Levent Gültekin

DİKEN



Bookmark and Share

Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi


7.8.2018 - Bu Yazı 235 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Muhalefet partilerinde belirgin bir dağınıklık hatta bozgun havası var.

Bu dağınıklığın tek nedeni muhalefet patilerinde yaşanan parti içi iktidar mücadeleleri değil.

Esas sorun, devletin parti devletine dönüşmüş olması.

Referandumda kabul edilen yeni anayasayla Türkiye’de sadece rejim değişmedi, devlet artık parti devletine de dönüştü.

Yani eskiden devletin kurumları vardı.

Yasama, yürütme, yargı ve bürokrasi şeklinde, kısmen de olsa güçler ayrılığı vardı.

Bunların bütününe devlet denilirdi.

Devletin politikası bu farklı kurumların ortak kanaatiyle oluşurdu.

İktidar partisi yani yürütme, bunlardan sadece biri olduğu için, muhalefet partileri iktidar partisini eleştirdiğinde devleti değil, devlet organizasyonunda yürütme görevini üstlenmiş birimi eleştirmiş oluyorlardı. 

Şimdi ise bütün bu kurumların yetkisini, gücünü kendi uhdesinde toplayan partili cumhurbaşkanı var.

Devlet denildiğinde akla artık bu kurumlar değil, tek bir kişi yani bütün yetkileri elinde toplamış Tayyip Erdoğan geliyor.

Onun her politikası, her sözü, her davranışı devlet politikası olarak görülüyor. 

Bu nedenle iktidarın yaptığı bir yanlışa karşı çıkmak, devlete karşı çıkmak olarak görülüyor.

Devletin yanında durarak hükümeti eleştirmek mümkün değil artık. Bu durum da muhalefet partilerini açmaza sürüklüyor.

Mesela, Afrin savaşı, ABD ile yaşanan pastör krizi gibi konular iktidarın yanlış politikalarının sonucu ortaya çıkan problemler.

Fakat alınan tavır devlet politikası olarak yansıtıldığından ve toplumsal refleks devletin yanında durmak şeklinde oluştuğundan “Devleti savunalım” derken iktidarın yanlışlarını savunmak gibi absürd bir durum çıkıyor ortaya. 

Bu açmaz, muhalefetin net tavır belirlemesini, sağlıklı politika üretmesini de zorlaştırıyor. 

Çünkü bir tarafta ‘üst akıl’, ‘bizi bölmeye çalışan dış güçler’ gibi büyük düşmanlar var, diğer tarafta devlet görünümlü parti iktidarı var.

İktidardaki parti, devletin yerine geçtiği için onun yaptığı yanlışlara yöneltilen her eleştiri, her itiraz düşmanın safında yer almak, düşmanın ekmeğine yağ sürmek olarak görülüyor veyahut gösteriliyor.

Kaldı ki bu sadece AK Parti seçmeninin algısı değil.

Eldeki araştırmalar bize gösteriyor ki (Konda’nın parti seçmen kümeleri araştırmaları mesela) toplumun nerdeyse yüzde 70’i dış güçlerin Türkiye’yi bölmeye çalıştığına ve ülkede işlerin iyiye gitmesini engellediğine inanıyor. 

Toplumun bu inancı muhalefetin işini zorlaştırıyor.

İktidara yapılan eleştiriler devlete yapılmış görüldüğünden, ‘vatan haini’ damgasını da beraberinde getiriyor. 

Bir taraftan vatan haini damgası yememek, diğer tarafta tüm bu sorunların müsebbibi iktidarın yanlışlarına itiraz etmek…

Bir taraftan iktidarı eleştirmek, diğer taraftan toplum nezdinde itibarını, konumunu, sözünün etkisini korumak… 

Muhalefetteki açmazı yaratan da bu sıkışmışlık.

Bu sadece bize has bir sorun değil.

Dünyadaki parti devletine dönüşmüş, bütün yetkinin tek bir kişide toplandığı rejimlerle yönetilen bütün ülkelerde benzer bir muhalefet sorunu var.

***

Peki ne öneriyorum?

Artık yeni bir durum var.

Ülke adım adım bilinmeze doğru sürükleniyor.

Ekonominin, eğitimin, toplumsal ayrışmanın ve dış politikada yapılan fahiş hataların yarattığı durum ortada.

Her alanda derin bir çürüme, tahribat ve çözülme yaşanıyor.

Bütün bunlara karşın toplumdaki huzursuzluk kutuplaşmayı büyütüyor.

Hal buyken eski söz ve yaklaşımlarla, eski muhalefet anlayışıyla devam edemeyiz.

Hepimiz kabul etmeliyiz ki kınamanın “Vay şunu da yaptılar”diyerek tepkisel çıkışlar ortaya koymanın ve bununla yetinmenin yararı yok. Olmadığını da gördük zaten. 

Sakın yanlış anlaşılmasın, susalım, sesimizi çıkarmayalım anlamında söylemiyorum.

Anlık, üslubu sorunlu, stratejik akla dayanmayan kuru tepkilerden bahsediyorum. 

Çünkü tüm bu kuru tepkiler iktidarın “Biz güzel şeyler yapacaktık ama ülke içi ve dışındaki düşmanlar bunu engelledi”mağduriyetine sığınmasına olanak sağlıyor.  

Bu nedenle yeni muhalefet anlayışına, yeni yaklaşıma, yeni üsluba ihtiyacımız var.

Mesele, iktidarı değiştirme meselesi değil. Çünkü sorun iktidarı değiştirme sorunu olmaktan çıktı.

Mesele, ülkenin varlığını, birliğini, iç barışını koruma meselesi. 

Öncelikle toplumun algısını değiştirecek yeni stratejiye, çabaya ihtiyaç var. 

“Toplumun algısını hesaba katmam, ben bildiğimi söylerim”demek, sözünüm etkisini umursamıyorum demektir. 

Yani toplumun önemli kesimi tarafından vatan haini olarak görülen, böyle bir anda ülkesini değil kişisel çıkarını düşünen insanlar olarak algılanan kimseler topluma etki edemezler.

Hem bu algının kurbanı olmaktan hem de iktidarın yanlışlarını destekler konuma düşmekten kaçınacak bir yaklaşıma, üsluba, politikaya ihtiyaç var.

Ülke için. Geleceğimiz için.

Sözümüzün etkisini korumak için.

Toplum nezdinde sonuç alıcı işler yapabilmek için.

Muhtemel bir yıkımda yeniden toplumu bir araya getirebilmek, burayı yaşanabilir bir ülke yapmak için.

***

Kişisel kanaatim eleştiriye, itiraza kulak tıkamış, bildiğini okuyan bu iktidarı bir tarafa bırakıp yüzümüzü topluma dönmemiz gerekiyor.

Her ne yapacaksak bu anlayışla yapmamız gerekiyor.

Sadece bir siyasetçinin çıkıp hepimizi kurtarmasını bekleme dönemi geçti.

Hepimize sorumluluk düşüyor. 

Yapabiliriz.

Milyonlarca iyi eğitimli gencimiz var. Aklı başında insanlarımız var.

Mevcut haklarını kaybetmek istemeyen kadınlarımız var.

Bu ülkede dostça, kardeşçe, özgürce yaşamak isteyen milyonlar var. 

İş sadece siyasetçilere değil hepimize düşüyor. 

Belki sokak sokak, şehir şehir dolaşmak insanlarla yüz yüze sohbet etmek, durumun vahametini anlatmak, yeni bir Türkiye hayali yaratmak o hayal etrafında toplumun bütün kesimlerini toplamak gerekiyor.

Toplumsal bütünlüğü sağlayacak, duygu birliği oluşturacak, daha iyi bir toplum olmanın mümkün olduğunu gösterecek, bunun iktidarı alma meselesi değil, yaşanabilir bir ülke olma meselesi olduğuna toplumu ikna edecek üslup ve yaklaşım gerekiyor.

Kabul edelim, iktidar medya gücüyle toplumun büyük çoğunluğunu psikolojik olarak kilitledi.

O kilidi açmanın yolu anlık tepkiler, öfkeli mesajlar, parti, mezhep, ideoloji çıkarını önceleyen yaklaşımlar değil.

Sert tepkiler, parti çıkarını önceleyen çıkışlar, ideolojik kazanım çabaları… Bu düğümü daha da çözülemez hale getirmekten başka işe yaramıyor.

“Aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek deliliktir” der Einstein.

Sadece iktidar değil, muhalif kesim de aynı şeyi yapıp farklı sonuç bekleme akılsızlığından kurtulması gerekiyor.

Kısacası: Yeni üslupla, yeni stratejiyle, yeni yöntemle hepimize iş düşüyor. 

Ve işe kendimizden başlamalıyız. 

Mahallemizden, arkadaşlarımızdan, komşularımızdan başlayıp bütün toplumda, bütün ülkede duygu birliği yaratmanın yollarını bulmalıyız.

Aksi takdirde muhtemel bir yıkımı engelleyemeyeceğimiz gibi, sonrasında ihtiyaç duyulacak ortak aklın oluşmasını da zorlaştırmış olacağız. 

Küçük bir not: Bu yaşadıklarımız hepimizi ruhen, zihnen olumsuz etkiledi. Biraz dinlenmek, düşünmek belki de yeni bir üslup ve yaklaşım geliştirmek için yazılarıma bir iki hafta ara veriyorum.

Tekrar buluşmak dileğiyle… 

Facebook Yorumları

reklam
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
28.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
19.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
12.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
12.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
25.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
18.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
24.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
16.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
26.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
21.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
22.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
15.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
8.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
28.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
20.3.2017
Müslümanlar ile Erdoğanistlerin çatışması
14.3.2017
Türkiye’ye kötülük yapanlar kimler?
6.3.2017
Avrupa, Türkiye’den ne istiyor?
28.2.2017
Evet/Hayır… Kimlerdeniz, neyden yanayız?
20.2.2017
Türkiye’nin yeni istikameti
15.2.2017
Hak, hukuk, adalet ve Allah korkusu
6.2.2017
Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike
2.2.2017
İnsanlık müdafaası
23.1.2017
Referandumdan ‘Evet’ çıkarsa ne olur, ‘Hayır’ çıkarsa ne olur?
17.1.2017
AK Partililerin cevap vermesi gereken soru
10.1.2017
MHP milletvekillerine bir çift sözüm var!
6.1.2017
Türkiye’yi karıştırmak isteyen iç güçler
2.1.2017
Korkmayın! Yapabiliriz
27.12.2016
Erdoğan muhaliflerine….
19.12.2016
İktidara anlatmak zorunda kaldığımız basit gerçek
16.12.2016
Terörün değirmenine su taşıyanlar
8.12.2016
Wikileaks belgelerinde adım niçin geçiyor?
6.12.2016
Türkiye’yi bu hale kim getirdi?
3.12.2016
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?
29.11.2016
Castro, Chavez ve Erdoğan
25.11.2016
Gençlere mektup
22.11.2016
17/25 Aralık’ta ne oldu?
16.11.2016
İslamcı aydınların sefaleti
11.11.2016
Tehditler savuran saray soytarılarına…
8.11.2016
Doğum sancısı mı, ölüm sancısı mı?
1.11.2016
Başkanlık tartışmaları ne anlama geliyor?
27.10.2016
Erdoğan’a bir şey olursa…
25.10.2016
Dindar nesil bizi nereye götürecek?
21.10.2016
Erdoğan’ın çevresindeki ‘Erdoğan ve ülke düşmanları’
18.10.2016
‘Mağdur edebiyatı yapmayın’ diyen vicdansızlara…
14.10.2016
Solcular ‘millet düşmanı’ mı?
12.10.2016
Osmanlı’yı kim yıktı, halifeliği kim kaldırdı?
6.10.2016
Can damarın kesiliyor, farkında mısın ey halkım?
5.10.2016
Halep, Cizre, Şırnak… İnsanlık ve vicdan
23.9.2016
Dindarlık hangi yaramıza merhem olacak?
20.9.2016
Sahte demokratlar ve Erdoğan’ın yalnızlığı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.