Levent Gültekin

DİKEN



Bookmark and Share

Türkiye’de şeriat tehlikesi var mı?


14.01.2020 - Bu Yazı 505 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen ayki bir konuşmasında “Artık hayatımızı inancımıza göre tanzim etmeliyiz” demesi, Diyanet İşleri başkanının da katıldığı Aselsan ve Beyoğlu belediyesi gibi devlet kurumlarının sponsorluğunda yapılan şeriata hazırlık çalıştayı, kimi din adamı kılıklı soytarıların toplumsal hayata müdahale anlamına gelecek konuşmalarının giderek yaygınlık kazanması, hatta devlet okullarında konferanslara dönüşmesi, Diyanet İşleri başkanının ülke yönetimindeki rolünün giderek artması, kimi devlet kurumlarında giyim ve davranışların inançla uygunluk göstermesini talep eden tebliğler… Bütün bunlar toplumun bir kesiminde “Ne oluyor, şeriata mı gidiyoruz?” şeklinde bir endişe oluşmasına neden oldu.

Peki Türkiye’de şeriat tehlikesi var mı? Bu çağda böyle bir şey olur mu?

Bu konuda farklı görüşler var.

Kimileri “Ülkede dindarlık azalıyor, Cumhuriyet kazanımları sanılandan da köklü, o nedenle böyle bir tehlike yok” diyor.

Kimileri ise AIDS tartışmalarında olduğu gibi “Bize bir şey olmaz” havasında.

Bir diğer grup ise “Laiklik elden gidiyor, şeriat geliyor” görüşünde.

İktidarın, kişisel yoruma dayalı bir din anlayışını devlet yönetiminde giderek belirleyici bir faktör haline getirdiği ortada. 

Yani bir kişinin, bir zümrenin inanç yorumunun hepimizin yaşamını etkileyecek şekilde ülke yönetiminde, toplumsal ilişkilerde, hukuk ve ahlak kurallarını belirleyici bir norm olarak kabul edilmesi ve buna göre bir yaşam kurma çabalarının giderek ağırlık kazandığı ortada. 

Dolayısıyla laikliğin kağıt üzerinde kaldığı yadsınmaz bir gerçek. 

Peki bunun adı şeriat mı? 

Sanırım ayrışma tam da buradan kaynaklanıyor.

Yani “Hayır şeriat gelmez” diyenlerle, “Evet ciddi tehlike var” diyenler arasındaki görüş ayrılığının nedeni kanaatim odur ki şeriattan tam olarak ne anladığımızla alakalı.

Şeriat denilince kimilerinin aklına Sudi Arabistan veyahut İran geldiği için hiçbir gücün Türkiye’yi, demokrasinin, özgürlüğün tadını almış bu toplumu oralara döndüremeyeceğini/dönüştüremeyeceğini, o yüzden de endişe edecek bir durumun olmadığını düşünüyorlar. 

Dahası toplumun şeriatla yönetilmeyi kabul etmeyeceğini, mevcut siyasetin toplumsal değişim karşısında yenileceğini ve bu çabaların karşılıksız kalacağını düşünenler de var.

Elbette ki hepsinin kendince bir mantığı ve gerçeklik payı var.

Fakat diğer taraftan sakat bir din anlayışını esas alan bir yönetim tesis etmeye matuf kurumları, toplumu dönüştürme çabaları da hız kazanıyor.

Yukarıda da dediğim gibi inanç istismarına dayalı siyasetin artık yadsınmaz bir hal aldığı, ‘dindar nesil’ yetiştirmek amacıyla eğitimin felç edildiği, medeni hukuk ile İslam hukukunun uyumlu hale getirilme çabaları, din adamı kılıklı kimi cahillerin kanaat önderi muamelesi görmesi, TV dizileriyle yaşam anlayışı empoze edilmesi, bürokraside, devletteki personel istihdamında Kartal İmam Hatip gibi okul mezunlarına belirgin bir üstünlük verilmesi, dolayısıyla insanların iş bulabilmek için dindarlığı bir parola gibi kullanma ihtiyacı duyması…  Bütün bunlarla iktidarın sürece yaydığı bir değişimi, dönüşümü amaçlandığını görebiliyoruz. 

‘Bir sabah kalkacağız İran’dakine benzer bir şeriat ilan edilmiş’ korkusu gerçekçi değil, çünkü böyle bir şeyi yapmaları mümkün değil.

Ama ortada adım adım ilerleyen bir süreç var.

Peki toplumdaki dindarlık azalıyorken iktidar bu çabasında başarılı olabilir mi?

Kişisel kanaatim ve gözlemlerime göre bir zümrenin din yorumuna dayalı yönetim sistemi gerçek dindarlığın olduğu ülkelerde değil, cehaletin yaygınlaştığı, toplumun düşünceden uzaklaştığı, insanların neyin doğru neyin yanlış ayrımını yapma yetisinin zayıfladığı, kısacası vasatın egemen olduğu toplumlarda yapılabiliyor.

Peki bu yönde bir gidiş var mı?

Elbette. Eğitim sisteminin hali ortada. TV’lerdeki dizilerin, tartışma programlarının topluma etkisi, kanaat önderi muamelesi gören kimselerin hali… Bütün bunların toplumu bilgiden, düşünceden uzaklaştırdığı muhakkak. 

Türkiye ne yazık ki 1923 öncesine doğru hızla yol alıyor. Bu anlamda ciddi bir mesafe kat edildiğini de söyleyebiliriz. 

Bir süre sonra bu konuları tartışmanın, konuşmanın zemininin kaybolacağını, çünkü kat edilen mesafe nedeniyle kişisel yorumla oluşturulmuş inanca dayalı bir yönetim anlayışına karşı olmanın dine karşıtlık olarak gösterileceğini/görüleceğini hesaba katmamız gerekiyor. 

En büyük sorun ülkenin bu yola girmiş olması.

Bunun bir felaket olduğunu, devlet eliyle her birimize bir din anlayışı dayatmak anlamına geleceğini, bu sürecin sonunda Türkiye’nin büyük bir bataklığa sürükleneceğini görmemiz, göstermemiz gerekiyor. 

Peki bu süreç şeriata gider mi?

Bütün bu çabaların sonucunda ortaya ne çıkacağını şimdiden söyleyemeyiz ama bu amaçla yapılan dönüşümün, değişimin bile ciddi tahribatlar yaratacağı ortada. 

Diğer taraftan muhalefet bütün bu gidişatı tartışma konusu yapamıyor çünkü yalancı çoban durumu var. 

Yani geçmişte o kadar gereksiz, anlamsız ve çocukça bahaneler ileri sürülerek “Laiklik elden gidiyor, şeriat geliyor” denildi ki ve bunun üzerinden öyle bir toplumsal kutuplaşma yaratıldı ki şimdi gerçek bir tehlike anında toplumu inandıramayacaklarının, dahası iktidarın işine yarayacak bir kutuplaşmaya neden olacaklarının farkındalar. 

Bu açmaz iktidarı girdiği bu akıl almaz yolda ne yazık ki daha da cesaretlendiriyor. 

Toplumda da bir direnç oluşmuyor çünkü iktidar tüm bunları “Şeriat getiriyoruz” diyerek yapmıyor. “İnancımıza uygun bir yaşam ve yönetim anlayışı tesis etmeye çalışıyoruz” denilerek toplumun, esasında tam olarak nereye gidildiğini, ne yapılmaya çalışıldığını anlamasının da önüne geçiliyor. 

Peki ne yapmalı? 

Vahametin farkına varıp ona göre sahici bir çıkış yolu yaratacak bir siyasete ihtiyaç var.

‘Laiklik elden gidiyor’ kampanyaları yapmak değil elbette.

Kişisel yoruma dayalı inanç esaslı bir yönetim anlayışına karşı olmanın dine, İslam’a karşıtlık anlamına gelmeyeceğini, devletin topluma din dayatmasının en çok da inancın kendisine zarar vereceğini, o toplumu çürüteceğini, laikliğin inanç özgürlüğü olduğunu, inancını istediği gibi yaşamak isteyen gerçek Müslümanların sigortası olduğunu, getirilmek istenen bu yönetim anlayışıyla ülkenin nasıl bir felakete sürükleneceğini topluma anlatacak yol ve yöntemler oluşturmak gerekiyor. 

Karşıtlıktan ziyade taşınan endişeye toplumu ortak etme, yapılmak istenenin hepimizin hayatını etkileyecek bir inanç, bir yaşam biçimi dayatması olduğunu anlatacak yeni bir dile ve farklı bir çabaya ihtiyaç var. 

“Yapamazsınız”, “Buna gücünüz yetmez”, “Toplum buna müsaade etmez” gibi hamasi sloganlarla bu gidişatı durduramayacağımızı artık görmemiz gerekiyor.

Tekrar edeyim: İktidarın kat ettiği mesafe göz önüne alınırsa bu meseleleri tartışmanın, konuşmanın zemini her geçen gün biraz daha daralıyor. 

Bir süre sonra tüm bu olup bitene karşı olmanın dine karşıtlık olarak gösterileceği, görüleceğini hesaba katmamız gerekiyor. 

Bu nedenle başta dindar insanlar olmak üzere hepimize büyük sorumluluk düşüyor.

Facebook Yorumları

reklam
14.01.2020
Türkiye’de şeriat tehlikesi var mı?
28.12.2019
Yerli oto ve Kanal İstanbul gibi projeler bizi niye mutlu etmiyor?
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin bir geleceği var mı?
10.12.2019
Babacan niçin Erdoğan’ı doğrudan hedef almıyor? Almalı mı?
29.11.2019
Kılıçdaroğlu’na yöneltilen eleştirilerdeki ilginç ittifak
13.11.2019
Ahmet Altan meselesi
9.11.2019
Önümüzde duran kocaman bir soru var!
19.10.2019
Hasar tespit raporu: Kim ne kazandı, kim ne kaybetti?
1.10.2019
Ekrem İmamoğlu ve oluşan endişe
16.09.2019
Hangi uzlaşmadan bahsediyorsunuz? Kiminle? Nerede? Nasıl?
25.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
18.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
8.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
18.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
12.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
4.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
27.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
15.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
3.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
25.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
21.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
3.1.2019
Eyy muhalefet…
27.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
15.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
28.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
19.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
12.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
12.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
25.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
18.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
24.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
16.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
26.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
21.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
22.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
15.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
8.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
28.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
20.3.2017
Müslümanlar ile Erdoğanistlerin çatışması
14.3.2017
Türkiye’ye kötülük yapanlar kimler?
6.3.2017
Avrupa, Türkiye’den ne istiyor?
28.2.2017
Evet/Hayır… Kimlerdeniz, neyden yanayız?
20.2.2017
Türkiye’nin yeni istikameti
15.2.2017
Hak, hukuk, adalet ve Allah korkusu
6.2.2017
Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike
2.2.2017
İnsanlık müdafaası
23.1.2017
Referandumdan ‘Evet’ çıkarsa ne olur, ‘Hayır’ çıkarsa ne olur?
17.1.2017
AK Partililerin cevap vermesi gereken soru
10.1.2017
MHP milletvekillerine bir çift sözüm var!
6.1.2017
Türkiye’yi karıştırmak isteyen iç güçler
2.1.2017
Korkmayın! Yapabiliriz
27.12.2016
Erdoğan muhaliflerine….
19.12.2016
İktidara anlatmak zorunda kaldığımız basit gerçek
16.12.2016
Terörün değirmenine su taşıyanlar
8.12.2016
Wikileaks belgelerinde adım niçin geçiyor?
6.12.2016
Türkiye’yi bu hale kim getirdi?
3.12.2016
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?
29.11.2016
Castro, Chavez ve Erdoğan
25.11.2016
Gençlere mektup
22.11.2016
17/25 Aralık’ta ne oldu?
16.11.2016
İslamcı aydınların sefaleti
11.11.2016
Tehditler savuran saray soytarılarına…
8.11.2016
Doğum sancısı mı, ölüm sancısı mı?
1.11.2016
Başkanlık tartışmaları ne anlama geliyor?
27.10.2016
Erdoğan’a bir şey olursa…
25.10.2016
Dindar nesil bizi nereye götürecek?
21.10.2016
Erdoğan’ın çevresindeki ‘Erdoğan ve ülke düşmanları’
18.10.2016
‘Mağdur edebiyatı yapmayın’ diyen vicdansızlara…
14.10.2016
Solcular ‘millet düşmanı’ mı?
12.10.2016
Osmanlı’yı kim yıktı, halifeliği kim kaldırdı?
6.10.2016
Can damarın kesiliyor, farkında mısın ey halkım?
5.10.2016
Halep, Cizre, Şırnak… İnsanlık ve vicdan
23.9.2016
Dindarlık hangi yaramıza merhem olacak?
20.9.2016
Sahte demokratlar ve Erdoğan’ın yalnızlığı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive