Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

KHK'ye övgü


15.09.2020 - Bu Yazı 313 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 KHK’lilere yapılan eziyet doğru ama ne yazık ki eksik…

KHK’lilere yönelik idari, yargısal ve toplumsal tavrı, muhalefet partilerinin bu konuda da ‘oyuna gelmeyen’ yaklaşımını yürekten destekliyor, ancak ne yazık ki bazı eksiklikler olduğunu düşünüyorum.

Tamam, dört başı mamur bir hukuk devletinde yaşıyoruz, kabul. Yine de KHK’lilere yönelik bu denli hukuki ve insani bir yaklaşım hakikaten gerekli mi; sormadan, düşünmeden edemiyorum doğrusu.

Öncelikle, KHK’lerin anayasaya/hukuka uygun olduğunun ‘düşünülmesinden,’ buna ‘inanılmasından’ yanayım. Dört yıl önce bazı tereddütlerim vardı, ancak zaman içinde ben de doğruyu gördüm. Anayasa hükümleri bazen göründükleri gibi olmayabilir. Okuyanlar, onların ‘aslında’ ne demek istediğini göremiyor, anlayamıyor olabilir. Ayrıca anayasa nihayetinde kul yapısı ve bazı milli manevi değerler söz konusu olduğunda, ona körü körüne bağlanmanın gerekli olduğunu savunmak bana makul görünmüyor.

Misal, anayasa ‘mahkeme kararlarının’ bütün ‘organlar’ bakımından bağlayıcı olduğunu hükme bağlıyormuş. Kimmiş o organlar? Tek tek isim vermiş mi? Ali seni de bağlar, Veli seni de, Mehmet sakın görmezden gelme vs. demiş mi? Yöneticiler nereden bilecek kendileri için bağlayıcı mı değil mi? Her hükme daha geniş, daha ferah bakılmalı. Zira bir yönetici, “bağlayıcı diyor ama beni kastetmiyor muhtemelen,” diye düşünebilir ki haklı da olur.

Bundan aylar önce pasaportumdaki tahdidin kaldırılması için ‘ilgili’ birime başvurmuştum. Kapıdan çıkarken gayrı ihtiyari “En geç 60 gün içinde bir cevap gelecek, değil mi?” diye sordum. Neden? Çünkü, ‘idareye’ başvuru ve 60 gün içinde yanıt gelmezse ‘zımni ret’ gibi bir takım çok affedersiniz Batı kaynaklı ezberler nedeniyle. Memur yüzüme bakıp “O süre bizim için geçerli değil,” dedi. Öyle ya, neden herkes için geçerli olsun ki böyle bir kural.

Devamında, “Peki tahdidin kalkıp kalkmadığını nasıl öğreneceğim, postayla bildirilir mi yoksa buraya geleyim mi?” diye sordum. Memur, iki hafta sonra gelip kontrol etmemi önerdi. Tamam, dedim. İşimi sağlama almak ‘adına’ üç hafta sonra gittim. Memur, “Henüz kalkmamış,” dedi. Bunun üzerine, “Bir daha ne zaman geleyim?” sorusunu yönelttim. Memur, “Hayır, gelmenize gerek yok, artık yanıt evlere gönderiliyor,” dedi. Hemen ardından, “Siz yine de uğrayın ama, ne olur ne olmaz,” diye ekledi. Peki, diyerek çıktım.

İşte o gün o memurun rahatlığı ve kurallara yaklaşımı, hukuk konusundaki hassasiyeti, benim de anayasa, hukuk ve KHK’ler konusunda mutlak bir aydınlanma yaşamama neden oldu.

Bence KHK’ler doğru ve hukuka uygun. Uygun görülmeli. Bakışımız bu yönde olmalı. Nihayetinde bakış bizim bakışımız, istediğimiz gibi bakabilmeliyiz. Değildir, diyenler çok muhtemelen bir örgütle en azından iltisaklıdır. Kendisinin ‘olmadığını’ düşünmesi bir şey değiştirmez. İnsan bazen hiç farkında olmadan da bir örgüte üye ya da iltisaklı olabilir. Doğrusu bu şekilde düşünmek. Aksi bana çok saçma görünüyor artık.

Malumunuz AYM 9/8 bir karar verdi ve ‘imzacı akademisyenlerin’ imza attığı metni ifade özgürlüğü kapsamında kabul etti. Bu, toplumun ya da idarenin değil AYM’nin sorunu, kusura bakmasınlar. İki açıdan sorunlu bu vahim karar: Öncelikle, olmaz olsun böyle ifade özgürlüğü. Neymiş, devlet ve yönetenler sert biçimde eleştirilebilirmiş. Yok ya! Dünyanın neresinde olurmuş acaba böyle bir şey. Türkiye hukuk sisteminin ve idarenin özgürlük sevdalısı oluşu böyle suistimal edilir mi? Ben o sekiz üye gibi düşünüyor ve akademisyenlerin terör destekçisi olduğu kanısıyla hareket eden AYM üyelerini kutluyorum.

İkinci sorun ise o kararın gereğinin yerine getirilmesi gerektiği yönündeki yorumlar. Bazı sözde akademisyenler ve sözde hukukçular, AYM kararının üzerinden bir yıl geçtiğini ve hâlâ görmezden gelindiğini dile getirmekte ısrar ediyor. Bak sen! Mahkeme bir karar verdiyse verdi, kime ne! Anayasa’nın 153/son maddesi ‘bağlayıcı’ diyor olabilir. Anayasanın her dediği yapılacaksa, çok affedersiniz ama, idare neden var? Şaşkınlıkla okuyorum bu yöndeki değerlendirmeleri. Hem bakın AİHM Başkanı Türkiye’ye geldi. Kapalı Çarşı’yı gezerken muhtemelen Beyazıt kapısı yakın olduğu için uğradığı İstanbul Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada AYM’nin bu kararını övdü. Peki, illa uyulmalı dedi mi? Ya da ‘neden uygulanmıyor?’ diye sordu mu? Eleştiri yöneltti mi? Eh bu sözde hukukçular daha mı iyi biliyor mahkeme başkanından. Başkan, karara konu olan işleri yapan insanlar tarafından alkışlandı. Neden? İşte bunlar hep hukuk ve anayasa…

Bir bakanın, “ben AYM başkanına bu konulardaki rahatsızlığımı ilettim” deyişi bu bakımdan son derece yerindeydi. Olması gereken bu. Ne yani siyasetçiler rahatsızlıklarını iletemeyecek mi yargı organlarına? Pışık! Herkes kafasına göre karar versin o zaman. ‘Hukuk devleti,’ hukukun devleti yönetenlerin taleplerine göre şekillenmesini gerektiren bir ilkedir. Hukuk devletinden beklenen ‘öngörülebilirlik’ amacı da, idarecilerin duygu ve düşüncelerini ‘öngörerek’ hareket etmeyi anlatır. Aksi yöndeki yorumlar, birlik ve beraberliğe zarar verir. Yeri gelmişken, tüm hukuka giriş kitapları bu yorum çerçevesinde gözden geçirilmeli ve evrensellik noktasında âdeta milli beraberliğin altını oyan sözde tanımlar ayıklanmalı.

Şunu da eklemeden geçemeyeceğim. Ne yazık ki ilk aylarda ben de diğer sözde yazarlarla aynı yanılgıya düşüp OHAL KHK’lerinin OHAL ‘konusu’ ve süresiyle ‘sınırlı’ olması gerektiğini, önlemlerin kalıcı hale getirilemeyeceğini vs. yazdım. Neden? Anayasa’nın gereği olduğu düşüncesiyle. Pişmanım. Anayasanın bağlayıcılığı safsatasına kapıldım ne yazık ki. OHAL darbe girişimi nedeniyle ilan edildi diye, yalnızca o konuya ilişkin kararlar alınması beklentisi kadar akıl almaz bir şey olur mu! Anayasa ve ilgili yasa bu konuda kafa karıştırıcı hükümler içeriyor olabilir. Bu durumda değiştirilmesi gereken o anayasa ve yasadır. Bunu yapmak yerine, idarenin anayasaya aykırı davrandığını iddia etmek terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürmek değilse, nedir?

KHK’lilere yönelik diğer uygulamalardan ve gerek siyasetçilerin gerekse diğer toplumsal kesimlerin değerlendirmelerinden de son derece memnumun.

Yukarıda ‘imzacılar’ dedim. Bir de darbe girişimi sonrasında işlerinden edilen on binlerce yurttaş var. Çoğu hakkında açılmış bir soruşturma yok. Bir kısmı yargılanıp beraat etti. Bu somut veriler hiç kimseye hiçbir şey ifade etmemeli. ‘Kurum kanaatiyle’ işlerinden edilenlerin bunu hak ettiğini düşünüyorum. ‘Kurum kanaati’ her şeyin, tüm hukuk kural ve ilkelerinin önünde olmalı. Doğrusu bu. Bir hukuk kuralı ya da mahkeme kararının, herhangi bir kamu kurumunun idarecisinin ‘kanaatinden’ daha etkili olabilmesini kabullenemiyorum. ‘Hukuka uygunluk’ takıntısı tümüyle terk edilene kadar da bu ülkedeki temel sorunlar noktasında kolay kolay çözüm üretilebileceğini sanmıyorum.

Devlet, darbe girişiminin ardından, itiraz etmek isteyenler için bazı başvuru yolları işaret etti. Bence hiç gerek yoktu ama yine de hukuka uygunluk isteği ağır bastı demek ki. Dediler ki, önce komisyon, oradan idari yargı, oradan AYM’ye başvuru, oradan AİHM… Yaklaşık 15-20 yıllık bir süreç. Acele işe şeytan karışır. Daha ne olsun, hakikaten itiraz edenler ne ister, anlamakta zorlanıyorum. Gerçi süreyi biraz uzattılar ama şu meşhur ‘Komisyon’un herhangi bir süre ile sınırlanmış olmasını sindiremiyorum inanın. Adamlar komisyona atandılar, bir de üstüne belli bir süre içinde karar vermeleri mi beklenecek? Bu hangi vicdana sığar? Şu ana dek imzacılarla ilgili tek bir karar vermemelerini takdirle karşılıyorum. Sağolsunlar. Görevlerinin hakkını veriyorlar. Bazı kararlarını ise kişiler vefat ettikten sonra açıklıyor ki, kabul edelim en doğrusu bu.

KHK’liler konusunda lüzumsuz hukuksal tartışmalar dışındaki muhtelif yaklaşımlar da övgüyü hak ediyor.

Örneğin ‘sivil ölüme’ mahkum edilmeleri. Eh askeri vesayet sona ermedi mi, elbette sivil olacak. Kişisel olarak, bunun âdeta en kabul edilebilir yaklaşım olduğu kanaatindeyim. Yatıp kalkıp yaşadıklarına şükretsinler. Yine, medeniyetimiz noktasında işsiz kalanlara ‘ağaç kemirilmesi’ önerisi de çok değerliydi. Gerçi ormanların muhafazası noktasında bazı zararlara yol açma ihtimali var tabii. Belki bu sorun, önerinin ‘kurumuş ağaçları kemirsinler’ şeklinde revize edilmesiyle aşılabilir. Vin vin…

Kimi siyasetçilerin FETÖ ile ilgili açıklamalarını da aynı heyecan ve mutluluk dairesinde takip ediyorum. Geçenlerde iktidar partisinin önemli düşünce insanlarından biri, FETÖ’nün siyasete sızmayı hiç düşünmediğini, söyledi. Kesinlikle aynı kanıdayım. Şu yaşıma geldim; bugüne dek iktidar cenahından bir Allah’ın kulunun ‘Cemaat’ ile ne herhangi bir muhabbetine, ne tek bir fotoğrafına, ne övücü bir konuşmasına, ne Türkçe Olimpiyatları’ndaki bir görüntüsüne vs. tanık oldum. Doğruya doğru. Kendilerini kutluyorum, bu çok önemli bir başarı ve hakkı verilmeli. ‘Siyasete sızdı’ diyenlere ‘kargalar’ gülsün. Ya da başka bir kuş, karga noktasında ısrarcı değilim.

İnternette bazı bankaların KHK’lilere hesap açmadığını vs. okuyor ve çok mutlu oluyorum. Doğrusu bu. Sanki herhangi bir yurttaşmışçasına, bir bankada hesap açma noktasında girişimde bulunmaları âdeta bir şuursuzluk belirtisi. Açmasınlar efendim. Yine, KHK’lilerin iş bulmalarının engellenmesi de yerinde bir uygulama. Ha keza, bir kısmının çocuklarını okula kaydetmekte zorlanması, veli toplantılarına davet edilmemesi, çocuklarının dışlanması gibi uygulamalar da medeniyetimiz dairesinde düşünülmesi gereken doğru işler. Tüm bu uygulamalarda ‘hukukun’ gerekleriyle değil, kişisel ya da kurum kanaatleriyle hareket edilmesi yerinde uygulamalar. Neymiş efendim, kişi beraat etmiş. İyi de sor bakalım, idarenin içi rahat mı? Hayatta en önemli şey iç rahatlığı, bunu bilir bunu söylerim.

Beni çok etkileyen ve medeniyet dairesinde heyecanlandıran durumlardan biri de, ihraç edilen insanların bir kısmının eş dostları ve aileleri tarafından dışlanması. Dünyanın bizi kıskanmasının nedenlerinden bir olan ‘değerlerimiz’ bakımından olması gereken, bu. Görünce yol değiştirmek, bir gün önce birlikte yemek yediği insanın telefonunu rehberden silmek, komşuluk ilişkisini bitirmek gibi davranışlar olumlu ve özellikle belli kesimlerin omurga yapısı hakkında hayli fikir verici.

Tabii ‘demokrat’ kesimin KHK’ler konusundaki doğru tavrını da anmadan geçmemeli. İyi de… hımm… yani ama… onlar da… işte hukuk filan… bilemiyorum… suçsuz olabilir ama… Doğrusunu yapıyorlar. Hukuk kuralları herkese yüz verecek şekilde ele alınmamalı. Her hukuksal değerlendirmede ‘acaba kim sevinir?’ diye düşünülüp ola ki karşı olduğumuz birilerinin işine gelecekse, ona göre hareket edilmeli.

KHK’liler konusunda bugüne dek idarenin ve toplum ortalamasının tavrını takdir etmekle birlikte yine de bazı konularda yeteri kadar cesur davranılmadığı kanısındayım. Şöyle ki:

Örneğin darbe girişiminin ilk günlerinde, asıl mesleği sütlaç satmak olan mümin bir belediye başkanının ‘darbeci mezarlığı’ önerisi yeteri kadar destek bulmadı. Çok yazık. Oysa yalnızca darbe girişiminde doğrudan yer alanlar değil, KHK’lilerin tümü için böyle bir uygulama ciddiyetle gündeme alınabilirdi. Neyse ki geç kalınmış değil. Vefat eden bir KHK’linin, çok affedersiniz âdeta normal bir vatandaşmış gibi defnedilmesi bana lüzumsuz derecede insaflı görünüyor. Gerçi zaman zaman ‘imam cenaze namazını kıldırmak istemedi’ nevi olumlu haberler okuyorum ama yine de bu işler kişilerin inisiyatifine bırakılmamalı.

İlk günden itibaren düşünüp önerdiğim ‘farklı kıyafet’ uygulaması var ki, şu ana dek hayata geçirilmemiş olmasını anlamakta zorlanıyorum. Tek tip kıyafet ya da kıyafetin görünür bir yerine nakşedilecek KHK harfleri, toplumun geri kalanının KHK’liler ile ‘sosyal mesafesini’ korumasında yararlı olur. Beden dokunulmazlığı, özel hayat gibi Zihni Sinir hukuksal engelleri umursamanın gereği yok. Önemli olan toplum ve devletin bekası. KHK’lilerin ortalık yerde rahatça, âdeta herhangi biriymişçesine dolaşması kabul edilemez. Malumunuz geçen seçimde YSK’nin kimi ‘hukukçu’ üyeleri, her türlü takdirin üzerinde doğru bir yorumla, ‘KHK’lilerin oy kullanamayacağına’ karar vermişti. Ne yazık ki çoğunluktaki üyeler bu görüşe katılmadı. İşte farklı kıyafet uygulaması, oy verseler de hiç olmazsa sandık başında hak edilen muameleyle karşılaşmalarını sağlayabilir.

Tabii bunlar dışında başkaca öneriler de getirilebilir. Örneğin ‘kamusal fayda’ noktasında aşı denemelerinde öncelikle KHK’liler kullanılabilir… ya da geçen hafta gündeme gelen ‘kitap okuma’ cezası çeşitlendirilip KHK’lilerin hiç olmazsa bir H. B. Kahraman çalışması okumaya mecbur bırakılması sağlanabilir… Gerçi biraz orantısız ceza olabilir ama KHK’liler, CHP içi ‘Mustafa Kemal mi yoksa Atatürk mü demeli?’ tartışmasına dahil edilebilir… Buna mukabil, bir kişinin öneri sunma çabasıyla olabilecek işler değil bunlar muhterem okur. Ortak düşünmeyi, birlikte karar almayı, âdeta bir beyin fırtınası yapılmasını gerektiriyor.

Bu ‘beyin fırtınası’ için öncelikle üniversitelerimize başvurulabileceğini hatırlatmaya herhalde gerek yok. KHK’lilere hak ettikleri eziyet konusunda yaratıcı öneriler getiren akademik çalışmalara ‘maddi teşvik’ sunulması, verimi artıracaktır. Yine, vin vin.

Ezcümle, KHK’lilere yönelik idari, hukuki, siyasi ve toplumsal yaklaşımdan ve uygulamalardan son derece memnumun. Emeği geçenlere teşekkür borçluyum. Memleketimize ve insanımıza yakışan bu çizgidir. Buna mukabil, yapılanların yeterliği noktasında âdeta hümanizm adına bazı eksiklikler olduğunu da, üzülerek ifade etmek zorundayım…

Facebook Yorumları

reklam
19.09.2020
İçişleri bakanının, AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine…
15.09.2020
KHK'ye övgü
13.09.2020
12 Eylül anayasası, hukuku ve sona ermeyen sistem tartışması…
11.09.2020
Biz hep haklıydık ve ne yazık ki anayasalar kötüydü!
8.09.2020
'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...
6.09.2020
İspanyollar Franco sonrası nasıl bir sistem kurdu? Onlar da bizi kıskanıyor mu?
1.09.2020
Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığına son vermenin zamanı gelmedi mi!
30.08.2020
Almanya nasıl bir sisteme sahip ki, mütemadiyen Türkiye’yi kıskanıyor?
25.08.2020
Fransızlar ‘yarı başkanlığı’ benimsedi… Milli bayramlarına da değer veriyorlar!
24.08.2020
Amerikalıların derdi neydi de, ‘başkanlık’ sistemini tercih etti?
21.08.2020
Parlamenter sistemi kim, neden icat etti?
20.08.2020
Naziler durmadan yalan söylüyor ve hasımlarıyla alay ediyordu!
17.08.2020
‘Güçlendirilmiş’ parlamenter sistem ne demek?
12.08.2020
Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?
25.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
12.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
1.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
28.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
7.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
5.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive