Levent Gültekin

DİKEN



Bookmark and Share

Önümüzde duran kocaman bir soru var!


9.11.2019 - Bu Yazı 98 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Rejim değişikliğinin oylandığı referandumda ‘Evet’ diyenlerin oranı yüzde 51.41, ‘Hayır’ diyenlerin oranı ise 48.59’du.

İktidarın medya gücüne, bütün devlet olanaklarını kullanmasına, tehditlere ve korku politikasına rağmen toplumun yüzde 49’a yakını rejim değişikliğine ‘Hayır’ demişti.

O günlerde bu sonuçları yorumlarken şöyle yazmıştım: “Bunca tehdide, ağır propagandaya, salınan korkuya rağmen direnen, bu değişikliği kabul etmeyen yüzde 49 var, bu çok büyük bir oran, bu oran temel alınarak birçok şey yapılabilir, umutlu olmalıyız.” 

Çünkü şöyle düşünmüştüm: Aradaki fark yaklaşık 1.5 milyon, yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine daha bir yıl var, muhalefet partilerinin sağlıklı bir politika izlemesi neticesinde bu oran kolayca kapanır ve ülke tek adam rejimine geçmekten kurtulur. 

Sonrasında cumhurbaşkanlığı seçimleri oldu. Fakat sonuç umduğumuz gibi olmamış, referandumdakine benzer bir farkla Erdoğan yeni rejimin ilk cumhurbaşkanı seçilmişti.

Sonrasında yerel seçimler geldi.

İktidar İstanbul, Ankara gibi önemli şehirleri kaybetmiş, psikolojik üstünlüğü yitirmişti ama esasında oranlarda bir değişiklik yoktu.

Çünkü İstanbul’da referanduma ‘Evet’ diyenlerin oranı yüzde 48.65’ti, bu oran AK Parti’nin büyükşehir seçimlerinde aldığı oyla aynıydı.

Muhalefet açısından başarı gibi görünen durum esasında muhalif seçmenin bölünmeden, dağılmadan büyük bir azimle sandığa gitmiş olmasından kaynaklanıyordu.

Sonrasında ülkedeki işler daha da kötüye gitti.

Hak ihlalleri korkunç boyutlara vardı. Yoksulluk dalga dalga yayıldı. Birçok yolsuzluk iddiası ortalığa saçıldı. İşsizlik korkunç boyutlara ulaştı. Öyle ki her üç gençten biri, şehirlerdeki her iki kadından biri işsiz kaldı. 

Eğitim daha da kötüleşti. Yargı bütünüyle çöktü. Tarımda birkaç kalem ürün dışında ihtiyacımız olan ürünlerin neredeyse tamamı ithal edilir hale geldi.

Hamasete dayalı dış politika ülkenin başını ağır bir belaya soktu. 

Bütün bu tabloya rağmen iktidara destek azalmadı.

Metropoll’ün Eylül ayı anketine göre cumhur ittifakının oyu kararsızlar dağıtıldığında yüzde 51, Ekim ayında ise 4 puan artarak yüzde 55 bandına yaklaştı.

Bu artışta Suriye operasyonunun etkisinin olduğu gizlenmez bir gerçek.

Fakat yine de tablo epeyce can sıkıcı. 

Peki tüm bunları niçin anlattım?

Bu sonuçlara baktığımızda önümüzde kaya gibi duran bir soru var.

Muhalefet partilerinin yıllara dayalı çabası var. 

Yüzlerce aydın, yazar, kanaat önderi yazıyor, konuşuyor, anlatıyor.

Sosyal medyada tepki gösteriyoruz.

Kimimiz konferanslara gidiyoruz.

Kimilerimiz kendi mahallesinde eşine dostuna durumu anlatıyor.

Yıllara dayalı yüzlerce, binlerce yazıdan, konuşmadan bahsediyorum.

Fakat bütün bunlara rağmen sonuç zerre kadar değişmiyor.

Hiçbir şekilde ulaşamıyoruz o insanlara.

Veyahut ulaşsak bile etki etmiyoruz. 

Ülke için taşıdığımız endişelere toplumun önemli bir kesimini ortak edemiyoruz. 

Yani kısacası yazdığımız yazılar, yaptığımız konuşmalar, attığımız tweetler hiçbir işe yaramıyor. 

Yıllardır yüzde 1.5 olan farkı indirecek kadar bile bir etkimiz yok toplumun üzerinde.

Hatta ülke her alanda daha da kötüye gidiyor. 

Evet, bazı alanlarda toplumsal bilincin geliştiğini, farkındalığın arttığını ben de görüyorum. Fakat siyasetin yıkıcı etkisi toplumdaki bu olumlu değişimi de zehirliyor.  

Yani hiçbir alanda gerçek anlamda kalıcı bir ilerleme kaydedemiyoruz. 

Buna rağmen aynı yöntemi, aynı üslubu kullanarak, aynı mücadeleyi sürdürerek sonucu değiştireceğimizi umuyoruz. Ya da öyle sanarak kendimizi kandırıyoruz. 

Haksız mıyım?

Sizce de ortada tuhaf bir durum yok mu? 

Bunca çaba, bunca yazı, bunca konuşma, bunca mücadele… Ne değişiyor? 

Ülke her geçen gün her alanda daha kötüye gidiyor. Buna rağmen iktidarın oyunda en küçük bir azalma olmuyor.  

Sizce de bir terslik yok mu bu tabloda? 

Hal buyken durup “Bir dakika sorun nerede?” demiyoruz?

Aynı şeyi yapıp farklı sonuç bekliyoruz.

Halbuki “Aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek aptalların işidir”diyor Einstein.

Farkında mısınız bilmem ama yıllardır aynı şeyi yapıp farklı sonuç bekleyen aptallar gibiyiz. 

Halbuki hepimizi bağlayan, can sıkan, kendimizi, üslubumuzu, yöntemimizi, muhalefetin izlediği politikayı sorgulamamızı gerektiren bir tablo var ortada.

Fakat hiçbirimiz bu sorgulamayı yapmıyoruz. 

Korkarım muhaliflik hepimiz için profesyonel bir uğraşa döndü.

İşe yaramıyor ama aynı yöntemi, politikayı sürdürmekten vazgeçmiyoruz. 

Topluma etki etmiyor ama aynı üslupla tepki vermekten, yazmaktan, konuşmaktan kendimizi alamıyoruz.

Kimilerimiz için muhaliflik hayatın anlam arayışına dönüştü.

Yani hayatına anlam katmanın bir aracı haline geldi.

Toplumda büyük bir kutuplaşma var.

Dahası köşe komşum sevgili Murat Sevinç’in yazdığı gibi insanlar duymak istediklerini okuyor ve dinliyor.

Farklı bir şey söylediğinizde size itiraz ediyor, kendi fikrini size kabul ettirmek için sizinle tartışmaya giriyor.

Okuduğu yazı, dinlediği bir konuşma onun zihnindekilerle örtüşüyorsa sizden büyük yazar, sizden büyük aydın yok.

Böyle olunca da hepimiz kendimiz gibi düşünen insanlara yönelik yazmayı, konuşmayı onlardan alkış, beğeni almayı mücadele etmek zannediyoruz. 

Peki ama hal buyken ne yapacağız?

Susalım mı? Teslim mi olalım bu kötülüğe? Ülkemizin tahribat almasını izleyelim mi?

Elbette bunu demiyorum.

Fakat ortada bir sorun var. Yaptıklarımızın işe yaramadığı, söylediklerimizin hedefine ulaşmadığı gibi bir sorun. 

Bunu görmezden gelerek daha ne kadar böyle devam edeceğiz?

Daha kaç seçim belki bu sefer işler değişir diye aynı yöntemi devam ettireceğiz?

Muhalefetin topluma güven verecek bir siyaset üretememesi, ülkedeki kutuplaşma, herkesin alkış aldığı yöne doğru yazması, konuşması veyahut farklı kesimlerin ilgisini, dikkatini çekecek yaklaşımlar geliştirememesi…

Bütün bunlar yaptığımız işleri anlamsız, karşılıksız, işlevsiz hale getiriyor. 

“Ben tepkimi gösteririm, söyleyeceğimi söylerim yaptıklarım sonuç getirmiyorsa da benim umurumda değil” diyorsanız size diyecek bir şeyim yok.

Fakat bunun gerçek, sahici bir mücadele olmadığını bir anlamda profesyonel muhaliflik olduğunu da görmemiz gerek. 

Ülke ağır çekim tren kazası gibi her alanda ağır bir tahribat yaşarken eldeki tek umut 2023 seçimlerinde iktidarın mağlup olacağını varsaymak.

Daha acı olanı ise bunun için hiçbir emare yok ortalıkta.

Peki o halde ne yapacağız?

Hep birlikte kapıldığımız, bir şeyler yapıyormuşuz, mücadele ediyormuşuz kandırmacasıyla gidişatı izleyenlerden mi olacağız yoksa yeni bir yol, yeni bir üslup, yeni bir yöntem, yeni tarz, yeni bir politika, yeni bir siyaset anlayışı arayışına mı gireceğiz?

Sorun sadece muhalefet partilerinin yetersizliği sorunu da değil.

Bu sorun kendine muhalif diyen herkesin sorunu.  

Daha doğrusu amacı bağcıyı dövmek değil de üzüm yemek olanların sorunu.

O nedenle hepimizin “Bir dakika ben ne yapıyorum?” sorusunu kendisine sormasına ihtiyacımız var. 

Facebook Yorumları

reklam
9.11.2019
Önümüzde duran kocaman bir soru var!
19.10.2019
Hasar tespit raporu: Kim ne kazandı, kim ne kaybetti?
1.10.2019
Ekrem İmamoğlu ve oluşan endişe
16.09.2019
Hangi uzlaşmadan bahsediyorsunuz? Kiminle? Nerede? Nasıl?
25.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
18.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
8.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
18.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
12.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
4.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
27.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
15.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
3.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
25.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
21.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
3.1.2019
Eyy muhalefet…
27.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
15.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
28.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
19.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
12.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
12.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
25.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
18.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
24.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
16.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
26.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
21.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
22.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
15.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
8.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
28.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
20.3.2017
Müslümanlar ile Erdoğanistlerin çatışması
14.3.2017
Türkiye’ye kötülük yapanlar kimler?
6.3.2017
Avrupa, Türkiye’den ne istiyor?
28.2.2017
Evet/Hayır… Kimlerdeniz, neyden yanayız?
20.2.2017
Türkiye’nin yeni istikameti
15.2.2017
Hak, hukuk, adalet ve Allah korkusu
6.2.2017
Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike
2.2.2017
İnsanlık müdafaası
23.1.2017
Referandumdan ‘Evet’ çıkarsa ne olur, ‘Hayır’ çıkarsa ne olur?
17.1.2017
AK Partililerin cevap vermesi gereken soru
10.1.2017
MHP milletvekillerine bir çift sözüm var!
6.1.2017
Türkiye’yi karıştırmak isteyen iç güçler
2.1.2017
Korkmayın! Yapabiliriz
27.12.2016
Erdoğan muhaliflerine….
19.12.2016
İktidara anlatmak zorunda kaldığımız basit gerçek
16.12.2016
Terörün değirmenine su taşıyanlar
8.12.2016
Wikileaks belgelerinde adım niçin geçiyor?
6.12.2016
Türkiye’yi bu hale kim getirdi?
3.12.2016
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?
29.11.2016
Castro, Chavez ve Erdoğan
25.11.2016
Gençlere mektup
22.11.2016
17/25 Aralık’ta ne oldu?
16.11.2016
İslamcı aydınların sefaleti
11.11.2016
Tehditler savuran saray soytarılarına…
8.11.2016
Doğum sancısı mı, ölüm sancısı mı?
1.11.2016
Başkanlık tartışmaları ne anlama geliyor?
27.10.2016
Erdoğan’a bir şey olursa…
25.10.2016
Dindar nesil bizi nereye götürecek?
21.10.2016
Erdoğan’ın çevresindeki ‘Erdoğan ve ülke düşmanları’
18.10.2016
‘Mağdur edebiyatı yapmayın’ diyen vicdansızlara…
14.10.2016
Solcular ‘millet düşmanı’ mı?
12.10.2016
Osmanlı’yı kim yıktı, halifeliği kim kaldırdı?
6.10.2016
Can damarın kesiliyor, farkında mısın ey halkım?
5.10.2016
Halep, Cizre, Şırnak… İnsanlık ve vicdan
23.9.2016
Dindarlık hangi yaramıza merhem olacak?
20.9.2016
Sahte demokratlar ve Erdoğan’ın yalnızlığı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive