Levent Gültekin

DİKEN



Bookmark and Share

Nedir bu toplumun ortak değerleri?


12.3.2019 - Bu Yazı 197 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Türkiye’de sıklıkla vurgulanan iki soyut kavram var: ‘toplumsal değerler ‘ ve‘toplumsal hassasiyetler. ‘

Hangi değerler toplumun ortak değeridir? Bu değerlerin kaynağı nedir? Toplumsal hassasiyet derken tam olarak ne kastediliyor? Ya da toplumsal hassasiyetler esasında kimin, neyin hassasiyetleri?

Muhafazakar-sağ siyasetçilerin sıklıkla vurguladığı bu kavramlar üzerine uzunca bir süredir yazmayı düşünüyordum, fakat bir türlü denk gelmiyordu.

Geçtiğimiz hafta Saadet Partisi’nin (SP) televizyon kanalı TV5, Alper Taş’ın, katıldığı bir programda LGBTİ bireyler için ‘insanca yaşamı’ savunması üzerine programı yayından kaldırıp sunucusu Çağlar Cilara’nın işine de son verdi. Gerekçe olarak da ‘toplumsal hasasiyetler ve ortak değerlerimiz’i gösterdi.

SP camiasının bu yaklaşımı üzerine çıkan tartışmalar nedeniyle uzun süredir ertelediğim konuyu yazmaya karar verdim.  

Fakat tam yazayım derken köşe komşum değerli Murat Sevinç’in esas sorunu değerlerimizin ne olduğunda değil, toplum olmamamızda gören yazısı yayınlandı.

Değerlerimiz ve hassasiyetlerimiz kısmına geçmeden önce Murat Sevinç hocanın yazısında değindiği ‘Toplum değiliz’ meselesiyle ilgili birkaç cümle etmek istiyorum.

‘Aynı amacı, aynı duyguyu, aynı değerleri paylaşan, benzer bir hedefe yönelen bir toplum değiliz’ tartışması hep var.

Fakat ben niçin toplum olamadığımız, niçin duygu birliği oluşturamadığımız, niçin aynı şeylere sevinip aynı şeylere üzülemediğimiz konusunda suçu topluma yükleyenlerden değilim.

Çünkü toplumları şekillendiren o ülkedeki siyaset anlayışıdır.

Türkiye’de ne yazık ki Ortaçağ’dan kalma bir siyaset anlayışı var.

Kimlik, inanç, mezhep, yaşam tarzı etrafında şekillenen siyaset ne yazık ki toplumun da benzer bir şekil almasına neden oluyor.

Yani siyaset; kimlik, inanç, mezhep, ideoloji eksenli farklı mahallelerin mücadele alanına dönüştüğü için kaçınılmaz olarak insanlar da bu mücadelenin bir parçası haline geliyor.

Kabileler veyahut mahalleler arası mücadelede temel amaç bütünün değil mahallenin çıkarı veyahut kazanımı olunca diğerinin kaybı mahallenin kazanımı olarak görülüyor.

Bu da duygu birliği bulunan, aynı amaca yönelen bir toplum olmamızın önüne geçiyor.

Peki burada suçlu kim?

İnsanları buna mecbur eden siyaset anlayışı veyahut siyasetçiler mi yoksa bu siyasetçileri seçen insanlar mı?

Önce toplum mu değişecek yoksa siyaset anlayışı veyahut siyasetçiler mi?

Bu konuda herkesin farklı fikirleri olabilir.

Ama bildiğimiz bir gerçek var ki o da şu: Gücü ele geçirenin kendinden gördüğünü koruyup kolladığı, ‘bizden-onlardan’ayrımının yapılıp ‘onlardan’görülenlerin hakkının gasp edildiği, dışlandığı, yok sayıldığı ülkelerde insanlardan aynı duygu, aynı amaç etrafında toplanan toplum olmasını beklemek gerçekçi değil.

Mahalle kültürü sadece toplum olmamızın önünde engel değil, aynı zamanda ahlaki hassasiyetlerimizin zedelenmesine de neden oluyor.

Çünkü mahalle yararı gözetmek bir anlamda varolma mücadelesi olarak görüldüğünden bu mücadelede değerler kolaylıkla gözden çıkarılabiliyor.

Mesela gücü ele geçirenin, ‘bizden’ gördüğü insanları koruduğu bir ülkede çocuğunuz torpil koymadan hak ettiği işi alamıyorsa bu durum kaçınılmaz olarak sizi torpil gibi gayri ahlaki bir yönteme mecbur ediyor.

Diğer taraftan İnanç, mezhep, kimlik etrafında oluşan mahalle anlayışı ‘toplumsal değerler’in oluşmasının da önüne geçiyor.

Şimdi gelelim ‘toplumsal değerler’ ve ‘toplumsal hassasiyetler’denilen, ne olduğunu tam olarak bilmediğimiz konuya.

Nedir bizim toplumsal değerlerimiz? Toplumsal değer dediğimiz olguya ne kaynaklık ediyor? Hangi hassasiyetlerimiz aynı zamanda toplumsal hassasiyetler?

Bu konuda ciddi bir kafa karışıklığı bulunduğu kanaatindeyim.

Herkes kendi inancını, mezhebini veyahut yaşam tarzını referans alarak oluşturduğu anlayışı toplumun bütününün uymak zorunda olduğu ortak değerler sanıyor.

Özellikle de İslam referans alınarak oluşturulan değerler toplumun bütününün paylaştığı değerler olarak görülüyor veyahut görmeye zorlanıyor.

Halbuki din referans alınarak oluşturulan değerler toplumun ortak değeri değildir.

Bir mezhep, bir yaşam tarzı, bir kimlik esas alınarak oluşturulan değerler, hassasiyetler toplumun ortak değeri, hassasiyeti değildir.

Çünkü milyonlarca insan yaşıyor bu ülkede.

Herkesin farklı inancı var. Aynı dini farklı yorumlayan milyonlar var.

Farklı yaşam tarzında, farklı anlayışta milyonlarca insan yaşıyor bu ülkede.

Kimsenin yaşamını, cinsel yönelimini, hayat tarzını tartışma konusu etmek istemeyen milyonlar var.

Sizin doğru bulmadığınızı bir başkası doğru bulabilir.

Sizin ayıp gördüğünüzü bir başkası ayıp görmüyor olabilir.

Ezan sizin için çok kutsaldır, bir başkası için olmayabilir.

Başörtülü olmak kimileri için çok değerlidir, bir başkası için olmayabilir.

Kimilerinin günah gördüğü şeyleri bir başkası öyle görmeyebilir, görse de sizin kadar önem atfetmeyebilir.

Türkiye’yi sadece dindarların ülkesi zannetmek ve bütün toplumu da din eksenli değerlere uymaya mecbur görmek ülkeyi yalnızca kendisinin sanan sorunlu anlayışın ürünüdür.  

Son zamanlarda toplumsal değer dayatmasının yarattığı tuhaf bir anlayış var ortalıkta.

Mesela bir makama aday olan kimi siyasetçilerin başörtülü bir yakınıyla poz vermesi.

‘Sizdenim’ algısı yaratmak için siyasetçiler nedense din eksenli yaşam tarzını gereğinden fazla vurgulama ihtiyacı duyuyor.

Çok sakat bir yaklaşım.

Eşi, annesi, bir yakını başörtülü olmayan, babası, amcası sakallı olmayan birine ‘bizden değil’ gözüyle bakmak veyahut dindar insanları görünce ‘bizden’ duygusuna kapılmak kusura bakmayın ama çağdışı bir anlayışın veyahut duygunun ürünüdür.

Bir yakını dindar olmayan biri bu ülkede siyasetçi olamayacak mı?

Ya da farklı yaşam tarzı, üslubu, yaklaşımı olan değerli insanlar sırf ‘bizim gibi’ değiller diye değersizleştirilecek mi?

Bu tutum ‘Biz kimiz?’ sorusunu da beraberinde getiriyor.

‘Biz’ derken bizim gibi yaşayan, bizim gibi düşünen, giyinen, inanan insanları kastetmek ayrımcılıktır.

Herkesi kendi gibi olmaya zorlamaktır.

Ülkeyi bütün olarak görmemektir.

Halbuki hepimiz bu ülkenin evlatlarıyız.

Farklı yaşam tarzlarımız, farklı inançlarımız, farklı anlayışlarımız, mezheplerimiz olsa da kader ortağı insanlarız.

Farklılıkları görmezden gelmek, insanların uzmanlıklarına, yetkinliklerine bu ülkeye kattığı, katacağı değerlere bakmadan yaşam tarzına, inancına, mezhebine, kimliğine bakarak değer atfetmek hakikaten geri kalmış toplumların göstereceği türden davranışlardır.

Tekrar edeyim: Dini değerler ortak değerler değildir. Bir mezhep, bir yaşam tarzı, bir kimlik esas alınarak oluşturulan hassasiyetler ortak değer ve ortak hassasiyetler değildir.

Bunlar toplumun bir kesiminin benimsediği, kıymet verdiği, saygı duyduğu değerlerdir.

Gerekli olan, başkalarının değerlerine saygılı olmaktır.

Esasında gelişmiş medeni toplumların ortak değerleri olmaz.

Ortak değer; otoriter, baskıcı siyaset anlayışının sığındığı tam olarak ne olduğu da bilinmeyen bir kavramdır.

Çünkü toplumların demokratik ve ahlaki değerleri olur.

Toplumsal değer denildiğinde aklımıza eşitlik, özgürlük, adalet, liyakat, nezaket, saygı, dürüstlük gibi evrensel değerler gelmelidir.  

Toplumsal hassasiyetlerimizi belirleyecek olan da bu değerlerdir.

Gerçek anlamda değerleri olan bir toplum olmak için yapılması gereken ilk iş mahalle kültüründen uzaklaşıp neticesinde ülkedeki Ortaçağ’dan kalma siyaset anlayışından kurtulmaktır.

Facebook Yorumları

reklam
18.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
12.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
4.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
27.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
15.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
3.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
25.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
21.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
3.1.2019
Eyy muhalefet…
27.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
15.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
28.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
19.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
12.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
12.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
25.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
18.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
24.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
16.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
26.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
21.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
22.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
15.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
8.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
28.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
20.3.2017
Müslümanlar ile Erdoğanistlerin çatışması
14.3.2017
Türkiye’ye kötülük yapanlar kimler?
6.3.2017
Avrupa, Türkiye’den ne istiyor?
28.2.2017
Evet/Hayır… Kimlerdeniz, neyden yanayız?
20.2.2017
Türkiye’nin yeni istikameti
15.2.2017
Hak, hukuk, adalet ve Allah korkusu
6.2.2017
Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike
2.2.2017
İnsanlık müdafaası
23.1.2017
Referandumdan ‘Evet’ çıkarsa ne olur, ‘Hayır’ çıkarsa ne olur?
17.1.2017
AK Partililerin cevap vermesi gereken soru
10.1.2017
MHP milletvekillerine bir çift sözüm var!
6.1.2017
Türkiye’yi karıştırmak isteyen iç güçler
2.1.2017
Korkmayın! Yapabiliriz
27.12.2016
Erdoğan muhaliflerine….
19.12.2016
İktidara anlatmak zorunda kaldığımız basit gerçek
16.12.2016
Terörün değirmenine su taşıyanlar
8.12.2016
Wikileaks belgelerinde adım niçin geçiyor?
6.12.2016
Türkiye’yi bu hale kim getirdi?
3.12.2016
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?
29.11.2016
Castro, Chavez ve Erdoğan
25.11.2016
Gençlere mektup
22.11.2016
17/25 Aralık’ta ne oldu?
16.11.2016
İslamcı aydınların sefaleti
11.11.2016
Tehditler savuran saray soytarılarına…
8.11.2016
Doğum sancısı mı, ölüm sancısı mı?
1.11.2016
Başkanlık tartışmaları ne anlama geliyor?
27.10.2016
Erdoğan’a bir şey olursa…
25.10.2016
Dindar nesil bizi nereye götürecek?
21.10.2016
Erdoğan’ın çevresindeki ‘Erdoğan ve ülke düşmanları’
18.10.2016
‘Mağdur edebiyatı yapmayın’ diyen vicdansızlara…
14.10.2016
Solcular ‘millet düşmanı’ mı?
12.10.2016
Osmanlı’yı kim yıktı, halifeliği kim kaldırdı?
6.10.2016
Can damarın kesiliyor, farkında mısın ey halkım?
5.10.2016
Halep, Cizre, Şırnak… İnsanlık ve vicdan
23.9.2016
Dindarlık hangi yaramıza merhem olacak?
20.9.2016
Sahte demokratlar ve Erdoğan’ın yalnızlığı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net