Murat YETKİN



Bookmark and Share

Fethullahçıları devlete CHP mi, “Bay Kemal” mi yerleştirdi?


14.02.2020 - Bu Yazı 223 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 

Dönemin başbakanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın, MHP lideri Bahçeli’nin 2011 seçimi öncesi Fethullah Gülen’e dair eleştirilerini “ihanet” ile suçlaması, Cemaat’in yayın organı konumundaki Zaman gazetesinde geniş yer bulmuştu.

CHP uzun yıllardır devlet yönetiminde değil. Bir CHP’liyi son olarak başbakanlıkta Bülent Ecevit hükümetinin düştüğü 12 Kasım 1979’da gördü Türkiye; nüfusumuzun yarısı daha doğmamıştı o tarihte. Arada CHP’nin önceki lideri Deniz Baykal’ın Başbakan Yardımcılığı var, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’in Başbakanlığında 30 Ekim 1995 ila 6 Mart 1996 arasında; beş aylık bir şey işte. Soldan bir Başbakan diyorsanız, o da Ecevit, bu defa DSP lideri olarak. Önce idarede icra yetkisi kullanmayan, seçim için kurulmuş azınlık hükümeti, 11 Ocak 1999 ila 28 Mayıs 1999 arasında. (Ki bu süreç 15 Şubat 1999’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Kenya’da ABD istihbaratı CIA ile MİT’in ortak operasyonuyla yakalanması ve 21 Mart 1999’da Fethullah Gülen’in halen yaşadığı ABD’ye çıkışı gibi iki önemli olaya sahne oldu…) İkincisi de Ecevit’in MHP lideri Devlet Bahçeli ve ANAP lideri Mesut Yılmaz ile 28 Mayıs 1999’dan 18 Kasım 2002 arasındaki üçlü koalisyon, ki bu 3 Kasım 2002 seçimleriyle AK Parti’nin iktidara gelmesiyledir. Eğer bu dönemde Ecevit, ya da Yılmaz, Fethullahçılara devlet kapılarını açmış, ya da onların yükselmesini sağlamış olsaydı, Bahçeli’nin de bundan haberi olurdu.
Peki, bu kadar Fethullahçı devlet kademelerine bu kadar derinlemesine kimlerin zamanında girdi, daha önemlisi de kimlerin zamanında yükselip kilit konumlara yerleştirildi? Fethullahçıları devletin kilit kademelerine “Cehape zihniyeti” mi, yoksa “Bay Kemal” mi yerleştirdi?

Biraz kazıyınca altından çıkanlar

15 Temmuz 2016 hain darbe girişimine katılan subayların askeri okullara giriş ve çıkış tarihlerine bakarak bir yerlere varabiliriz örneğin. Ayrıntılarıyla okumak isteyenler şu bağlantıya tıklayabilir, ama meraklı olmayanlar için özetleyeyim. 15 Temmuz’da aktif görev alan, çekirdekten yetişme örgüt üyesi görünen subaylar en fazla albay, tuğgeneral rütbesindeydi. Daha üst rütbedekiler ya sonradan örgüte yakınlaşmış ya da fırsatı ganimet bilerek kendilerini yakmışlar. Ama albay-tuğgeneral rütbesindekilerin askeri okullara giriş tarihleri, aynı zamanda basında ilk defa giriş sınav sorularının çalındığı haberlerinin çıktığı 1983-1986 yılları. Hükümette önce 12 Eylül darbecileri ve ardından milliyetçi-muhafazakâr Turgut Özal bulunuyor. Şaibeli sınavlarla askeri okullara girenler 1994-96 yıllarında mezun olup kıtaya çıkmaya başlamış. 28 Haziran 1996 ila 30 Haziran 1997 döneminde Necmettin Erbakan Başbakanlığında Çiller-DYP ile RefahYol koalisyonunu görüyoruz. Doğrusu, Erbakan’ın Gülen’den hiç haz etmediği biliniyor; bir camide iki imam olmaz sözleri kuliste dolaşıyordu. Ama bu döneme damgasını “post-modern darbe” adı takılan 28 Şubat 1997 MGK toplantısı vurdu; hükümet içeriden devrildi. Devamında kurulan Mesut Yılmaz başbakanlığındaki koalisyonun, özellikle Emniyet’teki Fethullahçılarla mücadele ettiği, ama kaybettiği, Emniyet ve Yargı kademelerinde yükselişin o dönem başladığı biliniyor.
Yakın döneme gelince Fethullahçıların, yani Tayyip Erdoğan hükümetinin 17-25 Aralık 2013 skandalı ardından “Fethullahçı Terör Örgütü – FETÖ / Paralel Devlet Yapılanması – PDY” adını taktığı gizli örgütlenmenin “terörist” diye hapse attığı emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un çıkışını görüyoruz. Başbuğ’un çıkışı temel olarak Erdoğan’ın “kandırılmışız” diyerek 2013’ü milat olarak alıp, öncesini sorgulatmama çabasına itirazdır. Başbuğ’a göre milat 26 Haziran 2009’da TBMM’de kabul edilmiş olan, askeri alan ve şahısları Özel Yetkili Mahkeme yargıç ve savcılarının (halen tamamı tutuklu, ya da kanun kaçağı durumunda bulunan) soruşturmasına açan kanun sayılmalıdır.


CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise 12 Şubat’ta TBMM grubuna hitabında bu miladı 25 Ağustos 2004’e çekti.

2004 ve devamında olanlar

Kılıçdaroğlu’nun söz ettiği MGK toplantısında, başında Hilmi Özkök’ün bulunduğu Genelkurmay, ordu içindeki Fethullahçı örgütlenmeye dair bir raporu MGK’ya sunmuş ve önlem alınmasını istemişti. Kılıçdaroğlu, MGK’daki bu rapora rağmen, dönemin Başbakanı Erdoğan’ı hiçbir adım atmayarak ordunun 15 Temmuz’daki bölünmüş hale gelmesine zemin yaratmakla suçladı. “FETÖ’nün siyasi ayağı” adresi olarak Erdoğan’ı iddia etmesinin en temel gerekçesi buydu. Sonra, örneğin Fethullahçıların gizli haberleşme aracı olduğu MİT tarafından ortaya çıkarılan By-Lock uygulamasını 216 bin kişinin kullandığı açıklanmış olduğu halde, bu isimlerin neden gizlendiğini sordu. 15 Temmuz sonrası bazı bakanlarda dahi By-Lock bulunduğu yolundaki haberler medyada yar alıyordu; medya el değiştirildikçe onlar da birer birer silinmeye başladı.
Aslında o dönemdeki bazı adımların, 15 Temmuz’un yolunu nasıl döşediğini görmek mümkün. O MGK toplantısından bir süre önce, 30 Haziran 2004’te Avrupa Birliği (AB) uyum yasaları (evet, öyle bir şey vardı) çerçevesinde DGM’ler kaldırılarak, yerine -bütün itirazlara rağmen- Özel Yetkili Mahkemeler kuruldu. ÖYM’ler, Fethullahçıların yargı içinde yükselişlerinin adeta rampası haline dönüştü.


Bir başka aşama, 23 Temmuz 2005’te telefon ve internet haberleşmesinin izlenmesi amacıyla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının (TİB) kurulması oldu. Emniyet istihbaratından yetişen (ve TİB’den sonra MİT’e de alınacak olan Basri Aktepe gibi) bilinen Fethullahçılar burada kilit yerlere getirildi. Yasal ve yasadışı dinlemeler, hatta TÜBİTAK üzerinden yurtdışına gizli bilgilerin kaçırılması, yani düpedüz casusluk kokan işler TİB kanalıyla yapıldı. İşin ilginç bir başka yanı, TİB’in Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, ya da MİT’e değil, başında Binali Yıldırım’ın bulunduğu Ulaştırma Bakanlığına bağlanmış olmasıydı. 15 Temmuz’dan sonra lağvedilen kurumlardan birisi oldu TİB.
Zekeriya Öz’ün İstanbul Cumhuriyet Savcısı olarak atanıp Ergenekon soruşturmalarının ona verilmesi ardından CHP lideri Baykal “Emniyet’te F-Tipi örgütlenmeden” ve “AKP’nin kadrolaşmayı bitirip”, Gülen cemaati eliyle kendi “derin devletini inşa ettiği” suçlamasında bulundu. Erdoğan ile Baykal arasında Ergenekon davasının savcısı-avukatı olma tartışması yaşandı.
Bugün hükümetin kapattırmak için bütün diplomatik aygıtını seferber ettiği cemaat okullarının o ülkelerde açılabilmesi için yine AK Parti hükümetinin bütün diplomatik aygıtı seferber etmiş olması da hafızalarda taze.

Başbuğ’un 2009’daki yasa değişikliği de bir dönüm noktasıdır ama öncesinde işte böyle bir gelişmeler silsilesi vardır.

Bahçeli ve Kılıçdaroğlu resmin neresinde?

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun sık sık 15 Temmuz gecesi pasif kalmakla, terliklerini giyip televizyondan olayları izlemekle suçluyor. Kılıçdaroğlu’nun 7 Ağustos Yenikapı mitingine katılarak ülkenin nasıl bir eşikten dönmesine katkıda bulunduğunu bilmesine rağmen, bu söylemini tekrarlıyor.
Ancak ne Erdoğan, ne de 12 Şubat’ta Kılıçdaroğlu’nun suçlamasına karşı açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Kılıçdaroğlu’nu darbecilerle işbirliği içinde olmakla suçlamıştır. Altun’un açıklaması, daha çok Erdoğan’ın “FETÖ’nün üzerine kararlılıkla gittiği” söylemi üzerine kuruludur.
Hal böyle iken Bahçeli, Kılıçdaroğlu’nu ima ederek, 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı Cumhurbaşkanlığına, başbakanlığa kimin getirileceğini merak ettiği söyleyecek kadar iddialı bir söylem kullanmıştır. Oysa ne hükümet üyesi olduğu dönemlerde, ne de daha sonra Bahçeli’nin Gülen cemaatiyle bir irtibatını öne süren olmamıştır; hatta Baykal’a olduğu gibi, kendi partisi de kaset komplolarıyla zarar görmüştür. Nitekim, yazının başındaki gazete kupüründe de görülebileceği gibi, Gülen’e eleştirileri dönemin başbakanı Erdoğan tarafından “ihanet mertebesinde” bulunmuş, suçlamaya maruz kalmıştır.
O halde Bahçeli neden Erdoğan’dan çok Erdoğancılık yaparcasına, Kılıçdaroğlu’nun “FETÖ’nün siyasi ayağını açıklayacağım” açıklaması öncesinde, adeta önleyici bir caydırma hamlesi yapmıştır? Bunun yanıtını belki Erdoğan ve Bahçeli’nin “yüzde 50 artı 1 oy” zinciriyle birbirlerine -siyaseten- muhtaç hale gelmesiyle izah etmek mümkün.
Ancak bu tutumun sürdürülmesiyle devlet içindeki yasa dışı örgütlerle ve onların uzantılarıyla hesaplaşılamayacağı ortada; bu gidiş devam ederse, bugün FETÖ, yarın sonu “TÖ” ile biten bir başka yapıyla karşı karşıya kalınması, maalesef işten bile değil.
Yukarıdaki resimdeki diğer şahsı mı merak ediyorsunuz? Adı Mustafa Ünal. Ankara’da ayrı kulvarlarda olsak da aynı dönemde gazetecilik yaptığımız meslektaşımızdı. O dönem Cemaatin yayın organı işlevindeki Zaman Gazetesinin Ankara temsilcisi idi. İnanmış bir cemaatçiydi, o dönem Erdoğan’ın uçağındaki değişmeyen gazeteciler arasındaydı. Arkadaşlarının çoğu 15 Temmuz öncesi yurt dışına çıkarken, onun çıkmadığı anlaşıldı. Şimdi 10 yıl 3 ay ceza almış vaziyette cezaevinde.

Facebook Yorumları

reklam
14.02.2020
Fethullahçıları devlete CHP mi, “Bay Kemal” mi yerleştirdi?
12.02.2020
Beş şehit haberi Ankara’ya Ruslarla görüşürken geldi(*)
7.02.2020
Erdoğan’ın Van’da 33 ölüm haberine tepkisi ne oldu?
4.02.2020
Suriye’de şehit sayısı artıyor, Rusya ile gerilim
3.02.2020
İmamoğlu’nu bırakın da Erdoğan’a sorulan sorulara bakın
28.01.2020
Merkel’in ziyareti AB’yle ilişkilere yarayacak mı?
24.01.2020
Halkbank ile hatırladık: ABD ile kriz devam ediyor
23.01.2020
Ekonomi ve siyasette dipten gelen dalga
12.01.2020
Libya’da ateşkes: yine Putin, yine Erdoğan’la
7.01.2020
ABD – İran krizi Türkiye’yi nasıl etkiler?
5.01.2020
“AKP ikiz doğuruyor”: Kılıçdaroğlu
31.12.2019
Çölaşan ve Doğru’ya “FETÖ’cü” diyen yargı adalet mi dağıtıyor?
28.12.2019
Rusya: Kanal İstanbul, Montrö’yü değiştirmediği sürece, Türkiye’nin meselesi
24.12.2019
Kanal İstanbul üzerine üç kritik soru
24.12.2019
Laik anayasayı İslami ölçülere uydurma çabası
22.12.2019
Trump imzaladı. Deniz bitti bitiyor. Şimdi ne olacak?
20.12.2019
Libya ikinci Suriye olmamalı
17.12.2019
ABD ile kafa kafaya, tam gaz gidiyoruz
16.12.2019
Mansur Yavaş ve CHP’nin belediyelerde yükselişi
13.12.2019
Gelecek seçim partiler değil, cepheler arasında olacak
11.12.2019
“Kavala bırakılır mı?” derken, Erdoğan, Orhan Pamuk’a terörist dedi
25.11.2019
Kılıçdaroğlu’nun suçu
22.11.2019
Ben o gazetecilerden değilim. Olmayanlar söylesin
14.11.2019
Erdoğan-Trump: Bilanço
14.11.2019
Kabus senaryosu
9.11.2019
Erdoğan’ın büyük üzüntüsü: ilahiyatçılar neden öğretmen olmak istemiyor acaba?
28.10.2019
Bağdadi’nin ölümünde Türkiye’nin rolü ve sonrası
24.10.2019
Suriye’de Putin kazandı, Erdoğan kazandı. Peki, kim kaybetti?
21.10.2019
Güvenli Bölge üzerine 13 güvensiz soru
18.10.2019
ABD Suriye’de Güvenli Bölgeyi nihayet kabul etti ama…
16.10.2019
ABD yaptırımlarının beş muhtemel sonucu
14.10.2019
Erdoğan IŞİD konusunda da söylediğini yaptığını göstermeli
11.10.2019
Suriye harekâtındaki ilk günün tahlili
6.10.2019
Bahçeli’nin Erdoğan’ı çektiği Kılıçdaroğlu tuzağı
6.10.2019
Ankara’da küçük siyasi yer sarsıntılarına hazır olun
1.10.2019
Gazeteci soramaz, bilim insanı söyleyemezken Yargı Reformu
22.09.2019
AK Parti’de neler oluyor? Maklube tartışmasının perde arkası
6.09.2019
İçeride ve dışarıda Erdoğan’ın zor günleri. (*)
6.08.2019
Erdoğan dertlerinin çözümünü Fırat’ın doğusunda görüyor olabilir, peki ya Türkiye?
28.07.2019
Türkiye Rusya’ya bağımlı hale getirilmemeli: Kılıçdaroğlu hükümeti de, ABD’yi de uyarıyor
15.07.2019
94 kuşağı: Fethullahçılar orduda nasıl yükseldi? (*)
10.07.2019
Kılıçdaroğlu ve Akşener, Erdoğan’ı nasıl alt etti?
2.07.2019
Trump ve bir gelişme daha Erdoğan’ı Türk ekonomisinde ciddi bir hasardan kurtardı; ama şimdilik
25.06.2019
Erdoğan’ın İmamoğlu’na yenilgisinden çıkan dersler
22.06.2019
Erdoğan-Bahçeli ittifakı seçim kazanmak için Öcalan’dan mı medet umuyor?
17.06.2019
Dağ fare doğurdu; yayın seçim sonucunu etkilemez
27.05.2019
S-400 krizinden çıkışta bir ihtimal daha var
19.05.2019
Atatürk’ün mirası ve Erdoğan Türkiye’si
15.05.2019
Erdoğan zora düştükçe daha da sertleşebilir (*)
14.05.2019
İmamoğlu: İsrafın belgelerini açıklayacağız
9.05.2019
Üçüncü Perde: Erdoğan, İmamoğlu’nun yine kazanacağını anlarsa 23 Haziran’ı engelleyebilir mi?
30.04.2019
AK Parti bünyesinde seçim sarsıntısı göründüğünden daha ciddi
23.4.2019
Asıl tehlikenin farkında mısınız? Ve asıl çıkış yolunun?
8.4.2019
İstanbul seçimine dair son duyumlar ve Türkiye’nin önündeki 8 sıcak gün
6.4.2019
İktidar bağımlılığı / iktidar sarhoşluğu
30.3.2019
Erdoğan Ankara’yı kaybederse: Küçük kıyamet senaryosu
14.2.2019
Artık “ana akım” yok, “baskın medya” var
24.11.20184
Sıcağı sıcağına AK Parti-MHP yorumu: köprüden önceki son çıkış ihtimali
9.11.2018
Seçim sonuçları Trump’ın Türkiye siyasetini nasıl etkileyecek?
29.10.2018
Yalnızca “Yaşasın Cumhuriyet” Demek Yetiyor mu?
20.10.2018
Trump, Salman’a Kaşıkçı’nın bedenine ne olduğunu da soracak mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive