Mensur Akgün

makgun@karar.com



Bookmark and Share

Fabrika ayarlarına geri dönüş


11.11.2018 - Bu Yazı 122 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis geçen hafta yaptığı bir konuşmayla Kıbrıs sorununun çözümü için bundan sonra nasıl bir strateji izleyeceğini, hangi ilkeler çerçevesinde müzakere edeceğini açıkladı. Türk tarafına adem-i merkeziyetçi federasyon önerdi, Rum tarafına da kabaca “bırakalım kendi işlerini kendileri yapsınlar” dedi. Buna karşılık merkezi yönetimde, yani federe devletlere delege edilmeyen yetkilerin kullanılmasında esneklik istedi.

Türk tarafından beklentisi kendilerini ilgilendirmeyen konularda veto yetkisini kullanamayacakları bir çözümü kabul etmeleri. Belli ki Anastasiadis’in aklında Türkleri azınlık haline getirmek var. Egemenliği paylaşmayacakları bir sistemde yaşamalarını istiyor. Açıkça söylememiş ama Rum tarafının Cumhurbaşkanı Türkler merkezi devletin mesela dış politika gibi önemli konularına karışmasınlar istiyor. Doğal olarak Türkiye’den de bir beklentisi var. O da garantiler bitsin, biz istediğimizi istediğimiz gibi yapalım diyor.

***

Hasan Hastürer, Lefkoşa’da yayınlanan Kıbrıs gazetesindeki köşe yazısında Anastasiadis’in kendi inanç bütünlüğü içinde dürüst davrandığını söylüyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1960’dan sonra sadece üç yıl yaşamasının altındaki mantığın da bu olduğunu vurguluyor. KKTC’de bazı siyasiler ve kimi kanaat önderleri Rum kesimi Cumhurbaşkanı’nın tam olarak ne demek istediğinin, bu açıklamalarının içini müzakere masasında nasıl dolduracağının beklenmesi kanaatini taşısa da, görünen Rum kesimi liderliğinin fabrika ayarlarına döndüğü.

50 yıllık müzakerelerin sonucunda, 1977 ve 1978’de varılan mutabakatlara, yıllar içinde gelişen BM müktesebatına rağmen Rum tarafında bir lider hala çalışan bir sistem kurmak için Türklerin eşit ortak değil azınlık olması gerekir diye düşünüyorsa, bir de bu insan iktidara soruna çözüm bulacağım diyerek gelmişse, müzakerelere yeniden başlamanın, Guterres ya da başka bir parametreyi kabul etmenin ne kadar anlamlı olduğu tartışılmayı hakkediyor. Aynı şey Rum tarafının ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) için de geçerli.

Bilindiği gibi Münhasır Ekonomik Bölge, özünde bir coğrafi alan üstünde egemenlik iddiasıdır. Bir devlet diğerlerine dönerek belli bir yer üstünde hakkım var, bu denizin ve deniz yatağının bazı kaynaklarını sadece ben kullanabilirim der. Bu hak talebi uluslararası hukuk tarafından da tanınmıştır. 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi böylesi bir talebin hangi coğrafi zemine ilişkin yapılacağını, ne gibi koşullara uyulacağını, çıkar çatışması olması halinde ne tür mekanizmaların çalışacağını belirlemiştir.

Fakat bu hak egemenliği tartışmasız olan devletlere tanınmıştır, dışa dönüktür. Oysa 1959-60 Antlaşmalarıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti ortaklık cumhuriyeti olmasına rağmen ortaklarından biri 1964’den bu yana devlet üstünde söz sahibi değildir. BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964’de adadaki barış gücü operasyonlarını yönetmek için aldığı kararın yorumlanması ve fiili durumun hukukiymiş gibi kabulüne karşın bu gerçek değişmemiştir.

Kıbrıslı Türklerin de egemenlik iddiası ve ihdası üstünde söz sahibi olmaları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasasından doğan hukuki haklarıdır. Bu hakkın korunmasıysa garantör devlet olan Türkiye’ye sorumluluk yüklemektedir. Türkiye de zaten yaptığı siyasi ve diplomatik açıklamalarla, zaman zaman aldığı askeri tedbirlerle sorumluluğunu yerine getirmektedir. Egemenlik paylaşımını esas alan bir devlet adına tek taraflı hareket edenleri ve bu hareket tarzını kabul edenleri uyarmaktadır.

Kaldı ki bu tavır BM parametreleri bazında iki toplumlu, iki kesimli bir çözümü de destekler mahiyettedir. Türkiye hemen her seferinde GKRY’ne çözümü öncelemesi gerektiğini, Kıbrıslı Türklerin haklarını dikkate almasının şart olduğunu söylemektedir. Ancak Anastasiadis’in yaptığı açıklamanın ardından artık belki de Türkiye’nin ve KKTC’nin pozisyon değiştirmesinin zamanı gelmiş olabilir.

***

Çözüm olamayacaksa, Rumlar ve Türkler tek bir devlet çatışı altında yaşamayacaksa, 1960 Cumhuriyeti’nden doğan hakların korunması için askeri, siyasi ve diplomatik risk alınması yerine KKTC’nin ve Türkiye’nin MEB’nin, kıta sahanlığının ya da uluslararası hukuktan doğan başka haklarının  sınırlarının korunması, hatta örtüşen alanlar varsa bundan doğacak sorunların çözülmesi için GKRY ile görüşme talebinde bulunulması bile düşünülebilir.

30 Temmuz 2005’de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye katılımına ilişkin Gümrük Birliği çerçevesinde yaptığımız deklarasyon Türkiye’ye bu konuda imkanlar tanımaktadır. Doğal olarak bunlar sadece üstünde tartışılabilecek önerilerdir. Bir devletin egemenlik alanına ilişkin kararların verilmesi çok boyutlu ciddi analizlerin yapılmasını, geleceğe ilişkin projeksiyonlarla bu önerilerin örtüşmesini gerekli kılar. Bir köşe yazısının sınırlarını her anlamda aşar…

Facebook Yorumları

reklam
11.11.2018
Fabrika ayarlarına geri dönüş
7.11.2018
Yeni yaptırımlar, yeni sorunlar belki de yeni imkanlar
4.11.2018
Daha güçlü bir Türkiye’ye doğru
31.10.2018
Orta menzilli füzeler sorunu
29.10.2018
Göç...
24.10.2018
Cumhurbaşkanı’nın konuşması
21.10.2018
Mistura ayrılırken…
17.10.2018
Kaşıkçı sorununun muhtemel siyasi sonucu
14.10.2018
Kriz yönetimi başarısı
10.10.2018
Amerika ne yapacak?
7.10.2018
Nobel Barış Ödülü ve cinsel şiddet
3.10.2018
Çözüm umudu var mı?
30.9.2018
BM konuşmalarının satır araları
26.9.2018
Sivil kayıplar
23.9.2018
Tasarım ya da tasarımı sorgulama bienali…
19.9.2018
Soçi mutabakatının sonuçları
16.9.2018
Soçi öncesinde bir değerlendirme
13.9.2018
Yolun sonu mu?
10.9.2018
Glocalization, Kars ve Kaşar…
5.9.2018
Devletler pozisyon değiştirir
2.9.2018
Bir pazar yazısı olarak arkadaşlık
29.8.2018
Eksen kayması
26.8.2018
Pazar yazısıyla huzur aramak…
22.8.2018
Kofi Annan’ın ardından
19.8.2018
Amatör izlenimler
16.8.2018
Tansiyon düşerken
12.8.2018
Kriz tırmanırken
9.8.2018
9 Ağustos 1945
5.8.2018
Krizi yaşarken ve aşarken…
2.8.2018
Suriye sorunu çözülürken
29.7.2018
BRICS
24.7.2018
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’yla ufuk turu
22.7.2018
Bir diplomatik, bir de askeri zafer
16.7.2018
Dünya siyasetini magazinleştirmemek
8.7.2018
AB topu taca atıyor...
4.7.2018
NATO krizine doğru
1.7.2018
İran senaryoları…
27.6.2018
Sorunlar ve çözümler…
24.6.2018
Yarının gündemi
21.6.2018
Mülteci sorunumuz
17.6.2018
Çözüm belli ama irade yok
13.6.2018
İyi bir başlangıç ama sonucu kestirebilmek güç
10.6.2018
Bir sarsıntı daha
6.6.2018
Sevindirici bir gelişme
3.6.2018
Ticaret sadece ticaret değildir
30.5.2018
Nükleer silahlar yayılabilir
27.5.2018
Pozisyon almak güçleşiyor
23.5.2018
İmkansızı istemek
20.5.2018
Said’den günümüze Filistin sorunu...
16.5.2018
Dünya düzeni de sarsılıyor
14.5.2018
Batı ittifakı çökerken
9.5.2018
Biraz da alanımız üstüne…
2.5.2018
Birleşme yerine bir arada yaşama
30.4.2018
Marx 200 yaşında…
25.4.2018
Trump’ı ikna edebilecek mi?
22.4.2018
Montrö’nün değişmesi gerekmiyor
18.4.2018
Amerika’nın müdahaleleri
15.4.2018
Dünya savaşı riski azaldı
11.4.2018
Seçim yapmak gerekli mi?
8.4.2018
Veliaht prensin ABD ziyareti
2.4.2018
15 yıl sonra
28.3.2018
Varna buluşmasının ardından
25.3.2018
Haluk Ülman’ın ardından
21.3.2018
Afrin Harekatı’nın sonuçları
19.3.2018
Yeni Dışişleri Bakanı
14.3.2018
İpek Yolu canlanırken
11.3.2018
Büyük bir kriz ertelendi
7.3.2018
Yeni silahlar ve yeni dengeler
4.3.2018
Ticaret savaşları
28.2.2018
Çin…
25.2.2018
Çözüm için çözüm…
18.2.2018
Normalleşmeye doğru
14.2.2018
Kore’den Suriye’ye Amerika
11.2.2018
Ya normalleşecek ya da kopacak
7.2.2018
İki ülkenin de dikkatli olması gerekiyor
4.2.2018
Türkiye’nin dış politika algısı
31.1.2018
ABD’nin önündeki dört engel
28.1.2018
Soçi toplantısına doğru
24.1.2018
Operasyonun hedefleri
21.1.2018
Pence’in Ortadoğu ziyareti
10.1.2018
KKTC seçimleri ve Kıbrıs sorunu
7.1.2018
PESCO
3.1.2018
İran’ın sorunu aslında bizim de sorunumuz
24.12.2017
Göründüğünden daha da önemli bir diplomatik başarı
17.12.2017
İİT zirvesi neden başarılıydı?
13.12.2017
2017 Nobel Barış Ödülü
10.12.2017
Kudüs’ün statüsü
6.12.2017
ABD Büyükelçiliği sorunu
3.12.2017
Kuzey Kore’nin son denemesi
29.11.2017
Umut vaat eden gelişmeler
19.11.2017
Bir krizin ardından
15.11.2017
Boğazlar hakkında bir hatırlatma
12.11.2017
Kendi kaderini belirleme üstüne
8.11.2017
Yeni bir istikrarsızlık riski
1.11.2017
Balfour Deklarasyonu 100 yaşında
30.10.2017
Katalonya krizi derinleşirken
25.10.2017
Dünya siyasetinde mükemmeli aramamak
22.10.2017
Mızrak çuvala gerçekten sığmıyor
18.10.2017
Üyeliği değil, ilişkileri düşünme zaman
15.10.2017
Bu kez de İran yüzünden
11.10.2017
Yeni bir yöntem gerek
8.10.2017
Katalonya sonrası
4.10.2017
iyi şeyler de oluyor..
1.10.2017
Katalonya referanduma giderken
27.9.2017
Irak’ın toprak bütünlüğünü savunmak
24.9.2017
Dengeli bir açıklama..
17.9.2017
Astana’dan Cenevre’ye
13.9.2017
Referanduma tepki
6.9.2017
Hidrojen bombası
3.9.2017
Rohingyalar için ne yapabiliriz
30.8.2017
Dünyaya nasıl bakmalı?
28.8.2017
SETA’nın Fırat Kalkanı raporu
23.8.2017
Thucydides tuzağı
20.8.2017
Otonom silah sistemleri
16.8.2017
ABD, Venezuela’ya müdahale eder mi?
13.8.2017
Kriz kontrolden çıkarsa
6.8.2017
AB ve ABD arasında yeni bir sorun
2.8.2017
Dmitri Trenin karamsar değil
30.7.2017
Zamanı geriye sarmak mümkün değil ama…
26.7.2017
722 sayılı yasa taslağı
23.7.2017
Türkiye'de dış politika algısı..
19.7.2017
Altı cephede savaş
16.7.2017
Bir yılın ardından
12.7.2017
Musul kurtarıldı...
9.7.2017
Bir tur daha bitti
2.7.2017
Türkiye’nin askeri varlığı
25.6.2017
Körfez gerilimi tırmanırken
21.6.2017
Son bir deneme?
14.6.2017
Michael Pence’i daha iyi tanımamız gerekebilir…
11.6.2017
Trump Doktrini
7.6.2017
Katar krizi
4.6.2017
Mülteci sorunu
31.5.2017
Atlantik İttifakı zayıflarken…
28.5.2017
NATO ile müdahale
24.5.2017
Trump değişti mi?
22.5.2017
İlk turda seçildi
21.5.2017
İlk turda seçildi
17.5.2017
‘Din’ anlayışımız üzerine
14.5.2017
53 yıl sonra bir ilk…
10.5.2017
Avrupa derin bir nefes aldı
7.5.2017
Taksit-taksit barış
3.5.2017
Yeni bir fırsat penceresi
30.4.2017
Makedonya krizi
23.4.2017
Bitirilemeyen bir savaş
19.4.2017
Bardağın dolu yarısı
16.4.2017
17 Nisan’ın gündemi
9.4.2017
Amerika’nın müdahalesini anlamlandırmak
5.4.2017
Sisi’nin Washington ziyareti
2.4.2017
Lavrov’dan önemli açıklamalar
29.3.2017
60 yaş krizi
22.3.2017
IŞİD yenilirken...
19.3.2017
Suriye’nin ekonomik geleceği
15.3.2017
Hollanda’nın seçimi
12.3.2017
Sağduyuyu seslendiren iki Filistinli
8.3.2017
Türkiye’nin beklentileri
5.3.2017
Yalnız kurtlar…
1.3.2017
Makul sorular...
26.2.2017
İmkansızı başarmak zordur
24.2.2017
Trump’ın yararı ve zararı
19.2.2017
Suriye anayasası için beklenmeli mi?
15.2.2017
Suriye sorununun bir başka boyutu: Askeri hizmet veren şirketler
12.2.2017
Myanmar’da etnik temizlik
10.2.2017
Dış politikada olumlu gelişmeler
5.2.2017
Öncelik farkları ve Suriye
1.2.2017
Sabırlar tükeniyor…
29.1.2017
Trump’ın ilk haftası
25.1.2017
İçerdiğinden fazla anlam yüklemek
22.1.2017
İlklerin başkanı işbaşında…
18.1.2017
Sorun ‘işgal’ sorunu değil…
15.1.2017
İyi bir başlangıç
11.1.2017
Güvenlik garantisi konusu
8.1.2017
İncirlik Üssü kapanır mı?
4.1.2017
Bir terör saldırısının ardından
1.1.2017
Bol sorunlu bir yılın ardından
25.12.2016
Ölüm ilanlarından PKK-PYD ilişkisine
21.12.2016
Sağduyulu bir kriz yönetimi
19.12.2016
Ankara Ortadoğu’nun Helsinki’si olamaz mı?
14.12.2016
Terör destekçilerine karşı…
11.12.2016
Kıbrıs Türkleri ve izolasyonlar…
7.12.2016
İtalya’nın referandumu
4.12.2016
Haftanın olumlu gelişmeleri
30.11.2016
‘Popülist’ siyaset yükselirken…
27.11.2016
Bir asimetri olarak AB-Türkiye ilişkileri
23.11.2016
Nokta mı, virgül mü?
20.11.2016
Madalyonun diğer yüzü
16.11.2016
Dünya siyasetinin parametreleri değişirken…
13.11.2016
ABD başkanını seçti.
9.11.2016
Trump seçildiyse…
6.11.2016
Clinton seçilirse…
3.11.2016
Trump mı, Clinton mı?
26.10.2016
Kimse mucize beklemesin…
23.10.2016
Önleyici müdahale hakkı
19.10.2016
Bugünü değil, geleceği konuşuyoruz...
17.10.2016
Musul neden önemli?
12.10.2016
Çıkarlar örtüşmezse…
9.10.2016
İlke doğru, zaman ve zemin yanlış…
5.10.2016
Sorunun ekseni kaydığında…
2.10.2016
Bir yılın bilançosu…
28.9.2016
BM’ye fazla mı önem atfediyoruz?
25.9.2016
Söz çok ama sonuç yok…
21.9.2016
Kıbrıs’ta çözüm ve Türkiye
18.9.2016
AB’nin Bratislava zirvesi
16.9.2016
Yeni yönetime hazırlık...
14.9.2016
Ateşkes yürürlüğe girdi
13.9.2016
Ataşkes tutarsa...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.