Levent Gültekin

DİKEN



Bookmark and Share

‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun


11.9.2018 - Bu Yazı 157 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Lise tercih (LYS) birinci yerleştirme sonuçlarına göre imam hatipler için ayrılan kontenjanların yüzde 47.69’u boş kaldı.

İstediği yere yerleşemeyen öğrencilere verilen ikinci, üçüncü tercih hakkıyla bu kontenjanın muhtemelen bir kısmı daha dolduruldu.

İlk tercihlere bakıldığında belli ki imam hatipler tercih edilen okullar arasında değil.

İmam hatipler bir anlamda başarısız öğrencilerin mecburiyetten gittiği okullara dönüştü.

Bunun en somut göstergesi ise üniversite sınav sonuçlarında ortaya çıkan tablo.

Bu yıl üniversite sınavına giren 234 bin 657 imam hatip mezunundan sadece yüzde 15.8’i yani yaklaşık 27 bin öğrenci 4 yıllık bir üniversite kazandı. Açık öğretimle beraber bu sayı ancak 66 bine çıkıyor.

Geriye kalan yaklaşık 168 bin öğrenci hiçbir üniversiteye giremedi.

Üniversiteye öğrenci gönderen okul türleri sıralamasında sosyal bilimler lisesi yüzde 67.02 ile birinci, Fen lisesi yüzde 52.81 ile ikinci, Anadolu lisesi yüzde 42,92 ile üçüncü, İmam Hatipler ise yüzde 24.94 ile dördüncü sırada yer alıyor.

Üniversite sonuçlarında genel bir başarısızlık var ama bu tabloda bile imam hatip mezunlarının durumu iyi görünmüyor.

Şimdi geleyim esas söylemek istediğime.

İktidarın bütün teşvikine, zorlamasına, insanları mecbur bırakmasına rağmen toplum imam hatipler tercih etmiyor.

Toplumun yarısının oyunu alan bir parti kendi seçmen kitlesini bile ‘dindar nesil’ projesine ikna edebilmiş değil.

Edemiyor, edemez de zaten.

Çünkü dindar nesil projesi sahici bir proje değildi.

Ülke yararı gözetilerek tasarlanmamıştı.

Bir anlamda ideolojik taraftar yetiştirme projesiydi.

İktidarın ideolojik iflası, imam hatiplerin dolayısıyla dindar nesil projesinin de iflasına dönüştü.

AK Parti’ye oy da verse herkes kendi çocuğunun iyi eğitim almasını, aldığı eğitimle dünyada rekabet edebilen bireyler olmasını istiyor. İmam hatipler bu ihtiyacı karşılayamıyor.

Kaldı ki din yani inanç okulda öğretilecek bir konu değil.

Bireyin kendi özgür iradesi ile tercihte bulunacağı inancı, okul aracılığı ile çocuklara empoze etmek çağ dışı kalmış bir yaklaşımın ürünüdür.

İktidar bunu kavrayamadığı için beyhude bir çabayla yüzbinlerce gencin geleceğini mahvetti.

Dini öğretemediği gibi Matematiği, Türkçeyi, Fiziği de öğretemedi.

Ve neticesinde yaşamı heba olmuş yüzbinlerce çocuğu lise mezunu olarak kaderlerine terk etti.

İşin en hazin tarafı ise bunun en büyük zararını iktidara inanıp çocuklarını imam hatiplere gönderen AK Partili seçmenler gördü.

İktidar, son verilere bakarak çocukların yaşamını, geleceğini mahveden bu çağdışı çabadan vazgeçmeli artık.

Eğitimdeki görünmeyen en büyük sorun.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk eğitimdeki durumu “Kıyamet koparmamız gereken bir durum” olarak açıklıyor.

İlk bakışta sistem sorunu, müfredat sorunu, okulların mimari sorunu, çocukların sabahın köründe okula gönderilmesi gibi sorunlar olduğunu söyleyebiliriz.

Fakat bütün bunların yanı sıra daha büyük bir sorun var:

Öğretmen sorunu.

Müfredat, sistem gibi sorunları gölgede bırakacak bir sorun hem de.

Çünkü eğitimde, öğretmenin bütün bu sorunların etkisini kişisel başarısı ile en aza indirebilecek kadar önemli bir işlevi var.

Yani müfredattaki sorunu öğretmen kendi kişisel başarısı ile giderebilir.

Sistemdeki tıkanıklığı iyi bir öğretmen aşabilir.

Döküntü bir bina olsa bile iyi bir öğretmen öğrencileriyle kurduğu bağ sonucunda orayı bir şefkat yuvasına dönüştürebilir.

Yani bir öğretmen hem sistemden hem müfredattan hem de okulun fiziki şartlarından daha büyüktür, yani daha önemlidir.

İşte asıl sorunumuz tüm bunları yapacak öğretmenlerin olmaması, ya da giderek azalması.

Yani çocukların dilinden anlayacak, onların duygusunu yönetecek, şefkatle, olgunlukla, bilgelikle onların ilgisini, dikkatini derse yönlendirebilecek öğretmen yokluğu büyük bir hızla artıyor.

Türkiye her alanda insansızlaşıyor bundan en büyük zararı da eğitim sektörü görüyor.

Çünkü insanı eğitecek olan eğitmenlerin yokluğu demek insansızlaşmanın katlanarak artacağı anlamına geliyor.

Felsefe okumamış, edebiyatla tanışmamış, okuma alışkanlığı kazanmamış; insanın doğasını, psikolojisini bilmeyen çağımız insanını anlayamayan nihayetinden onunla bağ kurmaktan zorlanan gençler öğretmen oluyorlar.

Kanaatimce esas sorun bu.

Yani sistem iyi olsa da, müfredat dünyanın en iyi müfredatı olsa da, en iyi mimari ile yapılmış okullar olsa da eğitimli, iyi öğretmen yoksa sonuç değişmez.

İstanbul Milli Eğitim Müdürünün dikkat çektiği “lise çağındaki çocuklar okuma sorunu çekiyor” tespiti…

Üniversite sınavlarında 600 bine yakın adayın sıfır çekmesi ve hiçbir üniversiteye girememesi…

Çocukların Türkçeyi, matematiği öğrenmeden mezun olmaları…

Bu kadar büyük bir başarısızlığın arkasında, iyi öğretmenler yetiştiremeyen ve mevcut öğretmenleri kötü koşullara mecbur eden zihniyet var.

Kendi çocuklarımda da gördüm: İyi bir öğretmene denk geldiğinde dersleri süper oluyor.

Fakat çocuk psikolojisinden anlamayan, onun dikkatini çekmeyi başaramayan, onunla bağ kurmanın yolunu, yöntemini bilmeyen, çocuktaki derse olan kapalılığı bilgelikle, olgunlukla açamayan bir öğretmene denk geldiğinde çocuk o dersi dinleyemiyor, dikkatini derse veremiyor ve nihayetinde de sınıfta kalma olmadığından o dersten hiçbir şey öğrenmeden mezun oluyor.

Kuşak farkının 4 yıla indiği bir çağda öğretmen – öğrenci arasındaki bu farkı en aza indirecek donanıma sahip eğitmenlere ihtiyaç var.

Öğretmen kalitesindeki bu düşüşün iki nedeni var.

Birincisi öğretmenlerin aldıkları eğitimin yetersizliği.

Çocuklar liselerde sınıfta kalma olmadığı için temel eğitimi almadan mezun oluyorlar. Zar zor kapağı attıkları üniversitelerin durumu ise zaten içler acısı.

Geçtiğimiz günlerde Danıştay başkanı YÖK’e başvurarak hukuk fakültelerinin 5 yıla çıkarılmasını ve ilk yıl çocuklara Türkçe dersi verilmesini talep etti.

Yani 4 yıllık üniversite mezunu çocuklar Türkçeyi öğrenmeden mezun oluyorlar.

Çünkü Türkiye’nin en iyi, en kaliteli akademisyenlerinin birçoğu ihraç edildi.

Üniversiteler kısırlaştırıldı.

Lisede doğru düzgün eğitim almayan çocuklar üniversitelerde de yeterli eğitim alamıyorlar ve bütün bunların sorunda da kimi yetersiz hakim, kimi yetersiz mühendis, kimi de yetersiz öğretmen oluyor.

Yetersiz öğretmen olgusunun artışının bir diğer nedeni ise iktidarın öğretmen politikası.

İktidar öğretmenleri yoksulluğa mahkum etti.

Öğretmenlik mesleğini değersizleştirdi.

Atatürk’ün başöğretmen sıfatını almış olması öğretmenlik mesleğine verilen değerin en belirgin göstergesiydi.

İşte bu değer ne yazık ki zaman içerisinde peyderpey yok edildi.

Diğer taraftan öğretmenlerin çalışma şartları, maaşları korkunç derecede kötüleşti.

Mesela sözleşmeli öğretmenlerin bir ders karşılığında aldıkları ücret 11.90 TL

İnanabiliyor musunuz bu meblağa?

Atama bekleyen yüzbinlerce öğretmen adayı varken ataması yapılmayıp bir simit parası karşılığından onları sözleşmeli istihdam etmek…

Bu ücretle hayatını idame ettirmeye çalışan 25-30 yaşında bir insandan yani bir öğretmenden okulu, dersi, çocukları, o çocuğun psikolojisini öncelik yapmasını beklemek anlaşılır bir şey mi?

İktidar diyanetin bütçesini her yıl artırırken ülke geleceğinin mimarı sayılan öğretmeni yokluğa, yoksulluğa mahkum ediyor.

Öğretmenlik mesleğini değersizleştirmek, onları yoksulluğa mahkum etmek “Ben bu ülkenin geleceğini umursamıyorum”demektir.

Bir çok kimse Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un iyi şeyler yapabileceğini umuyor.

Umarım yapabilir.

Fakat yanlış istikamette giden bir trende ters yöne koşan bir insan misali yanlış istikamette giden bir ülkede farklı yöne gitmeye çalışan bir bakan tek başına ne yapabilir ki?

Kaldı ki sayın bakanın mensubu olduğu iktidarın itirazlara, eleştirilere, kıyamet koparma çabalarına nasıl baktığını, eleştirenlere ne yaptığını hesaba katmaması da ayrıca tuhaf.

Kıyamet koparmakla sorun çözülseydi yeterince koparıldı.

Sorunun çözülmesi için bakanın da mensup olduğu iktidarın anlayışını, felsefesini, politikalarını yani istikametini değiştirmesi ve ülkenin geleceğini dert etmesi gerekiyor.

Bunu beklemek hayalcilik olacağına göre?

Peki ne yapmalıyız?

Burada en büyük görev ailelere düşüyor.

İktidarın yanlış politikalarının eğitimde yarattığı yıkımın tesirini en aza indirmenin yollarını aile içinde yaratılmalıyız.

Yani kendi çocuklarımıza sahip çıkmalıyız.

Yoksa çocuklarımızı bütünüyle kaybedeceğiz. Sadece çocuklarımızı değil kendi geleceğimizi de bütünüyle mahvedeceğiz.

Diğer bir sorumluluk ise öğretmenlere düşüyor.

Bütün zor yaşam koşullarına, bütün imkansızlıklara rağmen onların kişisel çabasına, sorumluluk duygusuna ihtiyacımız var.

Çocuklarımızın, ülkemizin geleceği ne yazık ki öğretmenlerin kişisel çabalarına bağlı hale geldi.

Umarım bu sorumluluk duygusunu taşıyan öğretmenlerimiz çoğunluktadır.

Facebook Yorumları

reklam
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
28.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
19.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
12.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
12.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
25.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
18.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
24.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
16.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
26.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
21.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
22.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
15.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
8.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
28.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
20.3.2017
Müslümanlar ile Erdoğanistlerin çatışması
14.3.2017
Türkiye’ye kötülük yapanlar kimler?
6.3.2017
Avrupa, Türkiye’den ne istiyor?
28.2.2017
Evet/Hayır… Kimlerdeniz, neyden yanayız?
20.2.2017
Türkiye’nin yeni istikameti
15.2.2017
Hak, hukuk, adalet ve Allah korkusu
6.2.2017
Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike
2.2.2017
İnsanlık müdafaası
23.1.2017
Referandumdan ‘Evet’ çıkarsa ne olur, ‘Hayır’ çıkarsa ne olur?
17.1.2017
AK Partililerin cevap vermesi gereken soru
10.1.2017
MHP milletvekillerine bir çift sözüm var!
6.1.2017
Türkiye’yi karıştırmak isteyen iç güçler
2.1.2017
Korkmayın! Yapabiliriz
27.12.2016
Erdoğan muhaliflerine….
19.12.2016
İktidara anlatmak zorunda kaldığımız basit gerçek
16.12.2016
Terörün değirmenine su taşıyanlar
8.12.2016
Wikileaks belgelerinde adım niçin geçiyor?
6.12.2016
Türkiye’yi bu hale kim getirdi?
3.12.2016
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?
29.11.2016
Castro, Chavez ve Erdoğan
25.11.2016
Gençlere mektup
22.11.2016
17/25 Aralık’ta ne oldu?
16.11.2016
İslamcı aydınların sefaleti
11.11.2016
Tehditler savuran saray soytarılarına…
8.11.2016
Doğum sancısı mı, ölüm sancısı mı?
1.11.2016
Başkanlık tartışmaları ne anlama geliyor?
27.10.2016
Erdoğan’a bir şey olursa…
25.10.2016
Dindar nesil bizi nereye götürecek?
21.10.2016
Erdoğan’ın çevresindeki ‘Erdoğan ve ülke düşmanları’
18.10.2016
‘Mağdur edebiyatı yapmayın’ diyen vicdansızlara…
14.10.2016
Solcular ‘millet düşmanı’ mı?
12.10.2016
Osmanlı’yı kim yıktı, halifeliği kim kaldırdı?
6.10.2016
Can damarın kesiliyor, farkında mısın ey halkım?
5.10.2016
Halep, Cizre, Şırnak… İnsanlık ve vicdan
23.9.2016
Dindarlık hangi yaramıza merhem olacak?
20.9.2016
Sahte demokratlar ve Erdoğan’ın yalnızlığı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.