçsuzun kurtarılmasıdır. Bin suçlunun cezalandırılmasındansa bir suçsuzun kurtarılması daha iyidir…

Salondan lâf atılır: (Suçlu ile suçsuzun karıştırılmasına…) bir örnek gösterebilir misiniz?

Ali Galip Bey (Devamla) — Bir örnek mi istiyorsunuz? İşte bendeniz; fakat rica ederim söyletmeyin (Söyle ve söyleme sesleri). Arzu ederseniz söyleyeyim. Söylemeyi arzu etmezdim; fakat kısacak söyleyeyim… Bendenizin hiç sebepsiz kapılarım kırıldı, evime girildi. 25 Jandarma süngü takmış, 15 polis ellerinde silahlar, başlarında komiser, kapımın önüne geldiler,.. evimin etrafını kuşattılar. (Ne vakit? sesleri)…

Mehmet Tecfik Efendi (Kengırı) — Galip Bey! Sen Hükümetin resmen koyduğu yasağa uymadın yasa çiğneyen hallerde bulundun. Hükümete saldırtmak için halkı kışkırttın, memleketi, adetâ bir kan deryasına koymak istedin. Hükümet seni bu halde bıraktığından dolayı kusurludur…

Ali Galip Bey (Devamla) — Eğer ben böyle bir şey yapmış olsaydım Hükümet bendenizi cezalandırırdı. Beni Sıkıyönetim Mahkemesine gönderdiler. Halbuki hiçbir soru sormadılar ve tarafımdan hiçbir suç işlenmediği ortaya çıktı… Benim evime silahlı 40 kişi girdi... Demek istiyorum ki, işte böyle bir hasarın, bir zararın giderilmesi imkansızdır… Bir çok örnek vardır, her tarafta da böyle olmuştur. Bendeniz diyorum ki zararı giderilemez, tazmin edilemez bir hasarın olmaması için bundan etkilenen halk toplanıp, bunu önlemeye çalışmakta haklıdır ve bu gibi toplantılar cezalandırılmamalıdır.”

İşte böyle, çiçeği burnunda Meşrutiyet’te hükümetin emriyle milletvekilinin evi basılıyor! Ya bugün?

Şimdi, girişte sözü geçen “milli bayram” 1935 yılına kadar kutlanır! Birinin kafasına dank etmiş, “Tek Adam ve Tek Parti” rejiminde “özgürlük, adalet, eşitlik” bayramı kutlamak gülünç olmuyor mu, demiş olmalı ki,  o yıl mayıs ayında,  bu bayram kaldırılır.

Temmuz ayındaki ikinci önemli olay, 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesidir. Darbeciler başarılı olsalardı, ülke koyu bir dikta karanlığına gömülecekti. Dünyada diktalara, dikta girişimlerine karşı bütün başarılar demokrasi ile taçlandırılır. Biz ise “demokrasi” beklerken evdeki bulgurdan da olduk gibi, bir yıldır “olağanüstü hal” ile yönetiliyoruz. Malum “iç ve dış düşmanlar” yüzünden!

Bu yıldan başlayarak 15 Temmuz “Demokrasi ve Milli Birlik Bayramı” olarak kutlanıyor, kutlanacak. Eğer “demokrasi” gibi farklılıkların varlık ve hayat hakkını içeren bir kavramla, “milli birlik” gibi “tek düşünce” etrafında birleşmeyi ifade eden kavram yan yana gelebiliyorsa, o tacın takılması arzu edilmiyor demektir.

İttihat Terakki ve tek parti diktatörlüğünün “olağanüstü hal”i altında 1935’e kadar yirmi altı yıl kutlanan “Hürriyet, Adalet, Müsavat” bayramı gibi, “demokrasi” bayramını da ne zaman biteceği belirsiz “olağanüstü hal” koşullarında kutluyoruz! Haydi “gülünç” demeyeyim ağlanacak halimize ama biraz “düşündürücü” olmuyor mu?

BİRİKİM

Facebook Yorumları

reklam
18.7.2017
15 Temmuz Bayramı Kutlu Olsun!
11.1.2017
Yüz Yıllık “Anayasa Paketi”
16.9.2016
İzmir Hatırlıyor! Geçmişi Unutmuyor!
10.1.2016
ISPARTALIYANLAR VE KORDON’DAKİ KONAK
29.10.2015
Böyle cumhuriyetin nesini kutlayayım…
10.9.2015
İzmir hatırlıyor: İzmir’in kurtuluş ve ganimet bayramı
21.4.2015
Buyurun, işte belge!
14.4.2015
Ermenilerle uyuşmak söylentileri
09.01.2015
Kurtuluşçu keramet ve ihanet
27.12.2014
Kurban Kubilay
14.09.2014
İzmir hatırlıyor! Resmî ezberleri tersinden okuyor...
17.06.2014
Leylek konmaz bacana
14.05.2014
Mutlu mesut Ermeni
22.04.2014
Türkleştiremediklerimizden misiniz
06.04.2014
Derdim çoktur, hangisine yanayım
27.03.2014
Seçmekten kim usanır...
03.03.2014
Tek yol inkâr çizgisidir...
15.02.2014
Yeniden İstiklâl Harbi
29.01.2017
‘Onbeşler’, faili meçhul mü
21.01.2014
Evren geleceğine Enver gelsin!
04.01.2014
Hem mimar değil, hem de Ermeni
30.12.2013
Cumhuriyet dindir, imandır, yolsuzluktur!
04.12.2013
Tekkeler ve Hicazkâr
25.11.2013
Şapka’dan çıkan devrim
18.11.2013
Milli birlik beraberlik
11.11.2013
Heykeller ülkesi
04.11.2013
Köşküm var körfeze karşı
29.10.2013
Doksan sekiz yaşında!
21.10.2013
Çerçi! Ya sev, ya sev!
14.10.2013
Masumiyet müzesi
07.10.2013
Kurban ve ‘ötekiler’
30.09.2013
Padişahım sen ölmedin!
22.09.2013
Yüz yıllık bekleyiş
16.09.2013
Bir ‘öteki’ hikâyesi: Hoşsohbet kalafatçı
09.09.2013
İzmir: Fetih, Kurtuluş ya da İstila
03.09.2013
Dört kısa kıssa
26.08.2013
Zaferler, kahramanlar, kusurlar...
20.08.2013
Haramzade haramiler!
30.07.2013
Χαδί εγβαλλαχ!
17.07.2013
Helalleşsek mi helal, yüzleşsek mi helal
13.07.2013
Safları sıklaştıralım! Türkiye ‘yüzleşecek’
01.07.2013
Gizli Alevi Örgütü!
24.06.2013
Barış için ‘gömlek’ ve ‘kimlik’
18.06.2013
Hepimiz Mustafa Kemal’in askerleriyiz!
11.06.2013
Gel teskere gel!
04.06.2013
Taksim süreci ve “ne yapmalı?
25.04.2013
24 Nisan Ermeni Soykırımını anarken...
15.02.2013
KÜRTLER BENİM NEYİM OLUR?
09.02.2013
Çılgın bir bir “ırk" doğuyor!
29.01.2013
İTTİHATÇI CUMHURİYET ve ONBEŞLER’İN İSMİ
15.01.2013
NAZIM HİKMET ‘in ORTAÇAĞI
10.11.2012
Atatürk ölmedi !
07.11.2012
BARİKATLARA !!!
06.11.2012
‘Güzel İzmir’ yüzleşmesi!
06.11.2012
KÜRDİLİ HİCAZKAR
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.