Osman CAN



Bookmark and Share

31 Mart Seçimleri: Sorunun yapısal temelleri


24.4.2019 - Bu Yazı 932 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 14 Mart 2019 tarihli Resmi Gazetede “Türk Yargı Etiği Bildirgesi” kamuoyuyla paylaşılmıştı.


Yargıçlar “tarafsız hareket etmekle yetinmez, objektif bir bakış açısıyla tarafsızlıklarına ilişkin her türlü kuşkuyu bertaraf edecek bir duruş sergilerler. Yargıya güvenin sağlanması ve sürdürülebilmesi için tarafsız olmak kadar, tarafsız görünmenin de önemli olduğu bilincindedirler” gibi, yahut “hukuki güvenlik ilkesi gereği uygulamalarında tutarlılığı gözeterek görevlerini yerine getirirler” benzeri bir çok değerli ilkeyi barındıran bu bildirge “hakimler ve savcıların, adına karar verdikleri Yüce Türk milletine ve O’nun her bir ferdine verilmiş bir söz” olarak tayin ve tespit edilmişti. Bu bildirge, elbette Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluşan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyeleri için de geçerli. Etik ilkelere riayet beklentisinin, asgari yasal ve anayasal kurallara riayetin sağlandığı, bunun da ötesinde iktidarın tek elde toplanmadığı bir siyasal yapıda anlam kazanacağı gerçeğini unutmadan...

Açık oy, gizli sayım (!) kuralının geçerli olduğu, seçim sonuçlarının ise iktidar tarafından ilan edildiği 1946 seçimine karşı gösterilen yoğun ve haklı tepki üzerine 1050’de YSK kuruldu, seçimlerin yargı organlarının yönetim ve denetiminde yapılması esası benimsendi. Bu da seçimlerin yüksek yargıçlardan oluşan bir yüksek seçim kurulu ile iller ve ilçelerde bir yargıcın başkanlığında “tarafsız” devlet memurlarından oluşan heyetlerin yönetim ve denetiminde yapılması anlamına gelir.

O tarihten beri, kabul etmek gerekir ki, Türkiye’de en zor ve gergin zamanlarda dahi seçimler yapıldı ve seçimlere güven duyuldu. 1961 seçimleri 27 Mayıs Darbesinin gölgesinde yapıldığı ve bu dönem YSK’sı da darbecilerin onayından geçmiş yargıçlardan müteşekkil olduğu halde CHPtek başına iktidar olamamıştı. 1965 seçimlerinde ise Adalet Partisi %52,9 oy alarak rekor kırmıştı. 1983 yılında yapılan seçimler de 12 Eylül Darbecilerinin hegemonyası sürerken gerçekleştirilmişti. Ancak darbecilerin kerhen izin verdiği Anavatan Partisi seçimlerden zaferle çıkmıştı. Darbeciler seçim sonuçlarına saygı duymuş, Turgut Özal’ı hükümeti kurmakla görevlendirmekten imtina etmemişlerdi. Refah Partisi’nin kazandığı 1995 seçimleri ve çok daha önemlisi AKP’nin %34,3 ile TBMM’de Anayasayı değiştirebilecek çoğunluğa ulaştığı 2002 seçimlerine karşı ciddiye alınabilir bir itiraz dile gelmemiş, YSK’ya güven sorunu yaşanmamıştı. Tüm bu seçimlerde oyunun kurallarına riayet edilmiş, iktidar değişiminde sorun yaşanmamıştı. Avrupa kurumlarında dahi seçim güvenliği konusunda Türkiye örnek gösterilmekteydi. Zira yargı ve kamu görevlileri ile siyasal partiler arasında dikkat edilen ve tarafsızlığı ortadan kaldırmayacak bir mesafe vardı. Anayasal güç dengesi, çok tartışmalı yöntemlerle de olsa, buna imkan sağlıyordu.

31 Mart’ta Türkiye tarihinin en tartışmalı seçimlerinden biri yapıldı. Tartışmalar birden ortaya çıkmadı. Hatırlayalım, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra koalisyona yanaşmayan AKP, Türkiye’nin hızla savrulduğu şiddet ortamında olağanüstü şartlarda gerçekleştirilen 1 Kasım seçimlerinde TBMM’de çoğunluğu yeniden elde etmiş, meşum darbe girişiminin hemen ardından olağanüstü hal ilan ederek KHK’lar ile kamuda ve özellikle yargıda esaslı tasfiyeler gerçekleştirmişti. Ancak tasfiyeler FETÖ ile sınırlı kalmadı. OHAL’in, anayasal usullere aykırı uzatma kararlarıyla kapsamı genişletilmiş, KHK’lar ve sair tedbirlerle bir iki TV kanalı ve gazete dışında geleneksel medya yürütmenin kontrolüne alınmış, başta üniversiteler olmak üzere kamuoyunu etkileme potansiyeline sahip kanallar önemli ölçüde sessizleştirilmişti. Yine Anayasaya aykırı bir şekilde OHAL KHK’ları ile devletin idari yapısı önemli ölçüde değiştirilmişti. Aleyhe propagandanın imkansıza yakın olduğu bu OHAL şartlarında Türkiye tarihinin en radikal anayasa değişikliği referanduma sunuldu. Bu anayasa değişikliği ve halkoylaması süreci Venedik Komisyonu’nca çok açık ve sert bir şekilde eleştirildi (13.3.17 tarihli CDL AD 2017/5 sayılı görüş).

YSK “mühürsüz zarflardaki oylar geçersizdir” açık hükmüne rağmen, bu oyları geçerli sayılarak Anayasa değişikliğinin az bir farkla kabul edildiği ilan etti. Nisan 2017 referandumunun hemen ardından Cumhurbaşkanı parti başkanı oldu, çok daha önemlisi yargıda kısmi bir çoğulculuğa imkan sağlayan HSYK ilga edilip üyelerinin görevine son verildi. HSK adını alan kurum yürütmenin tasavvuru doğrultusunda yeniden oluşturuldu. Kurumsal güvenceleri önemli değişikliklere uğramış, tasfiyeler ve yeni alımlarla da başkalaşmış yargının yönetim ve denetiminde ve yine OHALortamında, Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimleri yapıldı. Demokratik ülke örnekleriyle ilgisini bulunmayan Türkiye tipi başkanlık sistemi yürürlüğe girdi. Yürütme tek elde toplandı. TBMM’nin denetim yetkileri ortadan kaldırıldı, bütçe konusundaki yetkisi tarihsel anlamından uzaklaştırıldı. Başkan’ın atamalarında TBMM’ye onay yetkisi tanınmadı, bu şekilde ulusal iradeye sadakati tesis edecek tek mercii olan TBMM kamuda ağırlığını kaybetti. Başkan’ın yasamada da çoğunluğu elinde bulundurması nedeniyle TBMM işlevini önemli derecede yitirdi. Yüksek yargı atamalarında Başkan neredeyse tek belirleyici hale geldi.

İşte 31 Mart seçimleri, yasama ve yürütme gücünün tek elde toplandığı, yargının bu güç tarafından belirlendiği, medya ve ekonomik karar mekanizmalarının kontrol altına alındığı, akademinin ve sivil toplumun sessizleştirildiği bir ortamda gerçekleştirildiği ve buna rağmen iktidar blokunun başarısız kaldığı bir seçim olması nedeniyle çok önemli, ancak YSK’nın hukukla ve kendi yerleşik içtihatlarıyla çelişkili kararları nedeniyle de çok tartışmalı bir seçim oldu.

YSK kurulduğu 16.2.1950 tarihinden bu yana ilk defa bu ölçüde hukuki olarak tartışmalı bir seçim yönetiyor, ilk defa bu kadar derin bir güven sorunu yaşıyor. 

Peki, sorunumuz YSK mı?

Bir kere bu güven sorunu, genel olarak yargının yaşadığı güven sorunundan bağımsız değil. İkinci olarak yargıya destek sağlayacak kamu görevlilerinin eskide olduğu gibi tarafsız davranamadığı, parti lideri bir devlet başkanına sadakat içinde olma zorunluluğu göz ardı edilemez.

Diğer yandan 31 Mart seçimlerinin yerel seçimler olduğunu unutmamak gerekir. Yerel seçimlerde iktidar el değiştirmiyor. Doğrusu, Türkiye’nin neredeyse bir asırdır değişmeden gelen katı merkeziyetçi anayasal düzeni nedeniyle yerel yönetimlerin “mahalli müşterek ihtiyaçları görmek” dışında bir yetkisi de yok, tabi ürettiği rantın iştah kabartıcı etkisini saymazsak. Bu seçimleri bu kadar önemli hale getiren husus bir yandan sağladığı rant, ancak çok daha önemlisi bu seçime iktidar bloku tarafından yüklenen anlam ve seçim kaybının yol açtığı psikolojik etki. Devletin maddi, kurumsal, hukuksal, iletişimsel, görsel ve dinsel alandaki imkanlarının seferber edilmesine rağmen seçimin kazanılmamış olması, özellikle İstanbul’un kaybı, iktidar bloku bakımından sonun başlangıcı, muhalefet için de tünelin ucundaki ışık gibi yorumlanıyor.

Kuşkusuz bu yorumlar doğru olabilir. Ancak yerel seçimin anayasal düzenin işleyişinde pek bir anlam ifade etmediğini, yerel yönetimleri kazanmış olmanın demokrasi, insan hakları ve özgürlükler bakımından esaslı bir değişim sağlamayacağını belirtelim. Zira YSK özelinde güven kaybının hangi aşamada başladığına dikkat edersek, esas yozlaşmanın ve bozulmanın sistemde gerçekleştiğini, güven sorununun bir bütün olarak devletin anayasal düzeniyle ilgili olduğunu görebiliriz. Adaletin muhatabı sadece yargı değil, ondan önce yürütmedir, yasamadır. Yasama ve yürütme adaletle hükmeden merciler olmaktan çıkıp, adaletsizliğin kaynağına dönüştüğü yerde yargı üzerinden yürütülen tartışmalar işe yaramaz. Hele 31 Mart seçimlerinin sonuçlarıyla sınırlı bir adalet ve güven tartışması ise sadece gerçeği perdeleyecek bir siyasal körlüğe yol açar.

Türkiye’nin temel sorunu yasama ve yürütmenin doğrudan, yargının da dolaylı olarak eşgüdümlü hale getirilmiş olması, iktidarın tekelleşmesi ve kişiselleşmesi, hukuk devleti ilkesinin tahribi, demokrasinin artık güvenliği de kalmamış bir sandık oylamasına ve mitinglerde toplanan insan kümelerinin alkışına indirgenmiş olması, en kötüsü de bunun yeni hükümet sistemiyle anayasal düzlemde kalıcı hale getirilmiş olmasıdır.

YSK mazbatayı muhalefet adayına verdi. Şimdi YSK’nın sonraki itirazları da gerçekten tarafsız ve bağımsız bir şekilde karara bağlayarak seçimleri sonuçlandırdığını kabul edelim. Hatta aynı şekilde sonraki seçimlerin de muhalefet tarafından kazanıldığını varsayalım. Güveni tesis etmiş olacak mıyız? Mevcut anayasal düzen değişmediği sürece, aynı güç bu defa diğerinin eline geçecek, ancak kazanın her şeyi kazanacağı, diğerinin de her şeyi kaybedeceği kontrolsüz ve denetimsiz bir iktidardan kaynaklanan kötülük değişmeyecektir.

Dolayısıyla iktidar tabii ki iktidarda kalmayı beka sorunu olarak görecek, çok daha önemlisi, iktidarı destekleyen gruplar, kimlikler ve sosyal sınıflar da bunu beka sorunu olarak görecektir. Hele aynı yetkilerin bu defa muarızlarının eline geçtiği durumda güvende olmayacağını çok iyi biliyorsa...
https://www.independentturkish.com/node/23136/t%C3%BCrkiyeden-sesler/31-mart-se%C3%A7imleri-sorunun-yap%C4%B1sal-temelleri

Facebook Yorumları

reklam
24.4.2019
31 Mart Seçimleri: Sorunun yapısal temelleri
18.1.2017
Anayasal düzenin temel tercihlerine dokunulmuyor
1.7.2015
Sokak ve demokrasi
27.6.2015
Kurucu Meclis ve “Kurucu Hükümet”
13.6.2015
Restorasyon mu dediniz?
6.6.2015
Anayasa Mahkemesi kararı ve dini nikâh
3.6.2015
Sistem tartışmalarında yine usule dair
30.5.2015
Başkanlık ve yargı II
27.5.2015
Başkanlık sistemi ve yargı -1
23.5.2015
Yabancı düşmanlığında son perde
20.5.2015
Başkanlık sistemi ve kuvvetler ayrılığı
16.5.2015
Başkanlık tartışmasında usule dair
13.5.2015
Kötülüğün kaynağı Kenan Evren; öyle mi?
9.5.2015
Parlamenter sistemin krizi: İtalya örneği
6.5.2015
Başkanlık sistemi cumhuriyetçidir
29.4.2015
Anayasa Mahkemesi ve paradigma değişimi
25.4.2015
Yargının toplumsallaşması
22.4.2015
23 Nisan’a saygı ve CHP seçim beyannamesi
18.4.2015
Yeni sisteme zorlama mı?
15.4.2015
Mevcut sistem ile yola devam?
11.4.2015
Türk tipi başkanlık
8.4.2015
Aslolan adalettir, sistemin adı değil
01.04.2015
Başkanlık sistemi ve etkinlik
28.03.2015
Başkanlık sistemi ve bilinilirliği
18.03.2015
Parti kapatma ve anayasa değişikliği II
16.03.2015
Parti kapatma ve anayasa değişikliği
07.03.2015
CHP kapatılabilir mi?
25.02.2015
İç güvenlik: Tartışmanın doğru zemini
21.02.2015
Linç ve etkin hukuk sistemi
14.02.2015
Anayasayı askıya almak mı dediniz?
07.02.2015
Direnme hakkı?
04.02.2015
Hastalık normal değil, ilaç da III
31.01.2015
Hastalık normal değil,ilaç da...2
24.01.2015
Hastalık normal değil, ilaç da...
21.01.2015
TÜBİTAK ve TİB soruşturmaları
17.01.2015
İfade özgürlüğü ve karikatür meselesi
14.01.2015
Paris saldırıları-Analitik tutum ihtiyacı
10.01.2015
Paris saldırıları üzerine
07.01.2015
Anayasa Mahkemesi ve Başkan’ın gölgesi
31.12.2014
Yeni bir yıla, yeni bir geleceğe
27.12.2014
Meclis Araştırma Komisyonu ve Yüce Divan
24.12.2014
Şu Interpol ve Kırmızı Bülten meselesi
17.12.2014
17 Aralık süreci
13.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve Seçim Barajı - IV
10.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve Seçim Barajı III
06.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve Seçim Barajı –II-
03.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve seçim barajı
26.11.2014
Hukuk Politikası-Yargıtay’ın Tepkisi
19.11.2014
Ahmet Kaya, koca bir imparatorluğun sığdığı bir yürek
15.11.2014
Tunus’tan alınacak dersler
12.11.2014
Balyoz Davası’nın gidişatı
08.11.2014
Ölümcül kimliklerden arınmaya ve hayata
05.11.2014
Parti devleti?
29.10.2014
PKK ve nihilizm
22.10.2014
Çözüm sürecinde iki farklı yaklaşım mı?
18.10.2014
Tarafsız yargı ve bir 27 Mayıs hatırlatması
15.10.2014
HSYK seçimlerinin ardından
11.10.2014
Amaç hak ve özgürlük olmayınca...
08.10.2014
AYM'nin saygınlığı ne ile sağlanı
04.10.2014
Anayasa Mahkemesi ve takdir sorunu
01.10.2014
HSYK: Zırhlar neyi korumalı?
27.09.2014
HSYK: Oyunun iki temel kuralı daha var
24.09.2014
Adli yılı açılış konuşması: Öktemgiller sahne alıyor
20.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: Militanlaşma
17.09.2014
Gezi (Çarşı) ve darbe suçu
13.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: Paradigma inşası
10.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: 27 Mayıs sonrası
06.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: Devam
03.09.2014
Yargı yılı açılış konuşmaları
30.08.2014
Tarihsel süreç ve küçük bir hikaye
28.08.2014
Adli yıl açılışı ve normalleşme
23.08.2014
Davutoğlu’nu öne çıkaran etkenler
20.08.2014
Başbakanlık tartışması-Devam
16.08.2014
Başbakanlık düşer mi?
13.08.2014
Tespit, sorumluluk, onay ve uyarı
09.08.2014
AGİT Ön Raporu
06.08.2014
Millet egemenliğini yine kullanamıyor
02.08.2014
İrade hırsızlığı
30.07.2014
HSYK kararı (Devam)
26.07.2014
Anayasa Mahkemesi’nin HSYK kararı
23.07.2014
Filistin neyin faturasını ödüyor?
16.07.2014
Ortadoğu ve tarafsızlık
12.07.2014
Vizyon belgesi
09.07.2014
Samsun ve Erzurum’un anlamı
05.07.2014
Yeni bir başlangıç
28.06.2014
Kötü yargının yıkıcı sonuçları II
25.06.2014
Hatalı yargılamanın yıkıcı sonuçları –I-
21.06.2014
12 Eylül, Balyoz ve tarihi bir gün
18.06.2014
Zweig’lar ölmemeli
11.06.2014
Sisi’nin yemini ve Mısırlı yüksek yargıç
07.06.2014
1982 Anayasası’nın genel eğilimi
04.06.2014
Çözüm süreci: Yüz yıllık parantez kapanıyor
31.05.2014
AİHM Kararı, AYM ve bir anekdot
28.05.2014
Avrupa Parlamentosu seçimleri
24.05.2014
Soma’nın görünür kıldığı psikoloji
21.05.2014
Suç işleme ayrıcalığı
17.05.2014
‘Çizmemi çıkarayım mı sedye kirlenmesin!‘
14.05.2014
Yargı-siyaset ilişkisinde norm ve normal
10.05.2014
Meclis ve idari yargı
07.05.2014
Üç dönem kararının sonuçları
03.05.2014
Muhafazakâr devrimcilik
01.05.2014
Gauk’un isyanını önemsemek lazım
26.04.2014
Tarihi ıskalamış bir konuşma
23.04.2014
Yarı-Başkanlık mı?
19.04.2014
Savcılık kurumunu tartışma zamanı
16.04.2014
Yeni Anayasa Mahkemesi yeni vesayet?
12.04.2014
30 Mart ve AB süreci
09.04.2014
30 Mart seçimleri ve Ortadoğu
05.04.2014
Twitter kararı
02.04.2014
Demokrasi kazandı vesayetçilik ağır yaralı
29.03.2014
İhanetin başarı şansı yok
26.03.2014
Memleketin sahibi kim?
22.03.2014
Volia-Twitter
19.03.2014
Yerel olmayan yerel seçim
16.03.2014
Berkin‘ler ölmesin ama nasıl?
12.03.2014
Tahliyeler, ÖYM‘ler ve manzara
08.03.2014
Başbuğ kararı ne diyor?
05.03.2014
Yeni AYM eski oyunlar
01.03.2014
Toplum hafızası, topluma karşı tuzak
26.02.2014
Siyaseti resetleme hamlesi
23.02.2014
Yeniden MİT Yasası
19.02.2014
Rejimin adı ne?
15.02.2014
Güncellenen Behemoth
12.02.2014
Hakim kararı olmadan asla!
08.02.2014
İnternet mahremiyet ve denge
05.02.2014
Allah rızası için!
01.02.2014
ABD'de yargı: Hikmet 'Cüppe'de değil!
25.01.2014
Türkiye burjuvazisi ve demokrasi
22.01.2014
Dert başka
18.01.2014
Hapishaneler çemberi
15.01.2014
Mesele yargı değil ki?
12.01.2014
Demokrasi yoksa yargı yoktur
08.01.2014
Ahlak adına ahlaksızlık; kutsal adına kirlilik
25.12.2013
‘Kayıt dışı’ operasyonlar ve siyasetin sorumluluğu
18.12.2013
Bireysel başvuru ve tehlikeli meydan okumalar
04.12.2013
Darbe düzeninin iki kötülüğü
27.11.2013
Umarım bundan sonra anlarlar
20.11.2013
Aynalı odanın sihri bozulurken
13.11.2013
Cumhuriyet Cumhuriyetçi ideoloji
06.11.2013
Cumhuriyet demokratikleşirken etiketle uğraşmak
30.10.2013
90 yıl sonra laikleşen Cumhuriyet
23.10.2013
Molla Google kepenk kapatma ve Türkiye
09.10.2013
Zamane entelektüel
02.10.2013
Demokratikleşmeye hazırlık paketi
25.09.2013
Sorumsuz özgürlükçülük ve SİYASETİN SORUNU
18.09.2013
Darbelerin meşruiyet temeli olarak demokratik değerler
11.09.2013
Uluslararası düzen demokratikleştirilmeli
04.09.2013
Komediye tahammül gerek
28.08.2013
Küresel düzen demokratikleşmeli
21.08.2013
Jesse Jackson’ın gözyaşları boşuna mıydı?
14.08.2013
Anadilde eğitim yasak mı?
07.08.2013
Behemotlaşmadan Leviathan’ı yenmek
24.07.2013
Gezi Ruhunu Behemoth’a üflemek
17.07.2013
Baraj sorunu ve kaderin bir cilvesi
26.06.2013
Mesele piar meselesidir Melisçiğim, muhteva değil. Bilmem anlatabildim mi?
19.06.2013
İhtiyaç duyduğumuz ama duymak istemediğimiz şey DEMOKRATİKLEŞME
12.06.2013
Demokratikleşmede ilk test
29.05.2013
Başkanlık sistemine siyasal kültürümüz mü engel?
22.05.2013
Başkanlık Sistemi: Yeni bir başlangıç için meşru bir tercih
15.05.2013
Başkanlık sistemi: Daha fazla milli egemenlik!
01.05.2013
Başkanlık sistemi Devlet ne işe yarar?
03.04.2013
Millet Sözleşmesini keşfediyor!
27.03.2013
Demokratikleşmenin domino etkisi
20.03.2013
Anayasanın ilk üç maddesine dokunmak suç!
13.03.2013
4’ncü Yargı Paketi nihai çözüm olamaz
20.02.2013
Kurucu irade kimin iradesi?
13.02.2013
Yargı önerileri ve yeniden beyhude tartışmalar
30.01.2013
Çözüm sürecindeki iyimserliğin asıl nedeni
23.01.2013
Çözüm sürecindeki iyimserliğin nedeni
09.01.2013
Kuvvetler Ayrılığının Mantığı ve Geleceği
02.01.2013
Yeni yıl eski aktörler ve kuvvetler dengesi
27.12.2012
Kuvvetler ayrılığı tamam peki hangi kuvvetler?
19.12.2012
Yassıada Mahkemesi bir ‘çete’, kararı ‘suç aleti’dir!
12.12.2012
İdeolojik yargının hedefi demokratik siyasettir
05.12.2012
Ombudsman ve vicdan muhasebesi
21.11.2012
YÖK’te Gül’ün Adı değil fazlası değişmeli!
26.09.2012
Yeni mimari proje ve siyasal inşa
19.09.2012
Yapısal değişim Yeni Türkiye’nin anahtarı
12.09.2012
Ekonomik mucizeden yapısal değişime AK Parti
05.09.2012
Siyasal diyaloğun kurumsallaşması
29.08.2012
‘Orta’lar ve ‘vole’ler
22.08.2012
Terörün hedefi ya da Türklere de özgürlük
15.08.2012
Statüko değişiyor
08.08.2012
Özkök, Başbuğ ve yapısal bir sorun
01.08.2012
Kimlikler ‘Ölümcül Kimlikler’
25.07.2012
Yeni Anayasada kilit kavram Ademi merkeziyetçilik
18.07.2012
Basın özgürlüğü ve Yeni Anayasa
11.07.2012
Mısır’da Anayasa mücadelesi, kim kime gıpta edecek?
04.07.2012
ÖYM’ler üzerine birkaç not ve bir tehlike
27.06.2012
Yapısal dönüşüm olmadan işimiz zor
20.06.2012
Artık Yetki de Sorumluluk da siyasi aktörlerde
13.06.2012
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’ne ihtiyaç var mı?
06.06.2012
Gündelik siyaset neye işaret?
30.05.2012
27 MAYIS
23.05.2012
Darbe kardeşliğinden demokrasi kardeşliğine
16.05.2012
Bir Başkanlık sistemi örneği Güney Kore
09.05.2012
Avrupa’da dolaşan hayalet ve Fransa seçimleri
02.05.2012
Adalet Hanım’dan Mektup Var
25.04.2012
Darbeciler kadar anayasadan anlamak!
18.04.2012
28 ŞUBAT ve üniversite
11.04.2012
‘Yetmez ama evet’in ‘Yetmez’ ve ‘Evet’i
04.04.2012
12 Eylül davası
28.03.2012
‘Limit’ yerine ‘Kapasite’
21.03.2012
Demokratikleşmede limit aşıldı mı?
16.03.2012
Sivas davası kararı: Anayasal düzenin teşhisi!
14.03.2012
Şık, Şener ya da siyasal alanın genişlemesi?
07.03.2012
28 Şubat neyin ifadesi?
22.02.2012
MiT krizinden ne öğrendik?
15.02.2012
MİT krizinin yapısal ve hukuksal boyutu!
08.02.2012
Olympos tanrılarının dönemi kapanıyor ve insanoğlunun çağı başlıyor
01.02.2012
Hollandalı Türkiyeliler endişeli!
25.01.2012
Boykota Fransa’nın gurur duyduğu ‘Milliyetçilik’le başlasak!..
18.01.2012
Kadim Anayasa ve yol ayrımı
12.01.2012
Bir paradigma çöküyor
04.01.2012
Uludere felaketi ve tarihi bir fırsat
28.12.2011
2012 Demokratik İnşa Yılı Olsun!
21.12.2011
MİLİTAN YARGI: Yüzyıllık anayasal düzenin özeti
14.12.2011
YÖK’te yeni dönem zor ödevler
07.12.2011
Şike yasası ve veto gerekçeleri
30.11.2011
Dersim ve Kemalizm tartışması anayasa tartışmasıdır
23.11.2011
Kemalizm’e referans gülünç Gerçeğe dönelim!
16.11.2011
Atatürk Atatürkçülüğün/Kemalizmin dışında değil!
09.11.2011
Yeni Anayasa’ya doğru olası riskler
02.11.2011
KCK davası ve siyasette meşruiyet kaybı
26.10.2011
VAN DEPREMİ ve Türkiye’nin normal’i
19.10.2011
AB İlerleme Raporu neden heyecan yaratmadı
12.10.2011
Başkalarının hayatını yaşamak
10.10.2011
'Sessiz devrim'
05.10.2011
'Sessiz devrim'
28.09.2011
Zorunlu askerlik zorunlu mu?
21.09.2011
Bebekten katil üreten sistem değişirken, vicdan da rahatlatılmalı
14.09.2011
Otuz model araç ile uzay yolculuğuna çıkılamaz
07.09.2011
Kürt siyasal hareketi ve yıkıcı muhaliflik
31.08.2011
Yargı ve Kürt sorunu
24.08.2011
Anayasalar ve Kürt sorunu
20.08.2011
Egemenlik millete aittir ama ‘bekçiler’ tarafından kullanılır
10.08.2011
Askeri vesayete makyaj çabası
03.08.2011
Generaller gitti demokrasi bayramı geldi, öyle mi?
27.07.2011
Devlete meydan okuma mekanı olarak Meclİs!
20.07.2011
Aynur’u protesto masum değil!
13.07.2011
Yemin krizi
07.07.2011
Boykot: Siyasetin çocukluk hastalığı
29.06.2011
Yeni Meclis kurucu iktidar yetkisi kullanmalı!
22.06.2011
Stockholm değil Ankara Sendromu!
08.06.2011
Kenan Evren’e kızmayın!
01.06.2011
27 Mayıs karanlığı yeni Anayasa’nın anahtarıdır
25.05.2011
Bir subayın alternatif tarih serzenişi Darbe ve Eğitim
18.05.2011
İfade özgürlüğünün yolu vesayetin tasfiye edilmesi
11.05.2011
Vesayet sisteminde açılmış küçük bir gedik YÖK Kanunu’nda İptal!
04.05.2011
Kedi ile kedinin resminin farkı ya da Anayasa’nın ideolojisi neye hizmet eder?
27.04.2011
Türkiye toplumu artık aklını kullanma cesareti gösteriyor
13.04.2011
Yeni anayasa, bir sistem dönüşümünü esas almalı
06.04.2011
Değiştirilemez maddeler aslında güler yüzlü totaliterlik maskesi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive