Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil


18.05.2020 - Bu Yazı 332 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sırrı Süreyya Önder Medyascope’ta Ruşen Çakır ile söyleşisinde, konu HDP seçmeninin yerel yönetim seçimlerindeki tavrı ve Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden gönderdiği “Bağrınıza taş basın” mesajına geldiğinde, söz konusu ifadenin ‘anlamını’ sorgulayan bir iki söz söyledi. Diğer partilerin, özetle, “Neden bu insanlar bize oy vermek için bağırlarına taş basıyor” sorusunu kendilerine yöneltmediklerini dile getirdi. Daha ağır ne söyleyebilir hakikaten bir insan, bilemiyorum. 

Seçimden bugüne aklımdan çıkmayan bir rica, “Bağrınıza taş basın.” Üstelik yalnızca Kürtler değil, çoğu zaman Türkler ve diğerleri bakımından da geçerli olan bir ‘sandık çaresizliği’, gönülsüz oy vermek. Azımsanmayacak yoğunlukta seçmenin, birine ‘başka seçenek göremediği için’ oy verdiği sır değil ve bu zorunluluk durumu az çok her siyasal görüş bakımından geçerli. 

Siyasal partilerin bu yüz kızartıcı destek şeklini fazlaca dert etmemesinin kökeninde hemen her seçmeni biraz da ‘kelle’ olarak görmeleri var muhtemelen. Eşit yurttaşlığın olmadığı, vergi verenlerin seçtiklerine hesap sorma mekanizmalarının bulunmadığı, dört beş yılda bir kez sandığa gidip kendilerine genellikle yalan söyleyen insanlara oy atmanın ‘demokrasi’ zannedildiği bir yerde, seçmen, demokratik siyasetin asli unsuru olamıyor. Hepimiz, miting meydanlarında nutuk kürsüsünün karşısında adları ve yüzleri seçilemeyen seçmen kartlarıyız. İyi ihtimalle. Arada bir başları okşanması gereken seçmen kartları.

Ancak, Kürt seçmene, Kürt siyasal hareketinin meclisteki temsilcisi olan HDP gibi bir parti ve seçmenine yönelik tavır, diğerlerine nispetle son derece seviyesiz ve ayrımcı. “Irkçı” demiyorum, zira Türkiye’de ırkçılık yok! Bir muhalif sanatçının cenazesini topraktan çıkarıp yakmak isteyen Almanların yaşadığı Almanya’da; bir milletvekilinin anasının cenazesinin gömülmesini engelleyenlerin yaşadığı Fransa’da vs. var ırkçılık, faşizm. Burada yok ama. Kesinlikle yok.

Diyeceğim, benim vergimle bana afra tafra yapan siyasetçilerin gözünde hepimiz kelleyiz kelle olmasına da, Kürtler bizlerden farklı olarak, başı arada bir de olsa okşanmasına dahi ihtiyaç duyulmayan konumunda. Müesses siyaset açısından, seçimden seçime ‘mecburiyetten’ oyuna talip olunan ve “Bize oy verdiler” demekten dahi utanç verici bir biçimde çekinilen seçmen kategorisi.

Kuşkusuz HDP de diğer her parti gibi eleştirilebilir, eleştirilmelidir de, bu başka mesele. Kişisel olarak, ‘HDP eleştirisi ve eleştirinin kimi HDP destekçilerinden kaynaklanan zorlukları’ meselesini başka bir gün yazmayı deneyeceğim.

Okuduğunuz yazı ise hâlihazırdaki dil ve insanı canından bezdiren davranışlara yönelik izlenimle ilgili. HDP ve ‘seçmeni’ söz konusu olduğunda en aklı başında bildiğiniz insanların bile ‘başka türlü’ davranmaya başladığını fark ediyorsunuz. Yalnızca siyasette değil, diğer tüm kamusal ve özel ilişkilerde de. HDP’ye yönelik, diyelim haklılık payı da bulunabilecek bir tepki verilirken kullanılan şiddetli dilin, diğer partiler söz konusu olduğunda nasıl terk edilebildiğini, nasıl yumuşak bir üslup seçildiğini görmek mümkün. Oysa tercih edilen dil, hemen her yaşamsal konuda içeriğin önüne geçebilir ve geçiyor da.

Örneğin, şu “Etnik siyaset yapıyorlar” eleştirisi. HDP kuşkusuz en yüksek oyu Türkiye’nin bir bölgesinden alıyor ve Kürt sorunu, partinin ana meselesi. Bu son derece doğal bir durum, ancak etnik siyaset başka bir şey. HDP’nin, eleştirilebilecek yönleri olduğunu düşünmekle birlikte ‘etnik siyaset’ tespitiyle sıkıştırılması, partinin yıllardır diğer illere ve seçmene ‘söz söyleme’ yönünde gösterdiği çabayı tümüyle görmezden gelmek demek. 

Ayrıca, diyelim ki parti bir bölgeye sıkışmış durumda. Peki, sıkıştırana da bir sözü olmaz mı insanın! İnsaf biraz. Bu ölçüde haksızlığa ve saldırıya uğrayan bir parti var mı çok partili yaşamda. Seçilmiş belediye başkanlarının hemen hepsinin hukuka ‘aykırı oğlu aykırı’ şekilde görevden alınıp yerlerine kayyım atanmasını izlerken gıkını çıkarmayanların, “Ama onlar da etnik siyaset yapıyor” buyurmalarında bir sorun yok mu sizce? Demokrasinin ‘d’sine sahip çıkmaktan söz ediyorum.

Peki, diyelim ki söylenen her şey doğru ve HDP etnik siyaset yapan ve başka sözü olmayan bir parti. Siz, bu eleştiriyi yönelten insanların, bir kez olsun, “MHP Türkçü parti ve etnik siyaset yapıyor” dediğine tanık oldunuz mu? Bir kez bile. Neden? Türkçü değil mi? Eh Türkçülük helal de, diğeri mi haram? MHP’nin parti programına baktınız mı hiç? Ya seçim broşürlerine? Ne diyor sahi MHP? Bu memlekete dair nasıl bir gelecek tasavvuru var? Bilmiyorsunuz değil mi! İlgilenmediniz çünkü. Zaten bir şey demiyor, boşuna zaman harcamayın!

Güncelliğini hiç kaybetmeyen bir örneğe bakalım. Daha geçen hafta 1938 ‘Dersim’ yıldönümüydü. Çok şey yazıldı, çizildi, her yıl olduğu gibi. Çevrenizde “İsyan ettiler, öldürülmeleri normaldir” diyenleri şöyle bir düşünün. Kaçı konuya dair tek bir kitap karıştırmıştır ömrü boyunca? Bir belgesel seyretmiştir? Ne kadar rahat konuşuyorlar ama değil mi? 

Hem bakın, ‘Dersim’ der demez bana bozulan okurlar oldu şimdi. Dersimlilerin Dersim’e Dersim demesine çok sinirleniyorlar! “İyi de canım, şimdiki adı Tunceli!” Haklısınız, şimdiki adı Tunceli. Gerçi tam olarak aynı coğrafi sınırlardan söz etmiyoruz ama olsun, doğru kabul edelim. Hadi küçük bir deneme yapalım: AKP mi diyorsunuz, AK Parti mi? Neden AKP’de ısrarcısınız peki, bu partinin adının kısaltması AK Parti oysa. Tüzüğünde öyle yazıyor. Neden inat ediyorsunuz, ediyoruz! 

Hadi bir deneme daha: Neden çevremde istisnasız herkes, ama herkes, ‘15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne ‘Birinci Köprü’ ya da ‘Boğaz Köprüsü’ diyor? Yalnızca ağız alışkanlığı mı? Yoksa köprünün yeni resmi adıyla ilgili bir gönülsüzlük mü var? Biraz düşünsek ya şu sorular üzerine. Biraz anlamaya çalışsak ya, bambaşka bir tarihe sahip olanları. 

Allah aşkına, ‘1915’e yönelik dil çok mu farklı?! Yüz binlerce Ermeni yok edildi. “Yok, hayır olmadı böyle bir şey” diyeceksiniz. ‘Biz’ yapmayız, mümkün değil. Öyle mi? Size naçizane tavsiyem, daha iki gün önce TV ekranında komşularının listesini yaptığını söyleyen ‘kadın’ ile düşman bellediklerinin eşlerini ve çocuklarını açık sözlülükle tecavüz ve ölümle tehdit eden ‘erkeği’ 1915 yılında hayal edin. Sonra 1955’in 6-7 Eylül’ünde, 1980’lerin Diyarbakır’ında, 1990’ların Mardin’inde. Bir hayal edin, bu insanların o tarihlerde ve orada olduklarını. Neler düşünebileceklerini, neler yapabileceklerini. Ettiniz mi? 

Sizce neden AKP’yi her konuda eleştiren, “Allah bir” dese inanmayacak milyonlarca muhalif, konu Kürtlere geldiğinde ‘hükümetine’ koşulsuz güveniyor? Ne acayip! 

Son olarak İYİ Parti’nin ‘Memleket Masası’ önerisi… 

Türkiye’nin Kürt sorunu başta olmak üzere temel sorunlarının hiç olmazsa kısa ve orta vadedeki çözüm adımlarında; ‘milliyetçi-muhafazakâr’ gelenekten çıkmış, söz konusu hareketin ‘dürüst’ ve ‘iletişim kurulabilir’ siyasetçilerinin önemli yeri-payı olacağı kanısındayım. Dolayısıyla ‘muhaliflerin’ birbirlerine karşı kıyıcı dil kullanmamaları özellikle önemli.

Yaklaşık yüzde 10 oy alan parti bir ‘diyalog’ önerisi sunuyor ve adını ‘memleket’ koyuyor. Beş-altı milyon arası seçmeni olan bir partiyi dışarıda bırakarak. Milyonlarca ‘yurttaştan’ söz ediyorum. Belli ki o milyonların, ‘iradesini ortaya koymuş birer yurttaş olarak’ anlamı yok. Ne istedikleri, neden oy verdikleri vs. ‘memleket’ meselesi değil. Ezcümle, muteber ‘seçmen’ kategorisinde kabul edilmiyorlar.  

Bu yazı bağlamında beni daha da çok ilgilendiren ise, söz konusu ‘dışlamanın’ dili. İYİ Parti’nin sözcüsü geçenlerde, HDP’nin altı milyon seçmenine PKK’lı demeyeceklerini, Kürt oylarını alıp HDP’ye çok az oy bırakacaklarını ve kalan az sayıda HDP’liye gönül rahatlığıyla “Siz alçaklarsınız” diyeceklerini belirtti! Seküler-milliyetçi kesimin temsilcisi bir partinin, HDP oylarına da talip olması hayli iddialı kuşkusuz. 

Buna mukabil sorun şu ki, o oylara talip olurken tercih edilen dil, HDP’ye oy vermiş milyonlarca ‘yetişkinin’ hani neredeyse ‘kandırıldığı’ varsayımından hareket ediyor. Bu, diğer partilerin seçmeni için kullanılmayan bir üslup. Kenan Evren’in 12 Eylül Cuma sabahı yaptığı darbe konuşmasında yer alan ve 12 Eylül’ün asıl gerekçelerini açıklıkla sergileyen konuşmadaki, ‘saf yurttaş vs. hain odaklar’ ayrımını andırıyor ne yazık ki. Evren’in konuşması bu bakımdan çok çarpıcıdır. Masum köylüyü, iyi kalpli işçiyi, tertemiz öğrenciyi kandırıp yoldan çıkaran, sapkın ideoloji mensuplarını hedef alır! 

İYİ Parti’nin sözcüsünün söyleminde de aynı ton mevcut. Aslında kime oy verdiğini tam olarak bilmeyen, gerçekleri layıkıyla kavrayamayan milyonlarca yetişkin, iyi niyetli bir yaklaşımla ‘doğru yolu bulacak’ kalabalıkça bir nüfus. Tabii o oyları alacak siyaset nedir, tek sözcük yok! 

Ben, seksen milyonda bir yurttaşım ve Türkiye’nin en temel/can yakıcı açmazlarının ‘yoksulluk’ ve birbirinden ayrılma ihtimali olmayan ‘demokrasi-Kürt sorunu’ olduğunu düşünüyorum. Ekmek ve özgürlük. Biri olmadan diğeri imkânsız. 

Kürtleri görmezden gelen, taleplerine kulaklarını tıkayan, bölgedeki oyun yarısından fazlasını alan siyasal partiyi her fırsatta ezmeye çalışan, sorunun gerçek/tarihsel nedenlerini anlamamakta ısrar eden, ‘Kürt kardeşlerimiz’den öte sözü olmayan her siyaset tarzı eninde sonunda kaybedecek. Zerrece kuşkum yok. Nitekim kaybediyor. Ya da, 90’ların Çiller-Ağar ekibi neyi ne kadar kazandıysa, o kadar kazanacak, kazanıyor!

Hal böyleyken, öncelikle milyonlarca yurttaşın neden bağrına taş bastığını, sandık başında neden acı duyduğunu düşünmeli yönetmeye aday olanlar. Kullandıkları dili sorgulamalı. İnsanların, seçmen kartındaki bir isimden ibaret olmadığını, en az kendileri kadar değer taşıdığı gerçeğini ihmal etmemeli. 

Herhalde bunun bir yolu da, yalnızca -muhtemelen bir süre sonra işlevlerini tümüyle yitirecek- siyasal partileri değil, ortalama seçmeni de kendi dili, ezberleri, inanışları konusunda uyarmak, bir kez daha düşünmeye davet etmek olabilir. Sahi, neden İstanbul Boğazı’ndaki ilk köprünün yeni ‘resmi’ adını telaffuz etmiyorsunuz?

Video önerisi: Ohannes Kılıçdağı’nın, kimi siyasetçilerimizin arada bir kullanmayı pek sevdiği ‘kılıçartığı’ ifadesini anlattığı videoyu buradan izleyebilirsiniz.

 

Facebook Yorumları

reklam
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive