Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!


23.4.2019 - Bu Yazı 725 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Bugün Diken’e bir yazı yetiştirmeye çalışırken, Gazete Duvar’dan sevgili Emel Hanım, Davutoğlu’nun açıklamasını gönderip ‘yorum’ yapıp yapamayacağımı sordu. Zaten elimde bir yazı var. İki üç gündür gözümde de bir sorun çıktı, bulanık görüyorum, başka işlerim… Emel Hanım’a ayıp olmasın diye ‘olur’ dedim. Demez olaydım! Söz konusu Davutoğlu olur da, açıklama ‘kısa’ olur mu?! Allah’ım insan bu kadar mı sever lafı ‘uzatmayı!’ Durup dururken metni satır satır okumak zorunda kaldım. Oysa ben kendisini ‘istikşafi müzakereler’ ile hatırlamak istiyordum. Hani şu, ‘45 gün oyalayın, sonrasını hallederiz,’ görüşmeleri vardı ya… Ayrıca, itiraf etmeliyim Davutoğlu karşısında biraz ezik hissediyorum. Rüyasında Hegel ve Gazali ile tartışmış birinden söz ediyoruz. Ben elli yaşıma geldim, bugüne dek gördüğüm en heyecan verici rüyada Beşiktaşlı Metin Tekin’le minyatür kale maç yapıyorduk. İnsan ister istemez özeniyor.

Bakın, gördünüz mü, hâlâ gelemedim açıklamaya. Ayağımı sürüyorum, elim gitmiyor klavyeye, içimden gelmiyor. Fakat Emel Hanım’a da mahcup olmak istemiyorum! Ciddiyete en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, af dileyerek, bile isteye ciddiyetsiz bir özet yapmak gerekirse:

Eğer, olup bitenden, partinin durumundan memnuniyetsiz bir AKP’li olsaydım, Davutoğlu’nun çoğu eleştirisine katılırdım. Buna mukabil şöyle bir sorun var ki, AKP’li değilim! Diğer bir açmaz ise, Davutoğlu’nun tüm tespit ve eleştirilerini, dün Mars’tan gelmiş biri edasıyla dillendiriyor oluşu. Partinin ve ülkenin şu haliyle hiç ilgisi olmayan, hiçbir olumsuzlukta payı bulunmayan, hayli mesafeli ve masum biri gibi.

‘Manifesto’nun başını okuyunca, ‘tarih’ diye bir kavram olduğunu, ‘zaman’ diye bir başka kavram olduğunu, o zaman içinde o tarihin ‘ivme’ kazandığını ve aynı zamanda zamanın bir de ‘ruhu’ bulunduğunu öğreniyorsunuz. Öyle boş boş bakmayın ekrana lütfen; demek istiyor ki, tarih hızlı akıyor ve biz ucundan tutamıyoruz! Davutoğlu, zamanında (sanırım Konya’da) bir konuşmasında, karşısındaki kitleye ‘artık tarihin nesnesi değil, öznesisiniz’ nevi bir şeyler söylediğinde, dinleyicilerin nasıl kısmi felç geçirdiğini hatırlıyorum. Bu metinde de var benzer tespitler.

İşte bu tarih-zaman-ruh ve ivme hikâyesinde, AKP tarihini ele alıp muazzam bir başlangıçtan gelinen yeri sorguluyor. Her birini aynı torbaya koyduğu Gezi olayları, 17/25 aralık komplosu, çukurlar (‘hendekler’ demek istiyor) ve 15 Temmuz ile varılan yerde, AKP’nin vizyoner kimliğini kaybettiğini ve reaksiyoner, korumacı pozisyona çekildiğini vurguluyor. Bu arada, Binali Yıldırım’a (kendisini ‘seçilmiş son başbakan’ olarak tanımlayarak) ve sonlara doğru Damat’a (ekonominin ‘bilgi ve deneyim gerektirdiğini’ söyleyerek) laf atmalar var; çaktırmamaya çalışarak tabii. İstikşafi müzakere tadında eleştiriler…

Bu arada AKP örgütünü, seçmen tabanını övmelere doyamıyor. Orası beni ilgilendirmez de, öyle bir satır var ki, sinirlenmemek elde değil. Davutoğlu bir yerde, 7 Haziran-1 Kasım arasında çalışan ‘isimsiz kahramanlardan’ söz etmiş. Canımın içi, sizin isimsiz kahramanlar ne halt etti bilemiyorum ama biz o esnada bombayla parçalanan sevdiklerimizi toprağa veriyorduk. Hatırlar mısınız, insanlar ölürken, ‘anketlerde oyların arttığını müjdeleyen’ bir başbakan görevdeydi o sıralar! Bir de kendisinin milletvekili seçildiği şehrin stadyumunda ölüleri yuhalayan taraftarlar. Fakat Allah’ı var, Davutoğlu öyle bir ‘partili’ figür betimliyor ki, KHK’li olmasam ben bile gidip ‘Ak Parti için çalışmak istiyorum, yapabileceğim bir şey var mı, ne olur beni de kabul edin,’ diyecek duruma geldim metnin sonlarında!

Davutoğlu, peşrev ardından arka arkaya sıralamış eleştirilerini. Kısaca: Vefa, artık bir semtin adı mı? Böyle hep baskı hep baskı olmaz, toplumsal onay da önemli. Metal yorgunluğu filan dediniz, teşkilatı üzdünüz, derin vicdanlarda yaralar açtınız. (teşkilat mensuplarında derin bir vicdan olduğunu öğreniyoruz.) Başkanları görevden almanız hoş olmadı. Ortak akıl sona erdi. Hırslı ve dar bir çıkarcı çevre var. Zaten ben bu eleştirileri Erdoğan’a da sunmuştum. (pek işe yaramadığını anlıyoruz.) Kibirli bir dille, tevazudan kopuldu. (Şam’da namaz kılmaktan söz eden adam söylüyor bunu.) Kurullar onay makamına dönüştü. Kabul edilen yeni sistem ortak ulusal değerleri yıprattı. Beka söylemi toplumu böldü. FETÖ ile mücadelede haksızlıklar yapıldı. Ekonomik kriz inkar edilmemeli. Kamu kaynakları israf ediliyor. Kayırmacılık had safhada. KHK’lilerin seçme hakkı ellerinden alınamaz. Vesaire vesaire… Ezcümle, ‘fabrika ayarı’ dedikleri bir ‘hâl’ var ya, işte tüm metin o ayarlara dönülmesi gerektiğini salık veriyor. Ne fabrikaymış, ne ayarmış!

Bir de unutmadan, yeni bir anayasadan söz ediyor ki, işte o paragrafta düşüp bayılacaktım. Eskiden ‘iki başlılık’ sorunluymuş, ama şimdiki sistem güçler ayrılığını zedelemiş, yeni bir anayasa yapılmalıymış… Allah’ım sen sağlık sıhhat ver cümlemize!

Yıllarca AKP’de görev yapmış, hiçbir şeye gıkını çıkaramamış insanların, gemiden atlar atlamaz ‘eleştirel’ olmaları ibret verici bir durum hakikaten. Eğer Davutoğlu bu eleştirileri zamanında yapıp olup bitenlerin ‘ortağı’ olmasaydı, söylediklerinin bir anlamlı olabilirdi belki. Siyasi mevtaya dönüşen bir hareketi kurtarmak için dökülen diller, artık yalnızca trajik bir his uyandırıyor insanda.

Bu arada, Erdoğan’a bir eleştiri var mı? Saçmalamayın! Erdoğan’ın Türkiye’de ve AKP’de olup biten olumsuzluklarda ne dahli olabilir? Soruya bak, bal kabağı! Yalnızca ‘yeni sisteme’ dair bazı tespit ve öneriler mevcut. Cumhurbaşkanını ‘eleştirmemeye’ büyük özen gösteren. Çünkü malumunuz, yeni sistem Erdoğan tarafından istenmedi, ağaçta yetişti ve yanlışlıkla kabul edildi. Misal, hem cumhurbaşkanı hem parti genel başkanı hoş olmadı, cumhurbaşkanı makamı toplumun yarısından koptu, gibi bir şeyler söylüyor. Eh, bunları savunan, uyaran, yapmayın diyen insanlara etmediği hakaret kalmamıştı sizin o mümtaz parti teşkilatlarınızın ama. Aklınız başınıza geç geliyor diye bizim günahımız nedir?!

Metnin sonunda herkesi ‘omuz omuza’ vermeye davet ediyor ‘seçilmiş’ son başbakan! Tam anlamadım ama herhalde AKP’lileri ve boncuk arayıcıları kastediyor burada. Üzerime alınmadım. Zaten benim omuzum çok meşgul, kendilerine tahsis edemem.

Güzelim bir pazartesi öğleden sonrasını, Davutoğlu’nun ‘manifestosunu’ okuyarak geçirmek zorunda kaldım. Ben ettim siz etmeyin, hayat o kadar uzun değil. Siyasal İslamcıların kendilerini kurtarma ve geçmişlerini cilalama çabalarından bize ne…

Facebook Yorumları

reklam
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive