Mehmet Ali Alçınkaya: Barış istiyorsak el ele vermeliyiz

16.12.2015 - Bu Yazı 1683 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

Mehmet Ali Alçınkaya: Barış istiyorsak el ele vermeliyiz

Çağdaş Kocaeli gazetesinden  Ayşe Aydın'a özel açıklamalarda bulunan DBP Merkez Disiplin Kurulu Üyesi Mehmet Ali Alçınkaya, “Barış, halkın topyekün savaşa karşı durmasıyla elde edilebilir. Türkiye’nin Ortadoğu bataklığına düşmemesi için inancı, rengi, dili ne olursa olsun barış için herkesin sesini yükseltmesi gerekir " dedi.

DBP Merkez Disiplin Kurulu Üyesi Mehmet Ali Alçınkaya ile kent ve ülke gündemine dair röportaj gerçekleştirdik. Demokratik özerklikten, kentteki eksikliklere kadar birçok konuyu masaya yatırdığımız röportajda öz yönetimin Türkiye projesi olduğunu ifade eden Alçınkaya, Doğu illerinde devam eden savaş halinin kalıntılarını yok etmek için bu illerde yeniden inşa çalışmalarını başlattıklarını söyledi. 1 Kasım seçimlerini de değerlendiren Alçınkaya, seçimlerin baskı ve korku ortamında gerçekleştirilerek halkın açlık ve yoksullukla karşı karşıya bırakıldığını söyledi. AK Parti’nin HDP’nin başarısını sindirememesi sonucu ülkedeki kaosun hala devam ettiğini de kaydeden Alçınkaya, 2016 yılının İmralı Cezaevi’nde tutulan Abdullah Öcalan’a özgürlük projesinde yükselme yılı olacağını açıklayarak ülkedeki barışın sağlanması için tüm halkların el ele vermesi gerektiğinin de altını çizdi.

‘SON NEFESİME KADAR…’

Demokratik Bölgeler Partisi’ndeki göreviniz nedir, çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?

2014 genel seçimlerinde Sakarya, Düzce, Bilecek, Bolu’daki seçim çalışmalarını yürüttük. 1 Kasım seçimlerinde ise 5 arkadaşla birlikte Kocaeli seçimlerinde çalıştık. Ben daha çok batı bölgesindeki ilçelerdeydim. 2015’te yapılan DBP kongresinde disiplin kuruluna seçildim. Bu süreçte bu mücadelede nerede olduğun önemli değil. Önemli olan ne yaptığın, nasıl katkı sağladığındır. Ben 40 yılık politik yaşamımda hep emeğin, demokrasinin ve özgürlüğün öznesi oldum. Herhalde son nefesimi verene kadar da bu mücadeleyi yürüteceğim. DBP’de kongre ve seçim çalışmalarını Doğu Marmara bölgesinde yürüten komisyonun üyesiyim. Bizim için bu süreçte HDP’nin radikal demokrasiyi, yeniden örgütlenmeyi ve bu sürecin başarılı geçmesi için önümüzdeki aylarda yapılacak HDP kongrelerine katkı vermeye çalışıyoruz.

‘AKP VE SARAY HDP’Yİ SİNDİREMEDİ’

1 Kasım seçim sonuçlarını kısaca değerlendirir misiniz?

7 Haziran seçimleri Türkiye’de tüm renklerin parlamentoya yansıdığı seçimlerdi. Toplumun iradesini yansıtan seçim 7 Haziran seçimleridir. Yüzde 13’ün üzerinde oy alarak parlamentoda 80 milletvekili ile temsil edilen HDP’yi baraj altında bırakmak isteyen AKP ve Saray, tüm hesaplarının bozulması sonucunda 8 Haziran günü Türkiye’de savaşı başlattı. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin başarısı AKP’nin hükümet kuramamasını sağladı. Bunu içine sindiremeyen Saray ve AKP, Türkiye’de demokratikleşme, özgürleşme ve barış sürecini de ortadan kaldıracak girişimlerde bulundu ve Türkiye’yi yeniden seçime sürükledi. 1 Kasım seçimleri gerçekten savaş koşullarında oldu. 24 Temmuz’dan itibaren ülkede başlatılan savaş, derinleştirilerek toplum üzerinde baskı ve zulüm uygulanarak seçimlerde sonuç alınmaya çalışıldı. Özellikle HDP barajın altına bırakılmaya çalışıldı. Tüm bu savaş girişimleri, baskıya, yıldırmalara rağmen HDP yüzde 11 gibi bir sonuçla parlamentoya 59 milletvekili ile girdi. Bir önceki seçimde hem oy hem de milletvekili sayısında düşüş olması her ne kadar bir başarısızlık olarak değerlendirilse de HDP’nin savaş koşullarında elde ettiği sonucu bir başarı olarak değerlendirmek gerekiyor.

‘HALK, AÇLIK VE YOKSULLUKTAN KORKTU’

1 Kasım seçimlerinde HDP’ açısından böyle bir sonucu bekliyor muydunuz?

Böyle bir sonuç beklemiyorduk. Daha doğrusu elde ettiğimiz yüzde 13’ü 1 Kasım’da daha ileriye taşınacağını düşünüyorduk. Özellikle savaş koşularında halka dayatılan açlık, yoksulluk ‘Eğer tek başına hükümet kurmazsak bu savaş daha da derinleşecek’, ‘İstikrar bozulacak’ gibi halka manipüle etmeleri sonucu seçimde bir kayma bekliyorduk. HDP açısından savaş koşullarının oluşması, bölgede başlatılan savaşta hem oradaki orta sınıflar hem de metropollerdeki Kürtler, istikrar ve savaşın durması adına AKP’ye oy verdi. MHP ve Saadet Partisi’nden büyük oranda AKP’ye oy geçişi oldu. CHP’den de az da olsa AKP’ye oy veren oldu.

DOĞU’DAKİ ZULÜM SÜRECEK

7 Haziran seçimleri sonrasında Doğu illerinde başlayan ve hala devam eden çatışma süreciyle ilgili neler söyleyeceksiniz?

Bölgede bir savaş hali var. Özellikle Varto’da Cizre’de Nusaybin’de, Derik’te, Silvan’da başlatılan bu savaş hali derinleştirilerek bugün Sur’da ve diğer illerde devam ediyor. Şırnak’taki öğretmenlere mesaj yoluyla çağrı yapıp şehri terk etmelerinin istenmesi bu savaşın daha da derinleşeceğini Kürt halkı ve Kürt çocukları üzerindeki baskı ve zulmün daha çok devam edeceğini gösteriyor. Orada özellikle halk kendini yönetmek için öz yönetim talebinde bulunuyor. Bunu içine sindiremeyen AKP ve Saray, barış koşullarını ortadan kaldırdı. 28 Şubat’ta Dolmabahçe’deki mutabakat Türkiye’nin önünü açacak, Türkiye’yi demokratikleştirecek bir mutabakattı. Ama AKP bu mutabakatı tek taraflı bozarak görüşmeleri de ortadan kaldırarak Türkiye’de savaşta direneceğini, Kürt halkının kazanımlarını yok etmeye yönelik tutumunu ve çabalarını devam ettireceğini bize gösteriyor.

TÜRKİYE PROJESİ

Son zamanlarda çokça tartışılmaya başlayan demokratik özerkliği biraz anlatır mısınız?

Demokratik özerklik bir Türkiye projesidir. Öz yönetim bir kentin yol sorunu, kentsel dönüşümüyle ilgili kararların merkezden beklemesinden daha ziyade kentte yaşayan STK’lardan, siyasi partilere, demokratik kitle örgütlerinden bütün karar süreçlerini oluşturacaklarla birlikte yaşama geçirmenin daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Bu konu Türkiye sahasında ciddi bir şekilde tartışılıyor. 2000’li yıllarda İzmit Kent Kurultayı projesinde bütün sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri, yerel parlamenterler, yerel yönetimlerin katıldığı kentin sorunlarının tartışıldığı, karara bağlandığı ve uygulanmasıyla ilgili çalışmaların yapıldığı bir proje vardı. Aslında bu tam da bugün söylenen öz yönetimin bir protatifiydi diye düşünüyorum.

‘MERKEZİ YÖNETİM MİLADINI DOLDURDU’

Bugün ilimizde DBP eş Başkanı Kamuran Yüksek ve HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ’ın katılacağı öz yönetim paneli ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

Türkiye’de tartışılan, konuşulan ve anlaşılmaya ihtiyacı olan demokratik özerklik ve öz yönetim, yerinden yönetimdir. Halkın doğrudan doğruya iradesinin hayat bulacağı bir yönetim biçimidir. İnsanın kendilerini ifade etikleri, komünal yaşamlarını kurdukları bir yaşamdır. İki eş genel başkanın Kocaeli’de öz yönetimle ilgili yapacakları panele Kocaeli halkının duyarlılık göstermesini ve katılmasını bekliyorum. Sorunun muhatapları tarafından panelin gerçekleştirilmesi önemlidir. Bu panel, İstanbul ve başka illerde de yapıldı. Türkiye’nin artık Ankara’da yönetilmesi mümkün değil. Klasik yönetim biçimleri hem Türkiye’de hem de dünyada çöküyor. Doğrudan doğruya merkezi yönetim anlayışları miladını dolduruyor. Yerinden yönetimler sokaktan başlayıp mahalle, ilçe ve ile kadar yönetim süreçlerine halkın doğrudan doğruya katıldığı kendisiyle ilgili kararları aldığı bir yönetim biçimi artık zorunluluktur.

‘KATLİAMLARIN FAİLLERİ AÇIĞA ÇIKARILMALI’

Roboski katliamının yıl dönümü yaklaşırken yetkililere bu konuda neler söylemek istersiniz?

Başta Roboski olmak üzere bütün katliamların faillerinin ortaya çıkarılması, hukuk karşısında yargılanması konusunda mücadele daha büyütülmesi. Bütün çabamız onun için. Başta parlamento olmak üzere Tüm Türkiye demokrasi güçlerinin bu katliamının faillerin bulup hukuk karşısına çıkarması gerekiyor. Roboski’nin katilleri bulunmadan Türkiye’nin demokratikleşmesinin, özgürleşmesinin mümkün olacağını düşünmüyorum. Hem ilde hem de ilçelerde yürüyüş ve etkinlikler yapılacak.

ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK ÇALIŞMALARI

Geçtiğimiz yıllarda Abdullah Öcalan’a özgürlük kapsamında başlattığınız imza kampanyası ne durumda?

10 milyon 31 bin imza toplandı. İmzalar Avrupa Parlamentosu’na verildi. Türkiye Parlamentosu’na da verilecek. 2016 yılının başlarında bu süreç daha da yükseltilecek. Ulusal düzeyde halk ayağı güçlendirilecek. Uluslararası hukukçularla ilgili bir imza kampanyası düşünülüyor. Çözüm sürecinin birinci derecedeki tarafı Sayın Öcalan’dır. Bugün Öcalan’ın halen cezaevinde tutuluyor olması üzerindeki tecritin devam ediyor olması bir talihsizliktir. Aynı zamanda bu yıl Türkiye’de ve dünyada çözüm ve müzakere süresinin Kürt sorunun demokratik çözümünün sağlanması ve bu sürecin baş aktörlerinden biri olan Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması eşit şartlarda bu sürecin yürütülmesi mücadelesinin olacağı bir yıl olacaktır. Zaten şuanda Türkiye’de çeşitli STK’lar, kuruluşlar ve halk bu konuda çalışma başlattı. Öcalan’a Özgürlük Platformu olarak hem uluslararası hem de ulusal düzeyde eylem etkinlikleri ve pratik dayanışmanın yükseltileceği bir çalışma olacak.

‘GEZİ RUHU LAZIM’

Bazı Doğu illeri yangın yerine döndü, buradaki çatışmaları sona erdirecek bir formül var mı?

Cizre’de Nusaybin’de, Derik’te, Silvan’da, Sur’da yaşananlar sadece Kürtlerin yok edilmesine yönelik değil Türkiye’de yaşayan tüm halkların yok edilmesine yönelik bir tutum olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden sürmekte olan savaşın karşısında yeni bir gezi ruhunu yaratmaları lazım. İstanbul’dan Diyarbakır’a tüm hakların emek, demokrasi güçlerinin bu savaşa karşı mücadeleyi sürdürmeleri gerekiyor. Tek adam anlayışın karşısında daha özgürlükçü bir Türkiye olması için mücadeleye herkesin katılması gerekiyor. Özgürlükten yana olan güçlerin sesin ortaklaştırması gerektiğine inanıyorum. Bu ölümlerin sona ermesi için mücadeleye beraber destek verilmelidir. 2016 yılının Türkiye halkı açısından barış yılı olmasını temenni ediyorum.

KENTLERİ YENİDEN İNŞA EDECEĞİZ

Savaş halinin sürdüğü iller için neler yapacaksınız?

Silvan, Derik, Cizre ve çatışmaların sürdüğü diğer ilçelerle ilgili yeniden inşa çalışması var. Kış şartları yoğunlaşmadan, ağır kış şartlarına girmeden göç ettirilmek zorunda kalan halkın yeniden yaşam alanlarında yaşamlarını devam ettirmelerini istiyoruz. GÖÇDER’in açıklamasına göre savaş hali sürmekte olan ülkelerde 20 binin üzerinde insan göç etmiş. Evler oturulacak durumda değil, iş yerleri açılacak durumda değil. Bütün halkların bu kentlerin inşası için duyarlı olmalarını istiyoruz. Kobani’de nasıl olduysa o ruhun savaşın devam ettiği illerde de oluşmasını istiyoruz.

‘DÜNYA BARIŞI İÇİN KÜRTLERİN ÖNEMİ ÇOK BÜYÜK’

Ülkemizin içinde bulunduğu durumu değerlendirebilir misiniz?

Türkiye önemli ve kritik bir noktadan geçiyor. Türkiye’nin bir iç savaşın eşiğine çekildiği ve Kürt halkı üzerinde bütün demokrasi güçlerine yönelik baskının

arttığı bir dönemdeyiz. Sadece Kürtlere yönelik değil emek alanında da işçilerin grevleri engelleniyor, işçilerin mücadeleleri yok sayılmaya çalışılıyor. Önümüzdeki süreç Türkiye açısından savaş halinin son bulduğu hep birlikte kazanımlarını elde etmeliyiz. Yoksa Türkiye’yi bekleyen iki tehlike var: Bir iç savaşın derinleştirilmesi ile Türkiye’nin Ortadoğu’da devam eden savaş batağına sürülmesi. Bugün yapılmak istenen hem Ortadoğu’da hem Türkiye’de Kürt halkının kazanımlarını yok etmektir. Bu örnekler dünyada komünel yaşamın olabileceğini bize göstermiştir. Aynı şekilde Türkiye’de de Cizre’de Nusaybin’de, Derik’te, Silvan’da tüm halkın bu mücadeleyi kazanacağına inanıyorum. Artık uluslararası güçler de Avrupa, Amerika’da Kürtlerin dünya barışında Kürtlerin önemli bir aktör olduğunu kabul ediyor.

‘BARIŞIN SESİ YÜKSELTİLMELİ’

Ülkemizde ısrarla barış istenmesine rağmen, Doğu illerinde devam eden çatışmalar ve ardından gelen şehit haberleri için neler söyleyeceksiniz?

Barış sürecinde asker, polis cenazeleri gelmeyişi çok önemliydi. Halk çözüm ve müzakere sürecine yüzde 70-80 destek verdi. 7 Haziran seçimlerinden sonra AKP’nin bu süreci bozması, asker ve polis cenazelerinin gelmesi gerçekten üzücü. Bu savaşın sonucunda ölen çocukların acılarını bu ülkenin anneleri çekiyor. Türkiye’de savaştan zarar gören, ölümlere dur diyenlerin barış için sesini yükseltmesi gerekiyor. AKP’nin içinde savaşın bitmesini isteyenler var buna inanıyorum. Bu kitlenin iktidara ve Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a rağmen barış için seslerini yükseltmeleri gerekiyor. Barış halkın topyekün savaşa karşı durmasıyla elde edilebilir. Türkiye’nin Ortadoğu bataklığına düşmemesi için inancı, rengi, dili ne olursa olsun barış için herkesin sesin yükseltmesi lazım.

‘KOÜ’NÜN TUTUMU ÇOK YANLIŞTI’

Geçtiğimiz hafta Tunceli Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nın üniversitedeki programı ‘Yer yok’ denilerek iptal edildi. Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Üniversitenin tutumu çok doğru ve hoş bir tutum değil. Akademik eğitimin yapılan bir yerde bu tür bir engelleme üniversite açısında talihsizliktir. Fatih Mehmet Maçoğlu, kendi belediyesindeki uygulamaları, halkı kattığı, hem de orada alışılmış belediyeciliğin dışında belediyecilik yapmış olması önemli bir kazanım ve güzel bir örnektir.

HER ALANADA HALK KARAR VERMELİ

Sizce kentimizdeki en önemli eksiklik nedir?

Kocaeli emek, üniversite kenti. Dolayısıyla bu kentte en önemli eksiklik karar süreçlerine katılımın olmamasıdır. Kentle ilgili yapılacakların klasikleşmiş biçimde belediyelerin ve yönetimlerin verdiği kararla bu anlayışın değiştirilmesi gerekiyor. Bu kentte önemli ölçüde değişimin yapılması için kent halkının kendisiyle ilgili kararlara katılmasının şart olduğunu düşünüyorum. Asıl mesele anlayışın değişmesidir.

‘BASIN MENSUPLARI BİRBİRİNE SAHİP ÇIKMALI’

Ulusal ve yerel basın özgürlüğüne dair neler söylemek istersiniz?

Özellikle son yıllarda basına yönelik artan baskıları ve özgür gazetecilik anlayışını gösteren Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ile Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün tutuklanması özgürlüklere yönelik bir saldırıdır. Dündar ve Gül’ün bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını talep ediyoruz. Bu tutuklamalara karşı Türkiye halkı ve basınının duyarlı olmasını istiyoruz. Yerel basın da çok önemli. Olumsuz gelişmelere karşı basının tavrı önemlidir. Yerel basının kendi rolünü özgürce oluşturması ve tutumunu devam ettirmesi konusundaki çabalarını devam ettirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Gazetecilik yapmaya çalışan muhabirlerin işten atılması da bir talihsizliktir. Yerelde çalışan arkadaşların işten atılan arkadaşlarına sahip çıkmalarını temenni ediyorum.  Ayşe AYDIN

Facebook Yorumları

1 0
reklam
m.özdemir 17.12.2015 - 10:00:41
Mehmet Ali arkadasimiz,"1 Kasim`da HDP`nin oylarini daha da artiracagini düsündük" diyor da...Tuaf valla,nasil görememisler ki 1 Haziran öncesi baslayarak yapilan siyasetin daha 2 Haziran günü ayak bagi olmaya basladigini ve Kasim secimlerine kadar da devam ettigini.Ve bu yanlisin simdi de HDP`yi siyaseten tümüyle marjinallestirip kelimenin tam anlamiyla FELC duruma düsürdügünü...Ertugrul Kürkcü," Ülkenin Bati`si hic sesini cikartmiyor Kürt illerinde yasananlara karsi,kuzu sessizligi var " diyor. Hala anlamamis Kürkcü Bati`nin KILINI kipirdatmayacagini.Sayin Kürkcü bana söyleyebilir mi,Bati kamuoyu PKK`ya ne zaman destek verdi? Üstelik baska yollar acikken silahla hak arayan bir güce Bati neden destek versin?Kürkcü,Yüksekdag,Bestas gibilerin siyaset anlayisi HDP`ye yön verdigi sürece HDP islevsiz kalip,kücülüp yok olmaya mahkumdur.Türkiye sosyolojisini onlar gibi okuyanlarin siyaseten basarili olmasi mümkün degildir.Türkiye`de insanlarin yüzde 99 `u devrim falan degil,huzur ekonomik ve siyasi istikrar istiyor.Iste Bati bunun icin Kürkcü`nün cigliklarina yanit vermiyor,söylediklerinin karsiligi olmadigini görüyor cünkü.Yoksa zeytin agaclari icin harekete gecen onbinler,Kürt cocuklarinin,analarinin kursunlanmasina karsi da bukadar sessiz kalmazlardi herhalde.HDP`ye 7 Haziranda bir sans tanidi Bati ve Kürt Halkinin ezici cogunlugu, siyaset yapip cözün bu problemi diye.HDP`ye yön veren marjinaller ise-maalesef- 6 milyon secmen bizim Devrim Hayallerimizi destekliyor diye okudular sonuclari...ve gelinen nokta...tsk.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%49,50
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  
Mehmet Ocaktan: AK Parti’de “ikinci Erdoğan dönemi”
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı seçildikten sonra toplanan olanağanüstü AK Parti kongre...
  
Mehmet Ocaktan: AK Parti’de kim temizlik yapmak istiyor
Çok partili hayata geçtiğimiz günden bu yana, siyasi partiler içinde zaman zaman partileri oluştur...
  
Mehmet Ocaktan: AK Parti bu mesajı nasıl okumalı?
ER...
  
Mehmet Tıraş, 16 Nisan referandum sürecini değerlendirdi
yt...
  
Ali Bayramoğlu: Kesin olarak hayır oyu vereceğim; ben değişmedim, Ak Parti değişti
"Bence Abdullah Gül gizli hayırcı; Erdoğan'ın demokrat olmadığını ilk günden görüyorduk"...
  
Tuzak: AKP ile Kemalist kadroları karşı karşıya getirmeye yönelik yeni kampanyalar başladı
AKP ile Kemalist kadroları karşı karşıya getirmeye yönelik yeni kampanyalar başladı. İçerden ve dışa...
  
Mustafa Karaalioğlu: Bu terazi bu sıkleti çekemez
Sadece bu terazi değil, hiçbir terazi Türkiye’nin dünyada karşı karşıya bulunduğu meselelerin sıkle...
  
Bahçeli'den MHP'li muhaliflere: Partinizle karşımıza çıkın da boyunuzun ölçüsünü görelim
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, anayasa değişikliği referandumunda 'hayır' oyu vereceğini açıklay...
  
Mustafa Karaalioğlu: Kim hain, kim vatanperver?
Siyasi tarihimizin hiç şüphesiz en önemli kararını vermek için 16 Nisan’da sandık başına gideceğiz....
  
Mehmet Ocaktan: Eleştiri iktidarları zayıflatmaz güçlendirir
Zaman zaman şikayetlerimiz olsa da esas itibarıyla Türkiye’nin son 15 yılda, yani AK Parti iktidarı...
  
Meral Akşener’in en yakınındaki isim, Çanakkale mitinginde yaşananları anlattı: Yukarıdan talimat var
MHP Genel Başkan Adayı Meral Akşener’in yakın çalışma arkadaşı, 24. Yasama dönemi Isparta Milletveki...
  
Murat Yetkin: Erdoğan’ın anayasa değişikliğinin bir iki maddesini Meclis’e gönderip, ortamı yumuşatma ihtimali var
Murat Yetkin: Hayır çıkarsa, birilerinin bunun hesabını vermesi gerekecek, değil mi?...
  
Mehmet Barlas: 2017 darbenin mi, referandumun mu yılı olacak?
"ABD'nin içinde bulunduğu siyasi krizi, galiba Amerikalılardan daha iyi değerlendiriyoruz"...
  
Mehmet Ocaktan: Referandum çalışmalarını yürütenlerde 2010'daki demokrasi havası yok
Elbette hiçbir AK Partili bu anayasa değişikliğine karşı bir tavır içinde değil"...
  
Mehmet Evkuran: Entelektüelin sorumluluğu kötülüğü doğru tanı(m)lamaktır
Ortak yaşama kültürü nedir, nasıl güçlenir? Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof...
  
Mustafa Karaalioğlu: Referandum yolunda Türkiye
Erken referandum kampanyaları gördükçe, iktidar kanadından “Bu anayasa değişikliğini çok büyütmeyin...