Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Bir siyasi faaliyet türü olarak, homurdanmak...


13.10.2020 - Bu Yazı 1192 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 'Kararsızlar' dağıtıldıktan sonra memleketin en yüksek oy oranına ulaşan siyasi oluşumu, homurdananların ve sünepelerin birlikteliği olabilir! İkisinin de, farklı partilere oy veren azımsanmayacak ölçüde temsilcisi var ve gelişmelere yön verme konusunda belirleyiciler.

Özel ve kamusal ilişkilerimizde sıklıkla karşılaştığımız, orta halli, genellikle ve ihtiyaç duyuldukça 'seçmen' sıfatıyla tanımlanan insanların kahir ekseriyetinden söz ediyorum. Siyasi ya da hukuksal açmazların ve kavgaların en yakıcılarından haberdar, buna mukabil olumsuzluklardan asgari ölçüde etkilenen, etkilendiği kadarı yaşamında anlamlı değişikliklere neden olmayan, şu ya da bu düzeyde 'rahatsız', ancak rahatsızlıklarını yüksek sesle dile getirdiklerinde yarardan çok zarar göreceklerini hissettiklerinden 'homurdanmakla' yetinen yurttaş kümesi.

Homurdananların en güçlü müttefiklerinden biri ise, her gelişmeyi, o gelişmenin içeriği ve müsebbibi kim olursa olsun 'geçiştiren', homurdanma gereği dahi duymayıp yalnızca seyredenler. 'Üç maymunu oynamak' gibi bir görmeme, duymama halinden söz etmiyorum. Orada maymunların gözü, kulağı ve ağzı var ve onları kapatıyorlar. Sünepelerin başat niteliği, duyu organlarından tümüyle yoksunmuş gibi davranabilmeleri.

'Homurdananlar' daha ziyade, en geniş yelpazede -ama öyle böyle değil, hakikaten çok geniş bir yelpaze bu- 'sol' ideolojiye mensup olduğunu düşünen 'muhalif' kümeye dahil. 'Sünepeler' arasında bir oylama yapılsa, herhalde, yine tüm renkleriyle 'sağa' daha büyük destek çıkar. Sağ, ne kadar renk barındırabilirse tabii!

HOMURDANANLAR...

Söze 'dünyada' ifadesiyle başlamak genellikle boş laftır. Nitekim bu tercihi yapanlar çoğunlukla 'dünya' hakkında pek bir şey bilmez. İfadenin gücünü artırdığını düşünürler ama o da olmaz. Fakat, dünyada günlük siyasetin köşe bucakta en çok konuşulduğu yerlerden biri Türkiye olsa gerek, varsayımı muhtemelen pek yanlış sayılmaz. Bu durum Türkiye toplumunun 'politize' olduğunun mu, yoksa sürekli parti ve siyasetçilerin konuşulduğu bir 'apolitiklik' halinin mi kanıtıdır, bilemem. Bana daha çok ikincisi gibi geliyor. Başka herhangi bir şey yapılamadığı, yönetime farklı araçlarla katılım yolları bulunmadığı, düşünce ve ifade özgürlüğü son derece sınırlandığı, özellikle son dönemin siyasal-toplumsal koşulları yurttaşı fazlasıyla ürküttüğü için; ortalama bir muhalife homurdanma, kısık sesle sinirlenip şikâyet etme seçeneği kalmış gibi.

Ancak yalnızca güncel koşullarla açıklamaya çalışmanın yeterli olup olmadığından da emin değilim. Daha ferah yıllarda da cazipti homurdanmak. Belki günümüzden farkı, tek seçenek gibi görünmüyordu insanlara. İç ferahlatıcı bir yanı var homur homurun. Öncelikle, bir şey yaptığı hissi yaşatıyor insana. Tavır alınmış, tepki gösterilmiş, 'saf' belli edilmiş oluyor. Genellikle yakın çevreyle gerçekleştirilebilecek bir faaliyet türü bu. Kamusal alanlarda homurdanmanın hiç hesaba katılmayan bedelleri olabilir. Nitekim bu yönde haberler okuyoruz son zamanlarda. Pazarda homurdanan bir kadını, sayın muhbir vatandaş olan diğer kadın ihbar edip gözaltına aldırabiliyor. Bu nedenle göreli korunaklı bir alana gereksinim var. Kol kırılsın yen içinde kalsın, tartışma çıkacaksa da tanıdıklar arasında olsun, taktiği. Doğrusu ben de homurdanacağım zaman güvendiğim birilerini arıyorum çevremde. Eğer kalabalık bir yerdeysem, hiç kimsenin duymayacağı şekilde, hatta sözcüklerin yarısını yutarak homurdanıyorum ki, başım derde girmesin! Hiç kimse duymayacaksa ne halt etmeye yapıyorsun o zaman, diye soracaksınız haklı olarak! Olsun, yine de insanın içi rahatlıyor!

Deniz olmadığı için çok sıkıcı bir şehir olan Ankara'da yaşadığım yıllarda, tipik bir 'laikçi elitist' olarak fakülteye dolmuşla gittiğim günlerde, TBMM'nin önünden geçerken mutlaka bir amca ya da teyze meclis binasına bakıp yarı duyulur şekilde homurdanır, vekillere laf atardı. Her, “insanımız bir şey yapmıyor ki kardeşim, koyun gibiler koyun” eleştirisini işittiğimde, o laf atmaları hatırlıyorum. Başka ne yapabilir, o 'insanımız?' Şikâyetçi olduğu konu her neyse, nasıl duyurabilir yönetenlere? Cümleye 'insanımız' ile başlayan insanımız, bu serzenişle ne yapmış oluyor? İktidarı, homurdanana serzeniş yoluyla mı yıpratıyor? “Koyun gibi” varsayımı, politik ve anlamlı bir refleksin sonucu mu? Homurdanana karşı, daha yüksek bilinçle homurdandığını varsayanın homurtusunun kamusal yararı ya da siyasi sonuçları ne olabilir?

Ben de arada bir katılıyorum homurdanma etkinliklerine, hep birlikte homurdanıyoruz. Siyasi faaliyet olarak homurdanmayı seçenler bir örnek değil kuşkusuz. Eğitimli mi değil mi, kadın mı erkek mi, daha önce siyasi herhangi bir faaliyeti olmuş mu olmamış mı, dönem mağduru mu yoksa yalnızca canı mı sıkkın... Her birinin homurtusu farklı. Ortak bir noktaları, olup bitene 'sandık' dışında bir yolla yön verebileceklerine dönük umutsuzlukları. Özellikle homurdanan eğitimli orta sınıf (homurcan ve mızılsu), örneğin sinirlendikleri bir firmanın ürünlerini almazlarsa o firmaya ders verebileceklerini dahi kabullenmek istemiyor sanki. Her şeyin ama her şeyin, kendi zımni ya da açık onay ve vergisiyle yapılabildiğini... Haliyle ortada yalnızca zorunlu bir çaresizlik durumu değil, özenilip inşa edilmiş ve beğenilir hale gelmiş bir çaresizlik hissi var.

'Eğitimli orta sınıf konforu' diye bir şey var hakikaten. O konforu bozmamalı, en küçük bir değişikliğe neden olmamalı herhangi bir dış etmen. Haliyle 'yalnızca' homurdanıyor olmak, cebinde beş kuruşu olmayanın homurtusundan farklı bir durum ve 'uyaroğluculuğu' teşvik ediyor. Örneğin, doğrudan bir mağduriyetle karşılaşmadıysa eğer, çok sayıda insan için AKP dönemi yalnızca 'sinirlendikleri' ve 'kaygı duydukları' bir dönem olarak hatırlanacak. Türkiye'de 'toplum' adı verilen 'kalabalığın,' birbiri için kaygılanan ve yekdiğerinin hakkını hukukunu gözeten bireylerden oluşmaması, homurdanma etkinliğinin böylesini daha cazip hale getiriyor sanırım.

Homurdanma faaliyetinde homurdananın eğitimi, geçtiği tornalar, homurtunun içeriğini belirliyor. “Ne olacak memleketin hali” sorusu herkes bakımından ortak. Zaten 19. yüzyıl Osmanlı münevverinden bugüne dek hemen her okumuşun başlangıç sorusu aynı! Hüzünlü ama gerçek. Farklılıklar, soruya verilen yanıtlarda ortaya çıkıyor. Daha az eğitimliler el yordamıyla ve genel geçer kavramlarla konuşup bir yanıyla, hayatın çok daha içinden, en yakıcı yanlarından örnekler veriyor. Çünkü doğrudan mağdur olmasalar da, söz konusu kesim aslında bir ömür yoksunluk yaşadığından daha keskin gözlemler yapabiliyor. Buna mukabil o cenahta “bir şey değişmez” inancı daha güçlü sanki. Birkaç yıl önce Eyüp'te, otobüste yanımda oturan yaşlı erkek, koşullarından ve yönetimden sert dille şikâyet etti; göz ucuyla bana bakıp onay bekleyerek uzun süre homurdandıktan sonra, “Gerçi ne zaman iyi bir şey gördük ki” diyerek tamamladı.

Eğitimli üst-orta tabakanın homurtusu ise büyük ölçüde yaşam tarzıyla ilgili. AKP'liler dini duyguları böyle pervasızca kullanmasa, gece olunca sağa sola Atatürk siluetleri yansıtsa ve okullarda 'Andımızı' diriltse, aynı sertlikle ve kesif milliyetçi siyasetle uzun süre idare edebilirlemiş gibi geliyor bana. Tabii bir de, ekonomi bu halde olmasa! Sorun milliyetçilikten çok dincilikte çıkıyor. Türk-İslamcılığın 'din' hanesinde ölçüyü kaçırıyorlar! İdeolojilerinin doğası gereği kuşkusuz. Önceki sağcı yönetimlerin becerisi, ikisini dengede tutabilmek ve ne olursa olsun Batı kültürüne sırtlarını dönmek istememeleriydi. Homurdanan eğitimli tabakanın başlıca kızgınlıklarının bu konuda olduğunu gözlemliyorum. Yoksa Kürtlere yapılanlar, ya da Kavala şunca zamandır içeride tutuluyor, birileri durup dururken işinden gücünden oldu vs... Bunların ciddi kaygılara neden olduğunu sanmıyorum. Birini Soros'la, diğerini bölücülükle, berikini bimem neyle açıklıyorlar. Söz konusu kesimin, açıklamak istediğinde açıklayamadığı hiçbir sorun yok!

Daha önce de yazmıştım sanırım, eski fakültemde yıllarca bir hukuk dalında ders veren, kaba saba olduğundan bir an kuşku duymadığım bir profesör doktor, başkaca profesör doktorların ve biz profesör doktor olmayanların da bulunduğu bir bölüm toplantısında, yeni bir anabilim dalı açılması gündeme gelince “Ya böyle bilim mi olur, ben gazete okuyarak öğreniyorum zaten bunları, saçmalık!” diyerek tepki göstermişti. Homurdananların hiç olmazsa bir kısmında da gözlemlenebilecek bir özgüven örneği bu! Konu Kıbrıs seçimleri mi? E dört tarafı sularla kaplı kara parçası işte, bunun neresi anlaşılmaz. Ayrıca 'yavru' vatan! Kürt sorunu? Öyle bir sorun yok, terör sorunu var! Ekonomi? Küresel baronların şeyi. İktidar? İyi yanlarını da görmek lazım ve asıl sorun halkın cehaleti! Dış siyaset? O devlet politikası ve ABD emperyalist. Suriye? Memlekete doldurdular bunları. Milliyetçilik? Vatan için ölürüz. Çocuklar? Bedelli yaptılar, şimdi yurt dışındalar...

Homurdandık mı, evet homurdandık. İçimiz rahat mı, çok şükür. Birbirimizi eyledik mi, ziyadesiyle. Akşama ne yiyeceğiz? Evde mi lokantada mı? Evde olsun, malum salgın...

Tabii bunlar 'bireysel' homurdanmalar. Kurumsal olanları iyice sinir bozucu ve çok daha vahim sonuçlara yol açıyor. Örneğin hâlihazırdaki muhalif siyasetçilerin sosyal medya homurtuları. İktidarı bize şikâyet edip duruyorlar! Ben de her okuduğumda “Hay Allah ne yapsak, nasıl yardım etsek acep muhalefet vekillerine; bak gördün mü neler yaşıyor insanlar,” diyerek dertleniyorum. Sürekli halktan söz etmelerine karşın, o halkın büyük çoğunluğunun adını dahi bilmediği muhtelif siyasi partilerin, 'sen ben bizim oğlan' homurdanmasına ne demeli! Örnek çok, yazı uzuyor, homurdanmayı kesmek gerekiyor bir yerde! 'Sünepeliğe' yer kalmadı...

Biri çıkıp “ukalalık yapıyorsun da, peki ne yapsın insanlar?” dese, hem sabaha kadar anlatmak, hem verecek yanıt bulmakta zorlanmak mümkün! Sanırım dönüp dolaşıp 'yurttaş olabilmek' konusuna geliyoruz. Yaşadığı yerde bir yandan diğerleriyle birliktelik duygusu geliştirebilecek, diğer yandan homurtusuna neden olan derdi neyse endişe duymadan dile getirip yönetime her düzeyde katılabilen birer 'yurttaş' olmak. Homurtusunu siyasal kanallara aktarabilmiş, kendisini gerçekleştirebileceği koşullara sahip, eşit yurttaş. Yoksa tarihimizde genellikle olduğu gibi, ha bu yönetime homurdanmışsın ha yerini alacak olana...

Facebook Yorumları

reklam
27.10.2020
Hastam çok ama doktor değilim!
25.10.2020
Türban yasakları ‘nasıl’ tartışılmıştı?
20.10.2020
AYM üyesine neden kızgınsınız, ‘Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz’ mi dedi?
19.10.2020
Bir cisim yaklaşıyor, demokrasi olabilir, aman Allah’ım!
13.10.2020
Bir siyasi faaliyet türü olarak, homurdanmak...
10.10.2020
Türkiye’de anayasa ‘kavgaları’ yaşandı, ‘tartışması’ değil…
30.09.2020
‘Gerçek gündem’ kabul edilmek için ne yaşanmalı?
29.09.2020
Ayaklar, diz ve mabat açısı...
25.09.2020
Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen ...
19.09.2020
İçişleri bakanının, AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine…
15.09.2020
KHK'ye övgü
13.09.2020
12 Eylül anayasası, hukuku ve sona ermeyen sistem tartışması…
11.09.2020
Biz hep haklıydık ve ne yazık ki anayasalar kötüydü!
8.09.2020
'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...
6.09.2020
İspanyollar Franco sonrası nasıl bir sistem kurdu? Onlar da bizi kıskanıyor mu?
1.09.2020
Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığına son vermenin zamanı gelmedi mi!
30.08.2020
Almanya nasıl bir sisteme sahip ki, mütemadiyen Türkiye’yi kıskanıyor?
25.08.2020
Fransızlar ‘yarı başkanlığı’ benimsedi… Milli bayramlarına da değer veriyorlar!
24.08.2020
Amerikalıların derdi neydi de, ‘başkanlık’ sistemini tercih etti?
21.08.2020
Parlamenter sistemi kim, neden icat etti?
20.08.2020
Naziler durmadan yalan söylüyor ve hasımlarıyla alay ediyordu!
17.08.2020
‘Güçlendirilmiş’ parlamenter sistem ne demek?
12.08.2020
Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?
25.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
12.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
1.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
28.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
7.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
5.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive