Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Bir sersemletme yöntemi olarak, doğru adlandırmamak...


12.01.2021 - Bu Yazı 865 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İlk kez bu yılbaşında, tanıdığım çoğu insanın yürekten iyi yıllar dileyemediğini, yalnızca sağlık temennisi ile yetindiğini, 2021'e ilişkin herhangi bir umut sözcüğü sarf etmediğini fark ettim. Her şeye olabildiğince olumlu bakmaya çalışanlar bile geçiştirdi. Neşesini kaybedeli çok oldu da, genç insanlar ve kadın hareketi olmasa umudunu da kaybedecek sanki ahali. Umutsuzluktan çok, bıkkınlık ve ağır bir yorgunluk hissi belki de. Herhangi bir konuda üç gün sonrasını öngörebilen yok ve öngörülemezlik insanın başına gelebilecek en vahim durumlardan biri. Benim, iktidara muhalif ve müteahhitlik düşünmeyen bir yurttaş olarak, eğer hayatta kalırsam bu yıla ilişkin öngörebildiğim yalnızca iki şey var: 2021'de vergimle maaşlarını ödediğim insanlarca daha fazla aşağılanıp hakarete uğrayacağım ve muhalefet her hafta 'tank ve palet fabrikasından' söz edip sık aralıklarla 'ilk seçimde gidecekler' diyecek. Bu kadar.

Demokrasi, doğası gereği her rejimle uzlaşabilen büyük sermaye grubu temsilcileri dışındaki yurttaş kümeleri için, hava gibi su gibi elzem. O olmadığında, ortalama yurttaş özgür hissetmediğinde, düşünce özgürlüğü yok edildiğinde, özellikle yurttaş topluluğunun muhalif ve yoksul kesimleri için yaşamak, gün geçirip yaşamının sona ermesini beklemekten ibaret kalıyor. Özgürlüğü umursamaz görünen daha kalabalık kesim de, başına gelen çoğu musibetin aslında özgürlük ve eşitlik yoksunluğundan kaynaklandığının farkında olmadığından, umursamıyor. İnsanın bir şeyi umursaması için, o şey her neyse yaşamı üzerindeki belirleyici etkisini kavraması gerekir. İnsanca yaşam için gereksinim duyduğu temel gelire sahip olmasından tutun, fırından aldığı ekmeğin kalite ve gramajından, musluğundan akan suyun niteliğinden, bir salgın sırasında ülkedeki vaka sayısından ve aşı olup olmayacağından emin olması için asgari demokrasiye gereksinimi olduğunun, o demokrasinin de bütüncül bir hak ve eşitlik anlayışına/arayışına dayandığının bilincine sahip olmalı yurttaş. Eser miktar olsun 'eşitlikçi' özgürlük/demokrasi her eve lazım.

Demokrasi, herkese göre değişen bir kavram değil. Nerede doğduğu, hangi sınıfın icadı olduğu, gelişimi, zaman içinde nasıl zenginleştiği ve her ne kadar muhtelif ülkelerde farklı ölçülerde canına okunmuş ve okunuyor olsa da, günümüzde hangi ilkelere dayandığı belli. Son yıllarda en sık işittiğimiz ve tanık olduğumuz yorum/gerçek ise o demokrasilerin sağcı liderler elinde can çekiştiği, hafif tabirle epey yıpratıldığı. Tabii temsili demokrasilerin (açıkçası, kapitalizmin vardığı aşamanın) krizini herkes kendi sisteminin izin verdiği sınırlarda deneyimliyor. Şiddet her ülkede aynı yoğunlukta mümkün olamıyor ve hissedilmiyor. Örneğin ABD, her ne kadar büyük sorunlarla boğuşuyor ve muhtemelen önümüzdeki dönemde de boğuşacak olsa da, fanatik sempatizanları ve Türkiye siyasal İslamcıları dışında neredeyse herkesin nefret ettiği tehlikeli bir soytarıdan dört yılın sonunda kurtulabildi.

Demokrasi krizinin türettiği varsayılan liderlerin/yönetimlerin belirgin niteliklerinden biri, malumunuz, sürekli yalan söylemeleri. Yalanı bir yönetim tarzı olarak benimsiyorlar. Fakat doğru olmayan söz, yalnızca yalancılık amacıyla başvurulan ya da yalnızca bir yalancının silahı olmayabilir. Bilinçli ya da bilinçsiz 'yanlış adlandırmaların' da çıktığı kapı aynı.

Adlandırma sorunu, yığınların giderek sersemlemelerine neden olabiliyor. Okuduğunuz yazının derdi, Türkiye'nin ileri demokrasisi özelinde iktidarın değil, muhalefetin (partiler ve muhalif yurttaşın) giderek daha belirgin hale gelen 'adlandırma' tercihi. Yalan söylemek değil; olup bitene, şu ya da bu nedenle gerekli/doğru adı vermemeleri. Saydamlığı, anlamayı, fark etmeyi, yorumlamayı, doğru tepkiler vermeyi, samimiyeti neredeyse imkânsız hale getiren, son derece 'sersemletici' bir tercih, yöntem bu. Yalanı amaçlamayan, ancak sonunda benzer etki yapan, yapacak tanımlar. Toplumsal gerilimi yatıştırmayı amaçlayan ve bir ölçüye kadar anlaşılabilir günlük siyasi manevralardan, mutedil söylemden değil; sorunların, olay ve olguların gerçek nedenlerini kavramayı imkânsız hale getiren, zihnimize-dilimize giderek yerleşen hal ve tavırdan söz ediyorum.

Muhalif siyasetçi ve bir kesim yurttaşın, bu yola öncelikle iktidar seçmenini 'ürkütmemek' için başvurduğu açık. Bir neden bu. Aynı zamanda, 'hesaplaşılmamış' bir tarihin doğal sonucu. Belki bir diğer gerekçe, toplumu iyi yönde dönüştürme çabasından çok, anket sonuçlarına bakıp yapılan 'hızlı' siyasettir. Her bir muhtemel gerekçeye ilişkin çokça 'adlandırma' örneği bulmak mümkün. Bir iki örnek...

İsraf... Uzun süre yolsuzluğa israf dedi muhalefet. Oysa herkesin görebildiği, farkına varabileceği somut bir olgudan söz ediyoruz. Burada adlandırmanın yanlışlığı doğruluğunu da geçelim; hangi sözcük daha düzgün ve dürüst bir toplum ortalaması inşasına yardım eder? Hemen tüm ihaleler aynı şirketlere, hiçbir çekingenlik ve kaygı emaresi dahi olmaksızın dağıtılırken, muhalif olanın bunun adını koyamamasında bir tuhaflık yok mu? Ne oldu sonunda? İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyeleri bazı 'yolsuzluk dosyalarını' savcılığa teslim ettiklerini açıkladı. Nedir teslim ettikleri, önceki yönetimler israf mı etmiş, belediyenin musluğunu açık mı unutmuşlar?

Hukuk devleti zarar görüyor... Kimi muhalefet milletvekillerinin ve yazarların ifadesi. Yaşadıklarımızı bu serzeniş cümlesiyle açıklamak mümkün mü? Hangi hukuk devleti ilkesi, şu uzun süre önce askıya alınandan mı söz ediliyor? Bir UFO'ya zarar verebilir misiniz? Peki 2021 Türkiyesi'nde hukuk devletine nasıl zarar verilebilir? Cumhuriyet tarihindeki mümtaz yerini çoktan alan İçişleri Bakanı'nın ifadelerini, 'hukuk devletine verilen zarar' mızmızlanmasıyla karşılamak mümkün mü? Diyelim, AYM kararlarına rağmen cezaevinde tutulan insanların yaşadığı, hukuk devleti ilkesini mi zedeliyor? Bu kadar mı? Verilen ad bu mu olmalı? Şaka deseniz şaka değil, fakat nasıl ciddiye alabilirsiniz!

Hukuk devleti olunamadığı için yatırım gelmiyor... Öyle mi? Yatırımcı istikrar ister, peki. İstikrar yalnızca demokrasilerde mi mümkün? Bir faşizm istikrarlı olamaz mı? Sermayenin beklentisi olan 'güvence' yalnızca klasik liberal hukuk düzenlerinde mi mevcut? 1930'lar Almanyası'nın kapitalisti Nazileri desteklemedi mi? Yükseliş döneminde demokrasiyi icat etmiş burjuvazi, zorda kaldığı 1930'lu yıllarda faşizmi icat etmedi mi? İspanya kapitalizmi Franco'dan çok mu şikâyetçiydi ve ABD/Batı ile uzlaşamadı mı o İspanya? 1960'larda turizm canlanmadı mı, sol düşüncenin zindanlarda ezildiği ya da sürgünde olduğu ülkede, turistler Barselona plajlarının keyfini çıkarmadı mı? O Franco, ardılını da belirledikten sonra yatağında ölmedi mi? Türkiye'de OHAL döneminde belli başlı şirketlerin kâr oranları artmadı mı? Vergi borçları silinmedi mi? Sermayedar, kendilerine 'OHAL'in size ne zararı var?' sorusu yöneltildiğinde sırıtarak susup oturmadı mı? Son döviz çılgınlığında birileri servetine servet katmadı mı? En büyük sermaye gruplarından birinin hanımefendi temsilcisi, bir süredir kendisinden haber alınamayan eski maliye bakanını kameralar karşısında övmeye doydu mu, doymadı mı? Muhalif bir iş insanı yıllardır cezaevinde tutuluyorken, diğer iş insanları hangi itirazı yöneltti? TÜSİAD 12 Eylül faşist darbesini canhıraş desteklemedi mi? 1980'de “Bugüne dek işçi güldü, şimdi sıra bizde” demedi mi baş patron? Önümüzde koskoca bir tarih duruyorken, kapitalistin midesizliğine dokunmadan, ekmeğimizi, özgürlüğümüzü, haysiyetimizi 'faiz oranları' ile karşılaştırıp apaçık bir tarihi yok saymak, nasıl bir mantığın, değerlendirmenin ürünü? Hepimiz cezaevinde ya da mezarda olsak ve ülkeye sıcak para aksa, çok mu memnun ve muteber olunacak?

Herkes aş derdinde, kalanı yapay gündem... İyi hoş da, yoksulluğu kabullenmek, aynı zamanda bir özgürlük sorunu değil mi? Berbat bir gelir eşitsizliği ve derinleşen yoksulluk olduğu açık, gözle görülebilir halde kuşkusuz. Peki insanca yaşam yalnızca karnımızın doymasıyla, açlıktan ölmemekle ilgili bir ideal mi? Başka bir derdi, kaygısı, hayali yok mudur insan olanın?

Güç zehirlenmesi yaşıyorlar... Ne demek bu? Bayat balık gibi bir şey mi? Her şey harika giderken, aslında hepsi birbirinden demokrat iken, siyasal İslamcıların tek derdi halkın eşitliği ve maddi manevi refahı iken, birdenbire ne oldu da zehirlendiler, demokrasiyi fazla mı kaçırdılar! Güçler ayrılığı ilkesi bayatlamıştı da dokundu mu? Zehirlediği varsayılan o güç yoğunlaşması neden oldu peki? Neden kendilerini zehirleyecek gücü tümüyle ele geçirmek istediler? Zehre âşina bir toplum ortalamasına hâlâ nasıl hitap edebiliyorlar? Panzehiri bulmakla yükümlü muhalefet ne yaptı bu arada? Soru önergesi mi veriyor? Komisyon odalarında ve genel kurul salonunda fotoğraf mı çektiriyorlar? Bir süredir, milletin vekilleri sosyal medyada iktidarı millete şikâyet ediyor! Çok teşekkür ederiz de, ne yapabiliriz, nasıl yardımcı olabiliriz o vekillere? TBMM'ye gelip moral mi verelim? Sıkmayın canınızı mı diyelim? Nedir yurttaştan beklentileri?

Nazım Hikmet de, Nihal Atsız da toprağımızın değerleri... Sosyal medyadan önce de böyle miydi, bilmiyorum, hatırlamıyorum. Hemen tüm siyasetçiler belli başlı isimleri ve olayları 'anan' mesajlar yayınlıyor. Bir tür 'zorunluluk' gibi algılıyorlar anladığım kadarıyla. Bugüne dek 'söz konusu isimler ülke tarihinin parçası değil,' diyen çıkmadı doğal olarak. Peki nasıl aynı değerdeymiş ve aynı saygıyı hak ediyormuş gibi davranılır? Biri ırkçı, diğeri komünist değil mi? Ya da nasıl olur da örneğin hem Atatürk, hem onu hain ilan edip hakkında ölüm fetvası çıkarmış Vahdettin bu tarihin parçası deyip geçilebilir? On iki yıl boyunca dünyanın canına okumuş Almanlar, Hitler ve Willy Brandt'ı aynı cümlede anar mı? Nasıl hem Demokrat Parti'yi hem Türkeş'i, hem Demirel hem de Deniz Gezmiş'i aynı muhabbetle kucaklar insan? Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edilsin diye canhıraş çaba harcayan, Süleyman Demirel değil miydi? Bırakın ülkücü hareketin niteliğini, Türkeş, 27 Mayıs günü radyodan darbe bildirisini okumadı mı? Hatta darbeciler içinde sert kanattan olduğu için Komite'den tasfiye edilip yurt dışına gönderilmedi mi? Bu karşılaştırmalar ve sahip çıkma arzusu 'yumuşama ve birlikte yaşam' hedefiyle açıklanabilir mi? Birlikte yaşam talebi, omurgasız ve serseme dönmüş yurttaş tipi mi gerektiriyor?

Bir takım menfur olaylar ve emperyalistler... 1980 darbesine giden yolda, Maraş'ta üzücü olaylar gerçekleşmiş? Üzücü öyle mi? Öznesi nerede? Kimler öldürdü insanları? Üzücü olay, ne demek? Ne oldu, Alevilere yolda laf mı atıldı? Bir gazetede kalplerini kıran yazı mı yayınlandı? Onlarca insan, kadın, çoluk, çocuk katledilmedi mi? Hamile kadınların karnındaki çocuk dahi! İnsaf. Emperyalistler mi yaptı? Hangisi? Kim bu emperyalist, ABD mi? İyi de siz ABD olmasa evinizin yolunu bulamazsınız, iktidar olursanız hepiniz o emperyalistle görüşmeyecek misiniz? 'Presidant'tan randevu talebiniz olmayacak mı? 'Tarihsel bağlara' ve güçlü 'müttefiklik ilişkilerine' saygılar sunmayacak mısınız? Maraş'ta ya da 1 Mayıs'ta Taksim'de kitlesel kıyım yapanların adı, hangi dildendi? Maraş'ta kahvehane camekanlarında hangi siyasi partinin simgesi yazılıydı, ABD Cumhuriyetçi Parti'nin mi? 'Menfur' sözcüğü olmasa ne yapacaktınız? Yurttaşın doğruyu bilme hakkı yok mu? Bilmek, anlamak bir hak değil midir?

Hiçbir şeyin adını koyamayan, hiçbir günahıyla hesaplaşamamış, temelsiz özgüvenle efelenmeyi milli çıkarın yüceltilmesi gören, kafası karışık; ezcümle, bile isteye sersemletilmiş bir yurttaş çoğunluğu ile demokratik siyasal sistem kurmak mümkün mü? Değil. Boncuklu parlamenter sisteme geçilse de, değil. Yalnızca iktidarın yapıp ettikleri değil, muhalefetin yapmadıkları ve söylemedikleri de, aklı başında hiç kimsenin oturup çay içmek dahi istemeyeceği bir yurttaş tipinin şekillenmesine hizmet ediyor.

Facebook Yorumları

reklam
24.01.2021
Nasıl olur da Türklüğü kabul etmezler? Belki Türk değillerdir!
17.01.2021
Türklüğü benimsemeyen Ermeni’ye de mi ‘Türk’ denecek!
12.01.2021
Bir sersemletme yöntemi olarak, doğru adlandırmamak...
11.01.2021
Türkiyelilik, Türklük ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı…
7.01.2021
Anam babam okul yüzü görmemişti, Boğaziçi’nde hocalık yaptım…
5.01.2021
İktidar olduğunuzda, 'münasip isimler dairesi' kurarsınız!
1.01.2021
Fikri Sağlar’a yönelik tepkinin içeriği ve muhalif siyasetçiye birkaç basit soru…
31.12.2020
12 Eylül darbecilerinin, gençlere ‘Lenin, Mao ve Kastro yerine, din öğretme’ arzusu
30.12.2020
81 baro – 22 baro = Anayasa ve Kürt sorunu!
26.12.2020
Laikleşme macerasında Türkçe ezan ve çok partili yaşam aşaması…
22.12.2020
'Terör yuvası' tamam da, 'fuhuş yuvası' biraz ağır oldu!
19.12.2020
HDP hakkında kapatma davası açılırsa ne olur?
15.12.2020
Laik Cumhuriyet laik miydi?
8.12.2020
Mülkiye, üniversite ve Muhittin (Tuncer) Bey...
6.12.2020
Osmanlı’dan ‘laik’ Cumhuriyet’e giden yolda neler yaşandı?
1.12.2020
Demokrasi için biraz olsun gerekli haslet, mahcubiyet...
28.11.2020
Osmanlı-Türk laikleşmesi: Ezber ve klişe sevgisinin yararsızlığı
25.11.2020
Kendi OHAL'imi ilan ettim şekerim, kafam rahat...
23.11.2020
Devlet bekası ve laiklik: Söz konusu devletse insan teferruattır!
13.11.2020
Laiklik neden çok önemli ve zor bir konu?
10.11.2020
Talihsiz bir siyasal iletişim yolu, yaranma çabası...
3.11.2020
Bir siyasi duruş olarak, istihza...
27.10.2020
Hastam çok ama doktor değilim!
25.10.2020
Türban yasakları ‘nasıl’ tartışılmıştı?
20.10.2020
AYM üyesine neden kızgınsınız, ‘Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz’ mi dedi?
19.10.2020
Bir cisim yaklaşıyor, demokrasi olabilir, aman Allah’ım!
13.10.2020
Bir siyasi faaliyet türü olarak, homurdanmak...
10.10.2020
Türkiye’de anayasa ‘kavgaları’ yaşandı, ‘tartışması’ değil…
30.09.2020
‘Gerçek gündem’ kabul edilmek için ne yaşanmalı?
29.09.2020
Ayaklar, diz ve mabat açısı...
25.09.2020
Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen ...
19.09.2020
İçişleri bakanının, AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine…
15.09.2020
KHK'ye övgü
13.09.2020
12 Eylül anayasası, hukuku ve sona ermeyen sistem tartışması…
11.09.2020
Biz hep haklıydık ve ne yazık ki anayasalar kötüydü!
8.09.2020
'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...
6.09.2020
İspanyollar Franco sonrası nasıl bir sistem kurdu? Onlar da bizi kıskanıyor mu?
1.09.2020
Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığına son vermenin zamanı gelmedi mi!
30.08.2020
Almanya nasıl bir sisteme sahip ki, mütemadiyen Türkiye’yi kıskanıyor?
25.08.2020
Fransızlar ‘yarı başkanlığı’ benimsedi… Milli bayramlarına da değer veriyorlar!
24.08.2020
Amerikalıların derdi neydi de, ‘başkanlık’ sistemini tercih etti?
21.08.2020
Parlamenter sistemi kim, neden icat etti?
20.08.2020
Naziler durmadan yalan söylüyor ve hasımlarıyla alay ediyordu!
17.08.2020
‘Güçlendirilmiş’ parlamenter sistem ne demek?
12.08.2020
Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?
25.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
12.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
1.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
28.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
7.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
5.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive