Mustafa PAÇAL

mustafapacal@hotmail.com



Bookmark and Share

Kabile devletine doğru...


27.1.2017 - Bu Yazı 180 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Anayasa değişikliği üzerinden otoriter bir hükümet modeline geçilmesi sürecinde siyasi ve toplumsal tansiyon oldukça yükselmekte ve dahası bunun toplumsal kutuplaşma ve gerilim üzerinde ilave etkileri görülmektedir.


Önceki anayasa değişikliği süreçlerinden farklı olarak otoriter bir hükümet modeli getirmek isteyen böylesi yaşamsal bir anayasa değişikliği bir yandan baskıcı OHÂL uygulamaları diğer yandan ise terör saldırıları ve savaş koşulları altında yapılıyor olması en azından bir anayasa değişikliği için kabul edilmesi mümkün olmayan bir kaos ortamı yaratıyor.

Aslında mecliste çoğunluğu elinde bulunduran bir iktidar partisi çeşitli siyasi gerekçelerle mevcuttan farklı bir hükümet modeli isteyebilir, bunda bir sorun yok.

Sorun rejim değişikliğini de kapsayan ve hükümet modeli gibi radikal bir yönetim değişikliğine tekabül eden bu talebin gerekçeleri, değişiklik için istenen güç ve yetkilerde, yapılan değişikliğe gerçek anlamda bir toplumsal mutabakat aranmamasında ve uluslararası karşılığı olan bir hükümet modeli seçilmemesinde yatıyor.

Ayrıca böylesi yaşamsal anayasal değişikliklerinin bırakın toplumsal mutabakat anlayışı içinde yapılmıyor olmasını OHÂL gibi sıkıyönetim koşullarında yapılıyor olması bile hem demokratik ve hem de ahlaki değil diye düşünüyorum.

Ama benim daha çok kafamı kurcalayan sorular bunların dışında.

Mesela AKP iktidarı kötüleşen ekonomik gidişat için bir dizi önlemler almak istiyor da karşılarına ne tür bir siyasi engel çıkıyor veya mevcut kullandığı yetkilerin hangisi yetersiz kalıyor? Ben herhangi bir kanun veya KHK çıkarmak için şu an önlerinde hiçbir engel görmediğim gibi, her zamankinden daha fazla yetki ve gücün ellerinde olduğunu görüyorum.

O zaman soru şu; daha fazla yetki ve güç kullanmayı, üstelik tek adam üzerinden neden elde etmek istiyorlar?

Bu sorunun bendeki cevapları;

1. Önce hükümet modelini sonrada rejimi değiştirmek, bir nevî saltanatı geri getirmek,

2. İktidarları boyunca başta yolsuzluklar olmak üzere haklarında açılmış veya açılacak davalardan kendilerini ve ailelerinin yakasını kurtarmak için iktidarı elden bırakmamak.

Uluslararası kabul görmüş hükümet modelleri ile getirilmek istenen “Cumhurbaşkanlığı sistemi” mukayese edildiğinde literatürü çatlatan bir örnek ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

Uygulananlar arasında en ideali ABD başkanlık sistemiyse veya yarı başkanlık sistemi olarak Fransa ise, getirilmek istenen sistemle bu sistemler karşısında mukayese yapmak bile zül olur.

Örneklerine hiçbir demokratik ülkede rastlanmayan bu modelin tam bir tek adam totalitarizmini ifade ettiği söylemek gerekiyor.

Modern devlet yönetimlerinde karşılaştığımız kuvvetler ayrılığını –gerçi bizde hiçbir zaman güçlü bir kuvvetler ayrılığı olmadı–  tamamen kuvvetler birliği olarak tek bir adamın keyfiyetine bağlayan “Cumhurbaşkanlığı sistemi,” yani otoriter başkanlık sistemi kısmen modern devletler arasında gösterilen Türkiye’yi Afrika ülkeleri ile aynı kategori içine girmiş durumda bırakıyor.

Demokratik hukuk devletlerindeki yasama,yargı ve yürütmenin güçleri hem birbirine karşı korunurken hem de birbirinin yetki alanına müdahale etmemeleri için anayasal sınırlar ile bu koruma belirgin duruma getirilmişken 21. yüzyıl dünyasında, bu güçlerin fiilen tek adamın elinde toplanması istemek, hem dünyadan ve hem de çağdan kopmak başka âlemlere gitmek istemenin işaret olarak görülmelidir.

Yürütmenin, yasamanın ve yargının tüm güç ve yetkilerinin anlamlı ve işleyen hiçbir denge ve denetleme sistemi olmadan bir tek adamın keyfiyetine terk edildiği ülkeler ne demokratik ne ekonomik ve ne de toplumsal gelişme gösterebilirler.

Zannediyorum bu zorbalığı isteyenlerin toplumun gelişmesi ve kalkınması hiç umurlarında değil. Varsa yoksa kendi çıkarları ve ikballeridir diye düşünüyorum.

Oysa çok değil 2010 yılında AB’ye uyum ve devletin demokratikleşmesi alanında anayasa değişikliği referandumda kabul edilince AKP iktidarı 2011 seçimlerine yeni,demokratik ve sivil anayasa vaadiyle gitmişti. Seçimleri kazanmasında bu vaat çok etkili oldu. Sonra ne oldu? “İpe un serdiler” ve yeni anayasa işi kuru bir vaat olmanın ötesine geçemedi. Halbuki aynı AKP, 2007 yılında anayasa uzmanlarına yeni bir anayasa taslağı hazırlatarak, bunu Meclis’e getirmeye düşünecek kadar cesur davranabilmişti.
Köprülerin altından çok sular aktı ve bugün ne demokratikleşme ne çözüm süreci, ne AB kriterleri... Varsa yoksa iktidarlarını sürdürme ve güçlendirme derdine düşmüş durumdalar.

Ne pahasına? OHÂL baskılarına, yasaklarına, teröre, savaşa, ekonomik krize, gazetecilerin, milletvekillerinin, belediye başkanlarının hapislere atılmasına, medyayı susturmaya... Hepsine göz yumarak bu kabul edilemez durumu sürdürmek istiyorlar.
Yukarıda sorduğum soruya bir ilave daha cevap vermek istiyorum.

Doğrudur; cumhuriyet tarihi İslamcılar için de acıların ve baskıların olduğu bir tarih oldu. Onlara şöyle seslenmek isterim:

Sizlere ve babalarınıza, dedelerinize bu acıları yaşatan otoriter yönetimler ve dönemler oldu bu ülkede ve sadece sizler değil sizin dışınızda farklı inanç ve düşünceden olan siyasi ve toplumsal kesimler de bundan nasibini aldı ve hâlâ alıyor. Sizler de baskıcı ve ceberut devletin yaptıklarını yaparak, giderek size bu acıları yaşatanlara benziyorsunuz ve onlar bugün nasıl anılıyorsa siz de yarın onlar gibi anılarak tarihteki yerinizi alacaksınız. Son olarak: Bu anayasa değişikliği referandumda kabul edilirse tam bir “kabile devleti” oluruz. Bu çağdışı yönetim değişikliğini yapmak da size nasip olur.

Ben olsam böylesi intikamcı ve rövanşist bir yolu tercih etmezdim.

http://platform24.org/yazarlar/1981/kabile-devletine-dogru--

Facebook Yorumları

reklam
27.1.2017
Kabile devletine doğru...
26.9.2016
Altanlar ve adaletsizliğin son otuz saati…
24.6.2016
Deve kuşu…
17.6.2016
Erdoğan’a rağmen demokrasiyi kazanmak…
10.6.2016
Hoş geldin TAKRİR-İ SÜKÛN…
3.6.2016
Biz yokuz “o” var…
26.5.2016
Yeni muhalefet tarzı …
20.5.2016
CHP bu suça ortak olmamalı…
29.4.2016
Hukuksuz devlet, muhalefetsiz meclis ve dindar anayasa…
22.4.2016
Modern dünyadan kopuyoruz
25.3.2016
Reza’nın laneti…
18.3.2016
Bu durumdan nasıl çıkacağız
10.3.2016
‘Uymuyorum, uymuyorsunuz’
3.3.2016
Tek kişilik devlet…
25.2.2016
Bu da sizin 28 Şubat’ınız…
18.2.2016
Kiralık işçilik ve Ali Koç’un kapitalizm eleştirisi…
11.2.2016
Kişisel verilerin korunması yasası Meclis’te…
4.2.2016
Alaturka tipi anayasa arayışı…
29.1.2016
Müzakere siyaseti…
21.1.2016
İnsaf…
14.1.2016
Ekonomi de tosladı…
7.1.2016
Yeniden barış, yeniden çözüm…
31.12.2015
Özyönetim tartışması ve cinnet hâli…
24.12.2015
Dış politikanın sefaleti…
17.12.2015
Az demokrasiyle çok ekonomi olmaz
11.12.2015
Duvara konuşmak…
3.12.2015
Başımıza daha neler gelecek bilen var mı
26.11.2015
Sadece bir uçak düşürülmedi…
19.11.2015
Asgari ücret siyaseti…
12.11.2015
Erdoğan’ın iktidarı ‘istikrar’ için yeterli mi
5.11.2015
…yoksa yönetemezler
29.10.2015
HDP son kararım…
22.10.2015
Ya da ‘Beyaz Toros’…
16.10.2015
Başbakan’ın bildiği bombacılar…
8.10.2015
Devlettir aslında yerlerde sürüklenen…
1.10.2015
Ekonomi cadı kazanı gibi…
25.9.2015
1 Kasım seçimi, bir proje…
17.9.2015
Erdoğan bizi aldığı yere geri getirdi…
10.9.2015
Erdoğan’ın kanlı kumarı…
3.9.2015
90’lı yılların yeni versiyonu…
27.8.2015
Terör ekonomisi…
20.8.2015
Bindik bir alamete…
13.8.2015
Öldürmeyin…
6.8.2015
AYM’den sendikal haklara destek…
30.7.2015
Önce Devlet sonra Bahçeli oldu
23.7.2015
‘Suruç düştü’
16.7.2015
Ders gibi karar…
9.7.2015
Taverna ekonomisi ve SYRİZA
2.7.2015
Yeni hükümetten beklentiler…
25.6.2015
Omurga parti…
18.6.2015
CHP + MHP + HDP hükümeti bekleniyor
11.6.2015
Yeni dönemin siyaseti…
4.6.2015
Bu sefer HDP…
28.5.2015
Direnişten, değişime Renault deneyimi…
21.5.2015
HDP ve Reno işçileri
30.4.2015
HDP Meclis’te olmalı…
23.4.2015
Yüzyıllık acı: Ermeni Soykırımı…
16.4.2015
1 Mayıs siyaseti…
9.4.2015
İş cinayetleri önlenebilecek mi
02.04.2015
Meksika tipi başkan…
26.03.2015
Eğitimde tam çuvalladık
19.03.2015
Umutlar yine başka bahara kaldı…
26.02.2015
Mevsimlik tarım işçileri…
19.02.2015
Bu ne hâl = OHAL !
12.02.2015
HDP’nin kumarı ve manifestom…
05.02.2015
Patrona kıyak, işçiye yasak…
29.01.2015
Sendikal istatistiklerin söyledikleri…
22.01.2015
İşsizlik sorununa bakış…
15.01.2015
Charlie Ebdo dersleri…
09.01.2015
Ekonomi ve reel ücretler…
01.01.2015
2014 kayıp yıl…
25.12.2014
Ekonomik hukuk devleti ve AB…
18.12.2014
‘Düşmanlık iklimi’
11.12.2014
‘Askerî ücret’
04.12.2014
Soma cehennemi...
27.11.2014
Küresel adaletsizlik artıyor
20.11.2014
Güvenli çalışma, güvenli yaşam istiyoruz...
13.11.2014
'Algı ekonomisi'
06.11.2014
Yeni(k) Türkiye...
30.10.2014
İşsizlik/ yoksulluk sarmalı...
23.10.2014
Sıkıyönetim devleti ve ekonomisi...
16.10.2014
Ekonominin gerçek önceliği ne
09.10.2014
AB ‘ileri değil geri gittiniz’ dedi
02.10.2014
Umut kapısı..
25.09.2014
U dönüşü...
18.09.2014
Sendikal ayrımcılık hukuki değil...
11.09.2014
Batsın böyle işçilik...
04.09.2014
Davutoğlu’na inanmak istiyorum..
28.08.2014
'Orta sınıf tuzağı' ve CHP
21.08.2014
Türkiye ekonomisi üçlü risk altında...
14.08.2014
Umutsuzluğu seçtik...
07.08.2014
Ekmel Bey neden desteklenmeli...
31.07.2014
Seçimin ekonomi-politiği...
24.07.2014
Erdoğan seçilemezse neler olabilir
17.07.2014
Cumhurbaşkanı adaylarına soruyorum...
03.07.2014
Taşeron işçilerinin umudu Meclis’te...
26.06.2014
Yeni sendikal alıştırmalar...
19.06.2014
Sendika (2)
13.06.2014
Sendika...
05.06.2014
#taşeronizm
29.05.2014
Sosyal çürüme ve taşeron işçileri
22.05.2014
Ucuz hayatlar ülkesi...
16.05.2014
Soma ölüm çukuru...
08.05.2014
Ekonominin demokrasiyle alışverişi...
10.04.2014
Ekonomide de soğuk savaş yıllarına dönüş...
06.03.2014
Mevsimsel zıtlıklar...
27.02.2014
AB müzakereleri duruyor gibi...
20.02.2014
Kırık ekonomi...
13.02.2014
Sağlam otorite...
06.02.2014
Gıda tüketiminde küresel adalet arayışı...
30.01.2014
Türkiye’nin ekonomik politiği...
16.01.2014
Kamu ihaleleri, yolsuzluk ve şeffaflık...
09.01.2014
Savaş ve seçim ekonomisi...
03.01.2014
Asimetrik devlet...
26.12.2013
Araştırma görevlileri YÖK kıskacında...
19.12.2013
Ev eksenli çalışma...
12.12.2013
Asgari ücret...
05.12.2013
KOBİ’ler ve sosyal inovasyon
28.11.2013
Çocuklar için...
21.11.2013
Özel dershaneler...
14.11.2013
Öğrenci evleri yahut KOBİ’lerin denetimi...
07.11.2013
KOBİ’ler sosyal sorun alanı...
31.10.2013
A-sosyal Türkiye...
24.10.2013
Ortadoğu siyaseti yeniden kuruluyor
17.10.2013
Dünya Gıda Günü ardından...
10.10.2013
Kıdem tazminatı
03.10.2013
Daha fazlası olmalıydı...
26.09.2013
Sosyal diyalog ve Çalışma Meclisi...
19.09.2013
İstihdamda ulusal strateji ne demek
12.09.2013
Değerli yalnızlıktan çıkış yolu...
05.09.2013
Velev ki, Amerikalı işçi de olsanız...
29.08.2013
Başbakan hâlen bir umut olabilir mi
22.08.2013
Düzgün ve yeşil işler yaratmak...
15.08.2013
İşçiler Aşk Gemisi’nde ölünce...
08.08.2013
Demokratik ekonomi yönetimi...
01.08.2013
Yeni olan ‘demokratik ekonomi’
25.07.2013
Ucuz emek ekonomisi
18.07.2013
#direnyenianayasa
11.07.2013
Camp David darbesi mi
04.07.2013
Acı söz...
27.06.2013
Avrupa’ya karşı oryantalist diklenme...
20.06.2013
Demokrasi ve Gezi dersleri...
13.06.2013
Gezinin ekonomi/politiği
05.06.2013
Başlarken
30.05.2013
İşçiler neden greve çık(a)madılar
10.05.2013
Hem barış ve hem de demokrasi birlikte anlamlı...
31.01.2013
Müzakerelerin üçüncü tarafı olmak…
09.01.2013
Artık barış istiyoruz çünkü bedelini ödedik
21.12.2012
Taraf yoluna devam ediyor hala...
10.12.2012
Solun demokrasi ile ilişkisi...
18.11.2012
Neo-liberalizme karşı neo-demokrasi
08.11.2012
Yönetim yöntemlerinde devrimci dönüşüm gerekli
29.09.2012
SENDİKAL HAKLARIN ANKARA KRİTERLERİ OLMAZ…
06.09.2012
Yeni umutlar ve yeni yollar...
01.06.2012
1 MAYIS 2077'de neler olacak!
05.04.2012
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK SEÇİMLERİ…
07.02.2012
Devrimcilikten demokratlığa uzun ince bir yol
06.01.2012
Kapitalizme soldan farklı müdahale olamaz mı? (1)
22.11.2011
OLAYLARA ÜÇÜNCÜ GÖZLE BAKMAK…
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.