Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Nasıl olur da Türklüğü kabul etmezler? Belki Türk değillerdir!


24.01.2021 - Bu Yazı 361 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Hükümet sistemleri ve demokratikleşme konulu diziye, ‘yurttaşlık’ ara başlığına ilişkin üçüncü yazıyla devam ediyorum. Bir sonraki, son yurttaşlık yazısı olacak.

Önceki iki yazıda, Cumhuriyet dönemi yurttaş tanımı tartışmasının Osmanlı’nın çok kimlikli yapısından ulus-devletin tek etnik kimliğine geçişle ilgili olduğunu, 1920’lerde farklı adlandırmalar yapıldığını, stratejik nedenlerle uzun süre ‘Türk’ sözcüğünün kullanılmadığını, ancak özellikle 1924 Anayasası ile birlikte diğer adlandırmaların terk edilip ‘Türk’ adının hâkim hale getirildiğini kısaca anlatmaya çalıştım. 1924 Anayasası’nın yurttaşlıkla ilgili maddesinde, bugünkünden daha başarılı bir formülasyonla “Vatandaşlık bakımından Türk denir” yazmasına ve Türklük, Anayasa’nın diğer hükümlerinde ‘yurttaşlık’ yerine kullanılmış olmasına karşın, siyasal-kültürel alandaki gelişmeler aynı şekilde ‘kapsayıcı’ olmadı.

Türkiye’de eşit yurttaşlık tartışması, ne kurucuların ve takip eden hükümetlerin sınıfsal aidiyet, tercih ve siyasetleri, ne de ulus-devletin gereksinim duyduğu ‘etnik-dini birörnek insan’ yaratma çabası görmezden gelinerek anlaşılabilir. İmparatorluk bakiyesinden modern ‘ulus-devlet’ yaratma ideali ve arzusunun, (Sünni) Türk olmayanlar için çilesiz gerçekleşmesi mümkün değildi. Yalnızca Türkiye’de değil, ulus-devlet modelinin benimsendiği hiçbir yerde. 1920’lerin ikinci yarısında başlayan kimlik inşası, yani muteber yurttaş sayılmak için öncelikle Türklüğün benimsenmesi koşulu, 1930’lar ‘kültür devrimi’ sürecinde hız kazandı.

Muteber olmak için hâkim kimliğin kabul etmenin yaşamsallığı, hem günün uygulamalarında (örneğin Kürtlerin yoğun yaşadığı bölge için, Şark Islahat Planı) hem de kurucu kadronun farklı tarihlerdeki konuşmalarında görülebilir. (Ayşe Hür’ün, zamanında Radikal’de kaleme alıp konuyu derli toplu biçimde anlattığı Şark Islahat Planı yazısını ilgilenecekler için buraya bırakıyorum.

İsmet Paşa Nisan 1925’te Türk Ocaklılara konuşmasında, görevlerinin Türk vatanı içinde bulunanları Türk yapmak, Türklere ve Türkçülüğe muhalif olacak unsurları kesip atmak olduğunu dile getiriyordu: “Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.” (Füsun Üstel, ‘İmparatorluktan Ulus-Devlete Türk Milliyetçiliği – Türk Ocakları 1912-1931’ İletişim, 1997) Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un “Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır,” sözünü bilmeyen yoktur.

Bu yazıda da birkaç kitap/kaynak önermek ve onlardan yararlanmak istiyorum.

François Georgeon’un, ‘Osmanlı-Türk Modernleşmesi, 1900-1930’ başlıklı eseri. (YKY, çeviren Ali Berktay) Kitabın, ‘Kemalist Dönemde Türk Ocakları’ başlığı altında (39-76) I. Dünya Savaşı öncesinde kurulan ve Kurtuluş Savaşı sonrasında yeni devletin kuruluşunun ardından yeniden doğan Türk Ocakları’nın, yeni kimliğin inşası konusundaki katkısını okumak ilginç. 

“Türk kime denir?” başlığı altında, Türk Ocağına üye olacakların etnik kimliklerinin tartışıldığını ve bunun nedeninin Cumhuriyet’in ‘esnek Türk tanımı’ olduğunu belirtiyor Georgeon. Yazarın Anayasa’daki “Vatandaşlık bakımından Türk denir” ifadesini, ‘esnek’ sözcüğüyle tanımlaması önemli ve bence de doğru. Kime Türk diyecekler, ‘yurttaş’ olana mı, yoksa ‘doğum ve kültür’ yoluyla Türklüğe ait olana mı? O yıllarda Balkanlar ve Kafkasya’dan akın eden ve çoğu Müslüman olup aynı dili konuşmayan, aynı kültürü paylaşmayan çok insan var. 

1924 kurultayında konu tartışılıyor ve sonunda daha ‘yumuşak’ görüş kazanıyor. Tanımda, ‘hars’ (kültür) niteliği ağır basıyor. Georgeon, Hamdullah Suphi’nin dile getirdiği ‘makul’ görüşü şöyle özetlemiş: “…asıl önemli olan karakter, bilinç, eğitim, başka bir deyişle, kültür ve zihniyettir; ayrıca Türk milliyetçiliği davasına gösterilen bağlılığı da dikkate almak gerekir. Türk Ocakları’na girerken etnik ölçütlere göre katı bir eleme yapılmasından yana olan bir delegeye Hamdullah Suphi şu yanıtı veriyordu: ‘Türk Ocakları’nın vazifesi, Türklerin sayısını azaltmak mıdır, çoğaltmak mı?’”

Kurultay’da oturum başkanlığı yapan Ahmed Ağaoğlu da, Türk kavramının açık olmadığı kanısında. Ona göre zaten bu kavram açık olsaydı, ne Türk milliyetçiliği akımına ne de Türk Ocakları’na gerek kalırdı!

Georgeon, ‘asimilasyon sorunu’ ara başlığı altında Türk Ocakları’nın azınlıklar konusundaki siyasetini anlatıyor. Örneğin, Söke Türk Ocakları’nın bir delegesi, 1926 Kurultayı’nda “Türk Ocağı’nın birinci ödevi, ulus için Nuh’un gemisi olmaktır” demiş. Yani asıl amaç, ‘dil, din, zihniyet’ birliği sağlamak. 

Türk Ocakları, İzmir’de Fransızca ya da Trabzon’da Rumca konuşulmasına karşı mücadeleyi hedefliyor. İmparatorluktan arta kalanın dahi hayli renkli olduğunu görmek bakımından çarpıcı. Türkiye’nin doğusundaki Türk olmayan nüfusun, Kürtçe ve Arapça konuşanların, Türk Ocakları’nın karşılaştığı başlıca mücadele alanı olarak düşünüldüğünü hatırlatıp dil konusunu sonraki yazılara bırakmak istiyorum. Asıl mesele, Yusuf Akçura’nın tabiriyle, ulusal bilinci güçlendirerek Türklüğü cazip hale getirmek. Hamdullah Suphi, on beş-yirmi yılda Türklük içinde asimile edilmemiş bir Müslüman muhacir kalmayacağını belirtiyor, örneğin. (59) Türk Ocakları, ‘Doğu’ için görevli bir Şark Bürosu ve Kürt nüfusun yoğun olduğu bazı şehirlerde temsilcilikler açıyor.

İlgili okuru haberdar etmek istediğim bir başka kitap Zafer Toprak’ın, ‘Darwin’den Dersim’e Cumhuriyet ve Antropoloji’ adlı kapsamlı çalışması. (Doğan Kitap, 2012). 

Toprak’ın kitabında konu açısından bizi daha çok ilgilendiren kısım ‘Ali Reşad’dan Yusuf Akçura’ya- Sosyal Darwinist tarih ve Türk Tarih Tezi’ ara başlığı. (s.227 vd.)

Zafer Toprak, 1920’lerdeki tarih ve toplum anlayışının 1929-1930’larla birlikte nasıl değiştiğini ve ulus devlete uygun kimlik yaratmaya ilişkin pratikleri, Cumhuriyet’in tarih anlayışının ‘Türk Tarih Tetkik Cemiyeti’ ile birlikte girdiği yeni evreyi anlatıyor: 

“20’li yıllarda gerçekleştirilen kurumsal yapılanmanın ve yasal düzenlemelerin ardından yeni bir yurttaş kimliği inşası Cumhuriyet için kaçınılmaz olmuştu. Öte yandan 1929 Dünya Buhranı ile birlikte ülkelerin dışa kapanışı, Türkiye’nin de dış dünyayla, bu arada Avrupa ile olan ilişkilerini gözden geçirmesine neden oluyordu… Bu aynı zamanda paradoksal bir yapıyı da doğurdu. Bir yandan kültürel tarihle ‘yeni insanın’ ya da yurttaşın kimliğini yaratma kaygısıyla hareket edilirken, öte yandan tarihe çağdaş, ‘bilimsel’ bir görünüm verilmesi ve ‘total’ bir tarih anlayışının benimsenmesini istiyordu.”

Bu gözden geçirme, tarihe bakışı ve yorumlayışı da değiştirdi. Tabii, makbul tarihçiliği de! Zafer Toprak, değişimi, ‘pozitivist tarihçi Ali Reşad’tan, 1930’ların Yusuf Akçura düşüncesine geçişle anlatıyor. Türkiye siyasal yaşamında ve II. Meşrutiyetçiler (hürriyet-musavat-uhuvvet) ve Kemalist devrimcilerin ideallerinin belirmesinde Fransız düşüncesinin katkısı/etkisi çok büyük. Mustafa Kemal’in Fransız Devrimi’ne yönelik ilgi ve sevgisi malum. 

Ali Reşad, Meşrutiyet yıllarında geleneksel Osmanlı tarihçiliğinden ‘ulusal’ tarihçiliğe geçişi temsil eden dört önemli tarihçiden (Diran Kelekyan, Ahmet Refik (Altınay) ve Fuat Köprülü ile birlikte) biri. Ali Reşad’ın eserlerinde Avrupa tarihi ve özellikle Fransa tarihi büyük yer tutuyor ve bir nesil, Fransız Devrimini ondan öğreniyor. Bu nedenle 1930’larda gündeme gelen alternatif ‘Aydınlanma’ arayışlarında en sert eleştiriler de Ali Reşad’a yöneliyor. 1932’deki Birinci Tarih Kongresi’nde Yusuf Akçura, Ali Reşad tarihçiliğinin aşırı Avrupa merkezli oluşunu sert biçimde eleştiriyor.

1930’lu yıllarda ders kitapları sil baştan ele alınır. Zafer Toprak’a göre, 1929-1931 arası tarih anlatışında bir geçiş evresi ve 1930’lu yıllarda gerçekleştirilecek kültür devriminin başlangıcı. Bu süreçte, Atatürk’ün ölümüne dek, örneğin Namık Kemal, Ziya Gökalp, Tevfik Fikret gibi isimler hayli sert eleştirilere tabi tutuluyor. Türk Ocakları’nın kapatılması, Türk Tarih Tetkik Cemiyeti kuruluşu, yeni ders kitapları yazımı dönemin aşamaları.

Toprak’ın sözcükleriyle: “Ali Reşad’ın temsil ettiği liberal ulusçuluğu savunan, ancak önemli ölçüde Avrupa merkezli ‘Aydınlanmacı’ tarih anlayışı bir kenara bırakılıyor, tarih binlerce yıl geriye, ‘tarih öncesine’ çekiliyordu. ‘İslâm ve İslâm medeniyetleri dışlanarak Orta Asya kökenli ‘Türk tarihi’ öne çıkarılıyordu.” (240)

İlk büyük adımın sembol isimlerinden Yusuf Akçura, 1932’deki Birinci Türk Tarih Kongresi’nin açılış konuşmasında Avrupa merkezli tarih anlayışını reddeder. Toprak’tan öğrendiğimize göre Akçura bu konuşmasında, tarihin soyut bir bilim dalı olmadığını, tarihin yaşam için olduğunu, ulusların varlıklarını korumak ve güçlerini geliştirmek için vazgeçilmez bir unsur olduğunu belirtir ve Alman okullarında öğrencinin vatanperverlik hissini güçlendirecek tarzda okutulan tarihi örnek gösterir. O yıllarda Fransa’da da ilk ve orta okullarda bu yönde, Fransız gençlerinin vatanperverlik hislerini güçlendirmeye yönelik bir tarih okuması salık veriliyormuş. Akçura diyor ki, “Fransa’nın orta ve lise mekteplerinde okutulan tarih tamamen objektif değildir. Bir gayeyi temin için okutulmuştur. Ve nihayet bu gayenin teminine de muvaffakiyet hasıl olmuştur.” Yusuf Akçura söz konusu tarihi baştan ele almayı ve yeni baştan değerlendirmeyi öneriyor, bu büyük davanın ’emsalsiz rehberimizin’ irşatları sayesinde kazanılacağını söylemeyi ihmal etmeden. 

Demek ki ‘tarih’ adı verilen alan, aslında epeyce politikmiş, objektif olmayabilirmiş, hay Allah!

1931’den itibaren tarih kitapları değişir değişmesine ancak Avrupa’yı tümüyle reddetmenin aşırılığı anlaşılınca bir süre sonra ufak tefek değişiklikler yapılmak zorunda kalınır. Avrupa merkezli Aydınlanmacı tarih anlayışından, ‘unutturulan’ Türk tarihine yöneliş (arkeoloji çalışmalarından yararlanarak), Türk tarihini anlatan ders kitaplarının yayınlanması… 

Zafer Toprak’ın ‘ırk sorunsalı’ olarak adlandırdığı eğilim iki savaş arasında Türkler’i de etkilemiştir. Bu nedenle, yine Toprak’ın ifadesiyle ‘fizik antropoloji’ dalına sarılırlar. Amaç, Türkler için yapılan ‘sarı ırk’ tanımının ancak fizik antropolojinin bulgularıyla yanlışlanabileceğini göstermek. Toprak: “Tüm otuzlu yıllar dil ve tarih kongreleri fizik antropolojinin verileri üzerine odaklanacaktı. Cumhuriyet, o sırada Avrupa’da birçok ülkede gündeme gelmiş olan, kendi ‘yeni insanını’ yapılandırma sürecine girmişti. Bunun en başta gelen yöntemi ise yeni bir kimlik oluşturmaktı… Türk Tarih Tetkik Cemiyeti ile yepyeni bir geçmiş inşa edilecekti.”

Toprak’ın kitabında bir sonraki başlıkta, ‘Şemsettin Günaltay ve Türk Tarih Tezi eleştirilerine cevap’ kısmında (255 vd.), ‘Darülfünun müderrisi’ ve ‘reformist İslâmcı’ Şemsettin Günaltay’ın tarih tezi savunusu için yazdığı iki uzun makale ele alınıyor. Şemsettin Günaltay, TTK’nin 1943’teki Üçüncü Kongresi’nde İsmet İnönü’nün huzurundaki açılış konuşmasında ‘brakisefal Türkler’in tarihteki yerini anlatır. Mustafa Kemal’den “Şimşek dehasıyla görüş ufkumuzu örten kara bulutları parçalayan Büyük Ata” ifadesiyle söz eden Günaltay ‘kafaları brakisefal Türk kavminin Yakın Şark’ta insanlığın ilk meşalesini yaktığından’ söz eder.

1930’lar kültür devriminin en önemli özellikleri, bilimi din dışı bir eksene oturtması, tarihçiliğin Darwinist çizgiyi izlemesi, Türk Tarih Tezinin tarih kitaplarına egemen olması, Türk Dil Tezi’nin Tarih Tezi’yle birlikte ilerlemesiydi. (285) 

Tüm bunlar, ulus-devlet yaratma idealinin ancak ve öncelikle bir ‘kimlik’ inşa edilerek gerçekleştirilebileceği kabulünün sonucu. Çoğunluğun etnik kökeninin hâkim kılınması süreci üzerine düşünmeden, ‘anayasalardaki yurttaşlık’ tartışmasının yapılamayacağı kanısındayım. Hükümler, sonuçtur. Mesele, gerekçeleri konuşabilmekte.

Devam edecek…

Okuma önerisi: 

Kemal Gözler, AYM’ye yapılan yeni üye atamasına ilişkin bir yazı kaleme aldı. Bir fecaat, ancak bu kadar sabırla ve sakin kalmaya çalışan sözcüklerle anlatılabilir. Buraya bırakıyorum.

Yazının son paragrafında şöyle demiş Hoca: “Türkiye’nin asıl sorunu, anayasa yapmak ve değiştirmek değildir. Türkiye’nin asıl sorunu yöneticileri değiştirmek de değildir. Türkiye’de pek çok anayasa yapıldı. Bu Anayasanın yerine de yenisi yapılır. Türkiye’de pek çok siyasî iktidar değişti. Bu iktidar da değişir. Ama Türkiye’nin anayasa sorunu değişmez. Türkiye’nin asıl sorunu, anayasayı ve iktidarı değiştirmek değil, Türkiye’deki devlet ve hukuk zihniyetini değiştirmektir. Bu zihniyeti değiştirmedikçe, Türkiye’de anayasal demokrasinin kurulmasının imkân ve ihtimali yoktur. Haberiniz olsun!”

Şükürler olsun! Kemal Gözler çok haklı. Yok öyle bir ihtimal. Anayasal sorunların kaynağı, çoğunlukla anayasa/yasa metinleri değil, onların dışındaki hayattır. Okuduğunuz yazıların gerekçesi de bu.

Facebook Yorumları

reklam
20.02.2021
Eren Hanım, Şebnem Hoca, Ömer Faruk Bey ve endişe üzerine…
16.02.2021
Peki genç yurttaşın, muhalefetten umudu var mı?
9.02.2021
Bir iktidar destekçiliği yolu, mutedil yanaşmacılık...
8.02.2021
Mahcup olabilmek iyi bir şeydi aslında!
3.02.2021
Kurumu, ayakta ve sırt dönerek korumak...
1.02.2021
Öz vatandaş: Müslüman, Hanefiyül mezhep, Türkçe konuşur
26.01.2021
Olumsuzluklarda payı olmayanların ülkesi!
24.01.2021
Nasıl olur da Türklüğü kabul etmezler? Belki Türk değillerdir!
17.01.2021
Türklüğü benimsemeyen Ermeni’ye de mi ‘Türk’ denecek!
12.01.2021
Bir sersemletme yöntemi olarak, doğru adlandırmamak...
11.01.2021
Türkiyelilik, Türklük ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı…
7.01.2021
Anam babam okul yüzü görmemişti, Boğaziçi’nde hocalık yaptım…
5.01.2021
İktidar olduğunuzda, 'münasip isimler dairesi' kurarsınız!
1.01.2021
Fikri Sağlar’a yönelik tepkinin içeriği ve muhalif siyasetçiye birkaç basit soru…
31.12.2020
12 Eylül darbecilerinin, gençlere ‘Lenin, Mao ve Kastro yerine, din öğretme’ arzusu
30.12.2020
81 baro – 22 baro = Anayasa ve Kürt sorunu!
26.12.2020
Laikleşme macerasında Türkçe ezan ve çok partili yaşam aşaması…
22.12.2020
'Terör yuvası' tamam da, 'fuhuş yuvası' biraz ağır oldu!
19.12.2020
HDP hakkında kapatma davası açılırsa ne olur?
15.12.2020
Laik Cumhuriyet laik miydi?
8.12.2020
Mülkiye, üniversite ve Muhittin (Tuncer) Bey...
6.12.2020
Osmanlı’dan ‘laik’ Cumhuriyet’e giden yolda neler yaşandı?
1.12.2020
Demokrasi için biraz olsun gerekli haslet, mahcubiyet...
28.11.2020
Osmanlı-Türk laikleşmesi: Ezber ve klişe sevgisinin yararsızlığı
25.11.2020
Kendi OHAL'imi ilan ettim şekerim, kafam rahat...
23.11.2020
Devlet bekası ve laiklik: Söz konusu devletse insan teferruattır!
13.11.2020
Laiklik neden çok önemli ve zor bir konu?
10.11.2020
Talihsiz bir siyasal iletişim yolu, yaranma çabası...
3.11.2020
Bir siyasi duruş olarak, istihza...
27.10.2020
Hastam çok ama doktor değilim!
25.10.2020
Türban yasakları ‘nasıl’ tartışılmıştı?
20.10.2020
AYM üyesine neden kızgınsınız, ‘Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz’ mi dedi?
19.10.2020
Bir cisim yaklaşıyor, demokrasi olabilir, aman Allah’ım!
13.10.2020
Bir siyasi faaliyet türü olarak, homurdanmak...
10.10.2020
Türkiye’de anayasa ‘kavgaları’ yaşandı, ‘tartışması’ değil…
30.09.2020
‘Gerçek gündem’ kabul edilmek için ne yaşanmalı?
29.09.2020
Ayaklar, diz ve mabat açısı...
25.09.2020
Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen ...
19.09.2020
İçişleri bakanının, AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine…
15.09.2020
KHK'ye övgü
13.09.2020
12 Eylül anayasası, hukuku ve sona ermeyen sistem tartışması…
11.09.2020
Biz hep haklıydık ve ne yazık ki anayasalar kötüydü!
8.09.2020
'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...
6.09.2020
İspanyollar Franco sonrası nasıl bir sistem kurdu? Onlar da bizi kıskanıyor mu?
1.09.2020
Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığına son vermenin zamanı gelmedi mi!
30.08.2020
Almanya nasıl bir sisteme sahip ki, mütemadiyen Türkiye’yi kıskanıyor?
25.08.2020
Fransızlar ‘yarı başkanlığı’ benimsedi… Milli bayramlarına da değer veriyorlar!
24.08.2020
Amerikalıların derdi neydi de, ‘başkanlık’ sistemini tercih etti?
21.08.2020
Parlamenter sistemi kim, neden icat etti?
20.08.2020
Naziler durmadan yalan söylüyor ve hasımlarıyla alay ediyordu!
17.08.2020
‘Güçlendirilmiş’ parlamenter sistem ne demek?
12.08.2020
Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?
25.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
12.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
1.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
28.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
7.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
5.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive