Levent Gültekin

DİKEN



Bookmark and Share

Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark


14.11.2018 - Bu Yazı 105 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

  Toplumda, Atatürk’e yönelik sevgi, ilgi giderek artıyor.

Bayramlarda ve anma günlerinde bunu net olarak görebiliyoruz.

Kişisel kanaatime göre bunun iki nedeni var.

Birincisi, ülkenin gidişatından memnun olmayanların mevcut iktidara tepkilerini Atatürk’e yönelerek göstermesi.

İkincisi de İslamcıların savunduğu görüşün iflası.

Cumhuriyet felsefesini eleştiren, “Ülkedeki sorunlar din referans alınarak oluşturulacak anlayışla çözülür” diyen İslamcılar AK Parti ile iktidar oldu.  16 yıldır ülkeyi onlar yönetiyor.

Gelgelelim, AK Parti iktidarında ülkenin geldiği durum ortada.

Eğitimin durumu, ekonomideki tablo, bilimde, sanatta, teknolojide ve daha bir çok alandaki geri kalmışlık ve var olan sorunların katlanarak büyümesi…

Tüm bunlar bize gösteriyor ki “Sorunların çözümü dinle olur” diyenler sorunları çözemedi. Çözemedikleri gibi daha da büyüttüler. Öyle ki İslamcıların iktidarında ülke ‘beka sorunu’yla karşı karşıya kaldı.

Bu tablo “Sorunlarımızı dinle çözeriz” diyenlerin, yani İslamcıların iflası anlamına geliyor.

Bir anlamda Atatürk ve onun temsil ettiği anlayış karşısında yenildiler.

Fakat onlarca yıldır süregelen bu tartışmayı Atatürk’ün ya da onun temsil ettiği anlayışın kazanmış olması Atatürkçülerin kazandığı anlamına gelmiyor ne yazık ki.

Yani haklı çıkan, bu tartışmada kazanan Atatürk oldu, Atatürkçüler değil.

Böyle olduğu için toplum Atatürkçülere değil Atatürk’e yöneliyor.

İktidarın politikalarından şikayet eden, gidişattan endişe duyanlar Atatürkçülerden değil Atatürk’ten, onun temsil ettiği felsefeden, anlayıştan medet umuyor.

Çünkü toplumun Atatürk’e yönelmesi, onun temsil ettiği görüşü, felsefeyi daha iyi anlaması, benimsemesi Atatürkçülerin iktidarında değil İslamcıların iktidarında oluyor.

Yani toplum Atatürkçü denilen kesimin yaptıklarına, söylediklerine bakarak değil, karşıtlarının yaptıklarına bakarak Atatürk’ün ve onun temsil ettiği felsefenin değerini anlıyor.

Bir anlamda iyi olanı gördükleri, yaşadıkları için değil kötü olanı görünce diğerinin iyi, doğru, mantıklı bir yaklaşım olduğu inancı giderek artıyor.

Peki niçin böyle oldu?

Yani nasıl oldu da Atatürkçülere değil İslamcılara bakarak Atatürk’ü ya da onun temsil ettiği değerlerin kıymetini daha iyi anladılar? Niçin?

Mesela toplum laikliğin kıymetini niçin Atatürkçülerin iktidarında değil de İslamcıların iktidarında daha iyi anladı?

Ya da kadın erkek eşitliğinin, kadının toplumsal hayatta rol üstlenmesini sağlayan yaklaşımın ülke için yararını niçin Atatürkçülerin iktidarında değil de İslamcıların iktidarında daha iyi anlıyorlar?

Ya da eğitimde bilime, akla yönelmenin elzem olduğunu…

Çünkü AK Parti iktidarından önce, yani Atatürkçülerin etkili, yetkili oldukları dönemlerde de ülke güllük gülistanlık değildi.

Bilimde, sanatta, teknolojide geri kalmışlık; eğitimde, ekonomide devasa sorunlarımız vardı.

Ülkede eşitlik, özgürlük sağlanmış değildi.

Kendilerini Atatürkçü olarak tanımlayanlar özensiz davrandı. Dincilikle mücadele diye başladıkları sonrasında dindarlıkla mücadeleye dönüşen politikalarıyla kaş yapalım derken gözü çıkardılar.

Cumhuriyet felsefesini gerçek bir demokrasiyle, eşitlikle, özgürlükle taçlandıramadılar.

O felsefenin doğruluğunun ve haklılığının verdiği bir özgüvenle politika geliştiremediler.

İtirazları, eleştirileri dikkate almayıp bu eleştirilerden yararlı sonuçlar çıkaracak özgüveni, olgunluğu gösteremediler.

Geçmişe saplanıp kaldılar.

Toplumdaki değişimi, dünyadaki gelişmeleri okuyamadılar.

O günün şartları içinde doğru olan fakat günümüz dünyasına göre eksik, yetersiz kalan kimi uygulamaları yeni bir anlayışla yorumlayamadılar.

Yetkinin, sözün Saray’dan alınıp halka verilmesi, laiklik, kadın erkek eşitliği gibi anlayışı barındıran cumhuriyet felsefesinin gerçek anlamıyla uygulayıcısı değil, o değerlerin slogancısı oldular.

Yani söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmadı.

Cumhuriyet felsefesini oluşturan değerlerin önemini anlatmayı, uygulamalarıyla göstermeyi değil, Atatürk’ün şahsını anlatmayı, kişisel özelliklerine abartılı vurgu yapmayı marifet saydılar.

Atatürk’e övgüler dizmek, sabah akşam onun ne kadar büyük bir lider olduğuna vurgu yapmak, eleştirene hakaret etmek, üstünlük taslamak… Bütün bunlar toplumun, Atatürk’ün esasında ne yapmak istediğini anlamasına engel oldu.

Sonuç olarak da Atatürkçülere kızanlar, onların yaptığı yanlışlardan zarar görenler Atatürk’ten ve onun felsefesinden uzaklaştı.

Şimdi ise tam tersi bir durumla karşı karşıyayız.

Toplum İslamcılara bakarak Atatürk’e yaklaşıyor.

Yukarıda da vurguladığım gibi Atatürkçülere değil Atatürk’e.

Amacım geçmişteki hataları sayıp bir kesimi suçlamak değil, tam tersine toplumdaki bu yönelimin kalıcı hale gelmesi için geçmişten bir ders çıkarılması gerektiğine dikkat çekmek.

Anlıyorum, bugünkü iktidarın yapıp ettiklerinden dolayı biriken bir öfke var.

Ama yine de öfkeye teslim olamayız.

Eğer temel amaç toplumun cumhuriyet felsefesini anlamasını, ona sahip çıkmasını sağlamaksa daha sağlıklı, daha olgunca, daha bilgece bir üsluba ve yaklaşıma ihtiyaç var.

Geçmiş hatalardan ders çıkarılmaz yeni bir üslup ve yaklaşım belirlenmez ise toplumdaki Atatürk’e ve onun felsefesine bu yönelim kalıcı hale gelmeyecek ve konjonktürel bir tepki olarak kalacak.

Peki ne yapılması gerekiyor?

Atatürkçülük yapmayı bir tarafa bırakmak ve doğru bir üslup ve stratejiyle Atatürk’ün temsil ettiği anlayışın ülke için gerekliliğini topluma anlatmak gerekiyor.

Atatürkçülük bir felsefenin, bir anlayışın savunucusu olarak yorumlanmalı, Atatürk’e tapma sığlığına indirgenmemeli.

Yani özgürlükçü laikliğin, eğitimde bilime ve akla yönelmenin, kadının toplumsal hayatta aktif rol üstlenmesinin ülke için neden elzem olduğunu topluma anlatacak bir üslup ve yaklaşım gerekiyor.

Kişisel kanaatim toplumdaki artan Atatürk sevgisi ya da Atatürk’e hak verme oranı görünenden de büyük.

İnsanlar kimi Atatürkçülerin tavrına, yaklaşımına, üslubuna bakarak Atatürk’e ya da cumhuriyetin temel felsefesine, onu oluşturan değerlere ilgisini, beğenisini dile getirmekten imtina ediyor.

Atatürk’e hak vermenin Atatürkçülere hak vermek olduğu fikri bu sevgiyi ya da bu ilgiyi belli etmenin de önüne geçiyor.

O nedenle hepimize sorumluluk düşüyor ama en çok da kendilerini Atatürkçü olarak tanımlayanlara.

Atatürk’e tapma olarak algılanan söz ve davranışlardan uzak durmak gerekiyor.

Slogan atarak, Atatürk’ün şahsına övgüler dizerek, “Biz dememiş miydik” gibi çocukça bir yaklaşımla üstünlük taslayarak, geçmiş uygulamalardaki yanlışların felsefeden değil kişilerden kaynakladığını gösterecek özeleştiriyi yapmadan toplumdaki bu yönelim kalıcı hale gelmeyecek.

‘Atatürkçüler’ derken tek bir kişiden bahsetmediğimin de farkındayım.

Durumun farkında olan, geçmişten ders çıkararak yeni bir üslup ve yaklaşım geliştiren aydınlar, yazarlar kanaat önderleri de var elbette.

İtirazlarım, eleştirilerim Atatürkçülüğü slogan atmaktan, Atatürk’e övgüler dizmekten ibaret sayanlara.

Yani kimi Atatürkçüler Atatürk ile halkın arasına girmemeye özen göstermeli.

Yani toplumdaki bu yönelişin, bu ilginin, bu sevginin kalıcı hale gelmesi için Atatürk’ü değil onun neyi, niçin yaptığını topluma anlatmayı bir yol olarak benimsemek gerekiyor.

Facebook Yorumları

reklam
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
15.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
28.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
19.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
12.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
12.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
25.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
18.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
24.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
16.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
26.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
21.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
22.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
15.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
8.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
28.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
20.3.2017
Müslümanlar ile Erdoğanistlerin çatışması
14.3.2017
Türkiye’ye kötülük yapanlar kimler?
6.3.2017
Avrupa, Türkiye’den ne istiyor?
28.2.2017
Evet/Hayır… Kimlerdeniz, neyden yanayız?
20.2.2017
Türkiye’nin yeni istikameti
15.2.2017
Hak, hukuk, adalet ve Allah korkusu
6.2.2017
Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike
2.2.2017
İnsanlık müdafaası
23.1.2017
Referandumdan ‘Evet’ çıkarsa ne olur, ‘Hayır’ çıkarsa ne olur?
17.1.2017
AK Partililerin cevap vermesi gereken soru
10.1.2017
MHP milletvekillerine bir çift sözüm var!
6.1.2017
Türkiye’yi karıştırmak isteyen iç güçler
2.1.2017
Korkmayın! Yapabiliriz
27.12.2016
Erdoğan muhaliflerine….
19.12.2016
İktidara anlatmak zorunda kaldığımız basit gerçek
16.12.2016
Terörün değirmenine su taşıyanlar
8.12.2016
Wikileaks belgelerinde adım niçin geçiyor?
6.12.2016
Türkiye’yi bu hale kim getirdi?
3.12.2016
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?
29.11.2016
Castro, Chavez ve Erdoğan
25.11.2016
Gençlere mektup
22.11.2016
17/25 Aralık’ta ne oldu?
16.11.2016
İslamcı aydınların sefaleti
11.11.2016
Tehditler savuran saray soytarılarına…
8.11.2016
Doğum sancısı mı, ölüm sancısı mı?
1.11.2016
Başkanlık tartışmaları ne anlama geliyor?
27.10.2016
Erdoğan’a bir şey olursa…
25.10.2016
Dindar nesil bizi nereye götürecek?
21.10.2016
Erdoğan’ın çevresindeki ‘Erdoğan ve ülke düşmanları’
18.10.2016
‘Mağdur edebiyatı yapmayın’ diyen vicdansızlara…
14.10.2016
Solcular ‘millet düşmanı’ mı?
12.10.2016
Osmanlı’yı kim yıktı, halifeliği kim kaldırdı?
6.10.2016
Can damarın kesiliyor, farkında mısın ey halkım?
5.10.2016
Halep, Cizre, Şırnak… İnsanlık ve vicdan
23.9.2016
Dindarlık hangi yaramıza merhem olacak?
20.9.2016
Sahte demokratlar ve Erdoğan’ın yalnızlığı
1 0
Hasan Ortaç 3.11.2016 - 06:24:24
Sayın Levent Gültekin'in yazdığı gibi; “Başkanlık olursa bugün yapamadığınız neyi yapacaksınız? Ne yapacaksınız da kim size engel çıkarıyor? Elinizi tutabilecek, size engel çıkaracak tek bir kurum, tek bir kişi kalmamışken başkanlık niçin gerekli?” diye tek bir soru sormak yerine; başkanlık sisteminin zararlarını anlatmaya, karşı argümanlar geliştirmeye çalışanlar, boşa çabalamaktan, abesle iştigal etmekten başka bir iş yapmıyorlar. Tek soru soracaklar ve arkalarına yaslanıp gelecek cevapları gülerek izleyecekler; “Kardeşim, başkanlık olursa bugün yapamadığınız neyi yapacaksınız? Ne yapacaksınız da kim size engel çıkarıyor? Elinizi tutabilecek, size engel çıkaracak tek bir kurum, tek bir kişi kalmamışken başkanlık niçin gerekli?” Bu kadar!
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.