Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

#çoktanunuttuk…


20.8.2018 - Bu Yazı 146 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Türkiye riya tarihinin en can yakıcı sayfalarından birinde yer alır, ‘unutmak’ara başlığı. Ana başlıklardan ve değerlerimizden biri olan ‘Yalan’ın, hemen altında.

Hangi ifadeyi tercih etmeli bilmiyorum. Unutmak mı, umursamamak mı, hatırlamamak mı, ciddiye almamak mı… Hepsi mi? Sözlük, ‘aklında kalmamak’ olarak tanımlıyor ‘unutmak’ sözcüğünü. Demek ki hiç olmazsa bir kez akla yerleşmiş olması gerekiyor, sonradan çıkıp giden her neyse.

Atatürk Havaalanı’nda terör eyleminde insanlar katledilmişti. Hangi yıldı? Kaç kişi öldürüldü? Soruşturma hakkında bir bilgi? Bu yıl anma vs. yapıldı mı? Geçen yıl? Bir çırpıda hatırlayan var mı her bir sorunun yanıtını? Muhtemelen yok. Katliamı unuttuk mu, yoksa baştan beri hiç umursamadık mı?

Şu meşhur lokantayı basıp onlarca insanı vahşice öldüren, ne oldu? Hangi yılbaşıydı o?

AKP’nin nasıl bir parti olduğunun ve yönetim anlayışlarının ilk ciddi göstergelerinden biri Pamukova’daki tren kazasıydı.‘Hızlandırılmış’ tren kazası. Treni hızlandırdılar. Kaza oldu. İnsanlar öldü. Sorumlu? Hangi yıldı? Ölenlerin sayısı? Neden hemen hiç bir şey yok belleğimizde?

Bir AVM inşaatı çadırında işçiler yanarak ölmüştü hani. Ne zamandı? Sorumlular yargılandı mı? Madenlerde ölenler… Her gün kaç işçi ölüyor Türkiye’de biliyor musunuz? Neden bilmiyorsunuz peki? Hepsi birlikte ölmediği için haberiniz, haberimiz olmuyor muhtemelen. Bilenler ve takip edenler var kuşkusuz; onları kaç kişi duyuyor?

Sayısız örnek vermek mümkün.

17 Ağustos depreminin yıldönümünde yazılıp çizilenler, partililerin attıkları twitler ve sosyal medyadaki heştegler bir kez daha hatırlattı geçmiş acıları. Unutmayacağız, diyorlar. Neyi? On dokuz yıl önceki depremi mi? Nasıl bir yalan bu? Herkes, canı yananlar dışında kalan herkesin unuttuğunu biliyor. Hiç kimsenin o depremi umursadığı filan yok artık. Yalnızca canı yananlar. Yakınlarını kaybedenler. Yaşadığı korkuyu, endişeyi henüz atlatamayanlar. Başka…

Türkiye ortalaması, acı duyamıyor ve hiç bir kötülüğü, unutacak kadar olsun zihnine buyur etmiyor. ‘Can ucuzluğuyla’ ilgili belki de. İnsanın bir kıymeti yok buralarda. Hakkında bir kaç kütüphane dolusu çalışma olan bir konuyu iki üç satıra sıkıştırmak mümkün değil kuşkusuz; ancak gerekçeleri uzun ve karmaşık da olsa sonucu görmek güç değil: Değersiziz.

Eşitlik duygusu/ilkesi olmadığında, yurttaşlık bilinci gelişmiyor. O gelişmediğinde yönetim ile yurttaş arasındaki ilişki ağı demokratik ilkelerle kurulamıyor. Haliyle hesap vermeyen yönetimler, hesap sormayan ve hatta sorabileceğini akıl dahi edemeyen yığınlar… Doğal sonucu, hafızasızlık. Unutmak değil, hiç bir zaman akılda yer bulmaması, söz konusu olan.

Bellekte yer edinememenin en çarpıcı örneklerinden biriydi havaalanı katliamı. Ne kaldı belleğimizde? Fırsattan istifade yüz dolara yolcu taşıyan taksiler değil mi! Onlarca insanın yaşamını yitirdiği bir felaketten akılda kalanlardan birinin bu oluşu, ‘unutmayacağız’ iddiasını hak ediyor mu? Neyi unutmayacağız? Yayın yasaklarını mı, kimsenin bilgilendirilmemesini mi, o insanların hakkıyla anılmamasını mı yoksa fırsatçı taksileri mi? Hatta o utanmazları unutsak daha iyi olmaz mı!

17 Ağustos’u unutmadığını dile getiren ve etkili/yetkili konumdaki yalancılar, unutmadı da ne yaptı? Bir sonraki deprem için hangi önlemler alındı? Toplanma alanlarının çoğu TOKİ ve AVM oldu. İstanbul’un durumu perişan. Bilim insanlarının mutlaka deprem olacağını söylediği İstanbul. Ne önemi var ki söylediklerinin. Bilim insanlarının hipotezleri varsa bizim Allah’ımız var, nihayetinde…

Memlekette canın ucuzluğu, değersizliği, geride kalanı sağaltacak fırsatı imkansızlaştırıyor. Gar’da yüz kişi parçalandı. Doğru dürüst anmaya izin vermiyorlar. Konya stadyumundaki bir grup itin, parçalanmış insanların anısını yuhalaması, sanırım etkisinden hâlâ kurtulamadığım bir şey. Nasıl ‘unutulmayacak’peki ölen insanlar. Parçalanan gençler. Cenazeleri yuhalandı. Neyi unutmayacağız? Ölenlerin yakınları ve az sayıda duyarlı yurttaş dışında, ağız alışkanlığından ‘toplum’ ismiyle andığımız bu ‘kalabalık,’ hiç umursamadı ki vefat edenleri.

Yalnız değilsiniz… Unutmayacağız… Acınız acımız…

Yo, hiç öyle değil; yalnızlar, acı onların acısı ve tabii ki unuttuk. Ya da, unutacak kadar dahi tutmadık hafızamızda…

Tahir Elçi, canlı yayında katledildi. Hangi yıldı? Soruşturma? Sonuç? Faili meçhul mü? Nasıl meçhul olur ki, ekranda seyretmedik mi cinayeti… Neyse, ‘kimlikçilik’ yapmayayım şimdi!

Tarihi boyunca hiç bir kötülüğüyle yüzleşmemiş, yüzleşmemesiyle gurur duyan bir devletin uyruğu, koskoca bir kalabalık. Gayrimüslimlerin malına mülküne, toprağına çökerek büyüyen yerli ve milli sermaye. O sermayenin sırtını sıvazlayarak yerli burjuvazi yaratmaya çalışan bir devlet. Devletin iyi ve eşitlikçi yurttaşları olmak yerine, kendisi sayesinde var olan devlete ‘tapınan’ milyonlarca insan.

Tarihimiz, teflon yüz gerektiriyor. Hiç bir şey durmamalı o yüzde. Olmadı ki öyle bir şey… Yok ki öyle bir şey… Yalan hepsi… Görmedik ki… Duymadık ki…

Geçen yıl yerli ve milli bir yakınıma ‘yolsuzluk iddialarından’ söz ettiğimde, “Kim gözüyle görmüş ki?” dedi. Bunu söylerken sırıtıyordu! Sırıtan milyonlarla birlikte.

‘Gerçekle’ hiç bir alışverişi olmayan Türkiye ortalamasının umurunda değil o ölümler. Herhangi bir acı. Ta ki bir gün kendi yaşayana dek. Memleketin yarısına her gün işkence etseler, kalan yarısı rahatlıkla görmezden gelir. Bu davranış öğretiliyor, doğumdan ölüme dek. Umursamamak, tepki vermemek, başını derde sokmamak, kendi işine bakmak. Ve sırıtmak… Olmadı ki… Görmedim ki…

On binlerce insan, çoğu sorgusuz sualsiz, işini kaybedip açlığa mahkum oldu son iki yılda. Aileleriyle birlikte bir kaç milyon insan. Olmadı ki… Onlar terörist ama… Geriye kalan milyonların umurunda değil. Yok ki böyle bir şey… Atılanların yerine, başkaları atılsaydı, onların, yani halihazırda açlık çekenlerin umurunda olur muydu? Yo, neden olsun, olmadı ki öyle bir şey… Kim ki bu atılanlar… Terörist diyorlar… E hak etmişler o zaman… Kim karar vermiş öyle olduklarına peki? Yok hayır olmadı böyle bir şey… Duymadık ki…

Unutmayacağız, demeyin ne olur. Yalan çünkü. Canı yananlar ve  çok azınlıktaki birileri dışında hiç kimsenin umurunda değil olup biten. #acınızacımızdır… Değil. #yalnızdeğildir… Yalnızdır.

Cumartesi Anneleri, 700’üncü haftada. Çocuklarının, yakınlarının hiç olmazsa kemiklerini istiyorlar, yedi yüz haftadır. Üç değil, beş değil. Geçenlerde, hayli prestijli hukuk fakültesinde çalışan bir arkadaşım, derste, örnek olarak Cumartesi Anneleri’nin adını andığını ve hiç bir öğrencinin bilmediğini fark ettiğini söyledi. Duymamışlar bile… Hukuk fakültesi…

Unutkanlığa karşı, inatla direnenler var elbet. Kişiler, kurumlar, azınlıktaki yurttaş kümeleri, namuslu gazete ve gazeteciler, onurundan vazgeçmeye tenezzül etmemiş sanatçılar, edebiyatçılar… Örneğin, gazeteci Elif Ilgaz her gün Berkin Elvan ile ilgili twit atıyor. İnatla. “Berkin vurulalı 1889 gün oldu…”Müthiş bir direnç, inat bu. Çiğdem Toker, inatla ve inatla ihaleleri ve halkın yediği kazıkları yazıyor, iğneyle kuyu kazar gibi. Bilelim, unutmayalım, not düşülsün inadıyla. Ünsal Ünlü her sabah geçiyor evindeki kameranın karşısına ve aynı inatla bir şeyler anlatmaya çalışıyor, ‘hatırlatıyor,’ seyredenine. Birgün, Cumhuriyet, Evrensel gibi üç beş gazete hâlâ soluk aldırıyor. Diken var, Duvar var, T24 var, Artı Gerçek var… Var işte böyle bir kaç ağaç gölgesi.

Bir de anne var, şans eseri dikkatimi çekti internette. Benim ilgisizliğimden, bilmezliğimden. Çok insan haberdardır. Çorlu’da bir tren kazası oldu malum. Ne zamandı? Hangi ay? Kaç kişi? Neden? Sorumlular? Neyse, biraz zorlayınca hatırlarsınız, çok taze… Hani, muhalefet partisi, siyasetin konusu yapmayacağız, demişti. Haklıydılar çünkü konu ortopedistlerin alanına giriyordu. Hödükler.

Kazada yaşamını yitirenlerden biri Arda adlı bir çocuktu. Annesi, Mısra Öz. Sosyal medya hesabından her gün oğluyla ilgili bir iki satır yazıyor. Acısını tahmin etmek… Satırlarından, yalnızca evladını kaybetmiş olmanın üzüntüsü değil, olup biteni ‘kabullenememek,’ ‘inanamamak’ seziliyor.

Anlamıyor muhtemelen, insanların günlerine hiç bir şey olmamış gibi devam etmelerini. Haklı. ‘Diğerlerinin’ yaşamlarında hiç bir şey değişmiyor çünkü. Ne oldu ki… Hangi kaza… Ha Çorlu’daki mi… Size önerim, Mısra Öz’ün satırlarını, aynı üzüntüyü yaşayıp bunu paylaş(a)mayan diğer kayıp yakınları adına da, takip etmeniz. Unutmamanın, hiç olmazsa unutmayan, unutturmamaya çalışan birilerinin varlığından haberdar olmanın bir yolu olur belki…

Her şeye rağmen, iyi bayramlar. İyi geçer gerçi, neden tatsız geçsin ki… Ne oldu ki…

Bir şarkı: Ceylan Ertem’in kayıp yakınlarıyla birlikte seslendirdiği Ahmet Kaya’nın ‘Beni Bul Anne!’ şarkısı.

Bir yazı: Yazımı göndermeden önce internette değerli Gökçer Tahincioğlu’nun aynı minvalde güzel makalesini fark ettim. Buraya bırakıyorum.

Facebook Yorumları

reklam
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.