Süleyman Seyfi Öğün

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Yaşama sevinci


12.11.2018 - Bu Yazı 80 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bana öyle geliyor ki yaşama sevinci, istisnâları olsa da ağırlıklı olarak medenî bir örüntüdür. Yâni artık değer temelinde yerleşikliğin fonksiyonudur. Theodor Veblen’in klâsik çalışmasında derinlemesine incelediği “Boş Zaman”ı gerektirir. Bunu illâki tembellik olarak almayın. Bu duyguya erişmek için zihnin beden işleri tarafından, kuşatılsa da teslim alınmaması gerekir. Jim Jarmusch’un hârika filmi “Kahve ve Sigara” daki son sahne bunu ne güzel anlatır… Kir pas içindeki bir cephanelikte çalışan iki yaşlı işçi, molada kahve ve sigara içerek sohbet etmektedir. İşçilerden birisi gerçekçiliğini muhafaza ederken diğeri zihnen ve rûhen ortamdan kopar. Sessizliği dinler... Göklerden Mahler’in melodilerini işitir. Müziği dinlerken ağzından Fransızca “la joie de vivre” -yaşama sevinci- kelimeleri dökülür. Gerçeklikten o kadar kopmuştur ki, bir ara arkadaşına “Neredeyiz?” diye sorar. Gözlerini kapatır. Arkadaşı molanın bitimine 2 dakika kaldığını söyler. Bu sürenin bitiminde artık gözleri açılmayacaktır... Müthiş bir kurgu, müthiş bir finâl…

Yaşama sevinci, duygu yüklü bir idrâktir aslında. Serencâmı trajiktir… Çünkü onu tehdit eden, boğmaya çalışan şeylerle birlikte gelişir. Bunu şöyle de anlayabiliriz: Yaşama sevinci artığın fonksiyonudur. Ama artık aynı zamanda yeniden üretimi açısından kontrol gerektiren bir süreçtir. İşte bahsedilen trajik gerilim, yaşama sevincini var eden süreçlerle, bu süreçlerin kontrolü arasındadır. Vivaldi, Scarlatti ve elbette Bach sevinç yüklü melodilerini Aydın Despotizminin en koyu uygulamalarının hüküm sürdüğü zamanlarda bestelediler.

Çeşitli doktrinler, teolojiler ve ideolojiler bu kontrolün çıktıları olarak gelişir ve bir şekilde paternalizm ile çakışır. Paternalizm sıkı bir kontrol düzenidir. Geleneklerde ortaya çıkmış; lâkin modernite kendi disiplin toplumunu inşâ ederken onu devralmaktan, tutkuyla benimseyip, en rasyonel düzlemde yeniden üretmekten geri kalmamıştır. Püritanlık bu devir teslim sürecinin hediyesidir. Esas olan bu Apollonyen kabalığın kendisini nasıl meşrûlaştırdığıyla alâkalıdır. Bunun sefahat tehlikesi olduğunu öngörebiliriz. Nitekim, bütün zamanların en büyük düşünürlerinden birisi olan İbn-i Hâldun yerleşikliğin fonksiyonu olarak gördüğü ve aslında medenî durumu anlatan Ümrân’da yatan riskin; gücü güçsüzlüğe evrilten sefahat olduğuna işâret eder.

Sefahat, yaşama sevincinin aşırılaşması ve kendi kendisini sönümlendirmesidir. Bilindiği üzere Kur’anda zikredilen Lût Kavmi kıssası bunu anlatır. Pompei Faciası da bir başka misâldir. Sefahat dizginlenemez. Ya kendi kendisini çürütür veyâ ilâhî bir cezalandırmanın konusu olur.

Modernitenin ayırd edici niteliği, bir taraftan Foucault’nun kılcal damarlarına kadar deşifre ettiği Disiplin Toplumu üzerinden yaşama sevincini baskılaması; diğer taraftan da, husûsen artistik ve bohem çevrelerde canlı tutmasıdır. Bizi yanıltmasın; bu çevrelerdeki yaygın bedbinlik ise yaşama sevincinin bir türüdür aslında. Chopin arkadaşına yazdığı mektupta rûhunu kemiren acılardan bahsediyor; ama “ne tuhaftır ki, onlardan asla kurtulmak istemiyorum” demeyi de ihmâl etmiyordu. Acı, hüzün vb duygular yaşama sevincinin karşıtları değil, çeşitlemeleri olabilir ancak...

İdeolojiler, ister resmî ister muhalif olsun, yaşama sevincini reddetmekte paydaştır. 1820, 1830, 1840 gibi on senelik periyodlarla yükselen ve en son çıkışını 1968’de yapan Gençlik ideolojileri sorumluluk ahlâkını merkeze koyuyor ve yaşama sevincini bunu gerileten bir zayıflık olarak değerlendiriyordu.

Kapitalizmin maddîleştirmediği az sayıda unsurdan birisiydi yaşama sevinci. Nihâyet ona da el attı. Tüketim kültürü, popüler kültürler, yaygın hazcılık, narsisizmler; kültür antropologu Mikhail Bakhtin’in kavramlaştırmasıyla geç modernliğin tekmil “karnavalesk” dünyâsı bu duygunun dejanerasyonunu ifâde eder. “Katı olan her şey buharlaşır” prensibi mûcibince, ”disiplin”, “iş, meslek ve sorumluluk ahlâkı” tel tel dökülmüş; narsisist-hazcı şenlik hayâtın merkezine yerleşmiştir.

2000’li seneler bu tarz bir Belle Epoque’un çöküşüne sürüklüyor bizi. 1990’larda kan kaybeden paternalizm, neo-merkantist iddialarını haykırarak ürkütücü gövdesiyle ayağa kalkıyor. Diğer taraftan sanki 1860’ların Rusya’sındaki Toprak ve Özgürlük Hareketi; bir tür Çernişevskicilik canlanıyor. Ferrarisini satarak bilgeleşenler, metropollerdeki hayatlarını sona erdirip, kıra ricat eden, inek ve tavuk yetiştirmeye başlayan eski Pop ikonları, CEO’lardan geçilmiyor ortalık.

İnsanlığın târih karnesindeki en düşük notlardan birisi bu: Yaşama sevincini sefahattan ayrıştıramamak; ona sâdelikte karar ettirememek; artığın târihinden ayrıştırıp damıtamamak, sorumluluk ahlâkı ile bitiştirememek… Bu gidişle “karnavalesk” ile “paternalistik” arasında daha çok bocalayacağız…

Facebook Yorumları

reklam
12.11.2018
Yaşama sevinci
8.11.2018
Siyaset, popülizm ve vasatlar
5.11.2018
Kadına şiddet
1.11.2018
Toprak…
11.10.2018
Kötülük yarışı
8.10.2018
Tecritçilik ve Türkiye’nin yolu
4.10.2018
Bağımlılığın serencâmı
1.10.2018
Öznenin nesnesi, nesnenin nesnesi
28.9.2018
Küreselleşmenin sonu…
24.9.2018
Endişeli düşünceler…
20.9.2018
Soçi sonrası
17.9.2018
Öz ve biçim üzerine…
13.9.2018
Rusya; Quo Vadis?
10.9.2018
Tahran Zirvesi’nden sonra
6.9.2018
Buharlaşma…
3.9.2018
Amerikan sosyalizmi mi?
30.8.2018
Kahramanlar ve körler
27.8.2018
Herkes oradaydı...
23.8.2018
Bir western hikâyesi
20.8.2018
ABD kötülüğü seçti(2)
16.8.2018
ABD kötülüğü seçti (1)
13.8.2018
Dünyânın düşündürdükleri..
9.8.2018
21. Asrın sonuna doğru…
2.8.2018
CHP dogmatizmi…
30.7.2018
Delilik
16.7.2018
15 Temmuz’un sene-i devriyesinde…
12.7.2018
Dönüşüm
5.7.2018
Tarafsızlık
28.6.2018
Seçim ve sonrasına dair
18.6.2018
Siyasetten soğumak
14.6.2018
G7 ve ABD-Kuzey Kore anlaşması
4.6.2018
Siyasal kısırlık ve muhalefet
31.5.2018
Ahlaki isyan ve isyan ahlakı
28.5.2018
Para oyunları
24.5.2018
Demokrasi
17.5.2018
İşler karışıyor, tablo değişiyor
14.5.2018
İstanbul: Siluet ve muhit
10.5.2018
Post oryantalizm
7.5.2018
Siyasal hikâyeler
30.4.2018
Sistem değişiminin düşündürdükleri
26.4.2018
Parametreler
23.4.2018
Dünyadan savrulmak
16.4.2018
Adâletin bu mu dünyâ?
12.4.2018
Kimyasal…
9.4.2018
Acılar, sevinçler ve geçişler…
5.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (2)
2.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (1)
29.3.2018
Erken final yok
26.3.2018
Mare Nostrum
22.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri (2)
19.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri(1)
15.3.2018
Şahinler savaşı başlıyor…
12.3.2018
Evrenselcilik ve yercilik
8.3.2018
Bir entelektüel hesaplaşma
5.3.2018
Körlük
1.3.2018
Saçmalama ve aşırılaştırma
26.2.2018
Iskalama…
22.2.2018
Kirli savaş
19.2.2018
Kökler
12.2.2018
Kâhinler ve hikâye anlatıcılar
8.2.2018
ABD algısı
29.1.2018
İmzalar ve bildiriler
25.1.2018
Satılık fikirler…
4.1.2018
Ekmek, özgürlük ve İran
1.1.2018
İran…
25.12.2017
Homolar savaşı
21.12.2017
Trump’ın yeni güvenlik stratejisindeki tuhaflıklar
18.12.2017
Mevlânâ, yani şu dönme muhabbetini çıkaran adam…
14.12.2017
Bir ideolojik bulanmanın serencamı
11.12.2017
Trump’ın yalnızlığı
7.12.2017
Post-IŞİD devir üzerine
4.12.2017
Siyasal davalar
27.11.2017
Değişen suretler
23.11.2017
NATO ve Türkiye
20.11.2017
Özür…
13.11.2017
Uluslararası ilişkiler…
9.11.2017
Suud baharı
26.10.2017
Âfitab-ı tanbur Necdet Yaşar’ın ardından…
23.10.2017
Engellenmemişlik…
19.10.2017
Gençlik imgesi ve siyaset
12.10.2017
Akıl tutulması
9.10.2017
Hudutların kanunu
5.10.2017
Utanmak…
2.10.2017
Şehirler, kasabalar ve köyler
28.9.2017
Referandumun ardından
18.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi - 2
14.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi (1)
11.9.2017
Şerif Bey…
7.9.2017
Kuzey Kore saldırır mı?
28.8.2017
Entel dantel bir mevzu…
24.8.2017
Halk adamı olmak
21.8.2017
Kıt’aların geleceği
14.8.2017
Distopya
10.8.2017
Hayvan dostlarımız
7.8.2017
Okuyup da adam ol(ama)mak
3.8.2017
İnanç ve umut
31.7.2017
Küçük düşünmek….
27.7.2017
Sosyal Darvinizm
24.7.2017
Almanya Türkiye ilişkileri kopuyor mu?
20.7.2017
İşler ve günler
17.7.2017
15 Temmuz: Tarihsel bir eşik
13.7.2017
15 Temmuz’un sene-i devriyesi üzerine
10.7.2017
Sistem karşıtı hareketler
6.7.2017
Adalet
3.7.2017
Savaşan dünyanın kültürel iklimi üzerine
29.6.2017
Sivil itaatsizlik
26.6.2017
Bayram ve dolaşımdaki kimlikler
22.6.2017
Ortadoğu; kördüğüm ve bazı tahminler
19.6.2017
Yürüyüş…
15.6.2017
Tahayyülü olmayan dünyada bekâ sorunu
12.6.2017
Savaşlar…
8.6.2017
Hiper reelpolitik
5.6.2017
Çıkarlar…
1.6.2017
Romantizm ve terör
29.5.2017
Terörün yol haritası
25.5.2017
Âkif Emre için
22.5.2017
Yenileşme ve yenilenme
18.5.2017
Erdoğan ve ABD
11.5.2017
Sıkışan coğrafya
8.5.2017
Yeni sistemler ve partiler
4.5.2017
Riskler ve fırsatlar
27.4.2017
Defarges, bilgi ve Sakallı Celal
24.4.2017
Referandum ve partilerin durumu
20.4.2017
Oran ve sayıların düşündürdükleri
17.4.2017
Seçmek
13.4.2017
Dizilimler ve çatlaklar
10.4.2017
Ortadoğu’da yeni dönem
6.4.2017
CHP’nin referandum stratejisi
3.4.2017
Dünya düzeni
31.3.2017
İnanç, silah ve para
27.3.2017
Avrupa: Olmayacak bir dua...
23.3.2017
Rockefeller
21.3.2017
Türkiye'nin Batı macerası
16.3.2017
Nedir bu Avrupalılık?
13.3.2017
AB çökerken…
9.3.2017
Almanya: Acı vatan
6.3.2017
III. Milli Kültür Şûrâsı’nın ardından
2.3.2017
Bir başlığın düşündürdükleri
27.2.2017
Keyif ve zevk âleminde kültür
23.2.2017
Sarkaç (2)
20.2.2017
Sarkaç(1)
16.2.2017
Batı cephesinde yeni bir şey var mı?
9.2.2017
Trump dönemi belirginleşiyor
6.2.2017
Kavimler Göçü
2.2.2017
Bazı tarihsel hatırlatmalar
30.1.2017
Neo-Merkantilizm
26.1.2017
Trump karşıtı gösteriler
19.1.2017
Siyasal pozisyonlar….
16.1.2017
Amerikalar
12.1.2017
Tadı kaçan dünyaya dair
9.1.2017
Bu defa farklı…
5.1.2017
Yaşam tarzı…
2.1.2017
Reina katliamının düşündürdükleri
29.12.2016
Trump, Avrupa ve Rusya
26.12.2016
Tekil düşünüşün zaafları
22.12.2016
Sûikast ve sonrası
15.12.2016
Tarihsel kritik eşik
12.12.2016
Terör
8.12.2016
Doğucular
5.12.2016
Batıcılar (2)
28.11.2016
Avrupa ve Asya denkleminde Türkiye
24.11.2016
Mücadele sürüyor
21.11.2016
Çölleşme…
17.11.2016
Kazananlar ve kaybedenler
14.11.2016
Siyasal çoğunluk, siyasal çoğulculuk
10.11.2016
Trump: Belirsizlik kazandı
7.11.2016
Tarihsel havzasıyla buluşan Türkiye
3.11.2016
Silah ve para
31.10.2016
Toplum, ekonomi ve kurumsal siyaset
27.10.2016
Parlamenter sistemi güçlendirme ne demektir?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları