PKK’nın Gara katliamı gözleri HDP meselesine çevirdi. MHP son iki aydır yoğun biçimde HDP’nin kapatılması gerektiğini söylüyordu fakat bu teklife Vatan partisi ve BBP dışında açıkça destek veren yoktu.

AK Parti kurmayları prensip olarak parti kapatmaya karşı olduklarını söylüyor, hazine yardımının kesilmesi seçeneğini öne çıkarıyordu. Cumhurbaşkanı bugüne kadar net bir tavır almasa da kapatma yolundaki eğilim Gara’dan sonra güçlenmiş gibi görünüyor.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile HDP arasında yaşanan sert polemik, ardından Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un Habertürk TV yayında kurduğu “Anayasal koşullar oluşursa kapatma kararı verilir” cümlesi bu değişen eğilimin öncü adımları gibi görünüyor.

Yine de ben AK Parti içinde HDP’nin kapatılmasını doğru bulmayan ciddi sayıda isim olduğunu düşünüyorum.

Muhalefet cephesinde durum daha karmaşık. İYİ Parti kurmayları arasında kapatmayı savunanlar olduğu gibi tersini düşünenler de var. İşte bu yüzden Meral Akşener de tıpkı Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi net bir fikir beyan etmiş değil. İttifakın iç huzuru açısından CHP ile görüş birliğine varmadan fevri bir tavır alacağını zannetmiyorum.

Bu arada elbette kapatma kararını Meclis değil yargı verecek. Siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanıyor. Anayasa Mahkemesi, temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebiliyor. Anayasa Mahkemesi’nin son dönemde özgürlük ve demokrasi eksenli tutumu göz önüne alındığında, kapatma kararı çıkmama ihtimali de var.

 

 

Aslında bu kararı siyasi atmosferin belirleyeceğini hepimiz biliyoruz...

İşte bu açıdan önümüzdeki haftalarda 9 HDP’li milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması için Meclis’te yapılacak oylama, HDP’nin kapatılması meselesinin provası niteliğinde olacak.

Kapatma konusunda net bir karar vermese bile AK Parti, MHP ile birlikte fezlekelere kesinlikle “Evet” diyecektir.

İYİ Parti ise ya son dönemde HDP karşıtı tavrını artık net bir biçimde su yüzüne çıkararak ipleri koparacak ya da grup kararı almak yerine milletvekillerini serbest bırakma yoluna gidecek ve böylelikle konunun Millet İttifakı içinde çatlak yaratmasının önüne geçecektir.

Peki CHP ne yapacak?

Kılıçdaroğlu’nun 2016’da “Kaldırın dokunulmazlıkları” diye rest çekmesi parti içinde sonradan çok eleştirildi. Özellikle Selahattin Demirtaş’ın ve CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının sorumlusu olarak Kılıçdaroğlu’nun bu fevri çıkışı gösterildi.

CHP şimdi aynı manzara ile bir kez daha karşı karşıya ama bu sefer bir ara formül bulmuş gibi görünüyor.

Dün parti sözcüsü Faik Öztrak “Fezlekelerin içeriği nedir bir görelim. Her bir fezlekenin tek tek içeriğine bakmak lazım. Asıl olan milletvekilliği dokunulmazlığıdır” diyerek 9 isim için toptancı bir tavır almayacaklarına işaret etti.

Demek ki isim isim değerlendirme yapacak ve belki de 9 isimden bir ya da birkaçının dokunulmazlığının kaldırılmasına destek verecekler. Böylece hem “Teröre destek veren parti” suçlamalarını bertaraf edecek hem de HDP’ye karşı topyekûn bir tavır almamış olacaklar.

Ben özellikle Pervin Buldan konusunda CHP’nin “Hayır” diyeceğini zannediyorum. Parti Genel Başkanı'nı Meclis'ten gönderirlerse seçimde 6 milyon HDP seçmeninden destek bekleyemeyecekleri aşikâr çünkü...