Süleyman Seyfi Öğün

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Dönüşüm


12.7.2018 - Bu Yazı 250 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Târih eğer bir top ise, modern zamanlarda nelerin arasında döndüğü sorulabilir. Buna verdiği cevapta, Japon düşünürü Karatani, bir çırpıda “devlet”, “ulus” ve “sermâye”yi sayıyor. Bunun akabinde dinsel yapılara temas ediyor…Türkiye’de yaşanan dönüşümü düşündüğümde ister istemez yine bu çerçeveyi hatırladım.

Marx’ın derin kavrayışlarının yanında son derecede sığ , hattâ saf bâzı kavrayışsızlıkları da mevcût. Bir kere ekonomik bir yapı olarak sermâyeyi çok iyi kavramış olduğunu en koyu muhalifleri bile reddedemiyor. Ama sermâye dışı yapılar kavrayışı ise son derecede zayıf kalıyor. Meselâ devleti anlayamadığını, ulusu çözemediğini görüyoruz. Din konusunda da algısı pratik düzlemin dışına çıkamıyor.

Tek tek bakalım: Devlet, Marx’ın gözünde “egemen sınıfların aşağı sınıfları ezmek ve baskı altında tutmak için geliştirdiği bir araçtır”. Belki kısmen doğrudur. Ama târihsel katmanların içinden süzüle, süzüle; dönüşe dönüşe gelen devlet müessesesini bu basitlemeye sığdırmak ne derecede mümkündür ki?

Ulus kavramını bir yanılsama olarak görür Marx. Esas olan sınıflar ve sınıflararası mücâdelelerin varlığıdır. Ulusu sınıfsız anlatmak ne kadar büyük boşluklar ve ihmâller doğuruyorsa; sınıfları da ulussuz anlatmak bir o kadar sorunlu kalıyor. Aktüel bir üretim ve potansiyel bir tüketim gücü olarak işçi sınıf olmadan ulus elbette mümkün olamayacaktı. Bu kadar da değil; tulumdan üniformaya savrulan ulus için yine işçi sınıfı hayâtî bir ehemmiyet taşıyor. Ama ulus da işçi sınıfı için bir o kadar hayâtî bir noktada. Zâten Antonio Gramsci, Rosa Luksemburg, Jean Jaures gibiler ne kadar bu savrulmayı durdurmaya çalışmış olsalar da başarılı olamadılar.

Dinlere afyon nazarıyla bakmanın pratikte her zaman bir düzey karşılığı vardır. Ama bu karşılık bir genelleme ve mahkûmiyet geliştirmeye yeterli değildir. Bahsedilen hangi dindir? Bu bakış kendi içinde kemikleşince, Kiliseleri dolduran kalabalık işçi gruplarını anlamakta ve sindirmekte çok zorlanacaktır.

Sâdece yapıları anlamakta zorlanmadı Marx; bunları ilişkilendirmekte de çok başarısız kaldı.Meselâ yapılararası ilişkileri tam manâsıyla değerlendiremedi. Devlet, ulus ve din ; sermâyenin belirlediği üretim ilişkilerinin çarpık yansıması olarak ortaya konuldu.

Artık bugün görebiliyoruz ki, târihsel mâcerâmız, târihsel yapıların içinde gerçekleşiyor. Bu yapıların maddî veyâ gayrımaddî olması, öznel ve nesnel ayırımlar da o kadar mühim değil. Maddî olan maddî olmayanı; öznel olan nesneli içeriyor çünkü. Diyalektik mûcibince üstelik. Diğer taraftan hangi yapının hangi yapıyla, nasıl eklemleneceği daha mühim bir soru olarak kalıyor. Bir başka soru ise yapıların hem “kendi aralarında” hem de “kendi içinde kendisiyle” olan çatışmaları.. Sermâye -devlet, sermâye -ulus; devlet-sermâye, devlet-ulus çatışmalarını biliyoruz. Ulus ve devletlerin de kendi aralarında çatıştığını siyâsal târih tüm çıplaklığı ile anlatıyor. Ama uluslar kendi içinde de sorunlu. Sınıfsal boyutu biliyor; ama Keynesyen yatıştırıcı verildikten sonra aşıldığını ve ulusun düzlüğe çıktığını sanıyorduk. Ama bugün ulusu var eden değişkenlerden birisi olarak etnos’un ulusa karşı çalıştığını gördük. Etnik milliyetçiliğin milliyetçiliği aşındırdığı tuhaf bir çağ bizimkisi..

Diğer taraftan sermâyeyi bir bütün olarak değerlendirirdik. Ama bugün sermâye-sermâye çelişkisi ve çatışmasının derinleşmesine şâhit oluyoruz. Finansal sermâye ile reel sermâye kavgası bunun son misâli..

Türkiye’de yaşanan son dönüşüm, devlet yapısının iç geriliminde kıvam buldu. Bu devletin kendi iç çelişkisini veriyor. Devletlerin devletlerle çatışmasını anlıyoruz da ,devlet kendi içinde nasıl çatışıyor? Kastettiğim arkaik hizipçilikler değil. Daha ayakları yere basan bir şey: elit çatışması ve dönüşümü.

Meşrûiyet söylemleri hakîkâtin yerine konulursa görüş bulandırır. Bizde sorun ,bürokrasinin sâdece devletin sâhibi olmakla yetinmeyip, halkın sâhipliğine soyunmasıydı. Bu sebeple biz soruyu yanlış koyduk: Soru “devletin sâhibi bir avuç bürokrasi mi yoksa halk mı?” sorusuydu. Değilse dünyânın her yerinde devletin sâhibi bürokrasidir. Halkın bürokrasiden hesap sorması, bürokrasinin iş ve işlemlerinin hukûkî denetime açılması ; hattâ alenen egemenliğin kayıtsz şartsız sâhibi olarak gösterilmesi, halkları veyâ ulusları kendiliğinden devletlerin sâhibi yapmaya yetmiyor. Ama bu sızdırmazlık, bürokrasiye devletin yanında ulusun da sâhibi olma hakkı vermez. Gelin görün ki bizim bürokrasi bunu yaptı. Ulusun üzerine yatarak aslında bütün işlerin üzerine yattı. Yaygın bir lümpenleşmeye sebebiyet verdi. Bu işlerin mâliyeti de ağır oldu. Nihâyetinde ulus bir şekilde bu ölü toprağını üzerinden attı. Ama soru yanlış kurulduğu için bu geçiş sürecinde bir bocalama ortaya çıktı.. İşlerin başına bizden birilerinin gelmesiyle meselelerin hallolacağı sanıldı. 15 Temmuz biraz da bunun faturasıydı.

Son dönüşüm, devletin bürokrasinin pasifize edildiği ve teknokrasinin önplâna çıkarıldığı bir sürece işâret ediyor. Bu devlet içinde iki farklı zihniyetin, lümpen bürokratik zihniyet ile daha dinamik ve etkin karar alan teknokratik zihniyetin mücâdelesidir. Bürokrasinin halkından bizzat halk değil, ama onun desteğini almış teknokrasi gelir. Elbette ilk raundu teknokrasi aldı. Ama maç uzun, dikkat etmek lâzım…Bürokrasinin oyunları bitmez…

Facebook Yorumları

reklam
12.11.2018
Yaşama sevinci
8.11.2018
Siyaset, popülizm ve vasatlar
5.11.2018
Kadına şiddet
1.11.2018
Toprak…
11.10.2018
Kötülük yarışı
8.10.2018
Tecritçilik ve Türkiye’nin yolu
4.10.2018
Bağımlılığın serencâmı
1.10.2018
Öznenin nesnesi, nesnenin nesnesi
28.9.2018
Küreselleşmenin sonu…
24.9.2018
Endişeli düşünceler…
20.9.2018
Soçi sonrası
17.9.2018
Öz ve biçim üzerine…
13.9.2018
Rusya; Quo Vadis?
10.9.2018
Tahran Zirvesi’nden sonra
6.9.2018
Buharlaşma…
3.9.2018
Amerikan sosyalizmi mi?
30.8.2018
Kahramanlar ve körler
27.8.2018
Herkes oradaydı...
23.8.2018
Bir western hikâyesi
20.8.2018
ABD kötülüğü seçti(2)
16.8.2018
ABD kötülüğü seçti (1)
13.8.2018
Dünyânın düşündürdükleri..
9.8.2018
21. Asrın sonuna doğru…
2.8.2018
CHP dogmatizmi…
30.7.2018
Delilik
16.7.2018
15 Temmuz’un sene-i devriyesinde…
12.7.2018
Dönüşüm
5.7.2018
Tarafsızlık
28.6.2018
Seçim ve sonrasına dair
18.6.2018
Siyasetten soğumak
14.6.2018
G7 ve ABD-Kuzey Kore anlaşması
4.6.2018
Siyasal kısırlık ve muhalefet
31.5.2018
Ahlaki isyan ve isyan ahlakı
28.5.2018
Para oyunları
24.5.2018
Demokrasi
17.5.2018
İşler karışıyor, tablo değişiyor
14.5.2018
İstanbul: Siluet ve muhit
10.5.2018
Post oryantalizm
7.5.2018
Siyasal hikâyeler
30.4.2018
Sistem değişiminin düşündürdükleri
26.4.2018
Parametreler
23.4.2018
Dünyadan savrulmak
16.4.2018
Adâletin bu mu dünyâ?
12.4.2018
Kimyasal…
9.4.2018
Acılar, sevinçler ve geçişler…
5.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (2)
2.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (1)
29.3.2018
Erken final yok
26.3.2018
Mare Nostrum
22.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri (2)
19.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri(1)
15.3.2018
Şahinler savaşı başlıyor…
12.3.2018
Evrenselcilik ve yercilik
8.3.2018
Bir entelektüel hesaplaşma
5.3.2018
Körlük
1.3.2018
Saçmalama ve aşırılaştırma
26.2.2018
Iskalama…
22.2.2018
Kirli savaş
19.2.2018
Kökler
12.2.2018
Kâhinler ve hikâye anlatıcılar
8.2.2018
ABD algısı
29.1.2018
İmzalar ve bildiriler
25.1.2018
Satılık fikirler…
4.1.2018
Ekmek, özgürlük ve İran
1.1.2018
İran…
25.12.2017
Homolar savaşı
21.12.2017
Trump’ın yeni güvenlik stratejisindeki tuhaflıklar
18.12.2017
Mevlânâ, yani şu dönme muhabbetini çıkaran adam…
14.12.2017
Bir ideolojik bulanmanın serencamı
11.12.2017
Trump’ın yalnızlığı
7.12.2017
Post-IŞİD devir üzerine
4.12.2017
Siyasal davalar
27.11.2017
Değişen suretler
23.11.2017
NATO ve Türkiye
20.11.2017
Özür…
13.11.2017
Uluslararası ilişkiler…
9.11.2017
Suud baharı
26.10.2017
Âfitab-ı tanbur Necdet Yaşar’ın ardından…
23.10.2017
Engellenmemişlik…
19.10.2017
Gençlik imgesi ve siyaset
12.10.2017
Akıl tutulması
9.10.2017
Hudutların kanunu
5.10.2017
Utanmak…
2.10.2017
Şehirler, kasabalar ve köyler
28.9.2017
Referandumun ardından
18.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi - 2
14.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi (1)
11.9.2017
Şerif Bey…
7.9.2017
Kuzey Kore saldırır mı?
28.8.2017
Entel dantel bir mevzu…
24.8.2017
Halk adamı olmak
21.8.2017
Kıt’aların geleceği
14.8.2017
Distopya
10.8.2017
Hayvan dostlarımız
7.8.2017
Okuyup da adam ol(ama)mak
3.8.2017
İnanç ve umut
31.7.2017
Küçük düşünmek….
27.7.2017
Sosyal Darvinizm
24.7.2017
Almanya Türkiye ilişkileri kopuyor mu?
20.7.2017
İşler ve günler
17.7.2017
15 Temmuz: Tarihsel bir eşik
13.7.2017
15 Temmuz’un sene-i devriyesi üzerine
10.7.2017
Sistem karşıtı hareketler
6.7.2017
Adalet
3.7.2017
Savaşan dünyanın kültürel iklimi üzerine
29.6.2017
Sivil itaatsizlik
26.6.2017
Bayram ve dolaşımdaki kimlikler
22.6.2017
Ortadoğu; kördüğüm ve bazı tahminler
19.6.2017
Yürüyüş…
15.6.2017
Tahayyülü olmayan dünyada bekâ sorunu
12.6.2017
Savaşlar…
8.6.2017
Hiper reelpolitik
5.6.2017
Çıkarlar…
1.6.2017
Romantizm ve terör
29.5.2017
Terörün yol haritası
25.5.2017
Âkif Emre için
22.5.2017
Yenileşme ve yenilenme
18.5.2017
Erdoğan ve ABD
11.5.2017
Sıkışan coğrafya
8.5.2017
Yeni sistemler ve partiler
4.5.2017
Riskler ve fırsatlar
27.4.2017
Defarges, bilgi ve Sakallı Celal
24.4.2017
Referandum ve partilerin durumu
20.4.2017
Oran ve sayıların düşündürdükleri
17.4.2017
Seçmek
13.4.2017
Dizilimler ve çatlaklar
10.4.2017
Ortadoğu’da yeni dönem
6.4.2017
CHP’nin referandum stratejisi
3.4.2017
Dünya düzeni
31.3.2017
İnanç, silah ve para
27.3.2017
Avrupa: Olmayacak bir dua...
23.3.2017
Rockefeller
21.3.2017
Türkiye'nin Batı macerası
16.3.2017
Nedir bu Avrupalılık?
13.3.2017
AB çökerken…
9.3.2017
Almanya: Acı vatan
6.3.2017
III. Milli Kültür Şûrâsı’nın ardından
2.3.2017
Bir başlığın düşündürdükleri
27.2.2017
Keyif ve zevk âleminde kültür
23.2.2017
Sarkaç (2)
20.2.2017
Sarkaç(1)
16.2.2017
Batı cephesinde yeni bir şey var mı?
9.2.2017
Trump dönemi belirginleşiyor
6.2.2017
Kavimler Göçü
2.2.2017
Bazı tarihsel hatırlatmalar
30.1.2017
Neo-Merkantilizm
26.1.2017
Trump karşıtı gösteriler
19.1.2017
Siyasal pozisyonlar….
16.1.2017
Amerikalar
12.1.2017
Tadı kaçan dünyaya dair
9.1.2017
Bu defa farklı…
5.1.2017
Yaşam tarzı…
2.1.2017
Reina katliamının düşündürdükleri
29.12.2016
Trump, Avrupa ve Rusya
26.12.2016
Tekil düşünüşün zaafları
22.12.2016
Sûikast ve sonrası
15.12.2016
Tarihsel kritik eşik
12.12.2016
Terör
8.12.2016
Doğucular
5.12.2016
Batıcılar (2)
28.11.2016
Avrupa ve Asya denkleminde Türkiye
24.11.2016
Mücadele sürüyor
21.11.2016
Çölleşme…
17.11.2016
Kazananlar ve kaybedenler
14.11.2016
Siyasal çoğunluk, siyasal çoğulculuk
10.11.2016
Trump: Belirsizlik kazandı
7.11.2016
Tarihsel havzasıyla buluşan Türkiye
3.11.2016
Silah ve para
31.10.2016
Toplum, ekonomi ve kurumsal siyaset
27.10.2016
Parlamenter sistemi güçlendirme ne demektir?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları