Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!


27.01.2020 - Bu Yazı 163 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Muhterem yönetenlerimiz, saygıdeğer siyasetçilerimiz. 

Yurttaş muamelesi görmediğinin farkında, ayrıca özel durumu gereğince yurttaşlık haklarının bir kısmı halihazırda elinden alınmış biri sıfatıyla, içtenlikli bir ricam var sizden. 

Eğer çokça külfet olmayacaksa, yorulmayacaksanız, zamanınız varsa; bir fırsat bulduğunuzda, milletin temsilcilerinin toplanma ve müzakere yeri olan parlamentoda bir araya gelip son derece gerekli olduğunu düşündüğüm bir yasa çıkarmanızı talep ediyorum. 

Konusu çok basit ve anlaşılır: Siyasetin ne olduğuna ve hangi gün, saat ve konularda siyaset yapılabileceğine dair talimatları içeren bir yasa!

Malumunuz, devlet dairelerinde, koridorlara asılmış ve acil durumlarda nasıl davranılması gerektiğini anlatan, ne yazık ki yanından yürünüp geçilirken hiç kimsenin dikkatini çekmeyen talimat çerçeveleri bulunur. 

İşte onlar gibi, resmi bir siyaset tanımı benimsemeli devletimiz. Evet, bu konudaki kafa karışıklıklarını giderecek, siyasetin ne olduğuna ve olmadığına dair, şöyle doğru düzgün, açık, anlaşılır, yurttaşı tereddütte bırakmayacak bir tanım.

Çağlar boyu siyaset sözcüğüne yüklenmiş muhtelif anlamlar üzerinde durmaya, kütüphanelerce dolusu kaynak arasında boğulmaya gerek yok. Sayısal çoğunluk nedeniyle iktidar bloğunun kabul ettiği metin yasalaşacağına göre, yandaş akademi ve basının konu üzerinde mutabakat sağlaması yeterli olur. 

Yandaş kanallarda birkaç günlük ‘beyin fırtınası’ ve ardından siyasi cepheden gelecek ‘çatlasanız da patlasınız da bu siyaset tanımı kanunlaşacak’ açıklaması, zaman israfını engelleyecektir. Belirlenecek yeni siyaset tanımı için bir ikna sürecine gerek olacağını sanmıyorum. 

AKP ve MHP ‘tamam’ der; Vatan Partisi, en doğru anti-emperyalist tanımın bu olduğunu duyurur; Türkiye Barolar Birliği başkanı, dünya çapında bir siyaset tanımına kavuştuğumuzu müjdeler; özgür basın, hemen ertesi gün aynı manşetlerle çıkar; CHP, Saadet Partisi ve İyi Parti, ‘doğrusu bazı sıkıntılar varsa da, milli birlik ve beraberliğe çok ihtiyacımız olan şu günlerde’ bu resmi siyaset tanımını ‘şimdilik’ benimsediklerini ve eski siyaset tanımlarında ısrar etmenin yararı olmayacağını, ancak en kısa zamanda ‘güçlendirilmiş siyasete’ geçilmesi gerektiğini açıklar; HDP ne söylerse söylesin ‘milli menfaatler gereğince’ zaten bölücülükle itham edilir; Türkiye ortalama akademisi konudan üç beş ay sonra haberdar olup pek dert etmez ve akademik üretimi sürdürür; konu hakkında görüş belirten üç beş anayasacı/hukukçu da, yasayı ‘kanunların asliliği ve genelliği prensipleri’ ile ‘maddi ve şekli kanun ayrımı’ bağlamında tartışan yazılar kaleme alır…

Hal böyleyken, ‘resmi siyaset tanımının’ herhangi bir aksilikle karşılaşmadan, ‘tartışılan-konuşulan-müzakere edilen yer’ anlamına gelen parlamentoda kabul edileceği kanısındayım.

Kuşkusuz yalnızca kuru bir tanımla yetinmemeli bu yasada. Tanıma uygun siyasetin, hangi durumlarda, kimler tarafından ve ne kadar sürelerle yapılacağı da hükme bağlanmalı. Öyle ya, bir yurttaş, yasaya uygun ‘doğru’ siyaset yapabilir ancak zamanı yanlış seçip süreyi hatalı ayarlayabilir.

Ya da örneğin bir yurttaş; bir tren kazası gerçekleştiğinde, kazanın gerekçelerini sorgulayabilir ve siyasal-bürokratik sorumlu arayabilir. Örneğin bir kadın, ‘kadın cinayetleri politiktir’ şeklinde son derece yanlış bir muhakeme yürütebilir ki, sıklıkla tanık oluyoruz böylesi hatalara. Örneğin bir diğer yurttaş, deprem olduğunda ve insanlar göçük altında kaldığında, devletin görevlerini dillendirebilir. Devletin, bir deprem ülkesinde alması gereken önlemleri hatırlatmak isteyebilir. Ha keza, bir başka yurttaş ödediği vergilerin nerelere harcandığını sorgulayabilir. Şeffaflık ve söz hakkı talep edebilir. Hatta Müslüman bir yurttaş, haddini aşarak, ‘iman, tedbir alınmasına engel midir?’ sorusunu akıl edebilir, birden bire.

Bir insan, vefat edenler için derin üzüntü hissedip, bir yandan onlar için çaba harcayıp diğer yandan yurttaşlık haklarının peşine düşebilir. Mümkündür ve olması gereken budur. Ancak bazı rejimlerde olmaz, olmamalıdır!

Yeni Türkiye’nin inşa edilmeye çalışılan ve hayli yol alınan siyasal rejiminde bu sorgulamalara yer yok kuşkusuz. Ola ki birileri, en temel yurttaşlık haklarını kullanmak cüretini gösterir ve devletle arasındaki ‘vergi’ bağını hatırlatmak isterse; acilen dört koldan bastırılmalı, sindirilmeli ve haddi bildirilmelidir.

Ezcümle,

başta yönetenler olmak üzere sayın siyasetçilerden; siyasetin ne olduğuna, nasıl anlaşılması gerektiğine ve sıradan yurttaşın hangi gün, saat ve konularda siyaset ile ilgilenebileceğine, siyasi içerikli değerlendirmeler yapabileceğine dair talimatları içeren bir yasa çıkarılmasını rica ediyorum. 

Eğer çıkarılırsa, haddini aşan yurttaş tipiyle tek tek uğraşıp bastırmak gerekmeyecek, arzu edilen nizamın tesis edilmesi kolaylaşacak; insanların olur olmaz siyaset yapması, siyasi içerikli görüş belirtmesi gibi milli birliğe yönelik tehditlerin önüne geçilmiş olacaktır. 

Başta ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ olmak üzere ‘klasik demokratik yurttaş hakları’ adı verilen ‘Batı kaynaklı’ zararlı akımları bertaraf etmek, toplumda konuya dair zaman zaman uç veren kafa karışıklıklarını engellemek, ahaliyi adam akıllı denetlemek ve yurttaşın olur olmaz zamanlarda ileri geri görüş açıklamasının, idareye soru yöneltmesinin bölücü etkilerinden ‘kanun marifetiyle’ korunmak, ancak bu yolla mümkün olabilir!

Video ders önerisi: Ohannes Kılıçdağı, içinde Müslüman olmayan yurttaşların yer aldığı belli başlı tarihsel konuları anlattığı videolar çekiyormuş. Hepsini seyretmenizi öneririm. Osmanlı’da Müslüman olmayanların askerliği konusunu işlediği konuşmasını buraya bırakıyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=FyVCqEmLlvE

Facebook Yorumları

reklam
27.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
21.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
30.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
28.12.2019
Vatan size minnettar
26.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
17.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
12.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
3.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
30.11.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
15.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
26.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
16.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive