Münir AKTOLGA

zm.aktolga@gmail.com



Bookmark and Share

DEVRİM TEORİSİ ÜZERİNE...


2.11.2019 - Bu Yazı 678 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Evet, devrim nedir?

En genel anlamda, bir durumdan  bir başka duruma geçiştir devrim! Peki ama,  durum nedir o zaman, kim, nasıl geçiyor bir durumdan bir başka duruma?..

Almanca ve  İngilizce’de “object”, Türkçe’de ise “obje”, ya da “nesne-cisim” olarak ifade ettiğimiz   “şey”ler-varlıklar, karşılıklı ilişki-etkileşme süreci içinde birbirlerini yaratarak, birbirlerine göre  varolurlarken sürekli bir durum değişikliği içinde gerçekleşirler. Yani, bizim “varolmak” dediğimiz  şey-hal, daima, bir durumdan bir başka duruma geçerken ortaya çıkan izafi  bir oluşumdur.  “Doğa, insanla kendi bilincine varıyor” derken kastedilen de, aslında bütün bu olup bitenlerin bilgisinin üretilmesinden ibarettir. Her anın içinde (bütün bir evreni kapsayan değişim sürecinde) objektif-izafi bir gerçeklik olarak yeniden varolma diyalektiğinin insanla birlikte bilince çıkmasıdır...

Büyük tabloyu bu şekilde ortaya koyduktan sonra  iş biraz daha basitleşiyor gibi! Ancak daha ileri gidebilmek için önce karşımıza çıkan şu soruya cevap verebilmemiz lazım:O, her anın içinde değişerek-değişirken varolan,  bizim bazan “şeyler”, bazan da “nesneler-objeler” dediğimiz varlıkların özü varoluş gerçekliği nedir?

Bu soruya daha önce şöyle cevap vermişiz:

“Bu evrende var olan her şey, kendi içinde bir AB sistemi iken, aynıanda, sistem merkezinde temsil olunan varlığıyla,  bir başka AB sisteminin içinde A ya da B olarak da yer alır,  var olur (buradaki A ve B rasgele-sembolik ifadelerdir)[1].

       

                          

Aynı oluşumu şöyle de ifade edebilirdik: Her sistem, ya da her varlık, “dışardan” -çevreden-gelen madde-enerjiyi-enformasyonu  kendi içindeki bilgiyle değerlendirerek  işlerken (bu bilgi daima A ile B arasındaki ilişkilerle kayıt altında tutulur),  dışardan gelen  etkiye karşı bir cevap-reaksiyon olarak varolur;  bu enformasyona kaynak teşkil eden nesneyle birlikte oluşturulan  bir AB sisteminin içinde, bu sistemin bir parçası şeklinde izafi bir gerçeklik olarak ortaya çıkar...

Özetlersek:

1-Her durumda, önce, bir A ve bir B, karşılıklı ilişki-etkileşme içinde  sıfır noktasıyla temsil olunan izafi bir denge hali oluşturarak[2] dışardan, çevreden gelen etkiyi -kendi aralarındaki  ilişkiyle kayıt altında tutulan bilgiyle- değerlendirip işleyecek potansiyel bir  varoluş zeminini  yaratmış olurlar[3].

2-Bizim, “iki karşıt unsurun birliği” olarak tanımladığımız bu potansiyel varoluş zemininin belirli bir kimlikle objektif izafi bir gerçeklik olarak ortaya çıkışı ise, ancak, aynı anda çevreyle ilişkiye bağlı olarak gerçekleşen bir değişim süreci içinde  ortaya çıkar[4]...

3-Bu durumda, objektif-izafi bir gerçeklik olarak varolmak, daima, bir durumdan, yani A ile B ’nin oluşturduğu belirli bir denge halinden bir başka duruma, bir başka denge haline geçerken -ki biz buna “devrim” diyoruz- değişimle birlikte gerçekleşiyor. O halde, varoluşun-yaşamın kendisi  aslında devrimci bir süreçtir, yani bir durumdan bir başka duruma geçiş halidir. Bu anlamda hepimiz, her şey, her an “devrim yaparken” “devrimciler” olarak varoluyoruz, gerçekleşiyoruz!.. Yani “devrim” ve “devrimcilik” öyle, pozitivizmin tanımladığı gibi, varlığı kendinden menkul  insanların düşünerek icat ettikleri, yukardan aşağıya doğru doğa’yı ve toplumu “değiştirmeye” yönelik  toplumsal bir mühendislik faaliyeti  değildir!.. Doğa’nın -toplum dahil bütün sistemlerin-  varoluş diyalektiğinin özü budur. Bize düşen ise, sadece, “bilincimizin” dışındaki bu evrensel  oluşumu -yani “doğa’nın diyalektiğini”- kavrayabilmek oluyor. Niye mi? Çünkü, “önbeyinin” (prefrontal cortex) gelişmesiyle birlikte hayvanlar aleminden ayrışan insanın varoluş gerekçesidir -fonksiyonudur- bu da ondan!  “İnsan, doğa’nın kendi bilincine varışıdır”, bu bilinci üretmesidir de ondan... 

Şimdi soru şu: Peki bu geçiş -yani, devrim adınıverdiğimiz, bir durumdan bir başka duruma geçiş- nasıl gerçekleşiyor?.. “Devrim” denilen olay, pozitivizmin iddia ettiği gibi, sadece, bir dış kuvvetin sistemi etkileyerek onu zorla “değiştirmesi”  olmadığına göre, bir durumdan bir başka duruma geçişnasıl gerçekleşiyor?..

Her durumda -gene  ister bir atom olsun, ister bir insan, ya da toplum- bütün sistemlerde, dış kuvvetler, daima, sistemin” iç dinamikler” adınıverdiğimiz onun içyapısını oluşturan unsurlar aracılığıyla (yukardaki şekilde A ve B olarak ifade edilen  temel parçalar) bütünleşerek etkide bulunurlar.

Örneğin, bir atomun (bunu, A olarak  bir proton ve B olarak  bir elektrondan oluşan basit bir Hidrojen atomu olarak düşünelim) belirli bir durumdan, yani “kuantum seviyesinden” (bunu A1 B1 olarak gösterirsek) bir üst seviyeye-duruma (şekilde A2 B2) çıkması için gerekli olan dış etken-enerji, foton (girdi), önce mevcut sistemle (A1 B1 ile) bağlaşır, onun içinde değerlendirilerek işlenir ve sistemin içinde bir ürün, potansiyel yeni bir durum olarak ortaya çıkar... Öyle ki, bir süre sonra artık sistemin  bulunduğu enerji seviyesinin sınırları bu yeni durumu-enerji kapasitesini muhafaza edemez hale gelir.  Bir üst seviyeye geçişin ön koşulu budur. Ve mevcut durumun içinde oluşan yeni sistemin güçleri, onun çerçevesini, sınırlarını aşarak, kendi enerji kapasitelerine uygun yeni bir seviyeye çıkarlar. Olay budur...

[Bir atom söz konusu olduğu zaman, atomun içindeki dışardan gelen etkiyi değerlendirip işleyen  bilgi  A1 ile B1 arasındaki elektro-magnetik ilişkiyle kayıt altında tutulmaktadır! Yoksa nereden bilecekti o atom dışardan gelen bir fotonun onu A2 B2 seviyesine çıkaracak özelliklere (frekansa) sahip olduğunu!.. Yani öyle her gelen foton bir atomu bir üst seviyeye çıkaramaz!  Ohalde,  “bilgi” denilen şey hiçte öyle  insana ve biz canlılara özgü diye böbürlenmeyelim! Bu evrende varolan her “şey” belirli bir bilginin maddeleşmişşeklidir; bir atomdan bir galaksiye, bir bakteriden insana kadar... Adına “evrim süreci” denilenşey ise,  en basitten en karmaşık olana kadar gelişen  bu maddeleşmiş bilginin  insanla birlikte adeta aynaya bakarak  kendisinin  farkına varmasından ibarettir! İsterseniz siz de bu gözle-anlayışla şöyle bir aynaya bakın bakalım! ne demek istediğim belki o zaman daha iyi anlaşılacaktır!!  Her şeyin bilgisi  “sizinle” kendini ifade ediyor aslında! Ama ne ilginçdeğil mi, bu sır öyle bir gizlemişki kendini, bu gerçeği farkettiğiniz anda büyü bozuluveriyor ve kendi nefsinizle “siz” “o”nu gizleyen bir maske haline dönüşüveriyorsunuz!..]

Yoksa öyle mekanik bir geçiş olamaz. Dışardan bir foton  geliyor da, atom bir üst seviyeye çıkıyor. Tamam ama nasıl oluyor bu? Gelen o foton önce nereye geliyor? Enerji yoğunlaşması nerede oluyor? Mevcut-varolan sistemin içinde bu girdi nasıl değerelendirilerek işleniyor? Ortaya çıkan reaksiyonun gerekçesi nedir? Yeni bir durum-çıktı nasıl oluşuyor?Ancak bu sorulara cevap verdikten sonradır ki, problemi çözülmüşolarak görebiliriz. Neden ve nasıl sorularını atlayarak yapılacak açıklamalar eksik kalmaya mahkumdur. Bir problem ancak Enformasyon İşleme Bilimi zemininde açıklanarak çözüldüğü zaman tam olarak çözülmüşkabul edilebilir...

Demek ki, her yeni sistem, önce eskinin içinde bir yoğunlaşma (gelişme diyelim buna) olarak oluşuyor. Ve ancak bu yoğunluk (Marksist literatürde “üretici güçlerin gelişme seviyesi” diyoruz biz buna) eski, yani mevcut sistemin sınırları içinde taşınamaz hale gelince doğum olayı gerçekleşiyor...

 

Her durumda, AB yi A temsil ettiğinden[5], A’B’ de B nin içinde-ana rahminde geliştiğinden (ana rahmindeki gelişme  süreci boyunca  çocuk dışardan görülmez), sürece mekanik-yüzeysel olarak bakınca, bütün olup bitenler A ile B arasındaki ilişkiye indirgenir ve denilir ki; “her durumda, A mevcut sistemi temsil ederken, B de onun zıttı olarak, onun “diyalektik devamı” olan başka bir sistemi temsil etmektedir. Sistem -üretici güçler- geliştikçe, yeniyi temsil eden B, A yı ve onun temsil ettiği sistemi yok ederek onu yerine kendisinin temsil ettiği sistemi egemen kılacaktır”! İşte, 1917 Sovyet Devrimi de dahil, 20.Yüzyıl’daki  devrimlerin çoğu işçi sınıfının ergenlik dönemine özgü  bu  “diyalektik materyalizm” anlayışından  kaynaklanmıştır[6].  

“Marksizm işçi sınıfının ergenlik çağı ideolojisidir” derken ne demek istediğimiz  şimdi   daha iyi anlaşılıyor sanırım! Marksizm, işçi sınıfının “kendisi için bir sınıf” olmaya başladığı dönemin ideolojisiydi. Ama artık o dönem  sona erdi! İşçi sınıfı, burjuvazinin inkârını gerçekleştirirken, yeni bir durumun yaratılmasına da  katkıda bulunarak,  kendisinin de içinde bulunduğu eski durumun topyekün inkârına   neden olmaya başladı. İçinde yaşadığımız 21.Yüzyıl artık kapitalizmin modern sınıfsız toplumu -Bilgi toplumunu- yaratma, doğurma dönemidir. Bu dönem, burjuvazinin yerini bilgiyi-beyin gücünü temsil eden  “insanların”, işçilerin yerini de adım adım robotların almaya başladığı bir dönem olacaktır. Kapitalizmden modern sınıfsız topluma geçiş, bilginin demokratikleşmesi süreciyle birlikte,  üretici güçlerin gelişmesine ve sivil toplumun gücünün artmasına bağlı olarak gerçekleşecektir...

“ÜRETİCİ GÜÇLER” NEDİR, “ÜRETİCİ GÜÇLERİN GELİŞMESİNİN” ANLAMI NEDİR?

Bir sistem olarak toplum söz konusu olduğu zaman, en genel anlamda,  „üretici güçler“, belirli bir üretim ilişkisiyle birbirlerine bağlanmış durumda olarak üretim faaliyetinde bulunan sistemin elementleri insanlardır[7]...

Bir bütün olarak toplumla çevre arasındaki ilişki söz konusu olduğu zaman, „üretici güçler“ çevre ve toplum iken,  toplumu bir AB sistemi olarak ele aldığımız  zaman (çünkü, sistemin elementleri olan insanlar, her durumda, kendi aralarında kurdukları ilişkilerle toplumu bir AB sistemi şeklinde gerçekleştirirler) „üretici güçler“, sistemi oluşturan esas unsurlar olarak “sistemin iç dinamikleri” dediğimiz bu A ve B dir.

[Toprağıbir üretici güçolarak değil de bir üretim aracıolarak ele alan bütün o “sağcı-solcu” teorilere buradan meydan okuyorum! İnsanın görevini “doğaya sahip olmak-egemen olmak” olarak ifade eden bütün o köleci toplum artığıteorileri çöpe atmanın zamanıgelmiştir artık!  Hep o sakat devrim anlayışının sonucudur bunlar. Biliyorsunuz ,köleci toplumda da insan bir üretici güç sayılmazdı, basit bir üretim aracıydı o. Sınıflı toplumların,  “egemen olma”, “sahip olma” tutkusunun en son biçimini temsil eden  kapitalizm de “doğaya egemen olacağım” derken onu tahrip ederek yok etmenin eşiğine getirmiştir insanları. Doğa bir üretim aracı değildir, tıpkı insan gibi bir üretici güçtür...]

Örneğin, ilkel komünal toplumda komün   çevre ilişkisini ele alalım,  bunların ikisi de birer üretici güçtür. İklim, coğrafya, toprak vs. bunların hepsi buradaki “çevre” kavramının içine girerler ve bunlar üretim aracı değil birer üretici güçtürler. Toplumun -komünün- içinde de, birbirlerine „kan“ ilişkisiyle bağlı olan komün üyeleri ve merkezi varlığı temsil eden komün şefinden oluşan insanlar, çevrenin karşısındaki toplumsal  üretici güçleri oluştururlar. Sınıflı toplumlarda da bu gerçek değişmez. Toplumsal dokuyu oluşturan her iki sınıf da üretici güç olarak faaliyet gösterirler.

[Evet, sınıflı toplumlar sürecinde „egemen sınıflar“ da „üretici güçlerin“ bir parçası olarak ele alınmalıdır? Örneğin, Marksist teoriye göre, üretim faaliyeti içinde „hiç bir emek sarfetmiyor“ olarak görünse de, işçilerle belirli bir üretim ilişkisi içinde bulunan burjuvazi de bir üretici güçtür?  Burjuvazi, sermayenin -üretim araçlarının- sahibidir. Sermaye ise, kapitalist üretim ilişkilerini temsil eder, onun kendisidir. Siz burjuvaziyi, yani sermayeyi ortadan kaldırıverirseniz, ne kalır ortada, sadece işçiler!  Ama tek başına  işçiler  bir üretim ilişkisi sistemini oluşturmazlar ki! Burjuvazi, kapitalist toplumun oluşmasının vazgeçilmez bir bileşenidir. Neyin üretileceğini, nasıl üretileceğini belirleyerek toplumsal kimliğin oluşmasına katkıda bulunur ve onu  “temsil eder...]

İşte bu toplumsal „üretici güçler“, kendi aralarında ve çevreyle kurdukları üretim ilişkileri içinde,  çevreden alınan ham maddeyi (madde-enerjiyi-enformasyonu) sahip oldukları bilgiyle işleyerek toplumun maddi hayat şartlarını üretirlerken, aynı zamanda,  yeni bilgilerin üretilmesine de yol açarlar ve bu şekilde   kendi kendilerini de üretmiş olurlar. Bu nedenle, toplumsal gelişme süreci, aynı zamanda üretici güçlerin gelişmesi sürecidir. İlkel komünal toplumdan sınıflı topluma geçiş bu gelişmenin sonucudur. Bugün, kapitalizmden modern sınıfsız topluma geçiş de böyle olmaktadır.  Yani değişme, ilerlemeyle gelişmeyle oluyor.

“İlkel komünal toplum mücahidi atalarımız”  sınıflı topluma doğru gidişi   durdurmak için çok uğraştılar! Nice Şeyh Bedreddin’ler geldi geçti bu dünyadan, nice Spartaküs’ler geldi geçti! Köylü ayaklanmalarının o yiğit insanları haksız mıydılar feodallere karşı baş kaldırmakta? Paris Komünü’nü kuran işçiler haksız mıydılar? 1917’nin işçileri haksız mıydılar, baskıya sömürüye karşı isyan ederken, savaşa karşı çıkarken? Haksız mıydılar sınıfsız bir toplumu hayal ederken?.. Ama olmuyor işte, sadece haklı olmak yetmiyor! Tarihsel olarak  ileriyi  temsil ediyor  olmak da lazımdır. İşte, o beğenmediğimiz burjuvaziyi, “işçi sınıfı ihtilalcilerinin” karşısında vazgeçilemez toplumsal bir gerçeklik  konumuna sokan bu kahredici diyalektiktir! Ve  bunu kavramadan da daha başka hiçbir şeyi kavramak mümkün değildir! Ölmek, ölümüne mücadele etmek, bir dava için hayatını feda etmek ne yazık ki tek başına hiçbir şey ifade etmiyor! Ne yiğitler gelmiş geçmiş bu dünyadan. Ne Köroğlu’lar gelmiş geçmiş!  Bütün bir sınıflı toplum tarihi bunların haykırışlarıyla doludur...

ÜRETİCİ GÜÇLERİN GELİŞMESİ...

Peki, toplumsal üretici güçlerin “gelişmesi“, gelişerek var olmaları ne demektir?..

“Var olmaktan” kasıt, toplumsal üretici güçlerin, belirli bir üretim ilişkisi içinde, kimliklerini-fonksiyonlarını muhafaza ederek, varlıklarını sürdürmeye devam etmeleridir. “Gelişmek” ise, sürekli yeni bilgilere, daha ileri tekniklere sahip hale gelerek, bunları üretim sürecinde kullanmak,  böylece,  daha kolay, daha az enerji harcayarak, daha çok ve çeşitli ürünler elde edebilmektir.  Tek başına üretim araçları hiçbir zaman üretici güç olmazlar, onlar -hangi biçimde olurlarsa olsunlar- son tahlilde insanın uzuvlarının  uzantısı durumundadır. Bir sabandan traktöre, fabrikaya, bilgisayara kadar bütün bu aletlerin  hepsi, beyin ve diğer organlarıyla -motor sistemiyle- insanın uzuvlarının  uzantısı durumundadır. Üretici güç olan insanı, kendi yarattığı   bütün bu üretim araçlarıyla birlikte düşünmek gerekir... 

İşte tam bu noktada, bu gelişmenin  mevcut üretim ilişkilerinin sınırları içinde nereye kadar devam edebileceği sorunu önem kazanıyor. Çünkü, üretici güçler (yani insanlar) etkileşmenin  dinamik unsurlarıdır. Üretim ilişkileri ise öyle değil. Bunlar (bu ilişkiler),  insanlar arasında,  belirli gelişme konaklarındaki üretim biçimlerine uygun olarak oluşurlar. İnsanlar (üretici güçler) üreterek gelişipte artık mevcut üretim ilişkileri içerisinde  daha fazla üretemez, gelişemez hale gelince, yeni duruma uygun yeni üretim ilişkilerinin kurulması zorunlu hale gelir.

O halde önce, o „ilk durumla“ birlikte (ilkel komünal toplum), belirli bir üretim ilişkileri sistemi içinde (komünal ilişkiler içinde) doğuyor toplum. Ve o andan itibaren de, bu üretim ilişkileri sisteminin içinde, üretici güçler, yani insanlar kendi kendilerini  üreterek gelişiyorlar. Bu gelişme boyunca, belirli bir noktaya kadar üretim ilişkileri değişmeden kalırken, “minare” (yani üretici güçler) hep büyüyorlar var olan “kılıfın içinde”! Ne zamana kadar devam ediyor bu durum? “Minare kılıfına sığamaz hale gelinceye” kadar! Sonra da, “minareye yeni bir kılıf” uydurularak sınıflı topluma geçiliyor...

Soru şu şimdi: İlkel komünal toplumun, yani ilkel sınıfsız toplumun sınırları nerede başlar, nerede biter? İlkel komünal toplumun üretici güçleri nereye, hangi noktaya kadar mevcut komünal üretim ilişkilerinin  içinde gelişmeye devam etmişlerdir?..

Her yeni toplum biçimi, yani üretim ilişkileri sistemi, eskinin-var olanın içinde gelişir demiştik. Bu nedenle, üretici güçlerin gelişmesi süreci, aynı zamanda, yeni bir toplumun, yeni üretim ilişkileri sisteminin, eskinin içinde potansiyel olarak gelişmesi sürecidir de”. Eski  üretim ilişkilerinin içinde gelişmelerini sürdüren üretici güçler, bu gelişmenin ancak en son aşamasındadır ki, artık var olan ilişkiler içinde gelişmeyi  sürdürmenin imkansız hale gelmesinin  sonucu olarak, eski ilişkilerin içinden sıyrılırlar, yeni ilişkiler içinde yeniden doğarlar.  Yani “yeni”, daima, eskinin-var olanın içinde, üretici güçlerin gelişmesi sürecine paralel olarak gelişir, olgunlaşır. Bu süreç boyunca, toplumsal sistemin dokusunu oluşturan her element (her insan), hem var olan sistemin içinde, objektif bir üretici güç olarak mevcut fonksiyonunu gerçekleştirerek varlığını sürdürürken, hem de aynı zamanda, yeni doğacak sistemin- ilişkilerin potansiyel bir unsuru olarak da gelişir.

Örneğin, Osman Gazi’nin aşiretindeki her komün üyesi,   hem var olan aşiretin-komünün bir üyesidir, hem de, bir süre sonra ortaya çıkacak „Osmanlı Devleti’nin“ potansiyel bir unsuru, yani sınıflı toplumun bir ferdidir. Eğer bu süreç (sınıflaşma süreci), daha önceden, aşiretin-komünün içinde gelişmiş olmasaydı, öyle pat diye birden ne devlet kurulabilirdi ne de sınıflı toplum! Düşünebiliyor musunuz, daha ortada doğru dürüst bir devlet bile yokken, yani kuruluşun başlarındayken Osman’ın oğlu Murat kendi adına para bastırıyor!Demek ki, o göçebe barbarlar, yani „sınıfsız toplum“ üyeleri, sınıflı toplumun-medeniyetin işareti olan parayla  çoktandır haşır neşir oluyorlardı! Onu tanıyor ve kullanıyorlardı. Yani o göçebe-barbar şef-Murat hem sınıfsız toplumun bir elementidir, hem de kendi içinde potansiyel olarak gelişen bir Osmanlı Sultanıdır! Aynı şekilde, kapitalist toplumun üretici güçleri olarak burjuvazi ve işçi sınıfı da,  bir yandan sistemin içindeki kimlikleriyle sistemle birlikte gelişirlerken, diğer yandan da, kendi içlerinde kendi inkârlarını, yani  bilgi toplumunun üretici güçlerini de potansiyel olarak barındırarak geliştirmiş olurlar. Ve öyle olur ki, burjuvazi kendi inkârı olarak bilgiyi temsil eden beyin gücüne dönüşürken, işçiler de robotlara yerlerini bırakırlar...

 

 

                       Her şeyin (her AB sisteminin) kendi içinde potansiyel olarak

                             kendi inkârını (A’B’) ürettiğinin-yarattığının resmidir!..

Ne zaman ki, insanlar kendi ihtiyaçlarından daha fazlasını üretmeye başlamışlardır, ki bu, insanlık tarihinde ilk kez, insanların hayvanları ehlileştirmeyi öğrenmeleriyle birlikte başlar, o andan itibaren, adım adım sınıflı topluma geçiş süreci de başlıyor demektir. Ne orta barbarlık, göçebe toplum, ne de yukarı barbarlık, tarımsal faaliyette bulunan yerleşik toplum, bunların hiç birisi saf komün-sınıfsız toplum değildir. Ama ne var ki, gene de biz bunları ilkel komünal toplum-sınıfsız toplum konağının içindeki aşamalar olarak ele alırız. Neden? Çünkü bu toplumlar, henüz daha sınıflı toplum bebeğine hamile bir kadın gibidirler de ondan! Çocuk henüz daha doğmamış olduğu için, biz var olanı, yani anneyi görürüz ortalıkta, onun varlığıyla  nitelendiririz bu toplumları. Ama, eğer ana rahmindeki çocuğu da işin içine katarsak, ki katmamız gerekir, o zaman, hala „komünal üretim ilişkilerinin“ -„kan ilişkilerinin“-  geçerli göründüğü  bu toplumları, artık öyle sadece, „sınıfsız toplum“ olarak tanımlayıp geçemeyiz. Her toplum biçimi, hem  o an var olan, geçerli olan üretim ilişkilerinin maddeleşmiş bir şekli olarak belirli bir toplumsal durumu temsil eder, hem de, aynı anda, tıpkı hamile bir kadın gibi,  kendi içinde daha ileri üretim ilişkilerini taşıyan, bir durumdan başka bir duruma geçiş halinde olan bir geçiş toplumudur o.

TEKRAR “ÇELİŞKİ” KAVRAMI VE TOPLUMSAL DEVRİM... 

Üretici güçlerin gelişmesiyle üretim ilişkileri arasındaki ilişkiyi açıklarken burada çok önemli bir nokta var. Örneğin, ilkel komünal toplumdan sınıflı topluma geçilirken, bu geçiş, üretimin bireysel karakteriyle, mevcut komünal üretim ilişkileri arasındaki çelişkiden kaynaklanmak-tadır.  Buradaki “çelişki” (ilkel komünal toplumun temel çelişkisi olarak ifade ettiğimiz “çelişki”), eski-var olan toplum biçimiyle (yani ilkel komünal toplumla), onun bağrında gelişen yeni (yani sınıflı toplum) arasındaki çelişkidir. Yoksa, bir sistem olarak “ilkel komünal toplumun iç çelişkisi” diye bir şey söz konusu olamaz! İlkel komünal toplum, üretimin toplumsal karakteriyle komünal üretim ilişkileri arasındaki uyuma dayanır.

Aynı şekilde, “üretimin toplumsal karakteriyle üretim araçlarının özel mülkiyeti arasındaki çelişki  kapitalizmin temel çelişkisidir” derken, bunun da ne anlama geldiğini gene iyi kavramak gerekiyor!İnsanlığın son yüz elli yılına damgasını vuran “işçi sınıfı ideolojisine” göre bunun anlamı şudur:  “Kapitalist sistemde üretim çok sayıda işçi tarafından yapılan toplumsal bir faaliyet haline gelmiştir ve bu da, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan kapitalist üretim ilişkileriyle çelişmektedir. Bu yüzden, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete son verilerek, üretimin toplumsal karakterine uygun, üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini esas alan yeni bir üretim ilişkileri sistemi kurulmalıdır”. Ve nitekim aynen  böyle de yapılır! Dünyanın üçte birinde, “üretim araçlarının özel mülkiyetinin ortadan kaldırıldığı”, bunun yerine “toplumsal mülkiyetin” konulduğu “sosyalist ülkeler” kurulur. Ama sonuç ortada! Neden?.. Yanlış olan, “kapitalist sistemin temel çelişkisi, kapitalist üretim ilişkileriyle üretimin toplumsal karakteri arasındaki çelişkidir” sözü mü idi? Hayır, yanlışlık burada değildir!  Yanlışlık, bu ifadenin anlaşılma tarzında yatıyordu!

Birinci yanlış; “kapitalist sistemde, büyük sanayi çok sayıda işçiyi bir arada üretim yapmaya zorladığı için  üretim toplumsal bir faaliyet haline gelmiştir” sözünden kaynaklanıyordu![8]Bu  doğru değildir. Üretimin toplumsal bir karaktere sahip olması fabrikalarda çok sayıda işçinin bir arada üretim faaliyetinde bulunmasıyla açıklanamaz!  Çok sayıda işçi bir arada çalışıyor da olsalar, bu yüzden zamanla aralarında  bir sınıf bilinci de gelişse, gene de, bu ayrı bir şeydir, işçilerin toplum için toplumsal üretim yapmaları ayrı bir şeydir. Çünkü, objektif olarak, bir işçi toplum için değil, iş gücünü satarak kendisi için, bireysel olarak üretim yapmaktadır. Onu, toplum için üretim yapan bir komün üyesinden ayıran da  budur zaten. Sonra, bilimsel olarak, “işçinin mülk sahibi olmadığı”, “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyinin bulunmadığı”  da doğru değildir.[9] İşçi, kendi iş gücünün sahibidir! Ve  sahibi olduğu bu iş gücünü satarak, bunun karşılığında kapitalistten aldığı  ücretle varlığını sürdürmektedir. Yani, işçi de, mülk sahibi olarak, kendisi için, bireysel olarak varlığını devam ettirebilmek için üretim yapmaktadır. Halbuki bir komün üyesinin, bireysel olarak sahip olabileceği  (kendi iş gücü de dahil!) hiçbir şeyi yoktur. “Sahip olmak” kavramının kendisi zaten sınıflı toplumla birlikte ortaya çıkar. Bu yüzden de, komün üyesi bir insanın bireysel varlığı  oluşmaz. Onun “bireysel varlığı” komünün varlığının bir uzantısıdır.

Peki o zaman sorun nerede? Kapitalist sistem altında, üretici güçlerin gelişmesiyle üretim ilişkileri arasındaki çelişki, uyumsuzluk nereden kaynaklanıyor?

Kapitalist sistem içinde   üretici güçler geliştikçe,  bununla  birlikte, üretimin toplumsal  olarak yapıldığı modern komünal toplumun üretici güçleri de potansiyel olarak gelişirler diyoruz. İlk bakışta paradoksal gibi görünen bu gelişme diyalektiği  evrensel diyalektiğin toplumsal plandaki yansımasıdır. Çünkü “yeni”, daima, “eski”nin içinde, onunla et ve tırnak gibi içiçe varolan potansiyel bir güç  olarak gelişir. Yani, üretim faaliyetinin bireysel olarak yapıldığı kapitalist toplum, kendi içinde, potansiyel olarak  modern komünal toplum bebeğini oluşturmaya başlar. Çünkü, üretici güçlerin gelişmesi olayının özü, bilginin gelişmesi olduğu kadar, aynı zamanda   bu bilginin maddi bir gerçeklik haline dönüştürülmesinin  sonucu olan teknolojinin (üretim araçlarının) gelişmesi olayıdır da. Burjuvazi ve işçi sınıfı, üretim faaliyetini birlikte gerçekleştiren  toplumsal varlıklar olarak  sistemin içindeki objektif üretici güçlerdir. İnsanları “üretici güç” yapan şey, onların temsil ettikleri, sahip oldukları toplumsal varlıkları ve fonksiyonlarıdır. Her yeni buluşla (bilgiyle) birlikte bu “üretici güçler gelişirken”, gelişen aslında sistemin sahip olduğu bilgidir. Kapitalizmin gelişmesi olayının özü  budur.  Üretim sürecine dahil olan her yeni makinayla-teknikle (üretim aracıyla) birlikte,  “üretici güçlerin de geliştiğinden” bahsederken aslında bu gerçeği ifade etmiş oluruz! Sistemi kendi inkârına götüren, modern sınıfsız toplumu yaratan diyalektik budur.

[O halde öyle, “önce işçi sınıfıdevrimi yapar, iktidarıalır, ondan sonra da üretim araçlarınıdevletleştirerek üretim ilişkilerini değiştirir -sosyalist devrimi yapar- görüşü doğru değildir! Pozitivist devrim anlayışının -ideolojik toplum mühendisliğinin- işçi sınıfıversiyonu diyoruz buna! ]

Bilginin toplumsallaştığı, yani, eskiden olduğu gibi, bilgiye sahip çıkarak, bireysel üretim yapıp kâr elde edebilmenin anlamsız hale geldiği bir süreç düşününüz! Öyle ki, giderekten, bu toplumsallaşmış bilgiyi temsil eden insanların organize ettiği -kontrol ettiği- üretim birimlerinde, ürünü de -büyük ölçüde- işçilerin yerine  robotlar gerçek-leştirmeye başlıyorlar!.. İşte, modern komünal bilgi toplumu budur. Üretim araçlarının özel mülkiyetiyle üretimin toplumsal karakteri arasındaki çelişkinin ortadan kalkması olayının özü budur. “Üretim araçlarına sahip olmanın” bireylere  bir ayrıcalık sağlamadığı, bunun, birey olarak varoluşun ön koşulu olmaktan çıktığı bir toplumu düşünün o zaman olay daha iyi anlaşılır...

(Hadi bakalım, o  çok “devrimci toplum mühendisliği faaliyetleriyle gerçekleştirin böyle bir toplumu da görelim!!)

Bütün bunlar hayal mi diyorsunuz!..

Bu  sürecin bugün   bizzat burjuvazi tarafından da desteklediğini unutuyorsunuz galiba (aynen bir zamanlar feodallerin kendi diyalektik inkarlarını yarattıkları o süreç gibi!) Evet,  küreselleşmenin, küresel rekabetin hızlanmasıyla   birlikte bugün genel olarak dünyanın her yerinde  burjuvazinin de  bütün gücüyle desteklediği bir süreçtir bu! Çünkü, rekabetin olağanüstü hızlandığı dünya pazarlarında, artık bir malı en ucuza ve en iyi kalitede kim üretebiliyorsa o üstünlük kazanıyor. Daha çok artı değere el koymaktan başka bir amacı bulunmayan burjuvazi de, başka çıkar yolu kalmadığı oranda üretim maliyetlerinin düşeceğini hesaplayarak çözümü makinelerde, robotlarda buluyor! En önemlisi de işçilerden, sınıf mücadelesinden kurtulacaklarını düşünüyorlar bu şekilde!Ama şunu hiç düşünmüyorlar ki, işçilerin yerini robotların aldığı bir toplumda kendilerinin de yeri olmayacaktır!  İşçi olmayınca kâr, artı değer olur mu? Ne için bireysel  üretim yapacak o zaman  burjuva!..

İşte olay budur! Bu nedenle, kapitalist toplum zorunlu olarak bilgi toplumuna, modern komünal topluma doğru evriliyor. Ve üretici güçlerin bu evrimi kapitalist üretim ilişkilerinin içinde gerçekleşiyor. Üretim araçlarının özel mülkiyetine gerek kalmadan üretimin toplumsal olarak yapıldığı yepyeni bir toplum biçimi oluşuyor kapitalizmin içinde. Bu süreç geliştikçe üretimin toplumsal karakterine uygun yeni toplumsal ilişkiler de bununla birlikte gelişecekler, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan kapitalist üretim ilişkileri ise buna paralel olarak yok olup gidecektir. Toplumsal anlamda devrim olayı budur. Yeninin eskinin içinde gelişmesi olayı budur. Marx’ın, “çok sayıda işçiyi bir araya toplayarak üretimin toplumsallaşmasına yol açıyor” dediği o “büyük sanayiin” kendisi bile yok oluyor bugün artık! Hem de içinde çalışan o işçilerle birlikte!..

Özetlersek; çelişki, kapitalizmle, kapitalist toplumun  inkârı olarak onun içinde gelişen bilgi toplumu arasındadır. Kapitalizmin temel çelişkisi sorununu, “burjuvazi özel mülkiyeti, işçi sınıfı da üretimin toplumsal karakterini temsil ediyor, bu nedenle, bu iki sınıf arasındaki çelişki kapitalizmin temel çelişkisidir, işçi sınıfı burjuvaziyi alaşağı ederek iktidarı alınca  bu çelişki de  çözülmüş olur”  şeklinde düşünmek doğru değildir!!


[1]www.aktolga.de4. Çalışma

[2]Dengeden kasıt, karşılıklıetkilerin belirli bir sıfır noktasını oluşturarak  belirli bir varoluş-sistem  zeminini yaratmalarıdır...

[3]Hem A ve B ’nin, hem de bu ikisinin ilişkisinden doğan sistem adınıverdiğimiz ortak zeminin potansi-yel  varlığıkimliği böyle ortaya çıkıyor. Ama aynıanda bir de çevreyle olan ilişki-etkileşme var ki, sürece  katılan bütün unsurlara objektif -izafi bir kimlik- varoluşhalini kazandıran da budur.

[4]Bütün sistemler “açık sistemdir” anlayışıburadan kaynaklanır.

[5]„Her durumda AB’yi neden “dominant” unsur olarak A nın temsil ettiğini 4. Çalışma’da ayrıntılıolarak ele almıştık  . Konuyu buraya tekrar taşımıyorum... http://www.aktolga.de/t4.pdf

[7]“Bilişsel Tarih ve Toplum Bilimlerinin Esasları”, www.aktolga.de5. Çalışma..

[8]Bu anlayışhem Marks’ta-Engels’te, hem de Lenin’de aynıdır.

[9]Burada tartışılan, „mülkiyet“ kavramının özüdür. “Sahip olma” olayıdır.

Facebook Yorumları

reklam
2.11.2019
DEVRİM TEORİSİ ÜZERİNE...
31.10.2019
KOBANİ PKK İÇİN NEDEN ÖNEMLİ (İDİ)!..
17.10.2019
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE İKİNCİ AŞAMA VE TÜRKİYE...
10.10.2019
BAKIYORUM DA "SOLCULAR" HEP SAVAŞA HAYIR DEMEDİ DİYE CHP'Yİ ELEŞTİRİYORLAR!..
3.08.2019
“BİAD” KÜLTÜRÜNÜN MADDİ TEMELLERİ...
20.07.2019
27 Mayıs’tan 15 Temmuz’a: Darbeler biliniyor muydu?
10.07.2019
DOLAR-EURO DÜŞSÜN İSTENİYOR MU? BENCE İSTENMİYOR!..
25.06.2019
NEREYE GELİNDİ, NEREDE DURUYORUZ?..
19.06.2019
EVET MURSİ’YE BEN DE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM!..
19.05.2019
İSTANBUL-ANADOLU SAVAŞLARINDA SON PERDE: AK PARTİ KOALİSYONU DAĞILIYOR!..
19.4.2019
YENİ“NİN „ESKİ“NİN İÇİNDEN ÇIKIP GELME SÜRECİ
30.3.2019
DEVRİM NEDİR, “RADİKAL DEVRİMCİLİK” ANLAMINDA “JAKOBENİZM” NEDİR?
14.3.2019
ŞİMDİ DE „ZAMANI GERİ DÖNDÜRMEYİ“ BAŞARMIŞLAR!!.
12.3.2019
“HATIRALAR” DAN BİR 12 MART YAZISI ...
11.3.2019
Dâvâ ve kendini feda etmek
17.2.2019
Türkiye’nin dış politikası yanlış mıydı?
23.1.2019
FAZIL SAY'IN AÇIKLAMASINI DESTEKLİYORUM…
9.1.2019
NEREDEN BAŞLAMIŞTIK NERELERE GİTTİ İŞİN UCU-
6.1.2019
NEREDEN BAŞLAMIŞTIK NERELERE GİTTİ İŞİN UCU-
2.1.2019
HATIRALAR
24.12.2018
HATIRALAR
6.10.2018
OKTAY’I KAYBEDELİ BİR YIL OLMUŞ!..
4.10.2018
ŞU McKİNSEY KONUSU!..
7.7.2018
POPÜLİZMİN “SAĞI” “SOLU”?..
28.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE KAPİTALİZMİN KENDİ DİYALEKTİK İNKARINI YARATMASI...
19.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDEKİ DÜNYA...
10.6.2018
HDP BARAJI AŞARAK PARLAMENTOYA GİRMELİDİR!..
9.5.2018
NEREDE BULUNUYORUZ, BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?..
2.5.2018
GÖZDEN KAÇMAMASI GEREKEN İKİ ÖNEMLİ HABER…
10.3.2018
„KADINA ŞİDDET ARTMIŞ“, PEKİ NEDEN?..
19.2.2018
DÜNDEN BUGÜNE ÇIKAN YOL VE SINIF MÜCADELELERİ...
23.1.2018
Türkiye’nin dış politikası yanlış mi idi, ya da nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin çıktı?...
23.11.2017
NATO NEDİR… O BİR SOĞUK SAVAŞ ÖRGÜTÜ DEĞİL MİDİR?..
15.11.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİNİN KENDİ İÇİNDEKİ MUHALEFET, YA DA YENİ SOL...
10.10.2017
BU DA BİR ETYEN ELEŞTİRİSİ...
8.10.2017
TOPLUMSAL “YORGUNLUK” ÜZERİNE!..
5.10.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE BAĞIMSIZLIK TALEPLERİ...
2.10.2017
20.YÜZYIL’DAKİ ANLAMLARIYLA “SAĞ”-“SOL”DİYE BİRŞEY KALMADI ARTIK!..
12.9.2017
BEN, “KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLMAK” DİYALEKTİĞİNİ ŞERİF MARDİN’DEN ÖĞRENDİM...
24.7.2017
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK!..
15.7.2017
27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..
7.7.2017
"ADALET"İN BU MU DÜNYA!!..
23.6.2017
AK Partinin ve „reisin“ çelişkisi, neden „patinaj yaptıklarının „ açıklaması...
17.6.2017
CHP ve " Kontrollü " darbe
27.5.2017
Dil konusu çok önemli...
13.5.2017
Türkiye olayı 21.yüzyıl paradigması içinde göremiyor!..
8.5.2017
Ve Denizler Filistinden dönüyorlar, onlarla Ankara’daki buluşma!..
15.4.2017
Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..
3.4.2017
İşin özünde merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartışmaları var!..
1.4.2017
Bugünlerde birkere daha benim daha önceki yazıları okuyun, bir de Alper'in şu son yazısını!..
13.3.2017
‘Ecdadımız’ edebiyatı ile yeni Türkiye inşa edilemez!..
23.2.2017
Koalisyon mu tek parti iktidarı mı, ya da çoğulculuk mu yoksa çoğunlukçuluk mu?...
15.2.2017
Sistem bilimi açısından “Türk tipi devlet anlayışıyla” “Marksist-Leninist devlet anlayışı” arasındaki ilişki ve bunun eleştirisi!..
11.2.2017
Darwinci evrim teorisi tartışmaları, evrim sürecinin diyalektiği
8.2.2017
Hani, „olmaz olmaz“ demiştik ya, bu da günün fantazisi yerine geçen „hayır duası“ olsun!..
4.2.2017
Ne oluyor? önümüzdeki günlerde ortaya çıkması muhtemel gelişmeleri daha iyi kavrayabilmek için klavuz!
31.1.2017
BAŞKANLIK SİSTEMİ TARTIŞMALARINA KATKI
25.1.2017
Sistemi daha da merkeziyetçileştirmeyi esas alan bir anlayışıyla 21.YY’ın bilgi üreten „Yeni Türkiye’sini inşa etmek mümkün değildir!
12.1.2017
20.YY’A GERİ DÖNMEK MÜMKÜN MÜDÜR?..
27.12.2016
Etyen faiz konusunu çok güzel anlatmış, ben bir noktanın daha altını çizmek istiyorum...
16.12.2016
Kimse enseyi karartmasın, ay gecenin karanlığında doğar demiştik!..
8.12.2016
Küresel dünya sistemi ve onun yönetici “üst akıl”ı üzerine!..
4.12.2016
Diyalektik materyalizmin ve Marksist devrim anlayışının eleştirisi…
23.11.2016
Erdoğan’ın Şanghay birliğine katılma düşüncesi neden yanlış!..
14.11.2016
Trump’a, Brexit’e oy vermesin de ne yapsın bu insanlar?
6.11.2016
„Düşmanımın düşmanı dostumdur“ anlayışının geldiği nokta!..
2.11.2016
Evet, bir kere daha soralım, „nerede duruyorsunuz“?..
17.10.2016
Ulusal güvenliğin yolunun Ortadoğu'nun çıkmaz sokaklarından geçtiğini düşünenlere!..
4.10.2016
Lozan tartışmaları Osmanlı aydınlarının ruh dünyasını yansıtıyor!..
30.9.2016
"Dünya beşten büyüktür" ne anlama geliyor?..
21.9.2016
CEMİL ERTEM’LE NEREDE AYRILIYORUZ!.. (2)
18.9.2016
Cemil Ertem'le NEREDE AYRILIYORUZ?..
11.9.2016
Kurbanın ve kurban bayramının özü-kaynağı nedir hiç düşündünüz mü?
24.8.2016
Türkiye’nin dış politikası yanlış mı idi, ya da nerede hata yapıldı?
22.8.2016
Siz onu bunu bırakın da, şu „VAKA-İ HAYRİYYE“-1826-konusunda ne düşünüyorsunuz onu bir söyleyin!... (4)
20.8.2016
Siz onu bunu bırakın da, şu „VAKA-İ HAYRİYYE“-1826-konusunda ne düşünüyorsunuz onu bir söyleyin!... (3)
17.8.2016
Siz onu bunu bırakın da, şu „VAKA-İ HAYRİYYE“-1826-konusunda ne düşünüyorsunuz onu bir söyleyin!... (2)
13.8.2016
Siz onu bunu bırakın da, şu „VAKA-İ HAYRİYYE“-1826-konusunda ne düşünüyorsunuz onu bir söyleyin!... (1)
7.8.2016
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE...3
5.8.2016
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE... 2
2.8.2016
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE...
28.7.2016
Ulus devletin duruşu, küresel sermayenin duruşu...
19.7.2016
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği...
17.7.2016
EVET, HER ŞERDEN BİR HAYIR DOĞARMIŞ!...
15.7.2016
Devrimin ikinci aşamasına doğru!...
12.7.2016
Yeni küresel dünya ne olacak, nasıl olacak? 6- SON
10.7.2016
Yeni küresel dünya ne olacak, nasıl olacak? 5
8.7.2016
Yeni küresel dünya ne olacak, nasıl olacak? 4
5.7.2016
Yeni küresel dünya ne olacak, nasıl olacak? 3
3.7.2016
Yeni küresel dünya ne olacak, nasıl olacak? 2
1.7.2016
Yeni küresel dünya ne olacak, nasıl olacak? 1
27.6.2016
Bizde ‘Avrupa parçalanıyor’ diye göbek atanlar kimler!?.
10.6.2016
Yeni tipten bir devletçi-milliyetçilikle doludizgin yol alıyoruz!...
5.6.2016
Doğruyu söylerken de ikiyüzlülük yapılabiliyor!...
30.5.2016
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!...
27.5.2016
Alper'in makalesi iyi güzel de, türkiye'ye ilişkin olarak işin özü biraz kayboluyor!...
23.5.2016
“Yeni bir toplum sözleşmesi” ancak “tarihsel uzlaşmayla” mümkündür!
14.5.2016
“BİAD” KÜLTÜRÜNÜN MADDİ TEMELLERİ...
2.5.2016
"Devlet ve millet kaynaşması en büyük güç kaynağımızdır"...
29.4.2016
BEYAZ TÜRKLER VE LAİKLİK!...
25.4.2016
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
21.4.2016
12 Mart dönemini- bizzat yaşamış biri olarak Alper'in söylediklerine aynen katılıyorum!...
17.4.2016
Düşünün ki PKK diye bir olay yok ortada!...
12.4.2016
Etyen diyor ki, „AK Parti doğru anayasa yolunda“… gerçekten öyle mi acaba?...
5.4.2016
"BAŞ-KAN" NE DEMEK HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?..
28.3.2016
„İhracat yapmadığımız ülke kalmadı“…
22.3.2016
Herşeyin teorisi ve tasavvuf...
15.3.2016
Nereden başlamiştik nerelere gitti işin ucu!...
4.3.2016
Din-devlet ilişkisi ve “devrim” anlayışı üzerine!...
24.2.2016
Ortadoğu’nun sahipliği meselesi!...
22.2.2016
“Gravitasyonal dalgalar” ve “kuantum gravitasyonunun” esasları!...
16.2.2016
OSMANLI’DAN BU YANA TÜRKİYE’DE TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ...
14.2.2016
„TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ“ VE YÖNETME-KONTROL BİLİMİ (3)
12.2.2016
„TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ“ VE YÖNETME-KONTROL BİLİMİ (2)
10.2.2016
„TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ“ VE YÖNETME-KONTROL BİLİMİ (1)
4.2.2016
DOĞA’NIN DİYALEKTİĞİ Mİ DEDİNİZ!...
31.1.2016
AK Parti’nin “fabrika ayarları” ne zaman bozulmaya başladı?...
28.1.2016
Amaca giden yol ve bu yolda kullanılan araçlar
20.1.2016
İdeoloji zihinsel bir virüstür bunu hiç unutmayın!...
17.1.2016
"YENİ BİR BİLDİRİ DAHA YAYINLANMIŞ“!...
6.1.2016
„'ODTÜ solu’ diye birşey yok faşizm var“… doğru mu bu ifade?...
3.1.2016
BU YENİ BİRŞEY DEĞİL Kİ!!...
31.12.2015
Türkiye’nin dış politikası yanlış mı...
27.12.2015
„Yerel yönetimlerin güçlendirilmesini savunuyorsun, neden“?
21.12.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz
20.12.2015
"AYDINLARIMIZ AH AYDINLARIMIZ" !...
16.12.2015
Nobel bariş ödülü neden Tunus'a verilmiş acaba!...
12.12.2015
“Patinaj yapıyoruz” mu dediniz, işte patinaj, işte çıkış yolu!...
7.12.2015
NE OLUYOR?
4.12.2015
NEDİR BU İŞİN ASLI?...
2.12.2015
“Patinaj yaparken” aynı yolda gaz verilmez!...
25.11.2015
Evrensel oluşumun diyalektiğinin resmidir
22.11.2015
İşte bu!!... ben bunun için alarm zillerini çalıp duruyorum!!..
17.11.2015
Türkiye dünyaya ve kapitalizme meydan mı okuyor!!...
6.11.2015
Beyaz Türklere nasihatler
3.11.2015
HERKES İÇİN 1 KASIM DERSLERİ!...
31.10.2015
Tarihle hesaplaşmadan daha ileriye gidilemez!...
29.10.2015
Osmanlı cumhuriyetinden Demokratik cumhuriyete...
25.10.2015
“Bu dünyadan bir Çetin Altan geçti” mi acaba!...
22.10.2015
Batı’da ve bizde sivil toplum... 1-2
19.10.2015
„SURİYE BATAĞINDAN KÜRTLERLE BİRLİKTE ÇIKMAK”!…
11.10.2015
Uluslaşırken Küreselleşmek
29.9.2015
Türkiye ne yapmak istiyor da birileri onun “ayağına çelme takmaya” çalışıyor?...
27.9.2015
Şeytan, yani kurbanlik olmasi gereken o hayvan kendi içimizde!!...
18.9.2015
NE KADAR RENKLİ BİR„SOSYAL MEDYA”MIZ VAR!
15.9.2015
AK Parti kendi diyalektik inkarını yaratıyor!...
13.9.2015
KONGRE ÖNCESİ AK PARTİ’YE AÇIK MEKTUP!...
6.9.2015
“İktidarın Kürt stratejisi ne ve ne olmalı”?...
3.9.2015
Çözüm ve çözüm yolu ilişkisi-yol ayırımı!...
30.8.2015
Sayın Erdoğan “faiz düşsün,” dedikçe faiz ve döviz yükseliyor, bu ne hikmettir!!...
23.8.2015
„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...
13.8.2015
Hani ABD'den AB'ye kadar bütün o "Batılı emperyalist güçler" "Türkiye’yi bölmeye çalışan" bir "üst akılı" temsil ediyorlardı!!..
9.8.2015
Önemli olan nedir, PKK’nın ne istediği mi, yoksa ne yapılmasi gerektiği mi?
6.8.2015
Aç tavuk rüyasında darı görür
28.7.2015
İŞTE BU!..
22.7.2015
CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..
15.7.2015
Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var
6.7.2015
SURVİVOR ALL STAR!..
4.7.2015
Kimse kendini aldatmasın
30.6.2015
Devrimin ikinci aşamasına giden yol “tarihsel uzlaşma”dan geçiyor!..
26.6.2015
AÇIK KONUŞALIM!...
23.6.2015
AK PARTİ- HDP İLİŞKİSİ VE ÇÖZÜM YOLU!...
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali yok olmasa da artık eskisi kadar aktüel değil!
18.6.2015
Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!
15.6.2015
Neredeyiz, neyi-neleri tartışmalıyız, AK Partililere mektup?...
10.6.2015
AK PARTİ VE HDP İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU:
8.6.2015
Şimdi bahane bulma sırası AK Parti’nin Jakobenlerinde mi?...
8.6.2015
LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...
6.6.2015
Taraf olmayan bertaraf olur mantığı nasıl bir mantıktır?
2.06.2015
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!..
29.5.2015
27 Mayıs 2015’te sürecin neresindeyiz?..
26.5.2015
Derin AK Parti konuşuyor!
20.5.2015
Mevlana-Şems aşkından Sancak-Erdoğan aşkına!..
12.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-5
10.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-4
7.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-3
4.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-2-
01.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-1-
24.4.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
22.4.2015
Yeni bir „toplum sözleşmesi“ancak „tarihsel uzlaşmayla“ mümkündür!.
15.4.2015
HAYRET Kİ NE HAYRET!!..
14.4.2015
Neden HDP’nin barajı aşmasını istiyorum!..
8.4.2015
İdeolojik virüs bütün hızıyla yayılmaya devam ediyor!..
31.03.2015
Önemli olan ne söylediğin değil, nerede durduğun!..
28.03.2015
BİRAZ DA GÜLERKEN DÜŞÜNELİM!!
27.03.2015
Bakın işte mesele bu!
22.03.2015
Başkanlık sistemi tartışmaları: Amaç nedir?
13.03.2015
12 MART’TAN GÜNÜMÜZE...
08.03.2015
Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir!..
26.02.2015
Geleneklerimize-kültürümüze uygun Türk tipi Başkanlık sistemi…
24.02.2015
DEVLET VE İDEOLOJİ..
20.02.2015
ŞU “EMANET” MESELESİ!..
04.02.2015
Ey devlet sen nelere kadirmişsin, pes doğrusu!..
30.01.2015
Yunanistan ve Türkiye..
28.01.2015
Herşey küreselleşme sürecinin özünü kavrayabilmekle ilgili!..
14.01.2015
“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir
08.01.2015
“STRATEJİK DERİNLİĞİMİZİN” DERİNLİĞİ!..
06.01.2015
“stratejik derinliğin” derinliği!..
25.11.2014
Kobani PKK için neden önemli!..
10.11.2014
AK parti ideologlarıyla aramızdaki fark
04.11.2014
Necip Fazıl ödülü üzerine..
30.10.2017
Cumhuriyeti neden kutluyoruz ..
27.10.2014
AK Parti iktidar olduğu halde neden halâ „mağdur“ rolünü oynayabiliyor da, CHP muhalefette olmasına rağmen halâ „muktedirleri“ oynuyor!!..
19.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... SON
17.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 2
15.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1
05.10.2014
Kurban bayraminin özü-diyalektiği nedir hiç düşündünüz mü?
26.08.2014
"Stratejik derinlik" kavramı üzerine düşünceler!..
14.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 2
11.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 1
20.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 2
18.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 1
03.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? SON
01.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 2
29.04.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 1
17.03.2014
Ne oluyor?
12.03.2014
“Tarihi Uzlaşma”
02.02.2014
Ulus-devlet kabuğu gelişmekte olan ülkelerde de çatlıyor..
29.01.2014
Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..
26.01.2014
Yol ayırımı: Kemerlerinizi iyi bağlayın, türkiye bir viraja girdi savrulma tehlikesi var!!..
20.01.2014
Siz bu kafayla, “yedirmeyeceğiz” “yedirmeyeceğiz” derken Erdoğan’ı yedireceksiniz!
13.01.2014
Bu nasıl bir ittifak olacak, ne işe yarayacak?..
31.12.2013
Aklımızı başımıza toplayalım!..
26.12.2013
Sadece Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı mı “yanıldı”?
21.12.2013
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
14.12.2013
MİLLİ İRADE NEDİR..
1.12.2013
Gülen Hareketi-AK Parti ilişkisinin diyalektiği!..
26.11.2013
Ortadoğu’da yeni dengeler, Rojawa, Barzani, PKK, Türkiye..
22.11.2013
NEREYE GİDİYORUZ!..
0811.2013
Bir süre önce „nereye geldik, ne yapmalı“ demiştik, şimdi neden şaşırıyoruz!..
05.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği SON
04.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği- 4
03.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-3
31.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-2
30.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-1
19.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)
18.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (3)
17.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (2)
16.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (1)
08.09.2013
Pozitivizm nedir? - SON -
07.09.2013
Pozitivizm nedir? - 3 -
06.09.2013
Pozitivizm nedir? - 2 -
05.09.2013
Pozitivizm nedir? - 1 -
01.09.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 2
31.08.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1
28.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? 2
26.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? - 1
21.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 3
20.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2
19.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi..
18.08.2013
İki adım ileri atıldı, şimdi bir adım geriye!..
14.08.2013
Liberaller ne kadar liberal..
11.08.2013
Makas değişimi olayı biraz daha karmaşık!..
06.08.2013
20.yy'la 21.yy arasındaki fark
05.08.2013
Hani ne oldu şimdi o 20.yy kalıntısı teoriler?..
02.08.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?... 2
31.07.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?...
26.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (2)
24.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (1)
23.07.2013
Nerede duruyoruz, ne tarafa doğru gideceğiz!...
20.07.2013
Kültürler arası etkileşim ve bilişsel ortak kimlik üretimi..
18.07.2013
Kime karşı mücadele edeceğiz? ulus devlet-küresel sermaye ilişkisi..
16.07.2013
Namazın, duanın, şükür ve sabırın diyalektiği..
15.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. SON
14.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (5)
13.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)
12.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (3)
11.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 2)
10.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 1)
09.07.2013
“Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla “
04.07.2013
Mısır’da darbe ve Cumhurbaşkanı Mursi’nin çağrısı..
02.07.2013
Nereye geldik, ne yapmalı!..
27.06.2013
ŞİMDİ TAM DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR!
25.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (4
24.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (3)
23.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (2)
22.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (1)
20.06.2013
“FAİZ LOBİSİ” İMANA MI GELDİ DERSİNİZ!..
18.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!..(2)
16.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!.. (1)
11.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA...“ 2
10.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA ...“ (1)
08.06.2013
“Faiz lobisine” karşı mücadeleye evet,ama...
06.06.2013
ERDOĞAN, NE YAPMALI!..
04.06.2013
“Nedir bu olup bitenlerin anlamı” mı diyorsunuz!..
03.06.2013
„İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (2)
02.06.2013
İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)
1.06.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur!
30.05.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur! (1)
29.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(3) SON
27.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(2)
26.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(1)
23.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (2)
21.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (1)
20.05.2013
Bilgi toplumuna giden süreçte sivil toplumun yaptırım gücü küresel vicdandandan kaynaklanıyor!..
18.05.2013
Statüko mühendislerinin işi gerçekten çok zor!..
15.05.2013
Bir kere daha ne yapilmali sorunu!..
14.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (SON)
13.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (4)
12.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (3)
10.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (2)
09.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (1)
07.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor SON
06.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 3
05.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 2
04.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 1
30.04.2013
İttihatçı liberalizm üzerine!..
28.04.2013
Uluslaşırken küreselleşmek!..
27.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … (SON)
26.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 3
25.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 2
24.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 1
21.04.2013
Türkiye’de neden sol, ya da sosyal demokrat bir hareket yok!
19.04.2013
Nerede bulunuyoruz? devrimin önündeki acil sorun!..
18.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (4)
17.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (3)
16.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (2)
15.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (1)
11.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (5)
10.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (4)
09.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (3)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (2)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun,fikirler ve siyaset konuşsun" (1)
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive