Şeyhmus DİKEN

seyhmusdiken@gmail.com



Bookmark and Share

Siyasetten Edebiyata Terfinin Adı: Seher


16.9.2017 - Bu Yazı 226 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Selahattin Demirtaş’ın etkili bir siyasal aktör olarak Türkiye siyaset sahnesine çıkması henüz on yılı bile bulmadı. Ama popülaritesinin yükselişi doğrusu çok hızla gelişti. Türkiye siyaseti, hele hele parlamento üzerinden parti eksenli siyaset çok geleneksel kodlar üzerinden yürüyor. Sanki bir kalıba sokulmuş gibi birbirlerinin kötü kopyaları al birini vur öbürüne misali. Elbette bu durumun istisnai kimi örnekleri var. Kısmen Demirtaş’la kıyaslayacağımız belki de Bülent Ecevit olabilir. Ecevit de siyasetçi kimliğinin dışında şair ve gazeteci kimliklerini de her zaman önemseyen hatta yer yer öne çıkaran biriydi.

Selahattin Demirtaş’ın siyasal kimliği, parti genel başkanlığı üzerinden popülaritesinin artışı, açıkçası geniş kesimlerce sempatik bir siyasal lider olarak yaygın kabulü işini kısmen kolaylaştırdıysa da kısmen de zora soktu. İkili bir zorlanmaydı bu. Birincisi geleneksel kodlar üzerinden yürüyen Türkiye tarz-ı siyaseti Selahattin Demirtaş gibi yüzü sahiden halka dönük, içten ve açık konuşan siyasete pek sıcak bakmazdı. Bakmadığını da her muktedir siyaseti gibi “kustu” nitekim. İkincisi de Kürt cenahında ez cümle doğulu toplumlarda bu denli tez zamanda popülerleşen siyasal aktörlere yılların “kurt” siyasetçileri sıcak bakmazlar. Fırsatını bulunca “ipini çekmeye” fırsat kollarlar. Bu da bir başka handikap.

Bir başka açıdan da yazarlık ve siyasetçilik ilişkilenmesi çok tartışılır bir konu. Siyaset öyle bir “iş” kapısı gibi herkes açısından yapılabilir gözükür Türkiye’de. Bu açıdan düzeyi hayli düşük bir iş! Ama yazı işi öyle mi? Yazmaya soyunmak tek kelimeyle “çap” meselesi, herkesin harcı değil! Yazmak için bilgi ve birikim şart. Siyasetin tribünlere oynayan popüler bir yanının hayli baskın olmasına rağmen, yazarlığın böyle bir edayı asla kabullenmeyeceği bir gerçeklik.

Neyse konumuz bu değil! Bu üç paragraflık girizgaha “Siyasetçi Selahattin Demirtaş”ın taze kitabı “Seher*” ile “Edebiyatçı Selahattin Demirtaş” olarak sahneye çıkması vesile oldu.

Şimdi siyasetçi kimliği ile tanınıp bilinen Selahattin Demirtaş’ı popülaritesi nedeniyle hayli kişi “Seher” üzerinden alıp okuyacak. Umuyor ve diliyorum ki Demirtaş’ın siyasetçi kimliğinden bir miktar hatta hayli azade davranarak düşünerek hakkaniyetli bir edebiyat okuması ile kitaba yönelir okur. En azından ben böyle olmasını istemiş olmama rağmen biliyorum ki; yine de siyaseten sempati kitabın okurunu daha çok kucaklayacak.

Fakat şimdinin geçer akçe vurgusu üzerinden diyeyim ki “Ey Okur…” bil ki, Selahattin Demirtaş yeni yazar değildir. 4 Kasım 2016 tarihi itibariyle mahpus damına düştükten sonra “işte cezaevidir, iş-kâr yoktur, zaman da çoktur hobi olsun diye oturup yazayım” demiş biri değildir. Neden, dersen yazayım…

2000’li yılların başında Diyarbakır merkezli bir bölge gazetesi çıkıyordu adı da Gün Gazetesi idi. Kendisiyle ikinci sayfada yazar olarak köşe arkadaşı idik. Hatta şimdilerin çok ilgi görüp okunan gazeteci yazarı sevgili İrfan Aktan o günlerde yeni gazetecilik mektebini bitirmiş Diyarbakır’a gelmiş ve Gün Gazetesinde editör-muhabir olarak çalışıyordu, hatırlar…

İşte Demirtaş’ın yazarlık serüveni 16-17 yıl öncesinden başlar. Şimdilerde “görünür” olması tümüyle Türkiye’nin makus demokrasi tarihi ile ilintilidir. Malum bizim tuhaf ülkemizde siyasetçilerin zaman mefhumu nedeniyle okumaya pek vakitleri yoktur. Ama konuşmaya hep vardır. İşte bu sebeple siyasetçinin mahpus damına düşmesinin tersten böyle bir yararı da vardır. Okumaya hayli zamanları olur. Bu durum deneyimle sabittir. Kitaplarımı zaman zaman bile isteye imzalayıp verdiğim kimi siyasetçiler “en az birkaç yıldır bir tek kitabın kapağını açıp okuyamadım” demişlerdir şahsıma hem de defalarca…

İşte belki de bu vesileyle yaklaşık on aydır mahpusta olan Demirtaş’ın biriktirdiklerini 140 sayfalık ve 12 öykü ile okurla buluşturası mümkün oldu.

Seher anladığımız anlamda klasik bir öykü kitabı değil. Öyküdeki kurmaca ile hayatın bizatihi kendisindeki anı-anlatı meselesi sanki iç içe geçmiş gibi. Sıralama yaparsam “Tarih Kadar Yalnız” ve sırasıyla “Kara Gözlere selam olsun” ile “Ah Asuman” öykü damarını en sağlam yakalamış olanlar.

Kitaba adını veren Seher, Temizlikçi Nazo, Halep Ezmesi öyküleri kitabın ithaf bölümündeki “Katledilen ve Şiddet Mağduru Kadınlara” ifadesinin sahici edebiyatı olarak duruyor karşımızda.

Selahattin Demirtaş Seher’de tutturduğu ironik dille siyasetçi kimliğiyle kitlelere karşı konuştuğu dil arasında bir paralellik yakalamış. Hemen “İçimizdeki Erkek” adını verdiği ilk anlatıda cezaevi avlusunu tarif ederken “diktörgen şeklinde dört metreye sekiz metre avlu, akşama kadar yürü yürü bitmez” derken tam da o ironiye parmak basıyor. Tabi devamında bir çift serçenin yuva kurarken sistemle ve aile içi iktidar olma ile çatışma hâli sağlam bir dille kotarılmış…

Benim açımdan Demirtaş’ın Seher’inin 14 Eylül 2017 günü elime ulaşması ve aynı gün içinde okunup bitirilmesinin sonra da bu yazının yazılmasına vesile olmasının bir anlamı da şu. Aslında bir yönüyle de kitabın en sağlam öyküsü diyebileceğim Hasan Vefa Karadağlı adlı bir öykü kahramanının Murathan Mungan dizeleri üzerinden hikâyesi olan “Tarih Kadar Yalnız”daki sınıfsal analiz etkileyici. Hazır “Kentsel Dönüşüm” dediğimiz hilkat garibesi hâlin başta Diyarbakır Suriçi olmak üzere hayat içinde Kürt Siyasetini de şimdi kayyumlar üzerinden yeniden “vurmaya” yeltenilirken…

Malum Karl Marx’ın Kapitali’nin ilk cildi 14 Eylül 1867 yılında yayınlanmış! Günü ve yılı itibariyle 150. yılı. Aslında belki de hiç farkında olmadan Demirtaş’ın öyküsü Das Kapital’in hala pak bir gerçeklik olarak dünya sahnesinde durduğunu ey okura anlataduruyor…

Bir siyasetçinin edebiyatçı olarak sahneye çıkmasına çok mu anlam yükledik! Değil vallahi, hakkını verdik diye düşünüyorum. Malum bu tuhaf ülkede yaptığı “diğer işler” üzerinden siyasal kimliği nedeniyle değer verirler siyasetçilere. Mesela Selahattin Demirtaş’ın saz çalmasına, resim yapmasına ve yazmasına! Siz öyle yapmayın Demirtaş’ın siyasetçi kimliğini bir yana bırakın, şimdilik en azından! Edebiyatçı kimliği üzerinden bir okuma yapın bakalım kaç vereceksiniz. Ben, Demirtaş Edebiyata hoş geldi diyerek yetineceğim. (ŞD/EA)

* Demirtaş, Selahattin. Seher. Eylül 2017. Dipnot yayınları, Ankara

Facebook Yorumları

reklam
16.9.2017
Siyasetten Edebiyata Terfinin Adı: Seher
21.5.2017
Yeni Sürece Doğru (mu)...
15.2.2017
Kürtlerin Sevgililer Günü; Sêva Mêxekrêj
5.2.2017
Evet ile Hayır! Ya da İkisi de Değil!
14.1.2017
Kara Deliğe mi Düştük, Ne!
31.12.2016
Geçmiş İki Yıl Sahiden Geçti mi?
4.12.2016
Sonsuza Dek mi Sürer, Asla!
27.11.2016
Nar ve İncir mi Dediniz!
7.11.2016
Hâl ve Ahval’e Dair
30.10.2016
Nail Güreli Göçerken
22.10.2016
Dostluğun Kadri Kıymeti
15.10.2016
Hayatın Iskalamadıkları!
9.10.2016
Diyarbakır Barosu'na Kadın Başkan Lazım
25.9.2016
İletişim Yayınları Abisini Kaybetti
18.9.2016
Yılmaz Güney’in Tarık Akan’ı
19.6.2016
Özgürlük ve Barışı “Soruşturmak”
12.6.2016
Sabık Başbakanın Kefaleti!
26.12.2015
Yine Mekân'a, Yine "Mesele"ye Dair!
8.12.2015
“Elçi”nin Hüznü!
31.10.2015
İhtiyaca binaen sandığa giderken!
19.10.2015
Kürdün Kurşunlu Camii’ni ‘Kurşunlamak’
21.6.2015
Haziran Siyasetinde Rahle-i Tedris!
17.6.2015
Kürtler ve "Eski Türkiye" Siyaseti
25.5.2015
HEP’ten HDP’ye 7 Haziran
18.5.2015
Parasevicilerin Saltanatının Sonu!
19.4.2015
Zulmet ile Vuslat Arasında Kalmak!
15.03.2015
D Tipi’nde Bir Yazar!
09.03.2015
Yaşar Kemal; “xwedê yeke derî hezar”
16.02.2015
Hücredeki Adalı
08.02.2015
Künye Dağa Yazılınca
02.02.2015
Şehirden İki Kongre!
05.01.2015
Devletlû Hükümet Neyin Peşinde?
28.12.2014
Roboski; Bin Günün Issızlığı!
21.12.2014
Siyah Bilinci ya da Kürtlük Bilinci
08.12.2014
Aidiyet ve Duygudaşlık
01.12.2014
Ayakkabısından vurulan adalet!
24.11.2014
Zorla Kimlik İnşa Etmenin İflası
04.11.2014
Kod Adı Dêrsim, 00.00.1938: Ölü!
26.10.2014
Affetmenin mümkünatı mı dediniz!
08.10.2014
Kobanê ve Rojava ile Haşrolmak!
02.10.2014
Dengêk Bidin Şengalê û Rojava!
08.09.2014
Diyarbakır, İzmir’e Onur Konuğu Olunca!
25.08.2014
Yeni Başbakan Atanırken!
19.07.2014
Kırık “Sol Ayağım”
28.06.2014
Doktor İlhan "Hoca" da Gitti!
07.06.2014
Kalekol, Ya Duvarlar!
31.05.2014
Kenti Yeniden Planlamak!
24.05.2014
Babasız Çocuklar Ülkesi!
17.05.2014
Kürdistan Sosyalist Solu'nun Kitabı
10.05.2014
Kürtçeye Çevrilmenin Cazibesi!
03.05.2014
Dildilian’ların Tarihe Bıraktıkları
27.04.2014
Doksandokuz’a Nar Tanesinin Söyledikleridir
19.04.2014
Petrolden “Pay” İstemek!
12.04.2014
Adları Kaçakçıya Çıkanların Mezarında
05.04.2014
Dile Geldiği Kadarıyla!
22.03.2014
Başkan Apo'nun Gözleri Üzerinizde
15.03.2014
Kürdistan’da Bir Yer, Kavar
08.03.2014
Licê’nin Serencamı!
15.02.2014
Şêx Saîd ile Öcalan’ın Serencamı
09.02.2014
'Gözleri bağlı' kadının adaleti!
01.02.2014
Haw’layanlar da Taraftır!
25.01.2014
Kürdün Karakter ve Kader İlişkisi
18.01.2014
Licê, Taammüden Katliamın Şehri
11.01.2014
Şeyhin Dar'dağanı!
04.01.2014
Yurt, Yangın Yerine Dönünce!
28.12.2013
Kürt Kadınının Mührü
21.12.2013
“Kurdo Zindano”
14.12.2013
Muktedirin Dili ve Davranışı Üzerine
08.12.2013
Türkiye Kürdistan’ı BDP’ye Emanet
30.11.2013
Dershane Dalaşı
23.11.2013
Kürt, Prematüre Siyaseti “Yutmaz”
17.11.2013
Amed Asla Unutmaz!
09.11.2013
Temsili Siyasette Kürdi Kriter!
02.11.2013
Kürt Siyasetinin Tabularla Savaşı
27.10.2013
Giderayak!
19.10.2013
Devletten “bahşiş” etik ve Hac
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları