Süleyman Seyfi Öğün

Yeni Şafak



Bookmark and Share

15 Temmuz’un sene-i devriyesinde…


16.7.2018 - Bu Yazı 55 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Dünyâ değişiyor” lâfı veyâ bu dibâce ile iltisaklı başka ,türev ifâdeleri hayâtında duymayan yoktur herhâlde. İlk başlarda bu ifâde heyecân verir insana. Husûsen umutlu gençlik devrelerinde , “değişen dünyâ” algısı, gönülden geçenlerin gerçek hayâtta karşılığını bulacağına dâir beklentileri artırır. Zihinlerde sayısız fırsat kuşu uçuşur.

Bâzı olayları “dejavu” kıvamında yaşamaya başlamak, herhâlde orta yaşlarda; hiç değilse bir 30’ları devirmiş olmayı gerektirir. Daha ileri yaşlarda ise “dünyâ değişiyor” ifâdesi sâdece acı bir tebessüm bırakır insanın dudaklarında… Tebessüm bana çok düşündürücü geliyor; hele hele tebessümün acısı… Tebessüm, elbette gülmenin bir türüdür. Bizi boşlukta bırakan, kaydırıp düşüren şeylere güleriz çoğu defâ..Belki de dünyânın değiştiğine inanıp, hayâtıyla bu değişime asılan insanların kayıp boşluğa düşmesi, Charlie Chaplin’in mâbâdı üzerine düşmesi gibi güldürür bizi. Bıraksak belki sabaha kadar en başta kendimize; daha sonra bizim gibi olanlara katıla katıla gülebiliriz. Ama tabiî ki öyle olmuyor. Çünkü, bu, aslında lâf-ı güzaf olan lâf için yaşanan, karşılığı olmayan adamalar ve geri dönüşümü olmayan kayıplar, tebessüme en acı baharatları katıyor… Tebessüm kalıyor ,ama en acısından…

Dünyâ değişiyor mu? Vallahi çok emin değilim. Tabiî ki aynı kaldığını ve hattâ “tekerrür ettiğini” iddia edecek değilim. Her ne oluyorsa bir birikimin imkân ve kâbiliyetlerinden türüyor. Bir de “yeniyi” o birikime katan eklemlenmeler var. Birikim ve eklemlenmelerin dökümünden “değişim” değil; olsa olsa çeşitli düzeylerdeki dönüşümler çıkar. Eğer eklemlenme zayıf kalır, birikim direnirse değişim zannettiğimiz, yüzeyde yaşadıklarımızdan ibâret kalır. İçeriye nüfûz ettikçe karşımıza çok âşinâ olduğumuz manzaralar çıkar. Bunun tersi de mümkün. Eklemlenme nüfûz edici olursa, birikimi yok etmiyor ama katman katman geriletiyor ve etkinsizleştiriyor.

Ne kadar değerli bir bilgidir bilmiyorum ama; sâdece târihî “tecrübeler” ile târihsel “kurgular” arasında büyük boşluklar olduğunu da görebiliyorum. Kâinatın ihtivâ ettiği, ebediyetle dans eden zaman ile en fazla binli hânelerle; yallah yallah, üç hâneli büyütebildiğimiz târihsel zamanlar arasındaki, mukâyesenin savsaklanması ve ikisi arasındaki mukadder açığın ihmâlidir modernlik. Modern kelimenin kâmil manâsıyla edepsizdir ve herşeyini bu edepsizliğine borçludur. (Merak etmeyin modern gelenekçiler bile bundan nasiplenir). Bu edepsizlik, târihsel kurgulara da sirâyet etmiş gözüküyor. Târihi abartmak, onu ontolojinin merkezine koymakla başlıyor. Guenon’un “metafizik kaybı” dediği husus… Metafizik kaybı ,târihsel yasalar peşinde koşarken , târihsel kurtuluşların düşlerini görürken yaşanan zihinsel ayar kayıpları tâkip ediyor.…Fargo dizisinde rastgelmiştim; bahsettiğim kopuşu ve alıklaşmayı çok güzel anlattığını düşünüyorum: Filozof tabiatlı bir seri kaatil -ABD sineması mafya babalarını ve seri katilleri de filozoflaştırdı ya, aşkolsun- arkadaşına revolution kelimesinin târihte devrim; ama astral fizikte bir yıldızın aslına inkılâb etmesi olduğunu söylüyordu.

***

İlk hatırladığım askerî darbe 12 Mart idi. Bunu 12 Eylül izledi. Arada askerîyenin siyâsete burnunu soktuğu 28 Şubat, 27 Nisan gibi münasebetsiz müdahaleleri de ekleyebilirsiniz. Tuhaf olan şuydu: seneler boyu 27 Mayıs’tan şikâyet edenler harâretle 12 Mart’ı ve 12 Eylül’ü savunuyor; 27 Mayıs’ı bayram yapanlar ise 12 Mart ve 12 Eylül’den şikâyetçi oluyorlardı. Ama bu, temelde merkez sağ ile merkez sol arasında yaşanan- şimdi bakınca kayıkçı kavgasından başka bir şey olmadığı anlaşılan bir tartışmaydı. AK Parti’nin iktidârında bu tartışma gömüldü. ANAP-DYP kan davasında kendi dallarını kesen merkez sağın eski unsurları CHP’ye iltihak etti. Şeriat tehlikesine karşı “Kurtarıcı Ordu” ittifâkıydı bu aslında. Tematik farklılıklar bir tarafa itilmiş, dogmatik ortaklıkta karar edilmişti. En güvenilir zannettiğimiz isimler bile bu ortaklığa dâhildi. Hiç unutmam; RP’nin seçimleri kazandığı günlerdi. Çok tanınmış ve kıdemli bir anayasa profesörünü ağırlıyorduk. Yemekte bize dönüp gâyet soğukkanlı bir şekilde “Ordunun müdahalesinden başka çözüm görmüyorum” deyivermiş, hepimizi şoka sokmuştu.

28 Şubat ve 27 Nisan münasebetsizlikleri, bir bakıma merkez sol ve merkez sağın işbirliğine dayalı bu özlemi anlatıyordu. 15 Temmuz ise bütün bu ikiyüzlülükleri açığa çıkardı. Askerî darbelere ilkesel düzeyde karşı olmanın aslında ne demek olduğunu gösterdi. Bunun, atıp tutarken değil, sahada nasıl yapılacağını ortaya koydu. Ağır bedeller ödeyerek; dahası bunu öderken bir adım gerilemeksizin. Kurtarıcı Ordu İttifâkı ise , bütün bu sürecin gerisine düştü. En başta “bizimkiler nihâyet geliyor” diyenler tankları alkışladı. Liderleri saklandı ve “gelişmeleri izliyoruz” derken sirkatini söyledi. Gidişâta direnemeyip zevâhiri kurtarmak üzere, ayakları sürçe sürçe Yenikapı Ruhû’na dâhil oldular. Doğrusu burada sürece tutunabilirler ve herşeyi unutturabilirlerdi. Ama öyle yapmadılar. Yenikapı’nın hemen sonrasında “kontrollü darbe”, “oyun”, “tiyatro “ lâflarıyla sürecin tamâmen dışına çıktılar. Bu arada , Gezi Olayları sırasında mangalda kül bırakmayan, “diktatörlüğe” karşı özgürlük bayrağı açanlar ise askerî darbe girişimi sırasında ve sonrasında hiç ortada gözükmediler.

CHP ve genel manâda sol ve eski merkez sağ kalıntılarının oluşturduğu blok, eskinin birikimi ile yüklü. Bu kadar insan ölmüşken, ocaklar sönmüşken hâlâ 15 Temmuz’a inanmıyor. Tiyatro, kontrollü darbe lâflarını geveleyip duruyor. Kokuşmuş kurgularını târihin gerçekleri zannediyorlar. Yeni Türkiye içindeki Eski Türkiye bu.. Bir yüzeysellik üzerinde de olsa hayâtiyetini sürdürüyor. Diğer tarafta yeni bir tecrübî eklemlenme olarak bir halkın darbeye direnmesi ve onu engellemesi var. … İşte târih bu; böyle bir şey…

Facebook Yorumları

reklam
16.7.2018
15 Temmuz’un sene-i devriyesinde…
12.7.2018
Dönüşüm
5.7.2018
Tarafsızlık
28.6.2018
Seçim ve sonrasına dair
18.6.2018
Siyasetten soğumak
14.6.2018
G7 ve ABD-Kuzey Kore anlaşması
4.6.2018
Siyasal kısırlık ve muhalefet
31.5.2018
Ahlaki isyan ve isyan ahlakı
28.5.2018
Para oyunları
24.5.2018
Demokrasi
17.5.2018
İşler karışıyor, tablo değişiyor
14.5.2018
İstanbul: Siluet ve muhit
10.5.2018
Post oryantalizm
7.5.2018
Siyasal hikâyeler
30.4.2018
Sistem değişiminin düşündürdükleri
26.4.2018
Parametreler
23.4.2018
Dünyadan savrulmak
16.4.2018
Adâletin bu mu dünyâ?
12.4.2018
Kimyasal…
9.4.2018
Acılar, sevinçler ve geçişler…
5.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (2)
2.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (1)
29.3.2018
Erken final yok
26.3.2018
Mare Nostrum
22.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri (2)
19.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri(1)
15.3.2018
Şahinler savaşı başlıyor…
12.3.2018
Evrenselcilik ve yercilik
8.3.2018
Bir entelektüel hesaplaşma
5.3.2018
Körlük
1.3.2018
Saçmalama ve aşırılaştırma
26.2.2018
Iskalama…
22.2.2018
Kirli savaş
19.2.2018
Kökler
12.2.2018
Kâhinler ve hikâye anlatıcılar
8.2.2018
ABD algısı
29.1.2018
İmzalar ve bildiriler
25.1.2018
Satılık fikirler…
4.1.2018
Ekmek, özgürlük ve İran
1.1.2018
İran…
25.12.2017
Homolar savaşı
21.12.2017
Trump’ın yeni güvenlik stratejisindeki tuhaflıklar
18.12.2017
Mevlânâ, yani şu dönme muhabbetini çıkaran adam…
14.12.2017
Bir ideolojik bulanmanın serencamı
11.12.2017
Trump’ın yalnızlığı
7.12.2017
Post-IŞİD devir üzerine
4.12.2017
Siyasal davalar
27.11.2017
Değişen suretler
23.11.2017
NATO ve Türkiye
20.11.2017
Özür…
13.11.2017
Uluslararası ilişkiler…
9.11.2017
Suud baharı
26.10.2017
Âfitab-ı tanbur Necdet Yaşar’ın ardından…
23.10.2017
Engellenmemişlik…
19.10.2017
Gençlik imgesi ve siyaset
12.10.2017
Akıl tutulması
9.10.2017
Hudutların kanunu
5.10.2017
Utanmak…
2.10.2017
Şehirler, kasabalar ve köyler
28.9.2017
Referandumun ardından
18.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi - 2
14.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi (1)
11.9.2017
Şerif Bey…
7.9.2017
Kuzey Kore saldırır mı?
28.8.2017
Entel dantel bir mevzu…
24.8.2017
Halk adamı olmak
21.8.2017
Kıt’aların geleceği
14.8.2017
Distopya
10.8.2017
Hayvan dostlarımız
7.8.2017
Okuyup da adam ol(ama)mak
3.8.2017
İnanç ve umut
31.7.2017
Küçük düşünmek….
27.7.2017
Sosyal Darvinizm
24.7.2017
Almanya Türkiye ilişkileri kopuyor mu?
20.7.2017
İşler ve günler
17.7.2017
15 Temmuz: Tarihsel bir eşik
13.7.2017
15 Temmuz’un sene-i devriyesi üzerine
10.7.2017
Sistem karşıtı hareketler
6.7.2017
Adalet
3.7.2017
Savaşan dünyanın kültürel iklimi üzerine
29.6.2017
Sivil itaatsizlik
26.6.2017
Bayram ve dolaşımdaki kimlikler
22.6.2017
Ortadoğu; kördüğüm ve bazı tahminler
19.6.2017
Yürüyüş…
15.6.2017
Tahayyülü olmayan dünyada bekâ sorunu
12.6.2017
Savaşlar…
8.6.2017
Hiper reelpolitik
5.6.2017
Çıkarlar…
1.6.2017
Romantizm ve terör
29.5.2017
Terörün yol haritası
25.5.2017
Âkif Emre için
22.5.2017
Yenileşme ve yenilenme
18.5.2017
Erdoğan ve ABD
11.5.2017
Sıkışan coğrafya
8.5.2017
Yeni sistemler ve partiler
4.5.2017
Riskler ve fırsatlar
27.4.2017
Defarges, bilgi ve Sakallı Celal
24.4.2017
Referandum ve partilerin durumu
20.4.2017
Oran ve sayıların düşündürdükleri
17.4.2017
Seçmek
13.4.2017
Dizilimler ve çatlaklar
10.4.2017
Ortadoğu’da yeni dönem
6.4.2017
CHP’nin referandum stratejisi
3.4.2017
Dünya düzeni
31.3.2017
İnanç, silah ve para
27.3.2017
Avrupa: Olmayacak bir dua...
23.3.2017
Rockefeller
21.3.2017
Türkiye'nin Batı macerası
16.3.2017
Nedir bu Avrupalılık?
13.3.2017
AB çökerken…
9.3.2017
Almanya: Acı vatan
6.3.2017
III. Milli Kültür Şûrâsı’nın ardından
2.3.2017
Bir başlığın düşündürdükleri
27.2.2017
Keyif ve zevk âleminde kültür
23.2.2017
Sarkaç (2)
20.2.2017
Sarkaç(1)
16.2.2017
Batı cephesinde yeni bir şey var mı?
9.2.2017
Trump dönemi belirginleşiyor
6.2.2017
Kavimler Göçü
2.2.2017
Bazı tarihsel hatırlatmalar
30.1.2017
Neo-Merkantilizm
26.1.2017
Trump karşıtı gösteriler
19.1.2017
Siyasal pozisyonlar….
16.1.2017
Amerikalar
12.1.2017
Tadı kaçan dünyaya dair
9.1.2017
Bu defa farklı…
5.1.2017
Yaşam tarzı…
2.1.2017
Reina katliamının düşündürdükleri
29.12.2016
Trump, Avrupa ve Rusya
26.12.2016
Tekil düşünüşün zaafları
22.12.2016
Sûikast ve sonrası
15.12.2016
Tarihsel kritik eşik
12.12.2016
Terör
8.12.2016
Doğucular
5.12.2016
Batıcılar (2)
28.11.2016
Avrupa ve Asya denkleminde Türkiye
24.11.2016
Mücadele sürüyor
21.11.2016
Çölleşme…
17.11.2016
Kazananlar ve kaybedenler
14.11.2016
Siyasal çoğunluk, siyasal çoğulculuk
10.11.2016
Trump: Belirsizlik kazandı
7.11.2016
Tarihsel havzasıyla buluşan Türkiye
3.11.2016
Silah ve para
31.10.2016
Toplum, ekonomi ve kurumsal siyaset
27.10.2016
Parlamenter sistemi güçlendirme ne demektir?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.