Osman CAN



Bookmark and Share

Anayasal düzenin temel tercihlerine dokunulmuyor


18.1.2017 - Bu Yazı 3940 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’de hükümet sisteminde köklü değişikliklere yol açabilecek bir anayasa değişikliği teklifi görüşülüyor. Hatta denebilir ki ülkenin akıbetini Cumhuriyet tarihinde en fazla etkileyecek anayasa değişikliğiyle karşı karşıyayız. Ancak ortada bir ‘Anayasa hukuku kamuoyu’ yok. Anayasa hukuku veya siyaset bilimi uzmanları görünmez vaziyette. Ekranlar açık, ancak ekranlar anayasa değişikliğinin esasına dair değerlendirmelerden uzak, ‘öteki’si olarak gördüğünün zaafiyetini öne çıkarmak suretiyle (ad hominem) herkesin kendini anlattığı bir meydan gibi. Oysa 2010 Anayasa değişikliğinde durum çok farklıydı. Öncelikle şu anki değişiklik teklifi, 2010 yılından itibaren iki yıllık sürede Türkiye çapında gerçekleşen anayasa arayışlarının bir sonucu değildir. Bu dönem halkın nasıl bir toplum sözleşmesi talep ettiği, hangi asgari ortak paydada bir araya gelebileceği ve geleceği inşa edebileceği, bunun üzerine nasıl bir anayasal düzen kuracağı konusunda oldukça net parametreler ortaya konmuştu. Cumhuriyet tarihinin en büyük değişimi konuşuluyordu ancak tüm Türkiye bu coşkunun bileşeni, katılımcısı, etkileyicisi ve yönlendiricisiydi. Türkiye tüm müktesebatıyla, gücüyle, arzusuyla ve kaygısıyla tartışıyordu. Bugün durum çok farklı.

SİYASAL KATILIM YOK

Mevcut anayasa değişiklik teklifinde toplum sözleşmesi unsurları yoktur. Toplumun geçmişle hesaplaşma arzusu ve bugünün ortak paydası ve geleceğin inşasının yol haritası ile ilgili tasavvuru, teklifin konuları dışındadır. Esasen toplumsal sorunların kaynağı, sorunların çözümünün önündeki engel ve dayatılmış militarist düzen olarak nitelendirilen anayasal düzen değişmemektedir. Teklif, esas itibariyle iktidar kullanımına ilişkindir ve hükümet gücünün nasıl ve kimler tarafından kullanılacağı hususuyla sınırlıdır. İkinci olarak, teklifin hazırlanmasında siyasal katılım söz konusu değildir. Bu anayasa değişikliği AK Parti ve MHP’nin uzlaşısının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ancak iki parti tabanı arasında zaten çok büyük oranda bir özdeşlik söz konusu. Her iki partinin tabanları arasında, birinin ötekisinin ikinci tercihi olması itibariyle, yaklaşık yüzde 70 civarında geçişkenlikten söz edilebilir. Bu yüzden bu uzlaşıya toplumsal uzlaşı demek güçtür. Demokrasi halkın halk tarafından halk için yönetilmesi olduğuna göre, temsil kurumu, sistemin kalbini oluşturur. Halkın demokratik olarak temsil edildiği mekan, hükümet modelinden bağımsız olarak her zaman Meclis’tir. Başkanlık sisteminde de sistemin işleyişinin merkezinde tek demokratik temsil mercii olan Meclis yer alır. Meclis merkez olmaktan çıktığında sistemin demokratik özelliği ortadan kalkar.

Anayasa teklifi esas itibarıyla iktidar kullanımına ilişkin ve hükümet gücünün nasıl ve kimler tarafından kullanılacağı hususuyla sınırlı.

Diğer bir husus da Siyasi Partiler Kanunu ile seçim yasası değişmeden erkler ayrılığı ilkesinin hayata geçirilmesinin mümkün olamayacağıdır. Partiler rejiminin hiyerarşik, katı ve ideolojik yapısı, partiyi kontrol eden kişi veya grupların tüm erkleri kontrol etmesine imkan sağlamaktadır. Seçim sistemi de benzer etkiye sahiptir. Dolayısıyla tasarıyı bu iki temel yasadan bağımsız olarak değerlendirmek sağlıklı olmaz.

TEKLİFİN ESASLARI

Teklif ile Cumhurbaşkanı’nın cezai sorumluluğu genişletiliyor. Bu olumlu gözüküyor. Cumhurbaşkanı’na yetki veriliyorsa sorumluluğu da artmalı. Ancak burada sadece cezai boyutu itibariyle sorumluluğunun arttığını görüyoruz. Daha önce Yüce Divan’a sadece vatana ihanet sebebiyle gönderilecekken şimdi bu değişiklikle birlikte görevi nedeniyle işlediği tüm suçlar cezai sorumluluk kapsamına girmekte ve Yüce Divan’a gönderilme nedeni olabilmektedir. Bakanlar da aynı kurallara tabi kılınmıştır. Ancak iktidar olmak aynı zamanda siyasal sorumluluk gerektirmektedir. Bu siyasal sorumluluğun karşılığı olabilecek bir mekanizmayı bu sistem içinde göremiyoruz. Meclis bu siyasal sorumluluğu harekete geçirebilecek imkanlara sahip değildir. Örneğin, Cumhurbaşkanı’nın; Cumhurbaşkanı Yardımcıları, Bakanlar, Emniyet Genel Müdürü, MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı gibi çok kritik noktadaki atamalarında Meclis’e onay yetkisi verilmemiştir. Başkanlık sisteminde denetim ve onay ihtiyacı, atamaların doğrudan Meclis’in onayına sunulmasıyla karşılanmaktadır. Teklif metninde onay mekanizmasına yer verilmemiş olması sorunludur.

Bir örnek vermek gerekirse parlamenter denetim olduğundan dolayı parlamenter sistemde sorun olarak görülmeyen Adalet Bakanı’nın HSYK’ya başkanlık etmesi hususu, bu sistemde ciddi bir soruna dönüşmektedir. Zira parlamenter sistemde Adalet Bakanı’nın orada bulunması, “yürütmenin adalet hizmetlerinin yürütülmesinde Meclis’e karşı hesap vermesi zorunluluğu”ndan kaynaklanıyordu. Ancak teklifte Meclis’e karşı hesap verme imkanı ortadan kaldırılmıştır. Buna ek olarak, Cumhurbaşkanı siyaseten sorumsuz iken bakanlar başta olmak üzere tüm idari atamaları tek başına yapıyor olması ve tüm bürokrasinin sadece Cumhurbaşkanı’na karşı sorumlu olması, Cumhurbaşkanı’nın sorumsuzluğunu bir bütün olarak yürütmenin tamamına şamil hale getirmektedir.

Oysa başkanlık sisteminde başkanın şahsı siyaseten sorumsuz ama cezai olarak sorumlu, onun dışındaki bütün yürütme unsurları ise Senato’nun sorgulama gücünün muhatabıdır. Bu sadece cezai bir sorumluluk kapsamında gerçekleşmemekte; sorgulama, esaslı bir siyasal sorumluluk etkisi doğurmakta, hesap verilebilirlik imkanı sağlamaktadır. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi konusunda da teklifte sorunlar vardır: Kararnameler, temel haklar hariç, kanunlarla açıkça düzenleneceği belirtilen hususlar dışındaki her alanı düzenleyebilecektir. Kararnameyi geçersiz kılmanın yolu, ilgili alanda kanun çıkarmaktır. Teklife göre Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, yasama konusunda neredeyse genel yetki durumuna yol açmaktadır. Cumhurbaşkanı kendi partisini ve Meclis çoğunluğunu kontrol etme imkanına sahip olduğu sürece Meclis’in yasa çıkarmasını engelleme gücüne sahip olabilir.

HSYK seçimleriyle ilgili denge ve denetim kaygısı kısmen giderilmiş olsa da bu değişikliklerin yetersiz kaldığı söylenebilir.

Teklifte getirilen karşılıklı fesih, sistemin kilitlenmesine çare bulmaktan çok parlamento çoğunluğunun başkanın partisinden olmaması ihtimaline getirilmiş bir çözüm gibi duruyor. Parlamenter sistem mantığından hareket edilerek, Başkan ile Meclis’in uyumlu çalışması zorunluluğu varmış gibi bu uyum sağlanmak isteniyor. Oysa ABD’de uyum, diğer tüm denge ve denetim mekanizmalarının çalışması şartına bağlı olarak, ‘olsa fena olmaz’ denilebilecek bir ihtiyaç. ABD’de tüm dünyanın öykündüğü ve başkanlık sisteminin sağlıklı işlemesinin nedeni olarak görülen siyasal kültürün gerçek nedeni ise karşılıksız feshin olmamasıdır. Uyum olumlu olarak görülse de ‘uyum’un bedeli erklerin tek elde toplanması olamaz. Bu yüzden ABD’de “gerekiyorsa sistem kilitlensin ve erkler taviz vererek uzlaşma yolunu arasın” düşüncesi hakimdir.

Cumhurbaşkanı tek başına fesih kararı verebiliyor ama parlamentonun fesih kararı vermesi için 3/5 çoğunluk gerekiyor. Yani Cumhurbaşkanı’nın ‘Ben feshettim’ demesi yeterli görülüyor. Teklifin bu şekli, karşılıklı fesih kurumunun yol açacağı sorunları arttırıyor. Bunlara ek olarak yasamanın yürütmeyi kontrol etmesinin en klasik ve tarihsel yöntemi olan bütçe konusunda yasama organı en önemli gücünden mahrum kalmaktadır. Başkanlık sisteminde Meclis’in elindeki en büyük kozlardan biri, başkanın bütçesi üzerindeki onay yetkisidir. Ancak tasarıda, Cumhurbaşkanı’nın bütçesi Meclis tarafından onaylanmadığı takdirde, eski bütçe yeniden değerleme oranına göre arttırılarak yürürlüğe girmektedir. Böyle bir düzenlemenin Meclis’i bütünüyle işlevsizleştirmesi riski yüksektir.

HSYK seçimleri ile ilgili olarak demokratik denge ve denetim kaygısı, komisyon sırasında yapılan değişikliklerle kısmen giderilmiş olsa da bu değişikliklerin, Cumhurbaşkanı’nın partisini kontrol etmesi durumunda, yetersiz kaldığı söylenebilir. Zira TBMM’de yapılan seçimlerde de çoğulculuk aranmamaktadır. Bu anayasa değişikliğinin arkasındaki siyasi partilerin Meclis’teki temsil oranına bakıldığında, getirilen seçim usulü ile esasen HSYK üyelerinin büyük çoğunluğunun iktidar partisi, geri kalanının ise değişikliğe destek veren siyasi parti tarafından belirleneceğini söylemek güç değildir. Oysa çoğulculuk yargı için hayatidir. Erkler arasında denge ve denetimde hayati rol oynayan ve Meclis’i Başkana karşı koruyabilecek olan Anayasa Mahkemesi’nin üye seçiminde ise başkanlık sistemine uyum sağlama amaçlı herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir.

VENEDİK KOMİSYONU KRİTERLERİ

Başkanlık sistemiyle parlamenter sistemin yürütmeyi güçlendiren tüm yetkileri bir araya getiriliyor, buna karşın Meclis’in yürütmeyi dengelediği ve denetleyebildiği imkanlar ortadan kaldırılıyor. Mevcut anayasal düzenin felsefesinde ve ideolojik tercihlerinde, devlet-birey ve merkez-yerel ilişkisinde ise herhangi bir değişiklik yapılmıyor. Yüz yıllık sorunların doğmasına katkısı tartışmasız olan anayasal düzenin temel tercihlerine dokunulmuyor. Hiyerarşik ve merkeziyetçi siyasal yapı ve siyasal iletişim yöntemi değişmiyor. Sistemin dışlayıcı özelliği korunuyor. Uzun süredir siyasal işleyişin merkezi olmaktan uzaklaşmış Meclis, artık hukuki olarak da işlevini önemli ölçüde yitirme riski altına giriyor. Bu teklifin Avrupa’nın ortak demokratik standartları ve Venedik Komisyonu kriterleri ışığında gözden geçirilmesinde Türkiye için yarar vardır.

KARAR

Facebook Yorumları

reklam
18.1.2017
Anayasal düzenin temel tercihlerine dokunulmuyor
1.7.2015
Sokak ve demokrasi
27.6.2015
Kurucu Meclis ve “Kurucu Hükümet”
13.6.2015
Restorasyon mu dediniz?
6.6.2015
Anayasa Mahkemesi kararı ve dini nikâh
3.6.2015
Sistem tartışmalarında yine usule dair
30.5.2015
Başkanlık ve yargı II
27.5.2015
Başkanlık sistemi ve yargı -1
23.5.2015
Yabancı düşmanlığında son perde
20.5.2015
Başkanlık sistemi ve kuvvetler ayrılığı
16.5.2015
Başkanlık tartışmasında usule dair
13.5.2015
Kötülüğün kaynağı Kenan Evren; öyle mi?
9.5.2015
Parlamenter sistemin krizi: İtalya örneği
6.5.2015
Başkanlık sistemi cumhuriyetçidir
29.4.2015
Anayasa Mahkemesi ve paradigma değişimi
25.4.2015
Yargının toplumsallaşması
22.4.2015
23 Nisan’a saygı ve CHP seçim beyannamesi
18.4.2015
Yeni sisteme zorlama mı?
15.4.2015
Mevcut sistem ile yola devam?
11.4.2015
Türk tipi başkanlık
8.4.2015
Aslolan adalettir, sistemin adı değil
01.04.2015
Başkanlık sistemi ve etkinlik
28.03.2015
Başkanlık sistemi ve bilinilirliği
18.03.2015
Parti kapatma ve anayasa değişikliği II
16.03.2015
Parti kapatma ve anayasa değişikliği
07.03.2015
CHP kapatılabilir mi?
25.02.2015
İç güvenlik: Tartışmanın doğru zemini
21.02.2015
Linç ve etkin hukuk sistemi
14.02.2015
Anayasayı askıya almak mı dediniz?
07.02.2015
Direnme hakkı?
04.02.2015
Hastalık normal değil, ilaç da III
31.01.2015
Hastalık normal değil,ilaç da...2
24.01.2015
Hastalık normal değil, ilaç da...
21.01.2015
TÜBİTAK ve TİB soruşturmaları
17.01.2015
İfade özgürlüğü ve karikatür meselesi
14.01.2015
Paris saldırıları-Analitik tutum ihtiyacı
10.01.2015
Paris saldırıları üzerine
07.01.2015
Anayasa Mahkemesi ve Başkan’ın gölgesi
31.12.2014
Yeni bir yıla, yeni bir geleceğe
27.12.2014
Meclis Araştırma Komisyonu ve Yüce Divan
24.12.2014
Şu Interpol ve Kırmızı Bülten meselesi
17.12.2014
17 Aralık süreci
13.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve Seçim Barajı - IV
10.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve Seçim Barajı III
06.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve Seçim Barajı –II-
03.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve seçim barajı
26.11.2014
Hukuk Politikası-Yargıtay’ın Tepkisi
19.11.2014
Ahmet Kaya, koca bir imparatorluğun sığdığı bir yürek
15.11.2014
Tunus’tan alınacak dersler
12.11.2014
Balyoz Davası’nın gidişatı
08.11.2014
Ölümcül kimliklerden arınmaya ve hayata
05.11.2014
Parti devleti?
29.10.2014
PKK ve nihilizm
22.10.2014
Çözüm sürecinde iki farklı yaklaşım mı?
18.10.2014
Tarafsız yargı ve bir 27 Mayıs hatırlatması
15.10.2014
HSYK seçimlerinin ardından
11.10.2014
Amaç hak ve özgürlük olmayınca...
08.10.2014
AYM'nin saygınlığı ne ile sağlanı
04.10.2014
Anayasa Mahkemesi ve takdir sorunu
01.10.2014
HSYK: Zırhlar neyi korumalı?
27.09.2014
HSYK: Oyunun iki temel kuralı daha var
24.09.2014
Adli yılı açılış konuşması: Öktemgiller sahne alıyor
20.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: Militanlaşma
17.09.2014
Gezi (Çarşı) ve darbe suçu
13.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: Paradigma inşası
10.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: 27 Mayıs sonrası
06.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: Devam
03.09.2014
Yargı yılı açılış konuşmaları
30.08.2014
Tarihsel süreç ve küçük bir hikaye
28.08.2014
Adli yıl açılışı ve normalleşme
23.08.2014
Davutoğlu’nu öne çıkaran etkenler
20.08.2014
Başbakanlık tartışması-Devam
16.08.2014
Başbakanlık düşer mi?
13.08.2014
Tespit, sorumluluk, onay ve uyarı
09.08.2014
AGİT Ön Raporu
06.08.2014
Millet egemenliğini yine kullanamıyor
02.08.2014
İrade hırsızlığı
30.07.2014
HSYK kararı (Devam)
26.07.2014
Anayasa Mahkemesi’nin HSYK kararı
23.07.2014
Filistin neyin faturasını ödüyor?
16.07.2014
Ortadoğu ve tarafsızlık
12.07.2014
Vizyon belgesi
09.07.2014
Samsun ve Erzurum’un anlamı
05.07.2014
Yeni bir başlangıç
28.06.2014
Kötü yargının yıkıcı sonuçları II
25.06.2014
Hatalı yargılamanın yıkıcı sonuçları –I-
21.06.2014
12 Eylül, Balyoz ve tarihi bir gün
18.06.2014
Zweig’lar ölmemeli
11.06.2014
Sisi’nin yemini ve Mısırlı yüksek yargıç
07.06.2014
1982 Anayasası’nın genel eğilimi
04.06.2014
Çözüm süreci: Yüz yıllık parantez kapanıyor
31.05.2014
AİHM Kararı, AYM ve bir anekdot
28.05.2014
Avrupa Parlamentosu seçimleri
24.05.2014
Soma’nın görünür kıldığı psikoloji
21.05.2014
Suç işleme ayrıcalığı
17.05.2014
‘Çizmemi çıkarayım mı sedye kirlenmesin!‘
14.05.2014
Yargı-siyaset ilişkisinde norm ve normal
10.05.2014
Meclis ve idari yargı
07.05.2014
Üç dönem kararının sonuçları
03.05.2014
Muhafazakâr devrimcilik
01.05.2014
Gauk’un isyanını önemsemek lazım
26.04.2014
Tarihi ıskalamış bir konuşma
23.04.2014
Yarı-Başkanlık mı?
19.04.2014
Savcılık kurumunu tartışma zamanı
16.04.2014
Yeni Anayasa Mahkemesi yeni vesayet?
12.04.2014
30 Mart ve AB süreci
09.04.2014
30 Mart seçimleri ve Ortadoğu
05.04.2014
Twitter kararı
02.04.2014
Demokrasi kazandı vesayetçilik ağır yaralı
29.03.2014
İhanetin başarı şansı yok
26.03.2014
Memleketin sahibi kim?
22.03.2014
Volia-Twitter
19.03.2014
Yerel olmayan yerel seçim
16.03.2014
Berkin‘ler ölmesin ama nasıl?
12.03.2014
Tahliyeler, ÖYM‘ler ve manzara
08.03.2014
Başbuğ kararı ne diyor?
05.03.2014
Yeni AYM eski oyunlar
01.03.2014
Toplum hafızası, topluma karşı tuzak
26.02.2014
Siyaseti resetleme hamlesi
23.02.2014
Yeniden MİT Yasası
19.02.2014
Rejimin adı ne?
15.02.2014
Güncellenen Behemoth
12.02.2014
Hakim kararı olmadan asla!
08.02.2014
İnternet mahremiyet ve denge
05.02.2014
Allah rızası için!
01.02.2014
ABD'de yargı: Hikmet 'Cüppe'de değil!
25.01.2014
Türkiye burjuvazisi ve demokrasi
22.01.2014
Dert başka
18.01.2014
Hapishaneler çemberi
15.01.2014
Mesele yargı değil ki?
12.01.2014
Demokrasi yoksa yargı yoktur
08.01.2014
Ahlak adına ahlaksızlık; kutsal adına kirlilik
25.12.2013
‘Kayıt dışı’ operasyonlar ve siyasetin sorumluluğu
18.12.2013
Bireysel başvuru ve tehlikeli meydan okumalar
04.12.2013
Darbe düzeninin iki kötülüğü
27.11.2013
Umarım bundan sonra anlarlar
20.11.2013
Aynalı odanın sihri bozulurken
13.11.2013
Cumhuriyet Cumhuriyetçi ideoloji
06.11.2013
Cumhuriyet demokratikleşirken etiketle uğraşmak
30.10.2013
90 yıl sonra laikleşen Cumhuriyet
23.10.2013
Molla Google kepenk kapatma ve Türkiye
09.10.2013
Zamane entelektüel
02.10.2013
Demokratikleşmeye hazırlık paketi
25.09.2013
Sorumsuz özgürlükçülük ve SİYASETİN SORUNU
18.09.2013
Darbelerin meşruiyet temeli olarak demokratik değerler
11.09.2013
Uluslararası düzen demokratikleştirilmeli
04.09.2013
Komediye tahammül gerek
28.08.2013
Küresel düzen demokratikleşmeli
21.08.2013
Jesse Jackson’ın gözyaşları boşuna mıydı?
14.08.2013
Anadilde eğitim yasak mı?
07.08.2013
Behemotlaşmadan Leviathan’ı yenmek
24.07.2013
Gezi Ruhunu Behemoth’a üflemek
17.07.2013
Baraj sorunu ve kaderin bir cilvesi
26.06.2013
Mesele piar meselesidir Melisçiğim, muhteva değil. Bilmem anlatabildim mi?
19.06.2013
İhtiyaç duyduğumuz ama duymak istemediğimiz şey DEMOKRATİKLEŞME
12.06.2013
Demokratikleşmede ilk test
29.05.2013
Başkanlık sistemine siyasal kültürümüz mü engel?
22.05.2013
Başkanlık Sistemi: Yeni bir başlangıç için meşru bir tercih
15.05.2013
Başkanlık sistemi: Daha fazla milli egemenlik!
01.05.2013
Başkanlık sistemi Devlet ne işe yarar?
03.04.2013
Millet Sözleşmesini keşfediyor!
27.03.2013
Demokratikleşmenin domino etkisi
20.03.2013
Anayasanın ilk üç maddesine dokunmak suç!
13.03.2013
4’ncü Yargı Paketi nihai çözüm olamaz
20.02.2013
Kurucu irade kimin iradesi?
13.02.2013
Yargı önerileri ve yeniden beyhude tartışmalar
30.01.2013
Çözüm sürecindeki iyimserliğin asıl nedeni
23.01.2013
Çözüm sürecindeki iyimserliğin nedeni
09.01.2013
Kuvvetler Ayrılığının Mantığı ve Geleceği
02.01.2013
Yeni yıl eski aktörler ve kuvvetler dengesi
27.12.2012
Kuvvetler ayrılığı tamam peki hangi kuvvetler?
19.12.2012
Yassıada Mahkemesi bir ‘çete’, kararı ‘suç aleti’dir!
12.12.2012
İdeolojik yargının hedefi demokratik siyasettir
05.12.2012
Ombudsman ve vicdan muhasebesi
21.11.2012
YÖK’te Gül’ün Adı değil fazlası değişmeli!
26.09.2012
Yeni mimari proje ve siyasal inşa
19.09.2012
Yapısal değişim Yeni Türkiye’nin anahtarı
12.09.2012
Ekonomik mucizeden yapısal değişime AK Parti
05.09.2012
Siyasal diyaloğun kurumsallaşması
29.08.2012
‘Orta’lar ve ‘vole’ler
22.08.2012
Terörün hedefi ya da Türklere de özgürlük
15.08.2012
Statüko değişiyor
08.08.2012
Özkök, Başbuğ ve yapısal bir sorun
01.08.2012
Kimlikler ‘Ölümcül Kimlikler’
25.07.2012
Yeni Anayasada kilit kavram Ademi merkeziyetçilik
18.07.2012
Basın özgürlüğü ve Yeni Anayasa
11.07.2012
Mısır’da Anayasa mücadelesi, kim kime gıpta edecek?
04.07.2012
ÖYM’ler üzerine birkaç not ve bir tehlike
27.06.2012
Yapısal dönüşüm olmadan işimiz zor
20.06.2012
Artık Yetki de Sorumluluk da siyasi aktörlerde
13.06.2012
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’ne ihtiyaç var mı?
06.06.2012
Gündelik siyaset neye işaret?
30.05.2012
27 MAYIS
23.05.2012
Darbe kardeşliğinden demokrasi kardeşliğine
16.05.2012
Bir Başkanlık sistemi örneği Güney Kore
09.05.2012
Avrupa’da dolaşan hayalet ve Fransa seçimleri
02.05.2012
Adalet Hanım’dan Mektup Var
25.04.2012
Darbeciler kadar anayasadan anlamak!
18.04.2012
28 ŞUBAT ve üniversite
11.04.2012
‘Yetmez ama evet’in ‘Yetmez’ ve ‘Evet’i
04.04.2012
12 Eylül davası
28.03.2012
‘Limit’ yerine ‘Kapasite’
21.03.2012
Demokratikleşmede limit aşıldı mı?
16.03.2012
Sivas davası kararı: Anayasal düzenin teşhisi!
14.03.2012
Şık, Şener ya da siyasal alanın genişlemesi?
07.03.2012
28 Şubat neyin ifadesi?
22.02.2012
MiT krizinden ne öğrendik?
15.02.2012
MİT krizinin yapısal ve hukuksal boyutu!
08.02.2012
Olympos tanrılarının dönemi kapanıyor ve insanoğlunun çağı başlıyor
01.02.2012
Hollandalı Türkiyeliler endişeli!
25.01.2012
Boykota Fransa’nın gurur duyduğu ‘Milliyetçilik’le başlasak!..
18.01.2012
Kadim Anayasa ve yol ayrımı
12.01.2012
Bir paradigma çöküyor
04.01.2012
Uludere felaketi ve tarihi bir fırsat
28.12.2011
2012 Demokratik İnşa Yılı Olsun!
21.12.2011
MİLİTAN YARGI: Yüzyıllık anayasal düzenin özeti
14.12.2011
YÖK’te yeni dönem zor ödevler
07.12.2011
Şike yasası ve veto gerekçeleri
30.11.2011
Dersim ve Kemalizm tartışması anayasa tartışmasıdır
23.11.2011
Kemalizm’e referans gülünç Gerçeğe dönelim!
16.11.2011
Atatürk Atatürkçülüğün/Kemalizmin dışında değil!
09.11.2011
Yeni Anayasa’ya doğru olası riskler
02.11.2011
KCK davası ve siyasette meşruiyet kaybı
26.10.2011
VAN DEPREMİ ve Türkiye’nin normal’i
19.10.2011
AB İlerleme Raporu neden heyecan yaratmadı
12.10.2011
Başkalarının hayatını yaşamak
10.10.2011
'Sessiz devrim'
05.10.2011
'Sessiz devrim'
28.09.2011
Zorunlu askerlik zorunlu mu?
21.09.2011
Bebekten katil üreten sistem değişirken, vicdan da rahatlatılmalı
14.09.2011
Otuz model araç ile uzay yolculuğuna çıkılamaz
07.09.2011
Kürt siyasal hareketi ve yıkıcı muhaliflik
31.08.2011
Yargı ve Kürt sorunu
24.08.2011
Anayasalar ve Kürt sorunu
20.08.2011
Egemenlik millete aittir ama ‘bekçiler’ tarafından kullanılır
10.08.2011
Askeri vesayete makyaj çabası
03.08.2011
Generaller gitti demokrasi bayramı geldi, öyle mi?
27.07.2011
Devlete meydan okuma mekanı olarak Meclİs!
20.07.2011
Aynur’u protesto masum değil!
13.07.2011
Yemin krizi
07.07.2011
Boykot: Siyasetin çocukluk hastalığı
29.06.2011
Yeni Meclis kurucu iktidar yetkisi kullanmalı!
22.06.2011
Stockholm değil Ankara Sendromu!
08.06.2011
Kenan Evren’e kızmayın!
01.06.2011
27 Mayıs karanlığı yeni Anayasa’nın anahtarıdır
25.05.2011
Bir subayın alternatif tarih serzenişi Darbe ve Eğitim
18.05.2011
İfade özgürlüğünün yolu vesayetin tasfiye edilmesi
11.05.2011
Vesayet sisteminde açılmış küçük bir gedik YÖK Kanunu’nda İptal!
04.05.2011
Kedi ile kedinin resminin farkı ya da Anayasa’nın ideolojisi neye hizmet eder?
27.04.2011
Türkiye toplumu artık aklını kullanma cesareti gösteriyor
13.04.2011
Yeni anayasa, bir sistem dönüşümünü esas almalı
06.04.2011
Değiştirilemez maddeler aslında güler yüzlü totaliterlik maskesi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.