Kemal CAN



Bookmark and Share

Rakamlar ve vebal


3.12.2020 - Bu Yazı 1250 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Bütün önlem savsaklamalarını, dönen çarklara feda canları bir kenara bıraksak bile, rakam saklamanın vebali ödenir gibi değil. Çünkü, sorumluluğun yüklendiği insanlardan tedbir beklerken, onların olanı fark etmesi engellendi. Önlemi sağlayacak bilgiyi milli çıkar diye gizlediler.”  Yeniden rekor rakamların ve salgınla ilgili yeni önlemlerin açıklandığı akşam, böyle bir sosyal medya paylaşımı yapmıştım. Zira rakamlar Türkiye’nin dünyada zirveyi zorladığını gösteriyordu. Günlük olarak verilen vaka-hasta sayısı yaklaşık 1’e 5 gibi bir orana yerleşti. Bu hesabı, hâlâ açıklanmaktan imtina edilen toplam vakalara uyarladığımızda (500 bin X 5) kabaca 2,5 milyon civarında bir rakama ulaşılıyor. Bir başka gösterge olan aktif vaka-ağır vaka oranı da bu hesabın çok yanlış olmayacağını gösteriyor. Dünya ortalaması yüzde 0.6, Türkiye’de ise 2.4, yani dört katı. Sonuçta hangi veriyi dikkate alırsak alalım, toplamda, açıklananın dört-beş misli, yani 2 milyon üstünde vakanın olması gerekir. Yani günlük rakamlarda yakalanmış “liderlik”, muhtemelen toplam vakalarda da geçerli. Üstelik bunun ne kadardır –muhtemelen başından beri- böyle olduğunu da bilmiyoruz.

Bilgileri saklayarak sağlanmış başarı hikayesini bolca dinledik. Buna yaslanarak zorlanan “normalleşmeyi” de hep birlikte yaşadık. Çarklar yine döndü ve insanlar yine ezildi. Ancak asıl mesele, bu paylaşımın altına yazılan bir cevapta gizli. “Önlemi sağlayacak bilgiyi milli çıkar diye gizlediler” cümlesine birisi şöyle bir cevap yazmış: “saçma. avrupa saklamadi da ne oldu. halk önlem mi aldi. yani reisin çok konuşup hic bir sey söylemezler dediği gibisin” (noktalama hataları orijinal). Cevabın içeriğine bakınca ilk kelime bütünü anlatan bir başlık gibi duruyor. Akıl yürütme biçimi ve ruh hali daha da ilginç. Bilgi gizlenmesi hatta açıkça yalana başvurulmasıyla ilgili kanaat gayet net. Zira “Avrupa saklamadı da ne oldu?” diye sormanın, saklayanı sorumluluktan kurtardığını düşünüyor ve aslında ağır bir itham-itiraf olduğunu görmüyor. “Sakladılar da ne oldu?” sorusuyla ise hiç ilgilenmiyor. Cevabın devamında kullanılan “çok şey konuşup bir şey söylememeyi” başkaları için suçlama, “reisi” için üstün vasıf kabul ediyor. Zaten Sağlık Bakanı da bu tercihi “milli çıkar” ile açıklamıştı. Şimdi insanlar ve hatta bilim kurulu, bilmedikleri gerçeği fark etmedikleri için suçlanıyorlar.

“Önlem” kavramıyla, durumun ciddiyetinin farkında olmak arasındaki ilişkiyi kurmak için bilim kurullarına, uzmanlara, çok yüksel akli melekelere, güçlü bir vicdani sorumluluğa sahip olmaya gerek yok. Önlem alma ihtiyacını hissetmek için, karşı karşıya kalınan veya doğması muhtemel durum hakkındaki bilginin ne kadar hayati olacağı ortada. Ya kamusal sorumluluk taşıyan ve bu bilgiye sahip olan birileri tedbirleri alır ve –başlangıçta iddia edildiği gibi- “ürkütmemek için” fazla yaymaz ya da –başka ülkelerde olduğu gibi- yöneticiler çıkıp her şeyi açıkça anlatır, sizden işbirliği ister. Burada ikisi de yapılmadı. Deprem, yokluk, susuzluk, hastalık veya savaş, her neden bahsedilirse edilsin, durumun ciddiyetini görmek, önlem almanın birinci adımı. Türkiye’de salgından korunmanın sorumluluğu insanların üzerine bırakıldığı için bu önlemleri teşvik edecek bilginin saklanması, sadece bir tercih yanlışı değil, çok yüksek bir vebal. İnsanların en temel hakkı olan yaşama hakkını tehlikeye düşürecek bir bilginin saklanması, sadece bir hizmet kusuru sayılamaz. İnsanları uyaranlar için “panik yaratma” suçlamasıyla soruşturma talimatı verenlerin, bizzat işledikleri ve yasalarda da açıkça belirtilmiş bir suç bu.

Salgın meselesinde iyice sıvanarak ortalığa dökülen bilgi saklanmasının vebali –üstelik bunun hâlâ sürdürülüyor olması- çok önemli bir siyasi ve ahlaki mesele olarak gündemde. Ancak bu olayla, daha önce farklı başlıklarda da gündeme gelen ve gelmeye devam eden başka bir hakikat yüze çarpıyor: “Rakam iktidarı”. Bütün iktidarlar ama özellikle otoriterler, hakimiyetlerini kurmak –daim kılmak- için önce bilgiyi ele geçirmeyi, kontrol etmeyi istiyorlar. Bugün yapay zekadan endüstrinin yeni sürümüne, uluslararası rekabetten emperyalizmin yeni aşamasına, fikri iktidarların kurulmasından kültürel hegemonyaya, popülizmden otoriterleşmeye kadar pek çok başlık, aslında bir mala, silaha ve hatta kontrolsüz bir virüse dönüşen “bilgiyle” doğrudan ilgili. Trump’ın daha başlar başlamaz ve iktidarda kaldığı süre boyunca en çok müracaat ettiği kavramın “fake news” olması rastlantı değil. Bilgiyi kontrol etmek, onu yönetmek, ne kadarının arz edileceğinin yetkisini ele almak, neyin doğru neyin yalan olduğuna karar vermek en kritik iktidar kaynağı. Parayı kontrol etmek kadar hatta belki ondan bile daha etkili. Çünkü kontrol edildiği iddia edilen paranın ne kadar olduğuna ilişkin veri bile, kontrol edilen bilgi sayesinde değişiyor. (Bknz; Merkez Bankası rezervi veya Katar’ın aldıkları)

Rakamlar, bilgisayar, televizyon ve telefon ekranlarından akıp gelen, sinsice zihinlere sızan yoğun bir görsel “bulaş” ortamı yaratıyor. Dijitalleşme ile kendileri de birer rakama, sayısal veriye dönüşmüş insanlar, giderek daha yoğun bir sayı taarruzuna uğruyor. Her şeyin ancak sayı olarak görüldüğünde, veya işitildiğinde anlam kazanacağı inancı kökleşiyor. Her şeye rakamlar hükmediyor, onları yönetebilen de sınırsız güç kazanıyor. Ancak iktidarların, bilgi tekellerinin, uzman yönlendiricilerin durmadan insanların önlerine koydukları sayı yığınları daha fazla şey bilmeyi sağlamıyor. Daha çok veriyle konuşmak daha çok şeyden haberdar olmak anlamına hiç gelmiyor. (Bknz; Bakan Koca’nın tuhaf yüzdeleri ve acayip karşılaştırmaları) Enflasyon rakamları, işsizlik oranları, Türkiye’nin dünyadaki yeri, uçmak veya acı reçete, her şey rakamlarla servis ediliyor. Çalışan sayısı azalırken işsizliğin düştüğü, daha az doyarken fiyatların artmadığı, uçarken acı ilaç içme ihtiyacı öyle düz bilgiler halinde ortaya atılmıyor. Hepsinin dayandırıldığı koca koca rakamlar var, her şeyin belgesi, verisi var. “Boş konuşmuyoruz, rakamla konuşuyoruz”. Başka bir etki ve sonuç istendiğinde ise musluğu sıkılan, söylenmeyen, kenara ayrılan yine sayılar. Varmış gibi göstermenin aracı da, yok gibi davranmanın imkanı da aynı kaynaktan.

Alışveriş yapmaya çıkmış biri hayatın pahalı olduğunu ekonomi televizyonlarındaki alt bantlardan öğrenmiyor. Çocuğuna ne kadar süredir iş aradığını bilenler TÜİK istatistiklerini takip etmiyor. Ama her alanda “rakam kontrolü” devrede. Depremin büyüklüğü yönetilemiyor ama onu ölçen sayı anlaşılmaz bir “kısmaya” uğruyor. Herkesin yaşayarak gördüğü sorunları yok sayan rakamlar ileri sürülüyor. “Hazinede kaç para kaldığını meğer Cumhurbaşkanı’na söylememişler” diye haber yapılabiliyor. Böyle bakınca, “bu rakamlar kontrol edilse ne olur”, “sonunda vaka sayıları bile ortaya çıktı”, “sanki insanlar gerçekleri görmüyor mu” ya da “gerçeği bilseler ne olacak” gibi pek çok şey söylenebilir. Yapılan, rakamları ikna edici hale getirmek olsaydı bunlar doğru olabilirdi. Fakat rakamlar sadece bu yüzden kontrol edilmiyor. Hatta ikna edici olmayan veya açıkça yalan olduğu bilinenler, bazen yasakla bazen zorlamayla hakim kılınıyor. Tıpkı kendilerinin bile uymayacağı yasalar yapmaya devam etmeleri gibi. Rakamlar ikna edici olmak için değil iktidarı göstermek için gerekli. “Gerçeği ben söylerim veya gerçek sadece benim söylediğimdir” diyebilme gücü. “Kral çıplak” meselinin özü olan ve “kral çıplak” lafını değersiz yapabilen bir güç bu. İkna edici olmasıyla ilgilenmeyip, rakamlar üzerindeki iktidarına meftun taraftarlara konuşmak için lazım bu güç. İşte o zaman vebal tabana yayılıyor birden.

Facebook Yorumları

reklam
27.01.2021
'Yok öyle bir şey...'
20.01.2021
Söz bataklığında kaybolmak
13.01.2021
Havuz problemi
6.01.2021
Liderlik ve hayal kırıklığı
26.12.2020
Kutuplaştırmanın Tabana Ettiği
23.12.2020
Kararsızlar kutuplaşma dışı mı?
16.12.2020
'Onca haksızlık varken'
9.12.2020
İktidarın zayıf karnı ittifak mı?
3.12.2020
Rakamlar ve vebal
25.11.2020
Kursakta reform ya da cini şişeden çıkartmak
23.11.2020
Bu reform 'bir başkadır'
11.11.2020
Mesele siyasiydi hâlâ da siyasi
4.11.2020
Vatandaş hesap verecek
28.10.2020
İktidar, muhalefete değil gerçeklere yeniliyor
21.10.2020
Bitmeyen İyi Parti operasyonları
15.10.2020
Değişim arzusu ne kadar güçlü?
9.10.2020
Siyaset 'boşluk' kaldırır mı?
2.10.2020
İyi Parti Kongre Rüzgârları
30.09.2020
Bu nasıl uyanıklık?
26.09.2020
Gündem budur işte
19.09.2020
Kitabın ortasından lafın sonundan...
9.09.2020
Dayanıklılık testi
6.09.2020
Tek sorun liyakat mı?
2.09.2020
Mesleğin imhası
29.08.2020
Sosyal medyaya fazla güvenmeyin
27.08.2020
'Erken seçim geliyor mu?'
19.08.2020
Biden ve Trump konuşunca...
15.08.2020
Muharrem İnce, nereye koşuyor?
12.08.2020
İYİ Parti’ye Yine mi Yol Göründü?
8.08.2020
Hiçbir şey kendiliğinden olmadı
5.08.2020
Boşaltılmış pistte kaza olur
1.08.2020
Ara rapor ve hafif bir tahmin
25.07.2020
Ayasofya: Camiden siyaset çıkartmak
22.07.2020
Niyet yerine, birileri de yapılana baksa
20.07.2020
Ne Olacak Bu İktidarın Tabanı?
15.07.2020
Büyük dert, gerçek gündem sayılır mı?
11.07.2020
Güven ve güvenilirlik sorunu
1.07.2020
Üzüm üzüme baka baka
28.06.2020
Bu iktidar nereye koşuyor?
23.06.2020
Bir Şeyi de Olmayıverin...
20.06.2020
Eldeki imkan ayağın bağı oluyor
17.06.2020
'Başarının' sahibi var, başarısızlık herkesin
10.06.2020
Sapla saman fazla karışmadı mı?
4.06.2020
Siyasetçilik bir zanaat mıdır?
2.06.2020
Muhalefete Yüklenmede Yeni İşbölümü
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
28.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
23.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
18.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
16.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
13.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
9.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
6.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
2.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
30.04.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
29.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
25.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
22.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
18.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
12.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
8.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
1.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
29.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine gündem değiştirme paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti zaferden daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile idam şart diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
21.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive