Filistin ulusal sorunu-I


2.9.2018 - Bu Yazı 151 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bir gün İsrail askerleri Batı Şeria’da tanklarıyla Filistinli bir direnişçinin evini ortadan kaldırırlar. Evi yerle bir ederler fakat evin tamamı ilk darbede yıkılmaz, yarısı yıkılır. Yarısı yıkılan evin bir duvarında, Filistinli direnişçinin duvara yazdığı yazı dikkat çeker: “Dünyanın en güzel yeri değilsin Filistin, bunun farkındayım, üstelik harabeler içindesin, yıkık döküksün, karmakarışık bir ülkesin ama benim yurdumsun”. Ne demiş uçurumda açan çiçek: “Yurdumsun, ey uçurum!”

1948’de siyonist İsrail devletinin kuruluşu ile beraber, Filistin ulusal sorunu da gündemleşmeye başladı. 1948’deki bu kuruluş, başta işgal altındaki Filistin toprakları olmak üzere Ortadoğu’nun demografik yapısını değiştirerek, Ortadoğu’daki dengeleri ve bu dengeler üzerinde şekillenen yeni siyasetleri ortaya çıkararak, gerek ekonomik gerek siyasal gerek sosyo-kültürel anlamda ciddi bir değişimin yaşanmasına sebebiyet verdi. Avrupa’da, özellikle Doğu Avrupa’da, Rusya’da, Moldova’da, Polonya’da Yahudilere karşı büyük soykırımlar yaşanıyordu. İki bin yıldır diasporada yaşayan Yahudi halkı, iki bin yıllık süre zarfında asimile olmayarak varlığını korumayı başardı. Dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Yahudilerin, yaşadıkları ülkelerin yöneticisi konumuna gelmeleri; hakim, savcı, subay vb. kamuda memur olmaları, bürokraside yükselmeleri belirli gerekçelerle engelleniyordu hep. Kamusal alana nüfuz etmeleri engellenen Yahudiler, ticaret alanına yönelerek bu alanda müthiş bir tecrübe ve deneyim elde ettiler. Özellikle 16. yüzyılda ticaret kapitalizminin gelişmesiyle beraber servetlerine servet katan bazı Yahudiler, yaşadıkları ülkelerin devlet yöneticilerine borç vererek, ekonomik ve sosyal yaşam hakkında da giderek söz sahibi oldular.

Batı ve Doğu Avrupa’da kral ve imparatora, Osmanlı’da ise hanedana, Osmanlı devletine faizle büyük borçlar vermişlerdir. Üretici güçlerinin zamanla geçirdiği bu dönüşümden ötürü zenginleşen bir kısım Yahudi, giderek yönetici kesimi yöneten bir konuma gelmişlerdir. Yahudi toplumu içindeki yönetici sınıf, pre-kapitalist yapıların yıkılıp kapitalist yapıların ortaya çıktığı yeni toplumsal düzenin de efendileri, yönlendiricileri oldu. Fakat bu pre-kapitalist düzenden kapitalist düzene geçiş aşamasında veya taşların yeniden dizildiği ve dünyadaki egemenlik ilişkilerinin yeniden kurulduğu I. ve II. Dünya Savaşı sırasında, Yahudiler yaşadıkları ülkelerin egemenleri tarafından halklara sorunların kaynağı, çözümsüzlüğün nedeni olarak gösterilip, bu halklar tarafından ortadan kaldırılması gereken bir hedef hâline getirildiler. Almanya, Polonya, Moldova, Macaristan, Osmanlı gibi topraklardaki Yahudiler, bu ülkelerin yönetici kesiminin de hedef göstermesi nedeniyle, büyük soykırımlara, toplu katliam, sürgün ve işkencelere maruz kaldılar.

Dünya siyasetinin yeniden yapılanma evresinde dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Yahudiler, ortak birleşik dernekler ve sivil toplum örgütleri kurarak Tevrat’ta da yazdığı gibi Ortadoğu’nun göbeğine “vaat edilmiş topraklara” yavaş yavaş yerleşmeye başladılar. Özellikle petrolün bulunması, Ortadoğu’yu kritik bir bölge hâline getirdi. 1900’lerin başından beri Ortadoğu’ya Yahudi göçü başladı. Yahudiler ilk etapta toprak satın almaya başladılar. Araplar da bu süreçte para karşılığı topraklarını sattılar fakat Araplar sürecin nereye evrileceğinin farkında değillerdi. Bu yerleşmelerden sonra Yahudi yerleşimciler ufak koloniler kurup, kendilerini savunma adı altında silahlanmaya başladılar. Bu silahlanmanın gerekçesi, her ne kadar savunma olarak dile getirilse de, esas amaç silahlanarak Yahudi yerleşimlerinin sayısını artırmaktı. Yani saldırı amaçlı bir silahlanmaydı bu. Silahlı komitelerin kurulmasıyla beraber, giderek Yahudi yerleşim yerlerinin sayısı artmaya başladı ve genişleye genişleye 1948 yılında İsrail devletinin kurulmasına yol açtı. Burada dönüm noktası, İsrail devletine giden yol, toprak satın alımından geçiyor, toprak satın alımı 1948’deki İsrail devletinin temellerini atıyor. Bu dönem toprak satın alımını kolaylaştıran ise o dönem bölgenin egemen devleti İngiltere’dir. Britanya, bu dönem bazı yasal düzenlemeler yaparak Yahudilerin toprak satın almasının önünü açıyor. 1948’de İsrail devletinin adım adım bölgede kurulmasının hazırlığını Britanya oluşturuyor. Britanya’nın İsrail devletinin kuruluşunda çok büyük bir rolü vardır. 1948 yılı İsrailliler için zafer anlamına gelirken, bu tarih Filistinlilerin hafızalarına “Nakba”(felaket) olarak yer etti.

Bu dönem BM’nin de olaya müdahil olmasından sonra Batı Şeria, Ürdün’e; Gazze Şeridi ise Mısır’a verildi. 1967’ye yani Altı Gün Savaşları’na kadar da bu iki şehir, Ürdün ve Mısır’da kalmaya devam etti. 1948’de İsrail devleti kurulurken Filistinliler topraklarından sürüldüler, ilk etapta Ürdün, Suriye ve Mısır’ın Filistin üzerinde hak iddiası vardı.

İlk etapta davanın adı Arap-İsrail şeklinde görüldü. Bu topraklar üzerinde hak iddia eden ülkeler, örgütler, birinci dereceden topa girdiler ve İsrail’le savaştılar. Araplar ilk olarak 1947 yılında İsrail’e karşı birleşip savaştılar. Bu savaşta büyük kayıplar veren Araplar yenildiler. İsrail 1947 yılındaki bu galibiyetinin üzerine 1948’de İsrail devletinin resmen kurulduğunu ilan etti. Dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi, siyasetin farklı bir biçimde sürdürülmesi olan savaşlar, Ortadoğu’daki sınırların çizilmesinde belirleyici olmuştur. Basit bir gerçektir aslında bu, savaşlarla olur bu iş, savaşın galibi olan İsrail, Filistin topraklarını kendi çıkarı doğrultusunda, Ortadoğu’yu da kontrol edebilecek bir şekilde çizdi. 1948’teki bu kuruluş büyük bir infiale yol açtı. Bu kuruluştan sonra birçok kez Arap- İsrail savaşı yaşandı. 1948’te İsrail devletini ilk tanıyan Müslüman ülke Türkiye olurken, bir diğer ülke ise Sovyetler Birliği olmuştur.

1948 yılı, soğuk savaşın egemen olduğu, dünyanın iki kutuplu bir yer olduğu bir dönem. Bu dönem, soğuk savaşta taraf olan iki gücün onayını alarak kuruluyor İsrail devleti. Gerek ABD gerekse Sovyetler Birliği, İsrail’in uluslararası arenada resmi bir statü kazanmasını sağlıyorlar. Türkiye’nin Müslüman bir ülke olarak İsrail’i tanıması, Müslüman aleminde Osmanlı’dan beri zaten varolan Ortadoğu’daki öfkenin katlanarak birikmesine neden oluyor. ABD siyasetinin Ortadoğu’daki siyasi uzantısı olan Türkiye, bu tanımayla ABD ile olan tamamlayıcılık konsensüsünü de bir kez daha yerine getirmiş oluyor. 1923’ten beri Batı kapitalizmine göbekten bağlı olan Türkiye, Batı ittifakı ve Batı destekçisi misyonunu her seferinde layıkıyla yerine getiriyor. Aynı şekilde İsrail de kuruluşundan beri Batı kapitalizmi ile müttefiktir. Burada şu ayrımın özellikle altını çizmek lazım: İsrail ile Türkiye’nin işbirliği noktasının, yani Batı’yla olan biçimsel farklılıklarının altını… İsrail, Batı’nın müttefiki olurken, Türkiye Batı’nın, Batı kapitalizminin taşeronudur. İsrail Batı’ya yer yer kendi siyasetini dayatabilirken, Türkiye’nin Batı’ya dayatacağı bir gücü ve siyaseti yoktur.

Batı’nın olmasını istediği siyasetin tamamlayıcısıdır Türkiye. Batı ile İsrail’in müttefiklik ilişkilerini belirleyen şu parametreler olmuştur: İsrail’in var olması Batı’ya bağlı, Batı’nın İsrail’i koruyup kollaması, İsrail’in Ortadoğu’da tutunabilmesinin, kendisini var edebilmesinin en büyük nedeni ve güvencesi. İsrail için Batı, varoluş sorunu. Batı için ise Ortadoğu’da İsrail’in var olması demek, orada, o bölgede sürekli bulunacak, kendisiyle işbirliği yapacak, bölecek, parçalayak, sürekli bölgenin istikrarsızlaşmasını sağlayacak bir olgu. Emperyalizmin böl-parçala-yönet açısından da vazgeçilmez bir müttefik güç İsrail.

Devam edecek…

Mehmet Can

Facebook Yorumları

reklam
2.9.2018
Filistin ulusal sorunu-I
4.12.2017
Kemalizm'de birleşebilir miyiz?
13.10.2017
Kanlı Cumartesi- 10 Ekim
15.9.2017
12 Eylül ve toplumsal hafızanın silinmesi
1.9.2017
Kürtler ve Türkiye solu
2.8.2017
Fransız devrimi ve insanlığın eşitlik, kardeşlik, özgürlük arayışı
18.7.2017
Ortadoğu'da devrim ve karşı devrim
3.7.2017
Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz
10.6.2017
Türkiye, PYD, Rakka
4.5.2017
Başka deneyimlerden öğrenmek: Katalonya ulusal sorunu (3)
26.4.2017
100 yıl önce...
8.4.2017
Adıyaman’dan Fransa’ya bir devrimcinin anatomisi: Misak Manuşyan
25.3.2017
Putin, Rusya ve Korkunç İvan
6.3.2017
Geç uluslaşan halk: Kürtler
21.2.2017
Ortadoğu'da devlet sistemleri çökerken
9.2.2017
İttihat Terakki ve Kürtler
19.1.2017
İttihat Terakki ve Ermeniler
11.1.2017
Bırakalım Kürtler kendilerini kendileri tanımlasınlar
4.1.2017
Adım adım Suriye bataklığı
1.1.2017
Osmanlı modernleşmesi ve kutsal devlet
19.12.2016
Unutturulmaya çalışılan tarih 1908
12.12.2016
1923 İzmir İktisat Kongresi ve antiemperyalizm yalanı
9.12.2016
CHP'den AKP'ye tek parti rejimi...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.