Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!


13.02.2020 - Bu Yazı 412 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ortalama memleket ahalisinin temel niteliklerinden biri, hemen hiçbir şey okumadığı, bilmediği ve aslında ilgilenmediği konularda, keskin, şaşmaz kanaate sahip olması. Bir insanın bilmediği konularda inatla düşüncelerini dile getirmeye çalışmasına muhtelif isimler verilebilir. Sanırım bir davranış biçimi olarak, hak ettiği adlandırmalardan en az biri, ‘küstahlık’ olur.

Kuşkusuz sorun, bilmemekte değil. Hem herkes her konu hakkında bilgi sahibi olmaz, olamaz; hem de eğer sorun yaygın cehalet ise bunun sorumlusu cahil bırakılan değildir. Yoksulluk ve cehalet gibi, hemen her zaman ‘yoksulun’ ve ‘cahilin’ dışında, onlar tarafından belirlenmeyen koşulların ürünü olan yakıcı sorunların gerekçeleridir sorgulanması gereken. 

Bu nedenle sorunum hiçbir zaman ‘oduna-kömüre oy verenlerle’ olmadı. Onlar oduna-kömüre oy vermesin diye gerekli olan bütüncül dönüşüm için asgari emeği harcamak yerine, ‘kömüre oy verdiren’ yoksulluğu görmemeyi tercih edenler, derdim. Yoksulla değil, yoksullukla. Cahil ile değil, cehaletle. 

Hayatı boyunca ilkokul binası dahi görmemiş insanın bilgisizliği değil; eğitimlilerin, okuduğunu düşünenlerin tavrı, çok bilmişlikleri ve pervasızlıkları çileden çıkarıyor insanı. 

Fakat insan anasının karnından böyle çıkmadığına göre, dönüp dolaşıp memleketteki sınıf çatışması ve ömür boyu içinden geçmek zorunda kaldığımız çeşitli ‘tornalar’ üzerine düşünmek zorundayız. 

Ezcümle, hayatımızı çekilmez hale getirenlerden bir ‘çok bilmiş’, hangi süreçlerin ürünüdür? Mesele bu sanırım.

Çok şey yazılabilecek bir konu kuşkusuz, ancak burada yalnızca bir örnek üzerinden gitmek istiyorum. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya yönelik linç.

‘Çok bilmiş’ olmak için, malumunuz, az bilmek hatta belli konuları hiç bilmemek gerekiyor. ‘Az bilmek’ ve olabildiğince ‘az düşünmek’ gibi nitelikler, yerli ve milli eğitim tornamızın yurttaşlara yaşamlarının ilk yıllarında kazandırmaya çalıştığı ve büyük ölçüde başardığı hasletler, aynı zamanda. 

Tabii başta aile olmak üzere diğer ‘kutsal’ kurumları da ihmal etmeyelim. Birbirlerini destekliyorlar. Az sayıda kalbur üstü okul dışında milyonlarca öğrenci her eylülde, bir sonraki mevsime dek herhangi bir bilgiyi ‘sorgulamama’ eğitimine başlıyor. 

Eskiden, örneğin İstanbul’da çok daha fazla kar yağdığı için uzun kar tatilleri olabiliyor ve bu durum eğitimin zararlı etkilerini biraz olsun giderebiliyordu. Şimdi pek kar yağmadığı gibi, ne yazık ki tatilleri de kısaltmaya niyetliler ki bu, genç insanların eğitime daha uzun saatler maruz kalacağı anlamına geliyor! 

Türkiye, Cumhuriyet tarihini ‘solsuz’ yaşamış bir ülke. Daha doğrusu, solu, sosyalizmi ezerek. Tek parti iktidarının değil yalnızca, çok partili yaşam uzlaşmasının tercihi de sınıfsal konumlarına uygun biçimde, solsuzluk oldu. 1946’dan sonra CHP ile DP, burjuvazinin iki kanadını temsil eden iki parti, elbirliğiyle yaptı bunu. 1960’larda canlanan düşünce yaşamına ise bu kez on yıl arayla, TSK tarafından son verildi. 

Hal böyleyken Türk milli eğitimi, aydınlanmanın sol yanını, sol düşüncenin sorgulayıcı yönleriyle birlikte reddetme üzerine kurdu sistemini. Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine de uygun bir tercihti bu. ABD’nin ‘WASP’ına benzer, ‘LAHASÜMÜT’ (bu kısaltma Baskın Oran hocanın icadı bildiğim kadarıyla!) yani Laik-Hanefi-Sünni-Müslüman-Türk yurttaş yaratma projesi. Özetle, Türk-İslam sentezi. Haliyle Sünni ve Türk olmayanlardan hazzetmeyen yurttaş tipi. Bugün FETÖ adı verilen Cemaat’e, zamanında gösterilen büyük iltifatı da ‘Türk-İslam sentezi’ merakında aramak gerektiği kanısındayım ama bu başka yazının konusu.

Ne kadar badire atlatırsa atlatsın, LAHASÜMÜT yaratma çabasının bir ölçüde başarılı olduğu söylenebilir. Bir ilke olarak laiklikle savaşmayan, neyse ki Hanefi, Allah’a şükür Sünni, elhamdülillah Müslüman ve ne kadar büyük bir şanstır ki, Türk. Doğru, böyle bir vasati çoğunluk mevcut.

Milli eğitimin on yıllar içinde değişen ve değişmeyen niteliklerinin tümü, işte bugün karşı karşıya olduğumuz ‘ortalamanın’ mimarı. Dünyadan kopuk, yıllar içinde belletilen tarihsel yalanlarla yarattığı hayal dünyasında yaşamaktan hoşnut, sorgulamayan, sorgulayandan hazzetmeyen, eleştirel ve eşitlikçi sol değerlerden ürken, aklına gelen her şeyi ‘fikir’ zenneden bir vasat.

Söz konusu yurttaş kesimi hangi partiye oy verirse versin özellikle belli konularda ortak ‘nefret’ ve ‘karşıtlıklara’ sahip. Ermeniler gibi, Kürtler gibi…

Yazının başında söz ettiğim küstahlık ve çok bilmişliğin de çeşitli görüşler bakımından paylaşılan bir tavır-alışkanlık olduğu söylenebilir. Beni asıl ilgilendiren, eğitim aldığı varsayımıyla yaşayan yurttaş kesiminin tavrı. Söze, ‘halkımız cahil’ tespitiyle başlamayı marifet sayan kesim.

‘Çok bilmişlerin’ hedefinde şu sıralar KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı var. Ağıza alınmayacak küfürler savuranlardan, istifaya davet edenlere uzanan geniş bir yelpaze. 

Hadi kendini bilmezlere bazı sorular soralım. 

Bu insanlar:

Kıbrıs tarihi okumuş mudur? Kıbrıs sorunu hakkında bilgiye sahip mi? Kıbrıs’ta yaşayanların duygu ve düşüncelerinden haberdar mı? Kıbrıs ahalisinin, kendilerine ‘yavru vatan’ denmesinden hazzetmediğini bilir mi? Bilse, umursar mı? AKP iktidarının yıllardır KKTC’deki faaliyetlerini izliyor mu? KKTC’deki dinselleştirme çabasından haberdar mı? KKTC’de Türkiye’ye biraz muhalif olan bir siyasetçinin neler çektiğini, örneğin bir önceki Başbakan Tufan Erhürman’ın maddi-siyasi baskılar nedeniyle istifa ettiğini biliyor mu? KKTC’de yaşayan gerçek Kıbrıslıların sayısının, Türkiye’den gönderilenler karşısında azınlığa düştüğünü biliyor mu? KKTC’de göçle birlikte suç oranlarının nasıl hızla arttığını? ‘Sizi biz kurtardık’ ifadesinin nasıl bir bıkkınlığa neden olabileceğini? 1974’te ve sonrasında olanları hiç merak etti mi? Türkiye’de bir kesim solcunun kırk küsur yıldır KKTC’ye politik nedenlerle adım atmadığını biliyor mu? Neden ‘dost ve kardeş’ ülkeler dahil yeryüzünde hiçbir devletin KKTC’yi tanımadığını hiç merak etti mi? Türkiye’deki her ‘af’ tartışmasında KKTC yurttaşının endişe duyduğuna, ‘eyvah, çıkanlar yine buraya gelecek’ kaygısı taşıdığına tanık oldu mu?

Peki, bu insanlar Akıncı’nın Guardian’da yayınlanan söyleşisini okudu mu?

Hepsi bir yana, bu insanlar, KKTC ile ilgili bir konuyu bugüne dek herhangi bir Kıbrıs yurttaşına sormayı akıl etti mi?

Yukarıdaki soruların yanıtı zor değil: Hayır, bu soruların hiç birine müspet cevap veremeyecekler. Bilmiyorlar çünkü. Hiçbir şey bilmiyor olmanın konforu ve pervasızlığıyla milliyetçilik yarıştırıyorlar. Gerçeğin ne olduğu umurlarında değil.

Laik kesimin berbat yazar tipleri ile örneğin Çankaya belediye başkanı, yarışıyor çok bilmişlikte. İktidarla hayli ortak yanları var kuşkusuz, Türk-İslam sentezinin bu kusursuz örneklerinin. Aynı kaynaktan neşet ediyorlar ve bir solcu olan Mustafa Akıncı’dan hazzetmiyorlar. Mustafa Akıncı, saçmalamadığı, onlarla aynı yere oynamadığı, sol ilkelerden ödün vermediği, halkını temsil ettiği, sözünün arkasında durduğu, anlayacağınız bizim memleket siyasetçisine hiç benzemediği için! 

Az gelişmiş demokrasinin, konuştukları konu hakkında bir şey bilme gereği hissetmeyen çok bilmiş pervasızlar; bir devletin başkanına, kendi ülkesini sevip sahip çıkması gerektiğini anlatıyor, üç gündür. En küstah tavırlarla. Şaka desen şaka değil, ciddiye alsan neresini alacaksın. 

Bize de, başta milli eğitim tornamız olmak üzere, doğumdan ölüme dek muhatap olduğumuz tüm yerli ve milli kurumlarımızı bir kez daha yürekten kutlamak, takdir etmek düşüyor. Kolay iş değil hakikaten, böyle bir mahsulün üreticisi olmak!

İki yazı önerisi, ikisini de okumanızı dilerim: Mustafa Akıncı’nın tepki çeken söyleşisinin Türkçe tam metni ve Oya Baydar’ın yazısı

Facebook Yorumları

reklam
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
13.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
8.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
27.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
21.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
30.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
28.12.2019
Vatan size minnettar
26.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
17.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
12.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
3.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
30.11.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
15.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
26.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
16.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive