Mensur Akgün

makgun@karar.com



Bookmark and Share

9 Ağustos 1945


9.8.2018 - Bu Yazı 113 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Tam 73 yıl önce bugün Japonya saatiyle 11.48’de Nagazaki’ye atılan ve içinde 5 kilo plütonyum olan bomba patladı. 263 bin kişinin yaşadığı tahmin edilen şehirde ilk anda 22 ile 75 bin arasında insan hayatını kaybetti. 60 bin kadarı da yaralandı. Kayıpların sayısı eğer hedef tam tutturulmuş olsa çok daha fazla olabilirdi. Çünkü bu bomba üç gün önce Hiroşima’ya atılandan çok daha güçlüydü.

Bilindiği gibi Atom Bombası savaş sırasında Los Alamos’ta Amerikalılar tarafından geliştirildi. Almanların tasarımlarından yararlanıldı. Nisan 1945’de de Japonya’da hangi şehirlerin bombalanabileceği üzerinde çalışılmaya başlandı. Nagazaki aslında ilk hedef listesinde yoktu. Savaş Bakanı (Savunma Bakanı) Henry Stimson eğer balayını Kyoto’da yapmamış olsaydı bu şehir muhtemelen seçilmeyecekti.

Kyoto uzun pazarlıklar sonrasında listeden tarihi değeri gerekçesiyle çıkartıldı. Yerine liman ve endüstri kenti Nagazaki eklendi. Daha sonra yaşanan pek çok tesadüf de Hiroşima’dan sonra ikinci büyük yıkımın bu şehirde yaşanmasına neden oldu. Nagazaki’ye atılan bomba aslında Kokura için hazırlanmıştı. Ama Kokura’daki hedef duman yüzünden iyi seçilemediği için uçak ikincil hedef olan Nagazaki’ye yöneldi ve 11.01’de bombasını bıraktı.

Üç gün içinde de Japonya 16 Temmuz’da Postdam’da (Almanya) açıklanan teslim şartlarını birkaç küçük düzeltmeyle kabul etti. Japonlar bu büyük felaketin geldiğini anlayabilmiş olsalardı ya da İngiltere Quebec mutabakatı gereğince kendisine sorulduğunda Japonya’ya karşı böylesine insanlık dışı bir silah kullanmayalım deseydi, tarih muhtemelen farklı bir şekilde akardı.

Ama olan oldu. 6 Ağustos itibarıyla dünya tarihinde görülmemiş ilk patlama gerçekleşti. Ardından ikincisi geldi. Bundan sonra savaşların yapılış biçiminin değişeceği, bu silaha sahip olan ülkenin dokunulmazlık kazanacağı anlaşıldı. ABD yıkıcı etkilerini Japonya üstünde yaptığı iki “deneme” ile sonuçlarını dünyaya gösterdiği bu silahın tekelini 1949’a kadar elinde tuttu.

1949’da Sovyetler Birliği, 1952’de İngiltere yani Birleşik Krallık, 1960’da Fransa, 1962’de Çin ilk nükleer denemelerini gerçekleştirdi. Nükleer silah sahibi olan bu ülkeler giderek artan bir hızla sayı ve kalite yarışına girdiler. Çok geçmeden bu yarışa Hindistan, Pakistan, İsrail ve Güney Afrika da katıldı. Güney Afrika silahsızlanmayı seçerken çok sonraları Kuzey Kore devreye girdi. ABD ve Sovyetler Birliği Soğuk Savaş sırasında ikinci, üçüncü vuruş yeteneği kazanmak için çalıştı.

Sonunda bu ülkelerin envanterinde dünyayı onlarca kez yok edecek miktarda nükleer silah birikti. Tek bir nükleer bombanın yıkım kapasitesi Japonya’ya atılanların 2 bin misline ulaştı. Bir patlamayla büyük bir şehrin haritadan silinmesi, milyonlarca insanın birkaç saniye içinde yok olması mümkün hale geldi. Üstelik taraflardan birinin nükleer silahlarının tetiğine dokunması sadece karşısındakini değil kendisini de yok etmesi demek oldu.

1962’de yaşanan Küba Füzeler Krizi gibi deneyimler nükleerleşme çılgınlığına dur denmesinin gerekli olduğunu ortaya çıkarttı. 1959’dan başlayarak denemelere sınır ve yasak getirilmesine ilişkin çalışmalar başladı. 1968 yılında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT);  1972’de de iki tarafın birbirini yok etmesini, dolayısıyla da tetiğe basılmamasını bir ölçüde kalıcı hale getiren ABM Antlaşması imzalandı.

NPT ile nükleer silah sahibi olmayan ülkeler nükleer silah edinmeyecekleri taahhüdünde bulunurken, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan beş devlet zaman içinde ellerindeki nükleer silahlardan kurtulacaklarını beyan ettiler. Daha sonra bu beş ülkenin, özellikle de ikisinin nükleer silahlarının sayısında indirime gittiklerini (SALT I, START I ve II, Prag Antlaşması gibi) gördük. NPT de günümüze değin işledi, işlevini yerine getirdi.

İran bir ara gizli saklı nükleer zenginleştirme ve silah yapımında kullanılacak malzeme üretme, nükleer bombayı taşıyabilecek füzeler geliştirme denemesinde bulundu. Ancak Kuzey Kore gibi NPT rejiminin dışına çıkmaya ya da İsrail gibi hiç dahil olmamaya kalkmadı. Zaten 14 Temmuz 2015’de de uzun müzakerelerin neticesinden nükleer zenginleştirme programından ülkesine konan ambargoların hafifletilmesi karşılığında vazgeçti.

Donald Trump’ın Başkan seçilmesinden kısa bir süre sonra ABD İran ile varılan ve kısaltması (JCPOA) bile uzun olan  2015 mutabakatından çıkacağını, İran’a yeniden ambargo uygulayacağını, bu kararına uymayan şirket ve ülkeleri de cezalandıracağını açıkladı. Bu hukuk, mantık ve siyaset dışı açıklamanın ilk fazının hayata geçmesi de Hiroşima’ya bombanın atılmasından tam 73 yıl sonraya rastladı.

AB, Rusya ve Çin ABD’n in kararına ve uygulamasına tepki gösterdi ama bazı Avrupalı şirketler şimdiden İran pazarından çekileceklerini açıkladılar. Trump’ın politikası İran’ı daha geniş kapsamlı, İsrail ile Suudi Arabistan’ın endişelerini giderecek bir yöne sevk eder mi kestirebilmek güç. Fakat bu sorunun AB ile ABD arasındaki duygusal ve siyasi mesafeyi daha fazla açacağı kesin.

Kesin olan bir başka şey de ABD baskısının arzuladığı amaca ulaşamaması halinde (ki bu çok kuvvetli bir olasılık), İran’ın 2015 mutabakatının getirdiği sınırlamalardan kurtulacağı ve çok daha büyük hızla nükleer silah sahibi olup, Kuzey Kore gibi bir başka düzeyde ve çok daha güçlü bir şekilde Amerika ile pazarlığa oturacağı. Tabii ki bölgenin nükleerleşmesi, Türkiye’nin de çift anahtarlı sistemden caydırıcılığını koruyacak bir başka sisteme geçmek isteyebileceği de olasılıklar arasında… 

Facebook Yorumları

reklam
16.8.2018
Tansiyon düşerken
12.8.2018
Kriz tırmanırken
9.8.2018
9 Ağustos 1945
5.8.2018
Krizi yaşarken ve aşarken…
2.8.2018
Suriye sorunu çözülürken
29.7.2018
BRICS
24.7.2018
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’yla ufuk turu
22.7.2018
Bir diplomatik, bir de askeri zafer
16.7.2018
Dünya siyasetini magazinleştirmemek
8.7.2018
AB topu taca atıyor...
4.7.2018
NATO krizine doğru
1.7.2018
İran senaryoları…
27.6.2018
Sorunlar ve çözümler…
24.6.2018
Yarının gündemi
21.6.2018
Mülteci sorunumuz
17.6.2018
Çözüm belli ama irade yok
13.6.2018
İyi bir başlangıç ama sonucu kestirebilmek güç
10.6.2018
Bir sarsıntı daha
6.6.2018
Sevindirici bir gelişme
3.6.2018
Ticaret sadece ticaret değildir
30.5.2018
Nükleer silahlar yayılabilir
27.5.2018
Pozisyon almak güçleşiyor
23.5.2018
İmkansızı istemek
20.5.2018
Said’den günümüze Filistin sorunu...
16.5.2018
Dünya düzeni de sarsılıyor
14.5.2018
Batı ittifakı çökerken
9.5.2018
Biraz da alanımız üstüne…
2.5.2018
Birleşme yerine bir arada yaşama
30.4.2018
Marx 200 yaşında…
25.4.2018
Trump’ı ikna edebilecek mi?
22.4.2018
Montrö’nün değişmesi gerekmiyor
18.4.2018
Amerika’nın müdahaleleri
15.4.2018
Dünya savaşı riski azaldı
11.4.2018
Seçim yapmak gerekli mi?
8.4.2018
Veliaht prensin ABD ziyareti
2.4.2018
15 yıl sonra
28.3.2018
Varna buluşmasının ardından
25.3.2018
Haluk Ülman’ın ardından
21.3.2018
Afrin Harekatı’nın sonuçları
19.3.2018
Yeni Dışişleri Bakanı
14.3.2018
İpek Yolu canlanırken
11.3.2018
Büyük bir kriz ertelendi
7.3.2018
Yeni silahlar ve yeni dengeler
4.3.2018
Ticaret savaşları
28.2.2018
Çin…
25.2.2018
Çözüm için çözüm…
18.2.2018
Normalleşmeye doğru
14.2.2018
Kore’den Suriye’ye Amerika
11.2.2018
Ya normalleşecek ya da kopacak
7.2.2018
İki ülkenin de dikkatli olması gerekiyor
4.2.2018
Türkiye’nin dış politika algısı
31.1.2018
ABD’nin önündeki dört engel
28.1.2018
Soçi toplantısına doğru
24.1.2018
Operasyonun hedefleri
21.1.2018
Pence’in Ortadoğu ziyareti
10.1.2018
KKTC seçimleri ve Kıbrıs sorunu
7.1.2018
PESCO
3.1.2018
İran’ın sorunu aslında bizim de sorunumuz
24.12.2017
Göründüğünden daha da önemli bir diplomatik başarı
17.12.2017
İİT zirvesi neden başarılıydı?
13.12.2017
2017 Nobel Barış Ödülü
10.12.2017
Kudüs’ün statüsü
6.12.2017
ABD Büyükelçiliği sorunu
3.12.2017
Kuzey Kore’nin son denemesi
29.11.2017
Umut vaat eden gelişmeler
19.11.2017
Bir krizin ardından
15.11.2017
Boğazlar hakkında bir hatırlatma
12.11.2017
Kendi kaderini belirleme üstüne
8.11.2017
Yeni bir istikrarsızlık riski
1.11.2017
Balfour Deklarasyonu 100 yaşında
30.10.2017
Katalonya krizi derinleşirken
25.10.2017
Dünya siyasetinde mükemmeli aramamak
22.10.2017
Mızrak çuvala gerçekten sığmıyor
18.10.2017
Üyeliği değil, ilişkileri düşünme zaman
15.10.2017
Bu kez de İran yüzünden
11.10.2017
Yeni bir yöntem gerek
8.10.2017
Katalonya sonrası
4.10.2017
iyi şeyler de oluyor..
1.10.2017
Katalonya referanduma giderken
27.9.2017
Irak’ın toprak bütünlüğünü savunmak
24.9.2017
Dengeli bir açıklama..
17.9.2017
Astana’dan Cenevre’ye
13.9.2017
Referanduma tepki
6.9.2017
Hidrojen bombası
3.9.2017
Rohingyalar için ne yapabiliriz
30.8.2017
Dünyaya nasıl bakmalı?
28.8.2017
SETA’nın Fırat Kalkanı raporu
23.8.2017
Thucydides tuzağı
20.8.2017
Otonom silah sistemleri
16.8.2017
ABD, Venezuela’ya müdahale eder mi?
13.8.2017
Kriz kontrolden çıkarsa
6.8.2017
AB ve ABD arasında yeni bir sorun
2.8.2017
Dmitri Trenin karamsar değil
30.7.2017
Zamanı geriye sarmak mümkün değil ama…
26.7.2017
722 sayılı yasa taslağı
23.7.2017
Türkiye'de dış politika algısı..
19.7.2017
Altı cephede savaş
16.7.2017
Bir yılın ardından
12.7.2017
Musul kurtarıldı...
9.7.2017
Bir tur daha bitti
2.7.2017
Türkiye’nin askeri varlığı
25.6.2017
Körfez gerilimi tırmanırken
21.6.2017
Son bir deneme?
14.6.2017
Michael Pence’i daha iyi tanımamız gerekebilir…
11.6.2017
Trump Doktrini
7.6.2017
Katar krizi
4.6.2017
Mülteci sorunu
31.5.2017
Atlantik İttifakı zayıflarken…
28.5.2017
NATO ile müdahale
24.5.2017
Trump değişti mi?
22.5.2017
İlk turda seçildi
21.5.2017
İlk turda seçildi
17.5.2017
‘Din’ anlayışımız üzerine
14.5.2017
53 yıl sonra bir ilk…
10.5.2017
Avrupa derin bir nefes aldı
7.5.2017
Taksit-taksit barış
3.5.2017
Yeni bir fırsat penceresi
30.4.2017
Makedonya krizi
23.4.2017
Bitirilemeyen bir savaş
19.4.2017
Bardağın dolu yarısı
16.4.2017
17 Nisan’ın gündemi
9.4.2017
Amerika’nın müdahalesini anlamlandırmak
5.4.2017
Sisi’nin Washington ziyareti
2.4.2017
Lavrov’dan önemli açıklamalar
29.3.2017
60 yaş krizi
22.3.2017
IŞİD yenilirken...
19.3.2017
Suriye’nin ekonomik geleceği
15.3.2017
Hollanda’nın seçimi
12.3.2017
Sağduyuyu seslendiren iki Filistinli
8.3.2017
Türkiye’nin beklentileri
5.3.2017
Yalnız kurtlar…
1.3.2017
Makul sorular...
26.2.2017
İmkansızı başarmak zordur
24.2.2017
Trump’ın yararı ve zararı
19.2.2017
Suriye anayasası için beklenmeli mi?
15.2.2017
Suriye sorununun bir başka boyutu: Askeri hizmet veren şirketler
12.2.2017
Myanmar’da etnik temizlik
10.2.2017
Dış politikada olumlu gelişmeler
5.2.2017
Öncelik farkları ve Suriye
1.2.2017
Sabırlar tükeniyor…
29.1.2017
Trump’ın ilk haftası
25.1.2017
İçerdiğinden fazla anlam yüklemek
22.1.2017
İlklerin başkanı işbaşında…
18.1.2017
Sorun ‘işgal’ sorunu değil…
15.1.2017
İyi bir başlangıç
11.1.2017
Güvenlik garantisi konusu
8.1.2017
İncirlik Üssü kapanır mı?
4.1.2017
Bir terör saldırısının ardından
1.1.2017
Bol sorunlu bir yılın ardından
25.12.2016
Ölüm ilanlarından PKK-PYD ilişkisine
21.12.2016
Sağduyulu bir kriz yönetimi
19.12.2016
Ankara Ortadoğu’nun Helsinki’si olamaz mı?
14.12.2016
Terör destekçilerine karşı…
11.12.2016
Kıbrıs Türkleri ve izolasyonlar…
7.12.2016
İtalya’nın referandumu
4.12.2016
Haftanın olumlu gelişmeleri
30.11.2016
‘Popülist’ siyaset yükselirken…
27.11.2016
Bir asimetri olarak AB-Türkiye ilişkileri
23.11.2016
Nokta mı, virgül mü?
20.11.2016
Madalyonun diğer yüzü
16.11.2016
Dünya siyasetinin parametreleri değişirken…
13.11.2016
ABD başkanını seçti.
9.11.2016
Trump seçildiyse…
6.11.2016
Clinton seçilirse…
3.11.2016
Trump mı, Clinton mı?
26.10.2016
Kimse mucize beklemesin…
23.10.2016
Önleyici müdahale hakkı
19.10.2016
Bugünü değil, geleceği konuşuyoruz...
17.10.2016
Musul neden önemli?
12.10.2016
Çıkarlar örtüşmezse…
9.10.2016
İlke doğru, zaman ve zemin yanlış…
5.10.2016
Sorunun ekseni kaydığında…
2.10.2016
Bir yılın bilançosu…
28.9.2016
BM’ye fazla mı önem atfediyoruz?
25.9.2016
Söz çok ama sonuç yok…
21.9.2016
Kıbrıs’ta çözüm ve Türkiye
18.9.2016
AB’nin Bratislava zirvesi
16.9.2016
Yeni yönetime hazırlık...
14.9.2016
Ateşkes yürürlüğe girdi
13.9.2016
Ataşkes tutarsa...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.