Osman CAN



Bookmark and Share

Avukatlık Kanunu Değişiklik Teklifi


12.07.2020 - Bu Yazı 563 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 10’lu yılların başında dillendirilen, ancak AKP içinde güçlü itirazlarla karşılaştığı için rafa kaldırılan baro operasyonu raftan indirilmiş görünüyor.

İktidarın nasıl bir baro yapısı istediğine dair spekülasyondan uzak değerlendirme imkanını iki gün önce TBMM Başkanlığına sunulan, bugün de komisyona havale edilen kanun teklifiyle bulduk. Teklif metnini sunan irade AKP Grup Başkanvekilliğidir. Teklif metninde MHP Grubunun da imzası bulunmaktadır. Dolayısıyla tekil milletvekillerinin inisiyatifine dayanmayan, aksine MHP desteğine sahip AKP Grubunun, dolayısıyla halihazırda Cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullanan AKP Genel Başkanının iradesini yansıtan, bu nedenle hem parti tüzelkişiliğinin hem de Cumhurbaşkanlığının hukuki ve siyasi sorumluluğunda olan bir yasama girişiminden söz edebiliriz.

Gerekçe var mı?

Teklif metninin ilk imzacısı ve Grup iradesini ortaya koyan 4 AKP’li Grupbaşkanvekili ile 1 MHP’li Grupbaşkanvekili avukattır. Teklifin konusu da Baro yönetimi olduğuna göre, Grupbaşkanvekillerinin teklifin maddeleri ve gerekçelerinden haberdar olduklarını varsayıyoruz. Bu önemli, çünkü gerekçeyi ve maddeleri incelediğimizde buna ilişkin esaslı şüphelerimiz doğdu.

Genel gerekçede ilk dikkatimizi çeken husus, Baroların meslek mensubu avukatların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, gelişimini sağlamak, birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere, meslek disiplini ve ahlakını korumak (bu ifade çok merkezi, çünkü sonraki paragraflarda da karşımıza çıkmaktadır) amacıyla kurulan kamu tüzel kişisi biçiminde tanımlanmış olmasıdır. Ancak 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 76. maddesinde Baroların tanımında “meslek disiplini” yerine “meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını” koruma ifadeleri yer almaktadır. Gerekçede “düzen” yerini “disiplin” kavramına bırakmış, “saygınlık” ise yok olmuş görünüyor. Çok daha çarpıcı olanı da 76. maddedeki “hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunma ve koruma” gibi avukatlık mesleğini diğer meslek kuruluşlarından farklı kılan temel niteliğe yer verilmemiş olmasıdır. Maddedeki tanımda “çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren” ifadesinin gerekçede yer almamış olması da diğer bir çarpıcı nokta. Bu durumda teklifi hazırlayanlar Baroların mesleki saygınlık, hukukun üstünlüğü ve insan haklarını savunma ve koruma ile çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdürmeyle ilişkisini kurmamış görünmektedirler. Ancak bunları öngören kanun maddeleri de değiştirilmemektedir.

Düzenlemenin amacı ise, gelişen teknolojilere uyum sağlama çabası, avukat sayılarındaki aşırı artışın yol açtığı sorunların çözümü ve mesleğin daha iyi bir şekilde icrasıdır. Baro ve avukatlık mesleğinin sorunları sıralamasında bunların nerede durduğu ayrı bir konu; bu sorunların çözümü ile çoklu baro ve Barolar Birliği Genel Kurulundaki temsil rejimini değiştirilmesi arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu/kurulduğunu anlamak en azından gerekçede mümkün değildir.

Bir yasa teklifinin gerekçesi, teklifle hangi kamu yararı amacının güdüldüğünü anlaşılabilir bir şekilde ortaya koyar. Kamu yararının amaçlanıp amaçlanmadığı konusunda ciddi kuşkular varsa, gerekçelendirme özellikle önemli hale gelir; anayasal ilkeler, uluslararası hukuk, milli menfaatler vs. olguları zorlanır, sağa veya sola çekilir ve kamuoyu ikna edilmeye çalışılır(dı). En azından teklifi hazırlayanlar, kendi siyasal tabanlarına haklı ve meşru bir zeminde hareket edildiği duygusunu veren tutarlı bir gerekçelendirme çabasını gösterirler(di).

Bu teklif metninin gerekçesinde başka bir inandırma çabası var görünüyor. Baroların tanımında demokrasi, hukukun üstünlüğü, hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkı ve temel hak ve özgürlüklerinin korunması kavramları devre dışı bırakılıyor ve bunlar yokmuş gibi düzenleme yapılmaya çalışılıyor.

Ardından sorunların ne olduğu tayin ve tespit ediliyor: Dünyanın küresel bir köy haline gelmiş olmasının yol açtığı hız ve ivmeye uyum sağlama sorunu bunlardan biri. Bu durum avukatlara ve barolara 21. Yüzyıla uyumlu, uluslararası hukuka entegre, gelişimin ve değişimin mihmandarı olma sorunluluğunu yüklemektedir. Avukat sayısının yol açtığı, eğitim, staj gibi sorunlar da bu sorumlulukla ilişkilendirilmiş durumda.

Uluslararası hukuka entegre olma sorumluluğu da çok çarpıcı. Çünkü bu sorumluluğun içinde uluslararası hukukun temel ilkelerinden olan ve Anayasada ve Avukatlık kanununda hatırlatılan, altı çizilen ilkelerin ve kuralların olup olmadığını söylemek güç. Hukukun üstünlüğü, hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkı ve temel hak ve özgürlüklerinin korunmasına ilişkin tek bir ifadeye rastlanmamış olması, bu nedenle rastlantı olmamalı.

Nihayetinde teklifte siyasi irade, ortaya koyduğu bu amaca o kadar önem veriyor ki, yasalaşmanın hemen ardından bu yıl içinde baro seçimlerinin yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin kanunla bir gecede sona erdirilmesi ile 2017 referandumunun hemen ertesi günü HSK üyelerinin görev süresinin sona erdirilmiş olmasıyla aynı yöntemin burada da uygulandığı anlaşılmaktadır.

Teklifin maddelerine dair bir değerlendirme gerekli değil. Zira orada herhangi bir gerekçeye rastlamak mümkün değildir.

Başlıktaki soruya cevap vermek gerekirse:

Avukatlık/Barolar ile ilgili bu düzenleme 5 hukukçu/avukat Grupbaşkanvekilinin imzasını taşımasına rağmen hukuki bir gerekçeye sahip değil. Doğrusu bir gerekçesi var ve bu gerekçe de neyin görmezden gelindiği bilgisinde saklı.

Esasa dair

Teklif yürürlük ve yürütme maddeleri dışında 26 maddeden oluşmaktadır.

Temel değişikliklerden biri çoklu baro sistemidir. Teklifin 1. maddesiyle bir ilde birden fazla baro kurulmasına imkân tanınmakta, 2, 3, 4, 5, 6, 8, 9, 11, 13, 14, 15, 16, 20, 21, 23, 24, 25 ve 26. maddeler çoklu baro sistemine uyum sağlama amacını taşımaktadır. Dolayısıyla 26 maddenin 19’si çoklu baro sistemiyle ilişkilidir ve nasıl yapılacağı 15. maddede düzenlenmiştir. Buna göre beşbinden fazla avukat bulunan illerde asgari ikibin avukatla yeni bir baro kurulabilir.

İkinci temel değişiklik temsil hususuna ilişkindir. 18. madde “kurumsal olarak baroların Birlik genel kurulunda daha etkin bir şekilde temsil edilmesi” amaçlandığı ifade edilmekle birlikte, getirilen düzenleme sayıca çok olan büyük il barolarının etkinliğinin azaltılması ve küçük illerin etkinliğinin arttırılmasına yol açmaktadır. Lafızda ifade edilmese de etkinliği azaltılan barolar İstanbul, Ankara, İzmir barolarıdır. Teklif yasalaştığında, bünyesinde Türkiye’nin toplam avukat sayısının %60’a yakını temsil eden bu illerin Birlik Genel Kurulunda temsil oranı %10’un altına inecektir.

19. madde bütün Türkiye’de seçimlerin senkron/eşzamanlı yapılmasını zorunlu kılmaktadır. 22. madde ile getirilen ek madde ise bunun yürürlükten hemen sonra ekim ayında gerçekleşmesini öngörmektedir. Burada da 2017 Anayasa değişikliğiyle getirilen TBMM-Cumhurbaşkanı seçimlerinin eşzamanlı olarak yapılması sayesinde gerçekleştirilen yasama-yürütme-yargı eşgüdümüne benzer bir eşgüdüm hedeflendiği söylenebilir. Son yıllarda devlet yönetimine dair karar vericilerin söylemleri ve anayasal/yasal tasarrufları daha çok eşgüdüm içinde hareket eden bir siyasal ve toplumsal işleyiş tasavvurunu ortaya koymaktadır.

Diğer maddelerin bu üç temel amaç ile ilişkisi bulunmamaktadır. 7. madde avukatların mahkemeye çıkarken cüppe dışında başka bir zorunluluğa tabi tutulamayacaklarını öngörmekte, 10. madde avukatların meslekleriyle ilgili suçlarda temyiz imkânı getirmekte, 12. madde mesleğe yeni başlayacak avukatların baro keseneğini azaltmakta, 17. madde süresinden önce görevden ayrılan baro başkanının yerinin doldurulmasını yeniden düzenlemektedir.

Yasal boyut

Teklif 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda değişiklik yapmaktadır. Dolayısıyla yapılan değişikliğin Kanunla uyumuna bakmamız gerekir; zira yasama çalışmalarında en dikkat edilmesi gereken noktalardan biri hukuk düzeninin, özelde de ilgili alanı düzenleyen mevzuatın çelişkisiz uyumunun sağlanmasıdır. Yani siyasal ve toplumsal işleyişte eşgüdüm ve çelişkisiz uyum ne kadar sorunlu ise, hukuk düzeninde o derece yaşamsaldır. Çelişkisiz uyum hukuk düzeninde öngörülebilirlik sağlar, ki bu ticari, sosyal, kültürel, siyasal ve bireysel yaşamın güven içinde gelişiminin ön şartıdır.

Teklifle Avukatlık Kanunu’nun 6, 15, 16, 17, 42, 44, 49, 50, 58, 59, 64, 65, 66, 67, 77, 82, 96, 114, 115 ve 117. Maddelerinde değişiklik/eklemeler yapılmaktadır. Bu durumda Kanunun geri kalan kısmına dair değişim iradesinin bulunmadığını varsaymamız gerekir.

Geri kalan maddelere göz atalım:

Kanunun genel esasları “Birinci Kısım”da düzenlenmekte ve iki maddeden oluşmaktadır. Başlığı “Avukatlık ve Avukat” şeklindedir. “Avukatlığın mahiyeti” başlığını taşıyan 1. maddesi “Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder” demektedir.

“Avukatlığın amacı” başlığını taşıyan 2. maddesi avukatlığın amacını “hukuki münasabetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamak” biçiminde tarif etmektedir. Bu nedenle de Avukata “bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis” etme yükümlülüğü getirmektedir. O kadar ki, maddenin üçüncü fıkrasında Avukatların bu görevlerini gereğini yerine getirmede “yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar” yardımla yükümlü kılınmaktadır.

“Avukatlık Mesleğine Kabul” başlıklı “İkinci Kısım”, “Avukatlık mesleğine kabul” başlıklı 3. Maddesiyle başlamaktadır. Özellik arz eden (f) bendine göre avukatlığa kabul için “Kanuna göre avukatlığa engel bir hali olmamak” gerekir. Bu haller ise Kanunun 5. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre süresi iki yılı geçen kasten işlenen suçlardan hapis, devlete ve anayasal düzene karşı suçlar, zimmet, irtikap, hırsızlık, dolandırıcılık gibi ekonomik suçları işleyen bir avukat, diğer meslekler bakımından getirilen meslek yasağı bakımından öngörülen süreler geçse bile avukatlık yapamayacaktır. Yine kesinleşmiş bir disiplin kararı sonucu hakimliği veya memuriyeti sona eren kişi de avukatlık yapamayacaktır. Avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan işlerin yapılması da mesleğe engeldir. “Aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hizmet ve görev, tacirlik, esnaflık…” şeklindeki işler avukatlık mesleğiyle bağdaşmaz ve mesleğin sona ermesine yol açar.

Barolar ile ilgili genel hükümlere bakalım:

“Baroların kuruluş amacı ve nitelikleri” başlıklı 76. Madde baroları  “avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlar” olarak tanımlamaktadır.

Teklifin genel gerekçe kısmında baroların tanımı ve amacını belirten paragrafta altı çizili ilkelerin ve amaçların metinde yer almadığını tekrar not edelim.

Barolar kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olduğu için, kapatılamazlar. Ancak 77. maddede öngörülen durumlarda organların görevine son verilir ve yenisi seçilir.

Yine baroların işleyişinin yargıya, meslek güvencelerine ve adalet hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin olan tüm boyutlarında Adalet Bakanlığının müdahil olduğu görülmektedir.

Barolar Birliğinin görevlerini düzenleyen 110. Maddede mesleki konuların yanında “(11) Kanunların avukatlara tanıdığı hakların gerçekleşmesine ve yüklediği görevlerin tam ve şerefli bir şekilde yerine getirilmesine çalışmak, (14) Memleket içinde kurulmuş hukukla ilgili kurul ve kurumlarla ilgilenmek ve temaslarda bulunmak, (17) Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak” da vurgulanmaktadır.

Bu düzenlemelerin hiçbirine dokunulmadığına göre, getirilmesi amaçlanan düzenlemelerin bu temel esaslarla, Kanunun amacı ve öngördüğü görev tanımlarıyla uyumlu olması şarttır. Ancak bu uyumun teklifin genel gerekçesinden başlayarak bozulduğu, kanunun öngördüğü temel sistematiğin, mesleğe ve baro teşkilatına özgülediği amacın ve görev tanımlarının parçalandığı ve işlevsizleştirildiği bir tablo ortaya çıkmaktadır. Kanunun genel esasları çok farklı bir mesleki paradigmadan hareket ederken, getirilen değişiklikle çok farklı, uyumlaştırılması çok güç bir ekleme yapılmaktadır. Genel gerekçeyi ortaya koyarken meslek tanımı ve fonksiyonundan “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını korumak ve bu ilkelere etkinlik kazandırmak” unsurlarının bilinçli bir şekilde çıkarılmış olması, yeni bir sistem arayışının bulunmadığını göstermektedir. Bir sistemle uyumlu olmayan, hukuk metodolojisiyle uyumlaştırılması da mümkün olmayan eklemelerin yapılması, sistemi çökertme ve fonksiyonu ortadan kaldırma amacına işaret edebilir.

Anayasal boyut

1136 sayılı Avukatlık Kanunu Anayasanın yargının üç temel direğinden biri olan savunma mesleğinin Anayasal hükümlere göre somutlaştırılması mahiyetindedir.

Önce savunma mesleğinin anayasal sistemdeki yerine bakalım.

Anayasanın 2. maddesi hukuk devleti ilkesini Cumhuriyetin değiştirilmesi teklif edilemez niteliklerinden görmektedir. Hukuk devleti ilkesinin nasıl anlaşılması gerektiğini ise Anayasanın diğer maddelerine bakarak anlayabiliriz.

Anayasanın 2. maddesinde insan hakları da Cumhuriyetin temel niteliklerden biridir. Anayasanın 36. Maddesinde güvence altına alınan “yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı” hem hukuk devletini somutlaştıran bir ilkedir, hem de bireylerin sahip oldukları temel hakların korunması için yaşamsal nitelikteki bir temel haktır. Bu madde “Hakların korunması ile ilgili hükümler” kısmında yer alır. O halde avukatlık mesleğinin hak arama ve adil yargılanma hakkıyla, bununla bağlantılı olarak temel hakların korunmasıyla doğrudan ilgisi vardır. Savunma hakkındaki bir zafiyet domino taşı gibi tüm haklara sirayet eder. Hak arama hürriyetinin güvence altına alınması yargı bağımsızlığıyla sağlanır. Yargı bağımsızlığı Anayasanın 138 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Hak arama yollarının tamamında savunma ve adil yargılanma hakkının geçerli olması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk savunma fonksiyonunu da kapsamaktadır. Savunmanın işlevini kaybettiği yerde, yargının tarafsızlığını sağlamak çok güçtür. Etkili savunma yargıcı daha dikkatli incelemeye ve ulaşacağı sonuçların sağlam hukuki gerekçelere dayandırmaya sevk eder. Savunma fonksiyonundaki zafiyet, yargıda keyfiliklerin kapısını aralar. Hak ve özgürlükler bundan zarar görebilecek, siyasal düzenin meşruiyeti bakımından da zaaflara yol açabilecektir.

Anayasanın 135. Maddesi avukatlar da dahil olmak üzere, kamusal boyutu bulunan mesleklerinin, kamusal işlevlerine, önem sıralaması ve niteliklerine bakmaksızın kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu şeklinde örgütlenmesini zorunlu görmüştür.

Anayasanın 135. Maddesi bağlamında bazı tespitlerde bulunmamız gerekir:

İlk olarak, bu maddede öngörülen kurumların varlığı mensuplarının hak ve menfaatlerini korumaya indirgenemez. Böyle olsaydı, barolar ve diğer meslek örgütleri sendikalar veya dernekler biçiminde örgütlenebilirdi. Yahut Anayasada bunlara ilişkin ayrı bir düzenleme yapılmasına gerek görülmezdi. Mesleklerin kamu hizmeti boyutu ağır bastığı için ayrı ve tekli bir örgütlenme modeline geçilmiştir.

İkinci olarak Anayasa ve yasa diyalektiği bir anayasal normun nasıl anlaşılması gerektiği hakkında fikir vermektedir. Kamu kurumu niteliğindeki mesleklerin örgütlenişine dair yasal düzenlemeler, bu konuda hukuk düzeninde nasıl bir varsayımın geçerli olduğunu söyler. Gerek 1961 Anayasası, gerekse 1982 Anayasası tekli kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütü kabulünden hareket etmişlerdir. Lafızları bunu açık bir şekilde ortaya koymasa da, zamanında bu yönde başka bir ihtimal bulunmadığından, açıklığa da gerek duyulmamıştır. Hatırladığımız kadarıyla çoklu baro veya çoklu meslek örgütü tartışması Türkiye’nin geçmişinde gündem olmamıştır. 135. Maddenin sendikalara ve derneklere ilişkin maddelerden farklı kaleme alınmış olması ve metinsel farklılıklar, Anayasanın tekli bir sistemden hareket ettiğini göstermektedir. Anayasanın merkeziyetçi, kamusal boyutu bulunan sosyal ve siyasal dinamikleri hiyerarşik bir dizge içinde gözlem ve denetim altında tutma tercihi de bu çıkarımı destekler niteliktedir. Anayasanın bu tercihinin sorunlu olması ayrı bir sorundur. Sonuç olarak Anayasanın 135. Maddesinin bu yorumu karşısında kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinde çoklu meslek odası anlayışının hukuka uygun olduğunu söylemek zordur.

Avukatlık mesleği ve barolar bakımından anayasal uyuşmazlık daha belirgindir.

Anayasanın 135. Maddesi kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütleri bakımından bir çatı düzenleme getirmiştir. Bununla birlikte ne tür kamu hizmeti gördüklerine bağlı olarak da ilgili yasalarında somutlaştırmalar yapılmıştır. Avukatlık Kanunu ile diğer meslek örgütleri hakkında kanunların karşılaştırması bu konuda bir fikir verebilir.

Bu anlamlıdır, zira avukatlık kamu hizmeti yürüten serbest mesleklerden biri olmakla birlikte, diğer mesleklerden farklı olarak devletin temel fonksiyonlarından biri olan yargı ile ilgili olup, eksikliğinde bağımsız ve tarafsız bir yargının işleyişi mümkün değildir. Hakların korunması da aynı ölçüde mümkün olmaz.

Bu nedenle avukatlık mesleğiyle ilgili birlikleri/baroları değerlendirirken, bunların devletin üç egemenlik fonksiyonlarından biri olan yargının temel bileşenlerinden olduğu gerçeğini göz ardı etmek, Anayasa ile uyumlu olmayacaktır. Tam da bu nedenle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu yukarıda ortaya koyduğumuz temel çerçeveyi çizmiştir. Yani avukatlık mesleği ve avukatların kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütü daha sıkı şartlara bağlanmış, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının korunması ile bu ilkelere etkinlik kazandırmak görev tanımları içinde yer almıştır. Bu görev tanımı teknik bir mesleki uygulama sınırını aşmakta, devletin temel işlevleriyle ve bireysel özgürlüklerle ortak kümelere dahil olmaktadır. Bu niteliği AİHM tarafından da kabul edilmektedir.

Bu temel çerçeve ile çatışabilecek bir değişiklik anayasal tercihi olumsuz etkilediği ölçüde Anayasaya aykırı olacaktır.

Çoklu baro uygulaması “Devletin genel esasları” kısmında yer alan 9. maddedeki yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle uyumsuz görünmektedir. Zira çoklu baro uygulaması, avukatlık mesleğiyle baroların görev tanımı içinde yer alan hedefler için uğraşıyı güç birliği içinde tek irade olarak ortaya koymalarını engellemekte, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının korunması ile yargı bağımsızlığı bakımından en büyük tehdit olan siyasi iktidar karşısındaki direnci zayıflatabilecektir. Bu nedenle çoklu baro düzenlemesi, nasıl düzenlenirse düzenlensin anayasal çerçeve içinde meşrulaştırılması çok güç bir düzenlemedir.

Diğer yandan Anayasanın 2. maddesinde yer alan “demokratik devlet” ilkesi de baroların ve birliğin örgütlenişinde dikkate alınmak zorundadır. Anayasa Mahkemesinin açık ifadesiyle “Hukuk devletinin bir gereği olarak adaletli bir hukuk düzeninin kurulabilmesi de diğer seçimler yanında kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinin seçimlerinde de seçime katılacakların adil bir biçimde temsil edilmesine bağlıdır. Temsilde adaletin sağlanamadığı bir seçimin demokratik olmasından ve hukuk devleti ilkesine uygunluğundan söz edilemez” (AYM E. 2011/55, K. 2011/146, Kt. 27/10/11).

Anayasanın 135. Maddesi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarının kendi üyeleri tarafından yargı gözetimi altında ve gizli oyla seçileceğini öngörmektedir. Bu durumda Anayasanın 67. Maddesinde seçime dair tüm ilkelerin ve zorunlulukların bu seçimlerde de geçerli olması gerekir. Türkiye’deki avukatların %60’ına yakınını bünyesinde barındıran üç büyük il barosunun Türkiye Barolar Birliğindeki temsilini %10’un altına çekecek bir düzenlemenin bu temel ilkelerle bağdaşmayacağı açıktır.

Sonuç olarak; bu teklif gündeme gelmesine yol açan siyasal olaylar, getiriliş usulü, gerekçesi ve düzenleme biçimi itibariyle Anayasa ile bağdaştırılması güç bir tekliftir, bunun da ötesinde teklif ile kamu yararı amacının güdüldüğünü söylemek de zordur.

BU YAZI 3 TEMMUZ 2020 TARİHİNDE OSMAN CAN TARAFINDAN YAZILMIŞTIR.

Facebook Yorumları

reklam
20.07.2020
Affet, Sevgili Adalet Ağaoğlu!
12.07.2020
Avukatlık Kanunu Değişiklik Teklifi
23.06.2020
Almanya Anayasa Mahkemesi Kararı: Hükümet, kamu imkanlarını kullanırken tarafsız davranmalı!
20.06.2020
Berberoğlu, Güven ve Farisoğulları için çıkış yolu var mı?
20.06.2020
TBMM’nin Tükenişi-Berberoğlu Vakası
24.4.2019
31 Mart Seçimleri: Sorunun yapısal temelleri
18.1.2017
Anayasal düzenin temel tercihlerine dokunulmuyor
1.7.2015
Sokak ve demokrasi
27.6.2015
Kurucu Meclis ve “Kurucu Hükümet”
13.6.2015
Restorasyon mu dediniz?
6.6.2015
Anayasa Mahkemesi kararı ve dini nikâh
3.6.2015
Sistem tartışmalarında yine usule dair
30.5.2015
Başkanlık ve yargı II
27.5.2015
Başkanlık sistemi ve yargı -1
23.5.2015
Yabancı düşmanlığında son perde
20.5.2015
Başkanlık sistemi ve kuvvetler ayrılığı
16.5.2015
Başkanlık tartışmasında usule dair
13.5.2015
Kötülüğün kaynağı Kenan Evren; öyle mi?
9.5.2015
Parlamenter sistemin krizi: İtalya örneği
6.5.2015
Başkanlık sistemi cumhuriyetçidir
29.4.2015
Anayasa Mahkemesi ve paradigma değişimi
25.4.2015
Yargının toplumsallaşması
22.4.2015
23 Nisan’a saygı ve CHP seçim beyannamesi
18.4.2015
Yeni sisteme zorlama mı?
15.4.2015
Mevcut sistem ile yola devam?
11.4.2015
Türk tipi başkanlık
8.4.2015
Aslolan adalettir, sistemin adı değil
01.04.2015
Başkanlık sistemi ve etkinlik
28.03.2015
Başkanlık sistemi ve bilinilirliği
18.03.2015
Parti kapatma ve anayasa değişikliği II
16.03.2015
Parti kapatma ve anayasa değişikliği
07.03.2015
CHP kapatılabilir mi?
25.02.2015
İç güvenlik: Tartışmanın doğru zemini
21.02.2015
Linç ve etkin hukuk sistemi
14.02.2015
Anayasayı askıya almak mı dediniz?
07.02.2015
Direnme hakkı?
04.02.2015
Hastalık normal değil, ilaç da III
31.01.2015
Hastalık normal değil,ilaç da...2
24.01.2015
Hastalık normal değil, ilaç da...
21.01.2015
TÜBİTAK ve TİB soruşturmaları
17.01.2015
İfade özgürlüğü ve karikatür meselesi
14.01.2015
Paris saldırıları-Analitik tutum ihtiyacı
10.01.2015
Paris saldırıları üzerine
07.01.2015
Anayasa Mahkemesi ve Başkan’ın gölgesi
31.12.2014
Yeni bir yıla, yeni bir geleceğe
27.12.2014
Meclis Araştırma Komisyonu ve Yüce Divan
24.12.2014
Şu Interpol ve Kırmızı Bülten meselesi
17.12.2014
17 Aralık süreci
13.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve Seçim Barajı - IV
10.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve Seçim Barajı III
06.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve Seçim Barajı –II-
03.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve seçim barajı
26.11.2014
Hukuk Politikası-Yargıtay’ın Tepkisi
19.11.2014
Ahmet Kaya, koca bir imparatorluğun sığdığı bir yürek
15.11.2014
Tunus’tan alınacak dersler
12.11.2014
Balyoz Davası’nın gidişatı
08.11.2014
Ölümcül kimliklerden arınmaya ve hayata
05.11.2014
Parti devleti?
29.10.2014
PKK ve nihilizm
22.10.2014
Çözüm sürecinde iki farklı yaklaşım mı?
18.10.2014
Tarafsız yargı ve bir 27 Mayıs hatırlatması
15.10.2014
HSYK seçimlerinin ardından
11.10.2014
Amaç hak ve özgürlük olmayınca...
08.10.2014
AYM'nin saygınlığı ne ile sağlanı
04.10.2014
Anayasa Mahkemesi ve takdir sorunu
01.10.2014
HSYK: Zırhlar neyi korumalı?
27.09.2014
HSYK: Oyunun iki temel kuralı daha var
24.09.2014
Adli yılı açılış konuşması: Öktemgiller sahne alıyor
20.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: Militanlaşma
17.09.2014
Gezi (Çarşı) ve darbe suçu
13.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: Paradigma inşası
10.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: 27 Mayıs sonrası
06.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: Devam
03.09.2014
Yargı yılı açılış konuşmaları
30.08.2014
Tarihsel süreç ve küçük bir hikaye
28.08.2014
Adli yıl açılışı ve normalleşme
23.08.2014
Davutoğlu’nu öne çıkaran etkenler
20.08.2014
Başbakanlık tartışması-Devam
16.08.2014
Başbakanlık düşer mi?
13.08.2014
Tespit, sorumluluk, onay ve uyarı
09.08.2014
AGİT Ön Raporu
06.08.2014
Millet egemenliğini yine kullanamıyor
02.08.2014
İrade hırsızlığı
30.07.2014
HSYK kararı (Devam)
26.07.2014
Anayasa Mahkemesi’nin HSYK kararı
23.07.2014
Filistin neyin faturasını ödüyor?
16.07.2014
Ortadoğu ve tarafsızlık
12.07.2014
Vizyon belgesi
09.07.2014
Samsun ve Erzurum’un anlamı
05.07.2014
Yeni bir başlangıç
28.06.2014
Kötü yargının yıkıcı sonuçları II
25.06.2014
Hatalı yargılamanın yıkıcı sonuçları –I-
21.06.2014
12 Eylül, Balyoz ve tarihi bir gün
18.06.2014
Zweig’lar ölmemeli
11.06.2014
Sisi’nin yemini ve Mısırlı yüksek yargıç
07.06.2014
1982 Anayasası’nın genel eğilimi
04.06.2014
Çözüm süreci: Yüz yıllık parantez kapanıyor
31.05.2014
AİHM Kararı, AYM ve bir anekdot
28.05.2014
Avrupa Parlamentosu seçimleri
24.05.2014
Soma’nın görünür kıldığı psikoloji
21.05.2014
Suç işleme ayrıcalığı
17.05.2014
‘Çizmemi çıkarayım mı sedye kirlenmesin!‘
14.05.2014
Yargı-siyaset ilişkisinde norm ve normal
10.05.2014
Meclis ve idari yargı
07.05.2014
Üç dönem kararının sonuçları
03.05.2014
Muhafazakâr devrimcilik
01.05.2014
Gauk’un isyanını önemsemek lazım
26.04.2014
Tarihi ıskalamış bir konuşma
23.04.2014
Yarı-Başkanlık mı?
19.04.2014
Savcılık kurumunu tartışma zamanı
16.04.2014
Yeni Anayasa Mahkemesi yeni vesayet?
12.04.2014
30 Mart ve AB süreci
09.04.2014
30 Mart seçimleri ve Ortadoğu
05.04.2014
Twitter kararı
02.04.2014
Demokrasi kazandı vesayetçilik ağır yaralı
29.03.2014
İhanetin başarı şansı yok
26.03.2014
Memleketin sahibi kim?
22.03.2014
Volia-Twitter
19.03.2014
Yerel olmayan yerel seçim
16.03.2014
Berkin‘ler ölmesin ama nasıl?
12.03.2014
Tahliyeler, ÖYM‘ler ve manzara
08.03.2014
Başbuğ kararı ne diyor?
05.03.2014
Yeni AYM eski oyunlar
01.03.2014
Toplum hafızası, topluma karşı tuzak
26.02.2014
Siyaseti resetleme hamlesi
23.02.2014
Yeniden MİT Yasası
19.02.2014
Rejimin adı ne?
15.02.2014
Güncellenen Behemoth
12.02.2014
Hakim kararı olmadan asla!
08.02.2014
İnternet mahremiyet ve denge
05.02.2014
Allah rızası için!
01.02.2014
ABD'de yargı: Hikmet 'Cüppe'de değil!
25.01.2014
Türkiye burjuvazisi ve demokrasi
22.01.2014
Dert başka
18.01.2014
Hapishaneler çemberi
15.01.2014
Mesele yargı değil ki?
12.01.2014
Demokrasi yoksa yargı yoktur
08.01.2014
Ahlak adına ahlaksızlık; kutsal adına kirlilik
25.12.2013
‘Kayıt dışı’ operasyonlar ve siyasetin sorumluluğu
18.12.2013
Bireysel başvuru ve tehlikeli meydan okumalar
04.12.2013
Darbe düzeninin iki kötülüğü
27.11.2013
Umarım bundan sonra anlarlar
20.11.2013
Aynalı odanın sihri bozulurken
13.11.2013
Cumhuriyet Cumhuriyetçi ideoloji
06.11.2013
Cumhuriyet demokratikleşirken etiketle uğraşmak
30.10.2013
90 yıl sonra laikleşen Cumhuriyet
23.10.2013
Molla Google kepenk kapatma ve Türkiye
09.10.2013
Zamane entelektüel
02.10.2013
Demokratikleşmeye hazırlık paketi
25.09.2013
Sorumsuz özgürlükçülük ve SİYASETİN SORUNU
18.09.2013
Darbelerin meşruiyet temeli olarak demokratik değerler
11.09.2013
Uluslararası düzen demokratikleştirilmeli
04.09.2013
Komediye tahammül gerek
28.08.2013
Küresel düzen demokratikleşmeli
21.08.2013
Jesse Jackson’ın gözyaşları boşuna mıydı?
14.08.2013
Anadilde eğitim yasak mı?
07.08.2013
Behemotlaşmadan Leviathan’ı yenmek
24.07.2013
Gezi Ruhunu Behemoth’a üflemek
17.07.2013
Baraj sorunu ve kaderin bir cilvesi
26.06.2013
Mesele piar meselesidir Melisçiğim, muhteva değil. Bilmem anlatabildim mi?
19.06.2013
İhtiyaç duyduğumuz ama duymak istemediğimiz şey DEMOKRATİKLEŞME
12.06.2013
Demokratikleşmede ilk test
29.05.2013
Başkanlık sistemine siyasal kültürümüz mü engel?
22.05.2013
Başkanlık Sistemi: Yeni bir başlangıç için meşru bir tercih
15.05.2013
Başkanlık sistemi: Daha fazla milli egemenlik!
01.05.2013
Başkanlık sistemi Devlet ne işe yarar?
03.04.2013
Millet Sözleşmesini keşfediyor!
27.03.2013
Demokratikleşmenin domino etkisi
20.03.2013
Anayasanın ilk üç maddesine dokunmak suç!
13.03.2013
4’ncü Yargı Paketi nihai çözüm olamaz
20.02.2013
Kurucu irade kimin iradesi?
13.02.2013
Yargı önerileri ve yeniden beyhude tartışmalar
30.01.2013
Çözüm sürecindeki iyimserliğin asıl nedeni
23.01.2013
Çözüm sürecindeki iyimserliğin nedeni
09.01.2013
Kuvvetler Ayrılığının Mantığı ve Geleceği
02.01.2013
Yeni yıl eski aktörler ve kuvvetler dengesi
27.12.2012
Kuvvetler ayrılığı tamam peki hangi kuvvetler?
19.12.2012
Yassıada Mahkemesi bir ‘çete’, kararı ‘suç aleti’dir!
12.12.2012
İdeolojik yargının hedefi demokratik siyasettir
05.12.2012
Ombudsman ve vicdan muhasebesi
21.11.2012
YÖK’te Gül’ün Adı değil fazlası değişmeli!
26.09.2012
Yeni mimari proje ve siyasal inşa
19.09.2012
Yapısal değişim Yeni Türkiye’nin anahtarı
12.09.2012
Ekonomik mucizeden yapısal değişime AK Parti
05.09.2012
Siyasal diyaloğun kurumsallaşması
29.08.2012
‘Orta’lar ve ‘vole’ler
22.08.2012
Terörün hedefi ya da Türklere de özgürlük
15.08.2012
Statüko değişiyor
08.08.2012
Özkök, Başbuğ ve yapısal bir sorun
01.08.2012
Kimlikler ‘Ölümcül Kimlikler’
25.07.2012
Yeni Anayasada kilit kavram Ademi merkeziyetçilik
18.07.2012
Basın özgürlüğü ve Yeni Anayasa
11.07.2012
Mısır’da Anayasa mücadelesi, kim kime gıpta edecek?
04.07.2012
ÖYM’ler üzerine birkaç not ve bir tehlike
27.06.2012
Yapısal dönüşüm olmadan işimiz zor
20.06.2012
Artık Yetki de Sorumluluk da siyasi aktörlerde
13.06.2012
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’ne ihtiyaç var mı?
06.06.2012
Gündelik siyaset neye işaret?
30.05.2012
27 MAYIS
23.05.2012
Darbe kardeşliğinden demokrasi kardeşliğine
16.05.2012
Bir Başkanlık sistemi örneği Güney Kore
09.05.2012
Avrupa’da dolaşan hayalet ve Fransa seçimleri
02.05.2012
Adalet Hanım’dan Mektup Var
25.04.2012
Darbeciler kadar anayasadan anlamak!
18.04.2012
28 ŞUBAT ve üniversite
11.04.2012
‘Yetmez ama evet’in ‘Yetmez’ ve ‘Evet’i
04.04.2012
12 Eylül davası
28.03.2012
‘Limit’ yerine ‘Kapasite’
21.03.2012
Demokratikleşmede limit aşıldı mı?
16.03.2012
Sivas davası kararı: Anayasal düzenin teşhisi!
14.03.2012
Şık, Şener ya da siyasal alanın genişlemesi?
07.03.2012
28 Şubat neyin ifadesi?
22.02.2012
MiT krizinden ne öğrendik?
15.02.2012
MİT krizinin yapısal ve hukuksal boyutu!
08.02.2012
Olympos tanrılarının dönemi kapanıyor ve insanoğlunun çağı başlıyor
01.02.2012
Hollandalı Türkiyeliler endişeli!
25.01.2012
Boykota Fransa’nın gurur duyduğu ‘Milliyetçilik’le başlasak!..
18.01.2012
Kadim Anayasa ve yol ayrımı
12.01.2012
Bir paradigma çöküyor
04.01.2012
Uludere felaketi ve tarihi bir fırsat
28.12.2011
2012 Demokratik İnşa Yılı Olsun!
21.12.2011
MİLİTAN YARGI: Yüzyıllık anayasal düzenin özeti
14.12.2011
YÖK’te yeni dönem zor ödevler
07.12.2011
Şike yasası ve veto gerekçeleri
30.11.2011
Dersim ve Kemalizm tartışması anayasa tartışmasıdır
23.11.2011
Kemalizm’e referans gülünç Gerçeğe dönelim!
16.11.2011
Atatürk Atatürkçülüğün/Kemalizmin dışında değil!
09.11.2011
Yeni Anayasa’ya doğru olası riskler
02.11.2011
KCK davası ve siyasette meşruiyet kaybı
26.10.2011
VAN DEPREMİ ve Türkiye’nin normal’i
19.10.2011
AB İlerleme Raporu neden heyecan yaratmadı
12.10.2011
Başkalarının hayatını yaşamak
10.10.2011
'Sessiz devrim'
05.10.2011
'Sessiz devrim'
28.09.2011
Zorunlu askerlik zorunlu mu?
21.09.2011
Bebekten katil üreten sistem değişirken, vicdan da rahatlatılmalı
14.09.2011
Otuz model araç ile uzay yolculuğuna çıkılamaz
07.09.2011
Kürt siyasal hareketi ve yıkıcı muhaliflik
31.08.2011
Yargı ve Kürt sorunu
24.08.2011
Anayasalar ve Kürt sorunu
20.08.2011
Egemenlik millete aittir ama ‘bekçiler’ tarafından kullanılır
10.08.2011
Askeri vesayete makyaj çabası
03.08.2011
Generaller gitti demokrasi bayramı geldi, öyle mi?
27.07.2011
Devlete meydan okuma mekanı olarak Meclİs!
20.07.2011
Aynur’u protesto masum değil!
13.07.2011
Yemin krizi
07.07.2011
Boykot: Siyasetin çocukluk hastalığı
29.06.2011
Yeni Meclis kurucu iktidar yetkisi kullanmalı!
22.06.2011
Stockholm değil Ankara Sendromu!
08.06.2011
Kenan Evren’e kızmayın!
01.06.2011
27 Mayıs karanlığı yeni Anayasa’nın anahtarıdır
25.05.2011
Bir subayın alternatif tarih serzenişi Darbe ve Eğitim
18.05.2011
İfade özgürlüğünün yolu vesayetin tasfiye edilmesi
11.05.2011
Vesayet sisteminde açılmış küçük bir gedik YÖK Kanunu’nda İptal!
04.05.2011
Kedi ile kedinin resminin farkı ya da Anayasa’nın ideolojisi neye hizmet eder?
27.04.2011
Türkiye toplumu artık aklını kullanma cesareti gösteriyor
13.04.2011
Yeni anayasa, bir sistem dönüşümünü esas almalı
06.04.2011
Değiştirilemez maddeler aslında güler yüzlü totaliterlik maskesi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive