Gürbüz ÖZALTINLI



Bookmark and Share

Aristippos’un kemikleri çınlasın


10.12.2018 - Bu Yazı 1 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Adanmışlık tavrının karşısına ne yerleştirilebilir diye düşünsek…

Hedonizm’i çoğumuz biliriz kavram olarak. Kişisel hazzın peşinde olmayı temel amaç sayan bir felsefi tutumu anlatır. İlk Çağ Yunan felsefecilerinden Sokrates’in öğrencisi Aristippos’un kurucusu olduğu Kirene okulunun öğretisi. Galiba en çok o yakışıyor adanmışlığın ters kutbuna.

Post modern bireyi “hedonist tüketici” olarak özetleyen görüşler çok yaygın. Hiç haksız değiller…

Metropoller hiç durmaksızın, geleneksel toplumun sıkı ağlarından kopmuş; başarı/ kazanma/ tüketme hırsıyla yüklü, özerk, akışkan, uçucu, yüzeysel kimlikler üretiyor. Topluma karşı sorumlu olmak, ötekinin halini içtenlikle önemsemek, çağrı beklemeden el uzatabilmek, başkasını korumak gerektiği zaman kendi isteklerini askıya alabilmek; karşılık aramamak, ne elde ettim sorusuna yüz vermemek…Bunlar, varoluşumuzu ne zaman terk ettiler farkında bile değiliz. Kişisel hazlarımızı sınırlandıracak, bizden zaman, para, emek isteyebilecek dostları yük olarak görmek; oralardan ayaklarının ucuna basarak sıvışmak, zorlukları, kötülükleri görmezden, duymazdan gelmek. Şimdi hayatları bu tutumlar işgal etti. Her koyun kendi bacağını uzatıyor kasaba, buna da birey olmak deniyor.

İnsandan özdeşlik talep eden; kendisini toplam yapıya adamasını isteyen cemaatsal ilişkilere methiye düzdüğüm sanılmasın. Oralara uğradık, o tecrübeyi yaşadık. Zaten seksenlerden sonra “keşfedilen” bireyin bu günkü aşırılığında, hazmedilmemişliğinde; o cemaatsal boğulmanın, kendi referanslarını kuramamış olmanın günahı da var kanımca.

Varlığını sürdürebilmek için hiyerarşik homojen bir bütünlük oluşturabilmenin; rekabette tekniğin, bilginin yerine insan gücünün esas olduğu evreler geride kaldı yeryüzünün büyük kısmında. Modernlik başka bir hayat yarattı. İnsan; bilgi, beceri ve teknikle ilişkili yeni bir bilinçle bakmaya başladı hayata. Geleneksel toplumda kimlik, kişinin içine doğduğu aileden devraldığı bir şeydi. Modernitede insan, gayreti, üretimdeki yeri, bilgi ve becerisiyle kendi inşa etmeye başladı kimliğini. Modernite aynı zamanda birey toplum ilişkilerinde yeni bir kurgu oluşturdu. Ulusa aidiyetle tanışıldı. Büyük idealler, kurtuluş ideolojileri, geniş insan topluluklarını heyecanlandırdı, birleştirdi.   

Şimdiyse artık post modern dediğimiz çağdayız. İmajların, sembollerin, modaların hükümranlığı boy gösterdi. Hiçbir şey kalıcı ve bütünlüklü değil. Kimlikler de öyle. Üretimdeki yerin değil tüketim tarzın anlatıyor kim olduğunu- daha doğrusu kim ve ne olmayı arzuladığını…

Hayır tutkusuz değiliz. Tüketme arzusuyla yanıp tutuşuyoruz. Hiçbir nesne, karşılaması gerektiği düz ihtiyacı karşılamak için tüketilmiyor bu çağda. Nesnelerin üzerinden anlam üretiyoruz, statü belirliyoruz. Nerede oturuyoruz, ne yiyor ne içiyoruz… Hangi kafe, hangi mutfak, hangi ayakkabı, çanta, gömlek, araba, hatta ne cins bir kedi ya da köpek (veya hamster mı yoksa) bizim kendimizi iyi hissedeceğimiz kimliğe uygun düşer, sembolize eder? Bu kimlik gerçek mi, hayal mi kim soruyor bunu? Bunların arasındaki sınırın nereden geçtiğini hangimiz biliyoruz? İmajın kendisi çoktan biricik gerçeğimize, arzularımıza dönüşmedi mi? Peki bu kimliğin ömrü ne kadar? Her imaj rüzgarı bırakın varoşları, bir arka sokağa ulaştığında ilk dokunanlar için eskimiyor mu?

Ortak anlam, büyük anlatı, ötekine karşı sorumluluk, hepimiz için iyi… Post modern dünyada bu kavramlar pek yok. Hobi var. “Kişisel gelişim” var. “Pozitif enerjiye koş, negatif enerjiden kaç” var. Sevmek yok “like” yapmak var. Başkası için derinden kederlenmek endişelenmek yok, bunun da bir emojisi var tıklarsın olur biter. Gezmek, hissetmek, yaşadığın o anı içine çekmek yok, derhal instagramlamak var. Akıllı telefonlar, ruhsuz insanlar çağındayız. Sahte, korkak, bencil, yalnız varlıklar olmaktayız giderek; benden söylemesi. Bu  yzı bu ruhla giderse hızımı alamayıp pencereden havaya ateş açacağım, durayım:)

Buradan bakınca da geçen yazıdaki “adanmışlığı” arıyor neredeyse insan değil mi? Ama yok. Bu işlerin bir makulü olmalı.

Şu notu düşmeden bitmemeli bu yazı: Post moderniteyi, tezahürleriyle gözler ve tartışırken tek yönlü bir kötülemeyi, karamsarlığı da sevmiyorum. Her şey kötüye gidiyor, ahlak çözüldü, toplum dağılıyor, her yer kaos kokuyor yakınmaları, aslında geçmişte de hiç yaşanmamış bir “altın çağ” özlemi, boş bir nostaljik sayıklama gibi geliyor bana.

Daha önemlisi de şu: Tarihten gelen hiçbir kimlik kendi başına bu post modern değişimin alternatifi ve şifacısı değil. Ne kurtuluş fantezisi üzerinden gidip iyice kirlenmiş komünizan ideolojiler, ne kendilerini muhafazakâr kodlarla tanımladıklarını öne sürenler, ne dindarlığa tutunduklarını ifade edenler… Bütün kimlikler post modern dönüşümden paylarını alıyorlar.

Evet bu işlerin bir makulü olmalı. Var da zaten. Bu çağda da insanlar tek tip değil. Tersine, bütün zamanlardan çok daha fazla çeşitlendi insan türü bugün. Bakın göreceksiniz siz de benim gibi; ötekine duyarlı, kötülüklerin, ayrımcılıkların, acıların farkında olan, ses veren, yaşadığı çevreyle ilişkisini kendi ömrüyle sınırlı görmeyen, gelecek kuşaklara borçlu olduğunu bilen, savaş karşısında kederlenen, savaşın mahvettiği hayatlarla dayanışma sorumluluğu üstlenen, ince zevkleri, anlamlı fikirleri önemseyen, usta işi kalemden çıkmış bir roman karşısında Louis Vuitton çantadan daha çok heyecan duyan velhasıl yukarıda katır kutur giriştiğim insan hallerinden farklı yaşayanların olduğunu…

Varlar ve her zaman da var olacaklar…

Zira, insan bütün çağlarda ahlak üretme kapasitesine sahiptir; buna mecburdur.

Umberto Eco’nun Kardinale laik ahlakın mutlak temellerini açıklarken söylediği gibi, ahlak “öteki” sahne aldığı andan itibaren vardır. Bugün “öteki”lere doğal çevre, hayvanlar da katıldı. Sonuçta insan ötekinin hakkını tanıyıp korumadıkça varlığını sürdüremeyeceğini biliyor.   

Facebook Yorumları

reklam
Aristippos’un kemikleri çınlasın
Müslüm Baba
AKP ve Erdoğan: Ne kadar
HDP'ye ne oldu?
Tahmin ve temennilerden sonra özeleştiri ve dersler
Cumhurbaşkanlığı üzerine tahmin ve temenniler
Tahminler ve temenniler
Siyasetçi ile seçmeni arasındaki fark
AKP’nin değişimi ve “demokratın” dilemması
Tanıyalım tanıtalım
Zihniyetle yüzleşmek
Zihniyet ve siyaset
Bu seçimler biraz farklı gibi
Savaş ve romantizm
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
Fotoğraflarımız
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
İnsan ve iktidar
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
Erdoğan konuştukça...
“İstikrar mı çoğulculuk mu” tuzağı ve kararsız azınlığın 16 Nisan iktidarı
NEDEN “KARARSIZ” DEĞİLİM
Yeni anayasa mevcut anayasanın kötülüğü üzerinden savunulamaz
Düşünceyi kutup zincirlerinden kurtarmak
Anayasa önerisinin içeriği
Böyle muhalefete böyle anayasa
Mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır*
Muhafazakârların sınavı: Anayasa taslağı
“Üst akıl” dan önce kendi aklını sorgulamak
'Ekonomiden anlamayanlar’a karşı ‘her şeyden anlayanlar’
İzlenen politikalar ne kadar yerli ve milli?
Söyle bana sanal dünya var mı benden popüleri
Söylemin gücü ve yanıltıcılığı
İdam
Gerçeğin hakkını vermek
Darbenin kökleri (3) Gazze saldırısı: Değişim koalisyonunda sonun başlangıcı
Darbenin kökleri (2) ABD’de dengelerin değişimi ve Türkiye’nin bölgede yükselişi
Darbenin kökleri*
15 Temmuz ve Batı’nın özü teorisi
Hep haklı olmanın dayanılmaz kibri
‘Hayır’, ‘Şer’ ve Kılıçdaroğlu
Riskler ve liderliğin belirleyiciliği
Tarafsız ' Demokratlar'
Düşünme zamanı
EN UZUN GECE VE TÜRKİYE’NİN AYDINLIK YÜZÜ
İnsan ve korkuları
Değişiyoruz, o halde varız
Ormanlarla birlikte içi yanan bir hayalperest üzerine
Türkiye’nin en uzun yılı
Danışmanlar iktidarın iradesini yansıtıyorsa...
Muhalefet sorunu
Dünya mı bize düşman, yoksa biz mi dünyaya?
İktidarın aydınları
Türkler ve Kürtler neyin bedelini ödüyor?
Klişeler ve gerçekler
Evet Suriye’de bir fırsat kaçtı
Devrimin kaderi ve muhafazakârlar
Her türlü milliyetçilik ayaklar altına alınmamış mıydı?
'Dava' söylemi
Bir fani olarak Erdoğan
Kürt sorununda şiddeti aşmak için
PKK Türkiye'de neden silah bırakmıyor?
Barış, demokrasi ve ' Türkiyelileşme' diye diye...
Büyük açmaz
'Farklı okumalar' üzerine
‘Organik lider’ demokrasinin teminatı mı?
Lider ve toplum
Davutoğlu deneyimi
'Demokrasi cephemiz' hayırlı olsun!
Normalleşmede iktidarın sorumluluğu
Kutuplaşma gerçek mi, yapay mı?
Bayramlar
Yine Tarih: 'Darbeciler' ' Yolsuzluklara' karşı!
Kutuplaşma tarihimize yeniden bakış
Kutuplaşmadan şikayet edenlere öneriler
Çatlak korkusu
Aydınlar ve siyaset
Kim daha ahlaksız?
Tırlar diplomatlar ve siyasal kodlarımız
Dünya bize düşman mı?
Muhalefetin hamaseti: 'Batı uygarlığı / Ortadoğu bataklığı'
CHP, Kürtler ve Cumhuriyet'in kurucu ayarları
Olanı anlamaya çalışmak
Haksız kampanya
Doğru yerde durmak
Demokratlık yerli ve milli olmayı da kapsar
Siyasal saflaşmanın eksenleri üzerine düşünceler(3)
Batı karşısında Türk olmak
‘Milli Birlik’ çağrıları üzerine
Siyasal saflaşmanın eksenleri üzerine düşünceler (2)
Yeni anayasa: Demokrasi yerine “Milli”lik mi?
Siyasal saflaşma eksenleri üzerinde düşünceler (1)
Başkanlık tartışmaları başlarken
Yeniden inşa yolunda tartışmalar
Toplumsal tecrübe ve özgürlükler
Fikir ve şiddete karşı mücadeleyi ayırabilmek
Başkan’(lığ)ın adamları
‘İlke’ diye diye
Kim daha demokrat, muhalif aydınlar mı sıradan seçmenler mi?
‘Sol’un hoşgörü sınırları ve benim hikâyem
Türkiye Nereye
Hendeklere gömülen hayaller
Jakobenci dayatma: ikna yerine silah
Ezen ezilen söylemi ya da şiddete tanınan meşruiyet
Kafalardaki barikatlar
Halksız halk savaşı
Aydınlarımız, ah aydınlarımız
PKK bir özgürlük hareketi mi?
Neden yargı bu kararları veriyor
İflah olmaz kötümserlik
Gümüşlük’te ölüm
Haberin, hukukun ve ölümün araçsallaşması
Kötü muhalefet
Tabular
Kaybettiğini anlamamak
Uygarlığı değil siyaseti sorgulamak
Paris kanarken yurttan sesler
Paris'te terör ve ideoloji
Yeni Türkiye nasıl kurulacak
Kürtlerin merkeze yolculuğunda PKK barikatı
Seçimler ve gerçekler
Siyaset sahnesinin puslu oyuncuları
Kof söylemler, katı gerçekler
'İnanç' toplumu
Sorumluluk duygusu ve sağduyunun uğramadığı bir dünya
Şiddet ve sorumluluk üzerine yeniden düşünmek
Erol Katırcıoğlu'nun düşündürdükleri: Şiddet zorunluluk mu ideolojik tercih mi?
Ahmet Hakan olayının ayna tuttuğu hallerimiz
Değişim sürecinde AKP'nin olanakları ve sorumluluğu
Değişim ve siyasi merkezin inşası sorunu
Laik cemaatin zaman dışı evreni
Demokratikleşme ve silah
Muhalif aydının 'evrensel ilkeleri'
Seçimler ve başkanlık tartışması
İnsan hayatının değeri
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
Krizin nedenleri
İradenize sahip çıkın
Eleştiri ve yüzleşme
Mahalle
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
Aramızdaki duvar
Sıradan insanlık
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
Aklıselime çağrı
Tartışmak zamanı
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
Büyük oyun
Otoriterlik ve sol
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
Popülizmi hafife almayın
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
Silah ve Siyaset
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
Bir amatörün kehanetleri
Seküler aydının derin korkuları
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
‘Yan yana durmak’ üzerine
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
Bu aydınları okumayı reddediyorum
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
Hamaset önderleri
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
Er Kenan Evren
Kutuplaşma
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
Babalar ve oğullar*
Karamsar aydınlar üzerine
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
Balkon ve gerçekler
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
Çatışmanın kökleri
Tarihe devam…
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
Zehra paramparça
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
Muhalefet nerede kaybetti
Vicdanlı aydınlara sorular
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
Demirel barikatlara çağırsaydı…
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
Allahtan medyamız sağlam!
Gençliğe hitabe
Bu cinayeti kim işledi?
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
Gezi patikaları
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
Sizinle anlaşamayız
Taraf’ta lastik patlatanlar
Gökkuşağı Çocukları
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
Kürt barışını anlamak
Akıl barış derken, ne bu endişe
Sürecin yumuşak karnı
Asıl risk altında olan CHP
Asıl risk altında olan CHP
Öcalan’ı ‘dövmek’
Sakin olmak da bazen iyidir
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
Muhalefete kimlik ararken
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
İnsanlar ikiye ayrılır
Yok canım ne ırkçılığı!
Yalan, nefret ve geleceğimiz
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
Türk- Kürt ittifakı
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
Osman Sakalsız
Bu kez başaralım
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
Kişiler ve misyon
Katile hayvan demek
Kadınlar kırılırken
Muhafazakârlara dokunabilmek
Muhafazakâr çoğunluk
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
Solcu arkadaşım
Ya ölmek ya asmak mı
Şemdin Sakık bir meczup mu
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
Türkiye seçeneksiz mi
Açlık grevleri ve sorumluluklar
Temel sorun milliyetçilik
Sözün gücü
İstanbul Barosu seçimleri
Savaş ve ahlak
Kuşku
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
Balyoz ve kanaatlerimiz
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
Gün ortasında değişen bir yazı
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
Liberaller
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
Barış için
Nalân ve hayatımız
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
Fark nerede
Yine gerçekçilik üzerine
Gerçekçi olmak
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
Kendimize açtığımız savaş
Türkiye düşmanlığı
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
Kahramanlar
Barış istemek
Yargı
Modern bir suç aleti: Çek
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
Hukuk otorite ve kültür
Cemaat tartışması
Özel Yetkili Mahkemeler
CHP ve yenileşme
Sadık toplum hayali
İdeolojiler ve feminizm
Kırık
Kadınlar
Uzaklıklar yakınlıklar
Girit’e giderken anılar
Fedakârlık
Kültür savaşları
Asabi toplum
Sol’u eleştirmek
Kör nokta
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
Tarih
Ne değişti
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
Yeni Kürt planı
Bir yaş günü
Hrant hareketi
FEMEN ve muhafazakârlık
Millet iradesi
Çengelköy’de bir akşamüstü
Kirli girişim meşru müdafaa
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
Neden olmaz
Başbakan ve medyası
Hrant’ın öğrettikleri
Sessiz çığlık
Müzik ve insan
Ütopya ve vicdan
Babalar ve oğullar
Şiddet ve meşruiyet
Dönüşüm
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
Kürt sorunu teorisi
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
Havadan sudan
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
Üç dava ve değişim
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.