Mehveş EVİN

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Soylu, İmamoğlu, Koç, Gezi ve iğrenç yalanlar


11.06.2019 - Bu Yazı 285 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Biz eğer, tam da bu zamanda ülkenin aleyhine hikâyeler uydurup bunkarı yurt dışına servis ediyorsak, gerçekten de zaten olduğumuzdan daha aptal olmalıyız. Ülkeyi kötülediğimiz palavrasına gerçekten inanan bir kişi var mı? Eğer yoksa, o zaman nedir bütün bu hikâye?”

Ona, “Tabii ki aklı başında kimse bu hikâyeye inanmıyor” dedim. “Ama bunun ne anlamı var ki? Halihazırda düşmanın eline düşmüş durumdasınız, durumun özeti bundan ibaret. Sadece siz değil, hepimiz. Ellerindeyiz şu an ve ne isterlerse yapıyorlar bizimle.”

Yüzünde acı bir ifadeyle önündeki kül tablasına dikmişti gözlerini, beni pek can kulağıyla dinlediği söylenemezdi.

“Beni her şeyden fazla öfkelendiren bu yalan!” dedi, “bu lanet olasıca, iğrenç yalan. İsterlerse öldürsünler bizi, ben kendi adıma yeterince yaşadım, ama bir de böyle iğrenç yalanlar söylemesinler. Neden yapıyorlar bunu, söyleyin bana!”

Bu diyalog, pekâlâ günümüz Türkiyesi’nde geçebilir, geçiyor da... Benzer sözleri, Kanun Hükmünde Kararnameyle sivil ölüme mahkûm edilen memurlardan da, yargılanan ve hedef gösterilen gazeteciler, akademisyenler ve siyasetçilerden de pekâlâ duyabilirsiniz.

YAHUDİLERİN YAŞADIĞIYLA KIYASLANIR MI?

Ne var ki alıntı, Sebastian Haffner’in “Bir Alman’ın Hikâyesi” (İletişim Yayınları, 2018, S. 145-146) adlı kitabından.

Haffner, 1 Nisan 1933’de Nazilerin başlattığı “Yahudi boykotu” nedeniyle işlerinden atılan, düşman ilan edilen, evleri basılan Yahudilerin dramını anlatırken, en iyi arkadaşının babası Bay Landau ile yaptığı konuşmayı böyle aktarmış.

Yahudi halkının ırkçı, ayrımcı, vahşet ötesi politiklar nedeniyle maruz kaldığı acıları, soykırımı bugün hepimiz biliyoruz. Ve Nazilerin, Alman halkını nasıl bir savaşa, topyekûn bir yıkıma, yokluğa sürüklediğini de.

Bugünü Yahudilerin yaşadığıyla kıyaslamak, çektikleri eziyeti küçümsemek olur. Fakat hukukun ve demokrasinin rafa kaldırıldığı toplumlarda işlerin nasıl raydan çıkabileceğini anlamak açısından 1930’ların Almanya’sı, çok çarpıcı ve öğretici örneklerle dolu.

Kısacası, “post truth” (gerçek ötesi) gibi yeni bir şeymiş gibi sunulan yalanların, çarpıtmaların âlâsı o günlerde yaşandı.

Günümüzde sosyal medya ve tek elde toplanan/sermaye ve siyasi iktidarın emrindeki medya vasıtasıyla yalanların etkisi ve yayılma hızı çok daha yüksek.

Üstelik herkes bu tuzaklara düşebiliyor; merak edip bilginin kaynağını, doğruluğunu kontrol etmeyen, “fikrine güvendiğim, desteklediğim ne derse desin haklıdır” mantığıyla, yalan yanlış hikâyelere inanıyor.

İMAMOĞLU-KOÇ-GEZİ ÜÇGENİNİ ŞEYTANLAŞTIRMA

Son yıllarda siyasi liderler ve medya aracılığıyla iş öyle bir hâl aldı ki her gün atılan yalanların doğrusunu yazmaya kalksanız ciltler dolusu kitap yayınlanır.

Ama tam da bunu yapmamız gerekiyor. Yoksa misal, Süleyman Soylu’nun şu sözlerine inananlar çıkabiliyor:

"Gezi olaylarında Taksim'deki otellerini tahsis edenler, bugün uçaklarını tahsis ediyor. Gezi olaylarında Deutsche Welle’yi, BBC’yi tahsis edenler, bugün televizyonlarını tahsis ediyorlar.”

Bununla kalmıyor Soylu, Gezi’yi Kandil ve FETÖ’ye de bağlıyor. Peki İçişleri Bakanı böyle konuşursa, elinde en azından bir kanıt olması gerekir değil mi? Çok değil, bir kanıt, bir belge diyorum...

Ama yok. Çünkü Koç grubunu İmamoğlu ve Gezi, İmamoğlu’nu Gezi ve Koç üzerinden şeytanlaştırma girişiminin ardında, 23 Haziran seçimi var. Bir gün sonra, ilk celsesi Silivri’de görülecek "Gezi intikamı davası” başlıyor. Ötesinde, “tarihin yeniden yazılmaya çalışıldığı” bir dönemdeyiz.

Yabancı medyayı, meslektaşlarımızı hedef göstermenin ardında, tüm dünyanın doğal olarak merak ettiği, takip ettiği bir isyanın haberleştirilmesi var.

Ve bugün de basın ve yayın ilkeleri doğrultusunda İstanbul seçimlerini, toplumsal, siyasi ve ekonomik haberleri yayınlamayı sürdürmeleri. Tahammül edilmez şey, öyle değil mi?

Çünkü o günlerde “Penguen medyası” diye alay konusu olan, bugün sustalı maymundan öte, bir savaş aracına dönüşen medya gibi davranmadıkları için; palavranın değil gerçeklerin duyulması için çabalayan her yayın, hedef tahtasında.

YALANLAR DİVAN'DAN İBARET DEĞİL

Ne acayip. Penguen medyasından bugünkü Pelikancılara, zararsız, güzelim hayvancıkların ismiyle anılan acınası gruplar ve kişiler, topluma en büyük zararı veriyor.

Kendilerine yer açmak, tutunmak, yükselmek uğruna... Hak ettikleri sıfatla anılsalar keşke.

Soylu’nun sözleri üzerinde uçak meselesi üzerinde duruldu. 15 Haziran’da Gezi’nin çevik kuvvetçe nasıl boşaltıldığının birebir tanığı olarak Divan Oteli meselesini bıkmadan hatırlatayım:

O akşam, Gezi parkı yaşlısıyla çocuğuyla, belki de en kalabalık gününü yaşıyordu. Çevik Kuvvet’in Taksim Meydanı tarafından parka girmesiyle diğer ucundan binlerce insan, birbirini ezmemeye çalışarak parktan çıkmaya çalıştı.

Son çıkanlar, can havliyle sığınacak yerlere girdi. Mekânlarının kapılarını açanlar -Divan oteli de lobisini açtı- vicdan sahibi işletmecilerdi; polis buralara da girdi. Asansörün içinde bile gaz sıkacak, dolayısıyla insanların ölümüne yol açabilecek kadar merhametsizdi. (Konuya dair açıklama)

Yani kimsenin bir yeri tahsis ettiği falan yoktu Gezi’de; parası olan oda kiraladıysa bilemem ama Geziciler, zaten kamuya açık olan ve zaten öyle olması için direndikleri Park’taydı hep.

Koç grubuysa sırf Divan otelinin lobisinin kapılarını insanların yüzüne kapamadığı için türlü şekilde cezalandırıldı. 

Yargılanmadı, hukuka ve Anayasa’ya göre suç işlememişti.

Gezi yalanları Divan’dan ibaret değil elbette. Aradan altı yıl geçmiş, BUGÜN ekonomik krizin içinde yokuş aşağıya gidiyoruz. Ancak iktidar ve borazancıbaşıları, şimdi faturayı başkalarına çıkarmak için büyük çaba harcıyor.

Gezi’yi büyük bir vandalizm, ekonomiyi çökerten bir plan olarak gösterme gayretiyle ahlaksız, cahil yorumlar tedavüle sokuluyor.

Bir sonraki yazımda, eğrisini doğrusunu anlatacağım.

Onlar yalanlarla yaşıyor, hatta ancak böyle varoluyor. Çok şükür bazıları, öleceğini bilse bu kadar düşmeyecek, doğru bildiğini söylemekten korkmayacak.

Facebook Yorumları

reklam
12.09.2019
Canan, Cihan ve ‘Susmam’ın gücü
11.09.2019
Kızıltepe JİTEM davası: O cesetleri kim kuyuya gömdü?
6.09.2019
Amazon halkları birleşti: Düşman sizsiniz, savaşacağız
29.08.2019
Siz de bir butona basın endişeli AKP’liler
15.08.2019
Böylesine bir talanı düşman bile yapmaz
11.07.2019
Herkesin gerçekleri bilmeye hakkı var
10.07.2019
SETA andıcı: Uluslararası medyaya balans ayarı
4.07.2019
Biz terörist miyiz? Siz devlet misiniz?
2.07.2019
Bir edepsiz olarak yorum yapıyorum
20.06.2019
Gezi’deki 'mala zarar' bilançosu nereden çıktı? 16 kişi mi sorumlusu?
18.06.2019
Seçim özel 2019 - Part 2
11.06.2019
Soylu, İmamoğlu, Koç, Gezi ve iğrenç yalanlar
4.06.2019
Reform mu dediniz? Gezi’den başlayın
30.05.2019
Kindar gençliğin ezberleri
28.05.2019
Gazetecilere kim saldır(t)ıyor?
23.05.2019
YSK kararı: Seçim kanunu ayaklar altında
21.05.2019
‘Samsun ruhu’ 2019: Cenazede saf tutan erkekler gibi
14.05.2019
Çalınan oylar, umuda giden domatesler
9.05.2019
İstanbul için seferberlik vakti
7.05.2019
Yakarım, kendimi de Roma'yı da yakarım
3.05.2019
Acıların ittifakı
30.04.2019
Her an seçim olacakmış gibi...
23.4.2019
Şiddeti tasvip etmiyorsan ona göre davranacaksın
18.4.2019
Mermer tuvaletler, altın varaklar, çürümüş ruhlar
16.4.2019
Sandıkları patlatan ne vicdanlar varmış
11.4.2019
Erdoğan’ın mesajı net, YSK ona uyacak
10.4.2019
Bağzı usulsüzlükler, mazbata, umut
4.4.2019
Beyefendi ve kankası şimdi ne yapacak?
2.4.2019
Kaybetseler de kazanamıyorlarmış
28.3.2019
Mesele kazanmak değil, mücadele etmek
22.3.2019
Sağduyunun birlikteliği: Hepinizi asacağız
19.3.2019
Christchurch’ten Utrecht’e nefret siyasetinin sonuçları
14.3.2019
Soydan soruşturması: 'Canım anne' demek terör propagandası ha?
1.3.2019
Gezi davası: Hedef her yurttaş
26.2.2019
Kayyım tehdidi: İlişki var mı, yok mu?
19.2.2019
Amedspor’dan Cizrespor’a: Acaba ülkeyi ‘bölen’ kim?
14.2.2019
Adaleti sosyal medyada aratan düzen
12.2.2019
Batsın bu binaaa, bitsin bu rüyaaa! (*)
8.2.2019
Gönül işi, huzur işi değil ki belediyecilik
5.2.2019
Marta, Adalar, sahiller: Sahi kim betonlaştırıyor?
29.1.2019
Ah şu Ce Ha Pe
23.1.2019
2.5 yıldır mahkemeye çıkarılmayan gazeteci*
22.1.2019
Başörtüsünü çıkaranlar ve meydan okuma trendi
15.1.2019
İnsan hakkı ihlali yok, çünkü onlar insan değil!
11.1.2019
AKP ile çeşitlenmiş, özgürleşmiş, zenginleşmiş Türkiye basını!
8.1.2019
Binali Bey’in İstanbul 4.0’ı
3.1.2019
Suriyeliler Taksim’de bayrak açınca
1.1.2019
Seni seviyorum MU?
27.12.2018
İktidarın kutuplaştırıcı dili, muhalefetin savunma hattı
26.12.2018
Beni sevmeyen ölsün, benim sevmediğim de
18.12.2018
Sokak korkusu mu arzusu mu?
13.12.2018
Bir Türkiye portresi: Teyit.org linci
27.11.2018
Soylu korkma, mor kalp çok yakışacak
22.11.2018
Türkiye’de hukuk bağımsızdır (yerse)
20.11.2018
Yiğit Aksakoğlu’nun çok tehlikeli(*) faaliyetleri!
15.11.2018
Ekincigiller toplumun çok gerisinde kaldı
13.11.2018
Merkez medyanın bugüne gelinmesindeki rolü neydi?
8.11.2018
Enflasyonla topyekün müğcağdeğlehh!
6.11.2018
İtişmedin Kural. Dövdün. Sus artık
1.11.2018
Kavala’dan aylar, bizden yıllar eksiliyor
30.10.2018
95. yıl: Güçlü Türkiye bu mu?
26.10.2018
CIA, Kanalİstanbul dosyasını çıkardı mı?
23.10.2018
Baroya sızan siyaset ve seviyesizlik
19.10.2018
Muhalefete çağrı: Bu sistemle, bu tembellikle olmaz
16.10.2018
Çocuk istismarı hücreyi değiştiriyor
11.10.2018
Çay içse örgütsel faaliyet sayılacak!
9.10.2018
Kayyım tayini ve kadın korkusu
2.10.2018
'3-5 tane gazeteci' değil, hepsi için gerekeni yapın
25.9.2018
Hamdolsun, dünyanın en lüks uçaklarından birine sahibiz!
20.9.2018
Krizden korkmayın, ülkeyi parsel parsel satıyoruz
18.9.2018
Maaşın yatmadığında sen ne yapacaksın?
13.9.2018
Dön dolaş, yine 12 Eylül
11.9.2018
Cumhuriyet'in kurtuluşu değil, sonu
30.8.2018
Vatan haini kimdir?
28.8.2018
Kim kandırıyor, kim istismar ediyor?
23.8.2018
Unutmanın panzehiri kitap: Türkiye’deki IŞİD Ağları
21.8.2018
Deprem bilimciyi esir alan, fasulye sattıran 'düzen'
16.8.2018
Boykot mu dediniz?
14.8.2018
'Bize operasyon çekiyorlar'
9.8.2018
Böyle güzellik olmaz olsun Yves Rocher
7.8.2018
Piknik bahçesi
3.8.2018
Çocukların katli
31.7.2018
10 Ekim katliamı davası neden bu kadar mühim?
19.7.2018
Muhalefet halleri ve Demirtaş’ın sessizliği
17.7.2018
Sieg Heil (*)
13.7.2018
Acılar itinayla mavi halının altına süpürülür
10.7.2018
Hiç bitmeyecek bir savaş (*)
5.7.2018
Basın 24 Haziran dersini aldı mı?
3.7.2018
Tüm muhalefet partileri, cevap verin!
28.6.2018
Koltuk sevdalısı yaşlı adamlar ülkesi
26.6.2018
24 Haziran’dan çıkan tavşanlar
21.6.2018
24 Haziran’ın kaderini onlar belirleyecek
19.6.2018
Her köşeden bakan bir Erdoğan
14.6.2018
Ağlayan patron için ağlaya ağlaya çalışan gazetecilere
12.6.2018
Kürt seçmen yine değere bindi
7.6.2018
Ekolojik yıkım muhalefetin radarında mı?
1.6.2018
Şiddetin magazini varken Gezi’den bahsetmek de ne?
31.5.2018
Şiddetin magazini varken Gezi’den bahsetmek de ne?
29.5.2018
AKP’ye göre 'yıkım ittifakı' ne, muhalefete göre ne?
24.5.2018
AKP neden sandık başına 1 milyon kişiyi hazırladı?
22.5.2018
‘Millet İttifakı’nda beyler yine en önde!
15.5.2018
SIKILDIK biraz hafif kalmadı mı?
10.5.2018
Seçim güvenliği ittifakına TAMAM mı?
8.5.2018
Eksik ittifaka rağmen 24 Haziran’da umut var
3.5.2018
Reis’in mal varlığını açıklamasına ne gerek var?
1.5.2018
Üniversiteden ülkeye: Bölmeye çok meraklılar
26.4.2018
Cumhuriyet davası, Saray yönetiminin özeti
19.4.2018
24 Haziran: Neden bu kadar erken?
17.4.2018
Demirtaş’ı duymanızı neden istemiyorlar?
12.4.2018
Boğaziçili çocuklar
10.4.2018
Kuralsızlık, kural haline gelince...
5.4.2018
Yeni Türkiye’nin şifreleri bu davada saklı
3.4.2018
Meclis’te gösteri skandalı: Kadına dayanamıyorlar
29.3.2018
Medyada kalan son delikler itinayla kapatılır
27.3.2018
Sanata ve sanatçıya sansürde dünya beşincisi Türkiye (Alo Hülya Hanım?)
22.3.2018
Doğan Medya’nın satışı: Şimdi ne olacak?
20.3.2018
Afrin, Şengal, Menbiç: İşgal değil, ihyaymış
15.3.2018
Milliyetçi ittifakın paniği, hayırcıların gücü
13.3.2018
Cumhuriyet davası: Lütfetmenizi değil, adaletin tesisini istiyoruz
8.3.2018
Akvaryumunda mutlu musun kadın?
7.3.2018
Alo BM? Batsın bu dünya!
1.3.2018
Gestapo vatandaş
27.2.2018
Ha cinsel istismar suçları tasarısı, ha ihale şartnamesi
22.2.2018
Tutuksuz yargılanan katırlar, tutuklu yargılanan Başkanlar
20.2.2018
Oh olsun’cular, Saray şakşakçısından ne farkınız var?
16.2.2018
Korkan, birbirine düşman bir topluluğa millet denir mi?
14.2.2018
Formatı robota değil kendinize atın
8.2.2018
Savaş yüzünden konuşulamayanlar
6.2.2018
Canlı ‘faili meçhul’ dönemi
1.2.2018
CHP’den aklın ve vicdanın sesini duymak güzel
30.1.2018
Başrolde SADAT
25.1.2018
The Post ve gazeteciliği özlemek
24.1.2018
Çanakkale geçilecek hem de 500 bin ağaç keserek
23.1.2018
Hazırool! Hadi şimdi rap, rap, rap…
18.1.2018
Yoksa Reis, bir kadından mı korkuyor?
16.1.2018
Asla teslim olmayacağız
9.1.2018
Boğaziçi’yle uğraşmaya doyamadı, acaba neden?
4.1.2018
Yeme bizi Diyanet!
3.1.2018
İkinci makine çağında interneti lanetleyen bir lider
28.12.2017
Ahmet’in sözleri herkese sert bir tokat
26.12.2017
Yeni KHK’ler: İdam fermanı
22.12.2017
Sarı yazmalılara terörist diye saldıran karanlık
20.12.2017
Bilinmeyen diller Meclisi XXX
15.12.2017
'Demokratik toplum adına' Demirtaş’ı tutuklamak...
12.12.2017
Bebelere Kuran eğitimi
7.12.2017
Tek cümle kurmadan ‘akademisyen’ ol, yeter ki ‘barış’ deme!
5.12.2017
Tunca gibi gazetecilere her zamankinden çok ihtiyaç var
30.11.2017
Reza, Ziya enişte, paracıklar ve ötesi...
28.11.2017
'Ben de şiddet gördüm' diyen ünlüleri sokakta da görelim
26.11.2017
Rebus sic stantibus
23.11.2017
Biçilen adalet: Güven, Parıldak, Alpay
21.11.2017
Atatürkçü AKP’ ve Putin ‘antiemperyalizm’i
16.11.2017
AKP’nin sosyal medyadaki paralı asker ordusu büyüyor
15.11.2017
Her tacizci erkek sapık mı?
10.11.2017
Vergi cennetleri yasal, ama meşru değil
7.11.2017
Yazmıyooor, yazmıyooor! Medya neden yaz(a)mıyor?
2.11.2017
At bir ‘Kızıl Soros’ başlığı, altını doldururlar
26.10.2017
Büyük cehalet mi büyük çaresizlik mi?
24.10.2017
İfade özgürlüğüne saldırıların hedefi salt laikler değil
19.10.2017
Kadınlar için tehlikeliyse kimse güvende değil
12.10.2017
Kabile devleti mi dediniz?
10.10.2017
10 Ekim davası Türkiye’nin yönünü belirleyecek
5.10.2017
Ne yani ‘çocuklar ölsün’ mü diyelim?
3.10.2017
Damadın davası ve sızdırma gazetecilik
29.9.2017
Rıza Zelyut ve Alev Coşkun
26.9.2017
Suriyeli 1’inci, Karadenizli 2. sınıf vatandaş, öyle mi?
21.9.2017
‘Tek bir delil gösterin, ömrümü hapiste geçireyim’
19.9.2017
‘Vurun liboşlara!’ Bu mudur?
14.9.2017
Cenazeye saldırmaktan daha aşağılık ne olabilir?
12.9.2017
Yazıklar olsun! Cumhuriyet'te tahliye yok
7.9.2017
Yaşam tarzına müdahale, yaşama müdahale
5.9.2017
Hayırdır beyler? Ensest rahatsız mı etti?
31.8.2017
Müşkülpesent okura bir çift söz
29.8.2017
Kürt, Türk fark etmez: Fakirlere ölüm
24.8.2017
Böl ve yönet, böl ve inşa et!
22.8.2017
Muhalefet hep aynı hataları tekrarlayacak mı?
17.8.2017
Molozdan bile değersizsin ey vatandaş!
15.8.2017
Cengiz’in Cerrattepe yalanlarına inanmayın
10.8.2017
Bizimle mi dalga geçiyorlar, kendileriyle mi?
8.8.2017
'Geceyarısı Ekspresi' hafif kalacak
3.8.2017
Kadını tecrit etmenin binbir yolu
1.8.2017
Bu ülkede herşey yarım, sevinmek ve üzülmek de
27.7.2017
Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!*
25.7.2017
10 maddede Cumhuriyet davası ve önemi
20.7.2017
Korku imparatorluğunda yeni bir eşik aşıldı
18.7.2017
OHAL'E HOŞGELDİNİZ: Nerede adalet, nerede haklar?
13.7.2017
Halkın gözündeki 15 Temmuz
10.7.2017
Kemal Bey 2019’a yürüyor
4.7.2017
Müfredat: Sorun muhafazakarlaşma değil, vahhabileşme
29.6.2017
Başkan’ın yakın halkası (Hızlandırılmış kursumuz yoktur)
27.6.2017
OHAL’de ‘herhal’de aşk
23.6.2017
Adalet için yola düşenler ve yoldan çıkanlar
16.6.2017
Bir gazeteci davası, onlarca dram
13.6.2017
Deniz’ler, Aybüke’ler: Evlatlarını ayırt etmeden sev Türkiye
9.6.2017
Kadın, saç, mehter marşı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive