Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!


29.03.2020 - Bu Yazı 234 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sürpriz yok kuşkusuz, neden olsun ki! Türkiye’yi yönetenlerin öncelikleri belli. Feda edebilecekleri ve asla edemeyecekleri, belli. Yöntemleri belli. Başka türlü davranamazlar, çünkü başka türlü davranamıyorlar! Bir hafta dayanabildiler yalnızca ve dün bir bakan, mealen ‘İstanbul Kanal’a karşı çıkanların (çok yararlı bir yatırım olduğu için!) ülkeye virüsten daha fazla zarar veren ‘fırsatçılar’ olduğunu buyurdu, örneğin.  

Fakat şu anda gözaltına alınabilecek, sövülebilecek, tutuklu yargılanabilecek, adli kontrolle serbest bırakılabilecek, işinden atılabilecek, işlevsiz komisyonlara havale edilebilecek, korkutulabilecek, vatan haini ilan edilebilecek bir hasımla; faturası Kavala ya da Demirtaş’a kesilip kayyım atanabilecek bir sorunla değil, dünyayı esir almış virüsle karşı karşıyayız. Mahalle bekçileriyle filan başa çıkılamadığı gibi, virüsü Edirne sınırına süremiyor, Bodrum sahillerinden botlara bindiremiyorsunuz. Hamasetle, marş ya da şiir okuyarak yok edilemiyor.

 

Ezcümle, soru bu kez ‘çalışılmayan’ yerden çıktı. Sıralara ve ele kola yazılmış eski kopyaların, minarelerden okunan ve tedirgin insanları iyice korkutan duaların, TV’lerdeki yarım akıllı soytarıların, Kanal İstanbul ihalelerinin, kabadayılıkların bir işe yarayıp yaramayacağını şimdiden kestirmek güç. Zor gibi. Çok zor.

Bana kalırsa yönetenler, elbette her şeyi ama her şeyi kusursuzca bildiklerine iman etmiş yönetenler, belli ki kendilerinin bizlere Allah’ın bir lütfu olduğuna inanmış yönetenler ve çevrelerindeki dalkavuk halesi, ahalinin ‘maddi ve manevi’ durumunu kavramaktan çok uzak. Başka bir gezegende yaşıyor gibiler. O ‘ahaliye’ kendi seçmenlerinin bir kısmı da dâhil, kuşkuları olmasın.

Muhalefet partileri seslerini, hemen her zaman olduğu gibi yeteri kadar güçlü çıkarmasalar da, takip edebildiğim kadarıyla Kılıçdaroğlu, Akşener, Karamollaoğlu ve Sancar kendi ‘gereklilikler’ listelerini kamuoyuyla paylaştı. Hepsinin önerilerinde makul ve gerekli maddeler var kuşkusuz.

Buna mukabil, olup biten her şeye dışarıdan bakan sıradan bir yurttaş olarak, keşke kendilerine, açıklamalarının tedirgin yurttaş kesimlerindeki ‘yalnızlık-terk edilmişlik’ duygusunu gidermediğini duyurabilseydim. Çevremde hâkim olduğunu gözlemlediğim ve çok haklı gerekçeleri bulunan ‘güvensizliği’ aktarabilseydim. 

Yeni Türkiye’nin eşsiz rejiminde (ki rejimi en iyi anlatan görüntüler, Erdoğan’ın herkesten üç metre mesafede, diğerlerinin yan yana oturduğu toplantı fotoğrafları!), askıda bir anayasamız var. Ama var. Henüz yürürlükte. 

Hal böyleyken Anayasa’daki bazı hükümleri ve haklarımızı bir kez daha hatırlatmak yararlı olabilir.

Muhterem okur, 

Bizim vergilerimizle varlığın sürdürebilen devletin, ‘anayasal’ görevleri var. O anayasal görevler, bizlerin, yani yurttaşların haklarıyla ilişkili. Demokratik rejimlerin anayasaları, devletleri belli bir süre için yönetme yetkisi kazanmış olanların canlarının istediği gibi davranmasını engeller, yalnızca yönetenlere yetki vermekle kalmayıp devlete çok sayıda görev de yükler.

Anayasa’nın ‘değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ nitelikteki ‘ikinci’ maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelindeki ilkelerden biri ‘insan haklarına saygı’dır. Türkiye devleti, her eylem ve işleminde, sınırları iç ve uluslararası hukukça ve hukukun sürekli gelişen ilkelerince belirlenen ‘insan haklarına’ uygun hareket etmek zorunda. 

Bu bir görev. İlke.

Anayasa’nın ‘beşinci’ maddesi ‘devletin temel amaç ve görevlerini’ sayar. Buna göre, “Devletin temel amaç ve görevleri… kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” 

Sayılanlar devletin görevi. Anayasanın emri.             

Anayasa’nın 10. maddesi, ‘kanun önünde eşitlik’ başlığını taşır. Herkesin, ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu hükme bağlar. Dördüncü fıkrasına göre, “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” 

Demek ki devlet, ”Evde kal” derken, bunu herkese, çalışmak zorunda olanlara da söylemek ve onlara, zorunlu olarak evde kaldıklarında yaşayabilecekleri geliri temin etmek durumundadır. Devlet, hem Sabancı ailesine, hem amele Mehmet’e “Evde kal” deyip amele Mehmet’i kaderiyle baş başa bırakamaz. Bu durum, Mehmet’in aleyhine tanınan bir imtiyazdır. 

Anayasa’nın 15. maddesi, olağanüstü durumlara ilişkindir ve ‘temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması’ başlığını taşır. Maddenin ikinci fıkrasına göre, en ağır koşullarda dahi (savaş, seferberlik, OHAL) kişinin “…yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığını bütünlüğüne dokunulamaz.”

Yaşam hakkı, maddi ve manevi bütünlüğün dokunulmazlığı (yani değeri) bu ölçüde mutlak işte.  

Geldik, 17/1’e: ‘kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı’ başlığını taşıyor. Hükme göre, “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”    

Ayrım tanımayan bir haktır. Yaşam hakkımızdır. Maddi ve manevi varlığın geliştirilmesi, hakkımızdır. Yaşamı korumak, devletin görevidir. Tercih hakkı yoktur yönetenlerin. Yurttaş arasında ayrım hakkı da. Hal böyleyken, “Evde kal” sloganı, ancak yurttaşın evde kalabilmesini sağlayacak koşulların yaratılmasıyla mümkündür. Eğer maddede, ‘herkes’ yerine ‘Burak Özçivit’ ya da ‘Sabancı’nın çocukları’ yazıyor olsaydı durum değişirdi; ancak ‘herkes’ yazıyor. Herkes.

Anayasa’nın 49.maddesi, ‘çalışma hakkı ve ödevi’ başlığını taşır ve der ki: ‘Devlet… çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak…‘ amacıyla gerekli tedbirleri alır. Çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak zorundadır devlet. Devlet, her bir yurttaşını ve ‘çalışanını’ yaşatmakla, korumakla yükümlüdür. Bu bir görev.

Anayasa’nın ‘sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması’ başlıklı 56. maddesine göre; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir…” Ayrıca sağlık kuruluşlarının planlanması; devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak amacının gerçekleştirilmesini gözetmeye yöneliktir.

Yukarıda andığım düzenlemeler, anayasayı her açanın bir çırpıda bulabileceği hükümler. Demek ki her birimiz ve muhalefet partileri, temel anayasal haklarımızı yüksek sesle gündeme getirebiliriz. Getirmeliyiz. Şimdi değilse ne zaman!

Devlet, olağanüstü koşullar sona erene dek, yaşamak için her gün sokağa çıkmak zorunda olan yurttaşların, evde ‘insan gibi yaşamasına yetecek miktarda gelirle’ oturmasını sağlamalı. Bu bir görev. Aksi halde, işe gitmek zorunda olan insanlara ”Evde kal” demek; en zor durumdakilerin gözden çıkarılması dışında bir anlam ifade etmez.

Yaşam hakkı, ‘sağlıklı yaşam talebini’ barındırır. Farklı yorumlar gerektiren ötanazi yani ‘gönüllü ölüm’ vs. tartışmalarını bir yana bırakalım; yaşam hakkı, devlete ‘yaşatma görevi’ yükler. 

Hocalarımızın hocası ve 1961 Anayasası’nın mimarlarından, 1997’de yitirdiğimiz Bahri Savcı’nın ‘Yaşam Hakkı ve Boyutları’ adlı kitabından bir alıntıyla, Bahri Hoca’ya bırakmak istiyorum son sözü: ‘Yaşatmacılık’ kuralının devlete yüklediği ödevler şunlardır: 1. Bireyin, beden bütünlüğü ve sağlığı içinde dünyaya gelmesini sağlamak. 2. Yaşamın, fizik, biyolojik, moral, entelektüel bir bütünlük içinde sürmesini sağlamak. 3. Sefaletten, gereksinmeden, ekonomik açıdan gelecek kaygısından kurtulmayı sağlamak. Yine devlet, kişilere güvenlik içinde yaşadıkları duygusunu da verebilmelidir ki, bunun koşulu, devletin hukuka bağlılığının sağlanabilmesidir: “…yaşatmacılık kuramı, Devlet için, özdeksel olarak örgütlenme zorunluluğu yaratır; yaşamı tüm tehlikelerden kurtulmuş kılacak olan, bugünün içindeki ve yarınki bütün yaşam kaygı ve kuşkularının silinmişliğini verecek olan bir örgütlenmedir bu… Buna artık, ‘güvence’ denmektedir” (Savcı, 1980: 93).

Devlet yurttaşına sağlıklı yaşam ‘güvencesi’ sunmalıdır. Vergi veriyoruz. Haklarımız var. 

Eğer işe gitmek, ev dışında çalışmak, kişinin ve çevresindekilerin yaşamını tehlikeye atıyorsa evde oturmak bir insan hakkıdır. Anayasal haktır. Devlet, yurttaşının evde oturması için gerekli tedbirleri almakla görevlidir. Bu bir tercih değil, anayasal yükümlülüktür… 

Uyarı: Olağanüstü önlemler-yasaklar, ancak olağanüstü hal koşullarıyla temellendirilebilir. Anayasa’da temel hakların nasıl sınırlanacağı hükme bağlanmıştır. 13. maddeye göre bu, ancak ‘kanun’ ile mümkün. ‘Umumi Hıfzıssıhha Kanunu,’ ya da ‘İl İdaresi Kanunu’ gibi mevzuatın hâlihazırdaki anayasa hükümleriyle çelişen yanları olabilir ve var. İdareye tanınan yetkiler olmakla birlikte, bu yasalara dayanarak sokağa çıkma yasağı ilan edilemez. “Ben yaptım oldu,” başka bir şey, ‘anayasallık’ başka. Birkaç yıl önce İl İdaresi Kanununa dayanarak valiliklerce ilan edilen sokağa çıkma yasakları Anayasa’ya külliyen aykırıydı. Yaptılar, çünkü yapabildiler. Eğer bir kez daha yapılırsa, yine aykırı olur. 

Bu durumda, sokağa çıkma yasakları ancak OHAL ilan edilerek konulabilir. Fakat sokağa çıkma yasağı talep edenlere şunu hatırlatmak isterim: Türkiye’de OHAL ilan edilirse, cumhurbaşkanının ‘OHAL kararnamesi’ çıkarabileceği hesaba katılmalı. Bu özel koşullarda, temel hak ve özgürlükleri de büyük ölçüde kapsayacak ve AYM (kendi saçma sapan kararı nedeniyle!) denetiminin dışında olacak kararnameler. Bir kişiye, çok önemli konularda neredeyse yasama gücünü devretmekten ve olağanüstü yetkiler tanımaktan söz ediyoruz. Sütten ağzı yananlara ayrıca hatırlatılır!

Özetle: Eğer OHAL ilan edilmeden sokağa çıkma yasağı kararı alınırsa anayasaya aykırı olur; yok eğer anayasa uygun biçimde önce OHAL ilan edilirse, bu kez de ‘OHAL kararnameleri’ riski ortaya çıkar. Değneğin iki ucu bu halde.

Hal böyleyken naçizane önerim, “Evde kal” sloganını boş laf olmaktan çıkarıp ‘anlamlı’ hale getirmek ve bu günleri OHAL’siz atlatmakta. Hiç zaman kaybetmeden, herkesin evde kalabilmesi için ‘ücretli izin’ gerekiyor. Herkesin hakkı. Lamı cimi yok. Muhalefet partileri başka hiçbir şeyle ilgilenmemeli. Evde oturabilen bizler, durup dinlenmeden, bir an susmadan aynı şeyi talep etmeliyiz: Ücretli izin! 

Özellikle küçük üreticinin, esnafın birkaç ay sonra da yaşayabileceğini bilmesi, bunun için gerekli desteğin sağlanması. 

Bir de tabii, başka bir felaketi engelleyebilmek için, özellikle siyasi gerekçelerle mahkûm edilenlerin serbest bırakılması.     

Facebook Yorumları

reklam
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive