Mensur Akgün

makgun@karar.com



Bookmark and Share

Sonuçlar çıkartmak için acele etmesek…


3.06.2020 - Bu Yazı 249 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Alışveriş yapan müşteri bilerek ya da bilmeyerek sahte para kullanır, dükkan çalışanı polisi arar, polis müşteriyi yakalar, zorla yere yatırır, dizini boğazına dayar ve öldürür.

Olay biliyorsunuz Minneapolis’te geçti. Öldüren polis beyaz, öldürülen zanlı siyahtı. Zanlı 8 dakika 46 saniye polisin dizinin altında kıvrandı, boğuluyorum dedi ama dinletemedi. Ölümüne neden olan para da topu topu 20 dolardı. Aldığıysa sigara. Sonuç derseniz protesto, isyan, infial ve daha pek çok şey. 

Bu trajik ve gereksiz ölümün yaşandığı 25 Mayıs’tan günümüze ABD’nin 150’ye yakın şehrinde insanlar yapılanı lanetledi, polis şiddetine karşı tepki gösterdi.

Benzeri pek çok olayda olduğu gibi fırsatçılar ve provokatörler de dükkanları işyerlerini yağmaladı. Gösteriler sırasında ölenler, yakılan kamu binaları ve araçları var. Polis sokaktaki şiddeti önleyemediği, protestoları bastıramadığı için askerler görevde. New York’a sokağa çıkma yasağı kondu. Yani hayatın olağan akışının dışında bir şeyler gerçekleşti.

***

Olan bitenin haber değeri de var, akademik önemi de. Nihayetinde tüm bunlar dünyanın en zengin, en güçlü ve büyük ölçüde demokratik olan bir ülkesinde yaşanıyor. Toplumsal hareketliliğe işaret ediyor. Korona salgının kasıp kavurduğu, milyonların hastalandığı, on binlerin öldüğü bir ortamda gerçekleşiyor. Tetikleyici neden ırkçılık ama ardında güçlü bir ayrımcılık, eşitsizlik ve adaletsizlik de mevcut. 

Üstelik yakın zamanda Afrika kökenli bir Amerikalının iki kez başkan seçilebildiği bir ülkeden söz ediyoruz. Ayrıca  George Floyd’un 25 Mayıs 2020’de Minneapolis’te başına gelenler Sidi Bouzid’in 18 Aralık 2010’da Tunus’ta başına gelenleri çağrıştırıyor. Floyd, Bouzid gibi kendini yakmasa da, ölümü tıpkı Bouzid’in ölümü gibi büyük bir protesto dalgasını tetikliyor. Bu da dışarıdan bakanların, olanları anlamlandırmaya çalışanların “Amerika Baharı mı?” diye sormasına yol açıyor. 

Oysa koşullar farklı. Birinde baskıdan boğulan, yaşadıkları sorunları sistemi değiştirmeye çalışan insanlar vardı. Diğerinde derisinin renginden dolayı fiziki şiddet görenler, yere yatırılıp boğularak öldürülenler var. Amerika’da hayatlarını her anlamda riske atarak sokağa çıkanların derdi rejim değil. Onlar kapitalist sistemin sömürü biçimlerinden, eşitsizlikten, toplumsal adaletsizlikten, otoriter liderlerden ziyade bir türlü bitmeyen ırk ayrımcılığından yakınıyor.

Çünkü Amerika’nın tepkiye yol açan sorunu ırkçılık. Yani kabaca bir insanı dış görünüşü, derisinin rengi yüzünden diğerinden farklı, daha da önemlisi kendinden aşağı gören anlayış. Kesin, herkesin üstünde uzlaştığı bir tanımı yok. Yine de yabancı düşmanlığıyla, önyargıyla, bazılarının yaptığı gibi milliyetçilikle karıştırmamak gerek. İnsan kendi etnik kökeniyle ya da aidiyetini tanımladığı düşündüğü başka bir özelliğiyle gurur duyabilir. Hatta kendini ötekileştirdiği bir başka kimliksel gruba karşı da konumlandırabilir. 

Bundan sonuçta ırkçılık da doğabilir. Fakat takınılan tavrın kendisi tasvip edilebilir olmasa da ırkçılık değildir. Mesela bazı Yunanlılar Türkleri, bazı Türkler Yunanlıları sevmeyebilir. Kimileri Suriyeli sığınmacıları, kimileri Amerikalıları ya da Rusları itici bulabilir. Ama bu ille de ırkçılık yapıldığı anlamına gelmez. Birilerini yaptıklarından bağımsız olarak özlerine, kimliklerine ilişkin özellikleri yüzünden horlarsak, kötü davranırsak, ayrımcılığa tabii tutarsak ırkçılık yapmış oluruz.

Doğal olarak bu ne Türkiye’de ırkçılık olmadığı, ne de ırkçılığın tanımının ve sınırlarının böylesine net şekilde çizilebildiği demektir. Söylemeye çalıştığım ırkçılığın her türlü ayrımcılığı, yabancı düşmanlığını, önyargıyı açıklamak için kullanılmasının, zorlama karşılaştırmalar yapılmasının onu anlamamıza yardımcı olmadığı, önlenmesini sağlamadığıdır. Ne kadar çok olayı ve kavramı bir sepete koyarsak açıklayıcı, dolayısıyla da önleyici olmaktan o kadar çok uzaklaşırız. 

Bence ırkçılığın anlaşılması basite, yani temel bileşenlerine indirgenmesiyle, her ülkenin kendi tarihi içinde değerlendirilmesiyle, biraz da uç noktalarının görülmesiyle mümkün ve en uç noktasında da soykırım var. Yahudilerin, Çingenelerin ve başkalarının sadece Yahudi, Çingene ve başkaları olmaları yüzünden sistematik şekilde yok edilmelerine verilen addır soykırım. Güney Afrika’nın 1940-1991 yılları arasındaki Apartheid rejimi, Amerika’nın 1870’leden 1965’e kadar pek çok eyaletinde geçerli olan Jim Crow yasaları da ırkçılığın en üst düzeyde kurumsallaşmış halidir, köleliğin devamıdır. 

Soykırımda yok etmek, Apartheid ve Jim Crow’da ise ayrı yerde ve kontrol altında tutmak esastır. Hedef her ikisinde de aynıdır, “üstün ırkın” saflığı korumaktır. İnsanlar ikincisinde görünürde eşit ama aslında tamamen adaletsiz bir sistem içinde yaşamaya mecbur bırakılır. Okuldan tuvalete her şey ırk bazında ayrılır, derisinin rengi koyu olanlar için daha alt standartlar benimsenir. İlkindeyse insanlar bazen fırınlarda, bazen toplama kamplarında, bazen de BM Barış Gücü askerlerinin gözleri önünde öldürülür. 

Günümüz dünyasında soykırım da, ırkçılık da, Apartheid da suçtur. Buna rağmen hepsi bir biçimde karşımıza çıkar. Bosna’da, Ruanda’da soykırım yaşanır. Amerika’da siyahlar artık beyazlarla aynı tuvaletleri kullansalar, aynı benzinciye gitseler, aynı restoranlarda yeseler, aynı oteller de kalsalar, geceleri tıpkı beyazlar gibi sokağa çıksalar, asker olup genel kurmay başkanı, siyasete girip senatör, başkan seçilseler de hala orantısız şiddete, beyazlara uygulanmayan göz altına alma yöntemlerine maruz kalırlar. 

***

Irkçılığın bitmesi için öncelikle Amerika’nın kendini aşması, ırkçılığıyla yüzleşmesi, tarihinin günümüze taşıdığı önyargıları kırması şart. Bana öyle geliyor ki bizim de kendimize dönmeden, büyük çıkarsamalar ve karşılaştırmalar yapmadan önce Amerika’nın özgün tarihini, Atlantik aşırı köle ticaretini, köleciliğin zamanında ne denli kurumsallaşmış bir yapıya sahip olduğunu, sorunun kölelerin özgürleşmesiyle bitmediğini, kültürel ayrımcılığın hala sürdüğünü anlamamız gerekiyor. Bu konuda yazılmış çok kitap ve makale var. Fakat benim tavsiyem bir film. 

Vaktiniz olursa Peter Farrelly’in yönettiği 2018’de gösterime giren, hikayesi ünlü caz piyanisti Don Shirley’in 1962 yılında gerçekleştirdiği konser turuna dayanan, adını da Victor Hugo Green’in The Negro Motorist Green Book adlı gezi rehberinden alan komedi ağırlıklı Yeşil Kitap (Green Book) filmini seyredin derim. Bu köşeye daha önce de taşıdığım, öğrencilerime de seyrettirdiğim, insani sıcaklığın yoğun şekilde hissedildiği filmde bir kabadayı ile klişelere sığmayan bir müzisyenin yolculuğu ve asıl Amerika’daki ırkçılığın derinliği anlatılıyor…

Facebook Yorumları

reklam
12.07.2020
Bir kitap, bir hayat…
8.07.2020
Fransa-Türkiye ilişkilerinde gerginlik
1.07.2020
Eskiden olsa savaş çıkardı…
28.06.2020
Almaran’dan Berkant’a bir aşk hikayesi
24.06.2020
İlk izlenimler
21.06.2020
Saka Yusuf Dayı
17.06.2020
Mahkemeye yaptırım uygulayan ülke
14.06.2020
Hobi tutsaklığı üstüne
10.06.2020
Gitmesi istenmeyen işgal askerleri
7.06.2020
Yaşlanmak mı, yaş almak mı?
3.06.2020
Sonuçlar çıkartmak için acele etmesek…
27.05.2020
Libya’da dengeler değişirken
24.05.2020
Diplomasiden Zoomplomasiye…
20.05.2020
Albümden çıkan dört günlük savaş
17.05.2020
Dakikada 138 bin 699 dolar…
13.05.2020
Çözüm çözüm değil…
10.05.2020
Theodore Jacobsen’den Raif Efendi’ye ofisler…
6.05.2020
Tarihte bugünler
3.05.2020
Evde kalmak işe yaradı…
29.04.2020
İnsani güvenliği sağlamak mümkün mü?
26.04.2020
Yazı Odasında Yolculuklar
22.04.2020
Thorstein Veblen hayatta olsaydı…
19.04.2020
Bizim mesleğin en sevdiğim tarafı
15.04.2020
Uluslararası sorumluluklar
12.04.2020
Clausewitz ve Hegel’in koleradan öldüğünü biliyor muydunuz?
8.04.2020
Dünya değişmez, siyaset bitmez…
5.04.2020
Güven erozyonu
1.04.2020
Kehanet, distopya ve ütopya arasında…
18.03.2020
Sebep, durum ve sonuç…
16.03.2020
Başarılı bir kriz yönetimi
11.03.2020
Christine de Pizan’dan günümüze kadınlar
8.03.2020
Moskova mutabakatını nasıl okumalı?
4.03.2020
Dört ayaklı politika
1.03.2020
Janus’un iki yüzü
26.02.2020
İkarus’un kanatları
23.02.2020
Framing
19.02.2020
Sağduyulu bir ses
16.02.2020
Olof Palme’yi hatırlayan var mı?
12.02.2020
Üçüncü seçenek…
9.02.2020
Neden saldırganız?
5.02.2020
Rusya ile ilişkiler gerilirken…
2.02.2020
Kabulü zor, uygulaması imkansız bir plan
29.01.2020
Trump’ın kendini ve Netanyahu’yu kurtarma planı mı?
27.01.2020
Kadınlar ne diyor?
12.01.2020
Tehlike geçti mi?
8.01.2020
Libya meselesi
5.01.2020
Kasım Süleymani’nin ardından…
1.01.2020
Yıl yeni fakat umutlar aynı…
30.12.2019
Amin Maalouf’un distopyası…
25.12.2019
Montrö tarihçesi…
22.12.2019
Kıbrıs sorunundan Libya ile mutabakata…
18.12.2019
Ortadoğu için bir Westphalia’ya doğru
15.12.2019
İnsan hakları bireyler için de, devletler için de önemli
11.12.2019
Gölgede kalan bir barış ödülü
8.12.2019
Dünyaya nasıl bakmalı?
4.12.2019
Montreux Sözleşmesi açısından Kanal İstanbul
2.12.2019
Teşhis doğru konmazsa…
27.11.2019
Çin’in yapabileceği en doğru şey…
20.11.2019
İki devletli çözüme bir engel daha
18.11.2019
Gallup araştırması
13.11.2019
Tam da çöpleri sevmeye başlamışken
11.11.2019
30 yıl önce dün…
3.11.2019
Bir başka Thukydides tuzağı
30.10.2019
Fikri düzeyde de mücadele gerekli
27.10.2019
Daha da etkili olmak için…
23.10.2019
Rousseau arası…
20.10.2019
Bir kriz değerlendirmesi
16.10.2019
Başarı ile baskı arasında
13.10.2019
Kamu diplomasisi ihtiyacı
9.10.2019
Başarıyı pekiştirmek için…
28.08.2019
G-7 Zirvesinin ardından
21.08.2019
Yakınlaşmanın sürmesi için…
4.08.2019
Unuttuğumuz bir tarih: 20 Temmuz 1936
24.07.2019
Yönetilmesi gereken bir sorun olarak göç…
14.07.2019
Caydırıcılık eşiği aşılınca…
10.07.2019
Dünyanın umurunda mı?
7.07.2019
İlke olarak serbest, kural olarak yasak ticaret…
25.03.2020
Salgının sonrasını da düşünmemiz gerek
22.03.2020
Ragnarog’dan Munch’a, oradan da salgına…
14.07.2019
Caydırıcılık eşiği aşılınca…
10.07.2019
Dünyanın umurunda mı?
7.07.2019
İlke olarak serbest, kural olarak yasak ticaret…
19.06.2019
Trollük saygın bir mesleğe mi dönüşecek?
12.06.2019
Brinkmanship…
5.06.2019
Duygusuz, duyarsız ama akıllı sistemler
29.05.2019
Yeni AB aritmetiği…
26.05.2019
Dört kuşak, dört dönem…
22.05.2019
Küreselleşmeden Merkantilizme doğru…
19.05.2019
Kagan’a göre Almanya sorunu
12.05.2019
Yüzyılın anlaşması mı yoksa anlaşmazlığı mı?
8.05.2019
Çarpan etkisi
1.05.2019
Raymond Lavigne’i hatırlayan var mı?
28.04.2019
Sri Lanka saldırılarının düşündürdükleri
24.4.2019
Treacher Collins’i duydunuz mu?
21.4.2019
İngiltere’nin sahibi kim?
17.4.2019
Yeni bir krizimiz daha olabilir
14.4.2019
ABD tekrar müttefikimiz olabilir mi?
10.4.2019
Libya’nın geleceği…
7.4.2019
İsrail seçime giderken…
3.4.2019
Çözüm bekleyen sorunlar
31.3.2019
İki önemli seçim daha…
27.3.2019
John ve Mary’nin istediği olurken…
25.3.2019
İlkeler ve normlar sadece güçsüzler için mi?
20.3.2019
Medeniyetler İttifakı canlandırılmalı
13.3.2019
S-400’ler ve CAATSA yasası
6.3.2019
İran, Rusya ve Çin çevrelenirse…
3.3.2019
Victor Hugo Green
24.2.2019
Alfred Rosenberg’in hayaleti…
20.2.2019
Üyeliğimizin 67’nci yılında NATO…
17.2.2019
Evrensel bir sorun olarak beka
13.2.2019
İran devrimi 40 yaşında
10.2.2019
İnşa edici bir unsur olarak savaş
6.2.2019
Nükleer savaş çıkar mı?
3.2.2019
ABD yine en ciddi tehdit
30.1.2019
Ebedi savaş…
23.1.2019
Eşitsizlik artarken…
16.1.2019
Trump’ın üslubu…
13.1.2019
Yüzüncü yılında Versay Antlaşması…
9.1.2019
Başladığımız yere mi döndük?
30.12.2018
Geçiş törenleri
26.12.2018
2018 Bilançosu
23.12.2018
Bu büyük bir başarıdır…
16.12.2018
Arabesk sever misiniz?
13.12.2018
Girmesi zor, çıkması daha da zor...
2.12.2018
Geçmişe özlem…
28.11.2018
Silahsızlanma ilke olmaktan çıkarken
26.11.2018
Zeytin sever misiniz?
19.11.2018
Ütopya
11.11.2018
Fabrika ayarlarına geri dönüş
7.11.2018
Yeni yaptırımlar, yeni sorunlar belki de yeni imkanlar
4.11.2018
Daha güçlü bir Türkiye’ye doğru
31.10.2018
Orta menzilli füzeler sorunu
29.10.2018
Göç...
24.10.2018
Cumhurbaşkanı’nın konuşması
21.10.2018
Mistura ayrılırken…
17.10.2018
Kaşıkçı sorununun muhtemel siyasi sonucu
14.10.2018
Kriz yönetimi başarısı
10.10.2018
Amerika ne yapacak?
7.10.2018
Nobel Barış Ödülü ve cinsel şiddet
3.10.2018
Çözüm umudu var mı?
30.9.2018
BM konuşmalarının satır araları
26.9.2018
Sivil kayıplar
23.9.2018
Tasarım ya da tasarımı sorgulama bienali…
19.9.2018
Soçi mutabakatının sonuçları
16.9.2018
Soçi öncesinde bir değerlendirme
13.9.2018
Yolun sonu mu?
10.9.2018
Glocalization, Kars ve Kaşar…
5.9.2018
Devletler pozisyon değiştirir
2.9.2018
Bir pazar yazısı olarak arkadaşlık
29.8.2018
Eksen kayması
26.8.2018
Pazar yazısıyla huzur aramak…
22.8.2018
Kofi Annan’ın ardından
19.8.2018
Amatör izlenimler
16.8.2018
Tansiyon düşerken
12.8.2018
Kriz tırmanırken
9.8.2018
9 Ağustos 1945
5.8.2018
Krizi yaşarken ve aşarken…
2.8.2018
Suriye sorunu çözülürken
29.7.2018
BRICS
24.7.2018
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’yla ufuk turu
22.7.2018
Bir diplomatik, bir de askeri zafer
16.7.2018
Dünya siyasetini magazinleştirmemek
8.7.2018
AB topu taca atıyor...
4.7.2018
NATO krizine doğru
1.7.2018
İran senaryoları…
27.6.2018
Sorunlar ve çözümler…
24.6.2018
Yarının gündemi
21.6.2018
Mülteci sorunumuz
17.6.2018
Çözüm belli ama irade yok
13.6.2018
İyi bir başlangıç ama sonucu kestirebilmek güç
10.6.2018
Bir sarsıntı daha
6.6.2018
Sevindirici bir gelişme
3.6.2018
Ticaret sadece ticaret değildir
30.5.2018
Nükleer silahlar yayılabilir
27.5.2018
Pozisyon almak güçleşiyor
23.5.2018
İmkansızı istemek
20.5.2018
Said’den günümüze Filistin sorunu...
16.5.2018
Dünya düzeni de sarsılıyor
14.5.2018
Batı ittifakı çökerken
9.5.2018
Biraz da alanımız üstüne…
2.5.2018
Birleşme yerine bir arada yaşama
30.4.2018
Marx 200 yaşında…
25.4.2018
Trump’ı ikna edebilecek mi?
22.4.2018
Montrö’nün değişmesi gerekmiyor
18.4.2018
Amerika’nın müdahaleleri
15.4.2018
Dünya savaşı riski azaldı
11.4.2018
Seçim yapmak gerekli mi?
8.4.2018
Veliaht prensin ABD ziyareti
2.4.2018
15 yıl sonra
28.3.2018
Varna buluşmasının ardından
25.3.2018
Haluk Ülman’ın ardından
21.3.2018
Afrin Harekatı’nın sonuçları
19.3.2018
Yeni Dışişleri Bakanı
14.3.2018
İpek Yolu canlanırken
11.3.2018
Büyük bir kriz ertelendi
7.3.2018
Yeni silahlar ve yeni dengeler
4.3.2018
Ticaret savaşları
28.2.2018
Çin…
25.2.2018
Çözüm için çözüm…
18.2.2018
Normalleşmeye doğru
14.2.2018
Kore’den Suriye’ye Amerika
11.2.2018
Ya normalleşecek ya da kopacak
7.2.2018
İki ülkenin de dikkatli olması gerekiyor
4.2.2018
Türkiye’nin dış politika algısı
31.1.2018
ABD’nin önündeki dört engel
28.1.2018
Soçi toplantısına doğru
24.1.2018
Operasyonun hedefleri
21.1.2018
Pence’in Ortadoğu ziyareti
10.1.2018
KKTC seçimleri ve Kıbrıs sorunu
7.1.2018
PESCO
3.1.2018
İran’ın sorunu aslında bizim de sorunumuz
24.12.2017
Göründüğünden daha da önemli bir diplomatik başarı
17.12.2017
İİT zirvesi neden başarılıydı?
13.12.2017
2017 Nobel Barış Ödülü
10.12.2017
Kudüs’ün statüsü
6.12.2017
ABD Büyükelçiliği sorunu
3.12.2017
Kuzey Kore’nin son denemesi
29.11.2017
Umut vaat eden gelişmeler
19.11.2017
Bir krizin ardından
15.11.2017
Boğazlar hakkında bir hatırlatma
12.11.2017
Kendi kaderini belirleme üstüne
8.11.2017
Yeni bir istikrarsızlık riski
1.11.2017
Balfour Deklarasyonu 100 yaşında
30.10.2017
Katalonya krizi derinleşirken
25.10.2017
Dünya siyasetinde mükemmeli aramamak
22.10.2017
Mızrak çuvala gerçekten sığmıyor
18.10.2017
Üyeliği değil, ilişkileri düşünme zaman
15.10.2017
Bu kez de İran yüzünden
11.10.2017
Yeni bir yöntem gerek
8.10.2017
Katalonya sonrası
4.10.2017
iyi şeyler de oluyor..
1.10.2017
Katalonya referanduma giderken
27.9.2017
Irak’ın toprak bütünlüğünü savunmak
24.9.2017
Dengeli bir açıklama..
17.9.2017
Astana’dan Cenevre’ye
13.9.2017
Referanduma tepki
6.9.2017
Hidrojen bombası
3.9.2017
Rohingyalar için ne yapabiliriz
30.8.2017
Dünyaya nasıl bakmalı?
28.8.2017
SETA’nın Fırat Kalkanı raporu
23.8.2017
Thucydides tuzağı
20.8.2017
Otonom silah sistemleri
16.8.2017
ABD, Venezuela’ya müdahale eder mi?
13.8.2017
Kriz kontrolden çıkarsa
6.8.2017
AB ve ABD arasında yeni bir sorun
2.8.2017
Dmitri Trenin karamsar değil
30.7.2017
Zamanı geriye sarmak mümkün değil ama…
26.7.2017
722 sayılı yasa taslağı
23.7.2017
Türkiye'de dış politika algısı..
19.7.2017
Altı cephede savaş
16.7.2017
Bir yılın ardından
12.7.2017
Musul kurtarıldı...
9.7.2017
Bir tur daha bitti
2.7.2017
Türkiye’nin askeri varlığı
25.6.2017
Körfez gerilimi tırmanırken
21.6.2017
Son bir deneme?
14.6.2017
Michael Pence’i daha iyi tanımamız gerekebilir…
11.6.2017
Trump Doktrini
7.6.2017
Katar krizi
4.6.2017
Mülteci sorunu
31.5.2017
Atlantik İttifakı zayıflarken…
28.5.2017
NATO ile müdahale
24.5.2017
Trump değişti mi?
22.5.2017
İlk turda seçildi
21.5.2017
İlk turda seçildi
17.5.2017
‘Din’ anlayışımız üzerine
14.5.2017
53 yıl sonra bir ilk…
10.5.2017
Avrupa derin bir nefes aldı
7.5.2017
Taksit-taksit barış
3.5.2017
Yeni bir fırsat penceresi
30.4.2017
Makedonya krizi
23.4.2017
Bitirilemeyen bir savaş
19.4.2017
Bardağın dolu yarısı
16.4.2017
17 Nisan’ın gündemi
9.4.2017
Amerika’nın müdahalesini anlamlandırmak
5.4.2017
Sisi’nin Washington ziyareti
2.4.2017
Lavrov’dan önemli açıklamalar
29.3.2017
60 yaş krizi
22.3.2017
IŞİD yenilirken...
19.3.2017
Suriye’nin ekonomik geleceği
15.3.2017
Hollanda’nın seçimi
12.3.2017
Sağduyuyu seslendiren iki Filistinli
8.3.2017
Türkiye’nin beklentileri
5.3.2017
Yalnız kurtlar…
1.3.2017
Makul sorular...
26.2.2017
İmkansızı başarmak zordur
24.2.2017
Trump’ın yararı ve zararı
19.2.2017
Suriye anayasası için beklenmeli mi?
15.2.2017
Suriye sorununun bir başka boyutu: Askeri hizmet veren şirketler
12.2.2017
Myanmar’da etnik temizlik
10.2.2017
Dış politikada olumlu gelişmeler
5.2.2017
Öncelik farkları ve Suriye
1.2.2017
Sabırlar tükeniyor…
29.1.2017
Trump’ın ilk haftası
25.1.2017
İçerdiğinden fazla anlam yüklemek
22.1.2017
İlklerin başkanı işbaşında…
18.1.2017
Sorun ‘işgal’ sorunu değil…
15.1.2017
İyi bir başlangıç
11.1.2017
Güvenlik garantisi konusu
8.1.2017
İncirlik Üssü kapanır mı?
4.1.2017
Bir terör saldırısının ardından
1.1.2017
Bol sorunlu bir yılın ardından
25.12.2016
Ölüm ilanlarından PKK-PYD ilişkisine
21.12.2016
Sağduyulu bir kriz yönetimi
19.12.2016
Ankara Ortadoğu’nun Helsinki’si olamaz mı?
14.12.2016
Terör destekçilerine karşı…
11.12.2016
Kıbrıs Türkleri ve izolasyonlar…
7.12.2016
İtalya’nın referandumu
4.12.2016
Haftanın olumlu gelişmeleri
30.11.2016
‘Popülist’ siyaset yükselirken…
27.11.2016
Bir asimetri olarak AB-Türkiye ilişkileri
23.11.2016
Nokta mı, virgül mü?
20.11.2016
Madalyonun diğer yüzü
16.11.2016
Dünya siyasetinin parametreleri değişirken…
13.11.2016
ABD başkanını seçti.
9.11.2016
Trump seçildiyse…
6.11.2016
Clinton seçilirse…
3.11.2016
Trump mı, Clinton mı?
26.10.2016
Kimse mucize beklemesin…
23.10.2016
Önleyici müdahale hakkı
19.10.2016
Bugünü değil, geleceği konuşuyoruz...
17.10.2016
Musul neden önemli?
12.10.2016
Çıkarlar örtüşmezse…
9.10.2016
İlke doğru, zaman ve zemin yanlış…
5.10.2016
Sorunun ekseni kaydığında…
2.10.2016
Bir yılın bilançosu…
28.9.2016
BM’ye fazla mı önem atfediyoruz?
25.9.2016
Söz çok ama sonuç yok…
21.9.2016
Kıbrıs’ta çözüm ve Türkiye
18.9.2016
AB’nin Bratislava zirvesi
16.9.2016
Yeni yönetime hazırlık...
14.9.2016
Ateşkes yürürlüğe girdi
13.9.2016
Ataşkes tutarsa...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive