Kemal CAN



Bookmark and Share

O kadar önemli değiliz


9.11.2019 - Bu Yazı 62 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Türkiye bir süredir turnusol kağıdı tüketiminin zirveye çıktığı dönemler yaşıyor. Hem toplumsal, hem siyasal, hem de kültürel alanda durum böyle. Kimin tam olarak ne olduğunun, aslında neye benzediğinin apaçık ortaya çıktığı, herkesin gerçek tarafının anlaşıldığı testler birbiri ardına geliyor. Fakat aynı zamanda bütün isimlerin, sıfatların kafaya göre kullanıldığı, aynıların ayrı, ayrıların aynı tarafa düştüğü garip bir dönem. Tuhaf zamanların zorlu sınavlarına giren herkes bir takım eksiler alıyor ama daha çok da önüne gelene not veriyor. Ancak alınan notların sınıf geçmeye, durumu anlayıp gözden geçirmeye, biraz olsun ilerlemeye neredeyse hiçbir etkisi, katkısı yok. Kimse ne kendisinin hatalarından ne başkasının yanlışından ders çıkartıyor. Hal ve gidiş hep zayıf.

Zaten verilen notların ortak bir standardı, itiraz edildiğinde gidilecek -mutabık kalınmış- bir hakem de yok. Herkes öğretmen, herkes müfettiş, herkesin elinde başkalarının karnesi. Birileri sürekli kendi birinciliğini ilan ediyor, bir grup insan da önüne gelene basıyor sıfırı. Hayatın pek çok alanında olduğu gibi siyaset de, yaşamak da bir performans meselesine dönüşmüş durumda. Kriterlerin ne alt ne de üst sınırı var. İddialar da en yüksek perdeden, suçlamalar da öyle. Sadece iktidarları kişileştiren liderler, alabildiğine daraltılan alana razı olmuş siyasi aktörler, fonksiyonlarını kaybetmiş teşkilatlar, ayarı bozmuş medya sorunlu değil. Olup biteni izleyen, tepki veren herkes de her şeyi bir performans meselesi olarak görüyor, okuyor, yaşıyor.

Siyaset ve özellikle de gündelik hayattan kurulan siyaset açısından, bu performans meselesi iyice tuhaflaşıyor. İnsanlar olup bitenlerden ruhen nasıl etkilendiklerini, başkalarının etkilenme biçimine duydukları tepkiyi göstermelerinin, siyasi bir eylem olduğunu iddia ediyorlar. Bu konudaki performans gösterileri bazen mağdurları bile aşan abartılar taşıyor. Mesela Ahmet Altan ile ilgili olarak Ahmet Şık’ın yaptığı soğukkanlı ve adaletli olmaya çalışan yoruma gelen bazı tepkiler gibi: Taraf gazetesinin “Gazetecilikten tutuklanmadılar” manşetine verilen tepki konusunda Ahmet Şık’ı “yetersiz” bulanlar bile çıktı. Yeterince etkilenmemiş buldukları gerçek mağdurun performansıyla yarışabileceğini düşünen, isteyen seyirciler var.

23 Ocak’ta Gazete Duvar’daki “Birey olmak ve hayal kırıklığı” başlıklı yazımda şöyle bir bölüm vardı: “Çarpık bireysellik, birey olma algısı, siyasi refleksleri o kadar uzun süredir etkisi altına almış durumda ki, yarattığı anormallikler ortaya çıkmadan önce ne kadar derine sirayet ettiği görülemiyor. (…) Lider merkezli bir siyaset geleneğine sahip olmanın yanına, bütün siyasi görünümlerin bireysel performanslarla ölçüldüğü bir yaklaşım da yerleşiyor. (…) Siyasetin şahsileşmesi, iktidarın kişiselleştirilmesi, neoliberal modelin siyaset mimarisinde bireyselliğe biçilen rolle ilgili bir tasarım hatası.(…) Kişisel performanslara fazla beklenti yükleyen siyasi pozisyonlar, şahsi tercihlerin yarattığı şoklardan bir türlü kurtulamıyor. Belki, bireysel cevaplara bu kadar toplumsal-siyasal anlam yüklememek lazım.”

Çarpık bireysellik, ayarı kaçmış bencillik, insanlar daha önemli hale gelsin diye pompalanmadı. Tam tersi insanlar, kendilerinden başka kimsenin önemsemediği, güvensiz bir yalnızlığa mahkum. Önemsizleştiler, gösterecekleri özel performanslar dışında zaten önemsiz oldukları hissettirildi. Zincirlerinden başka kaybedeceği olmayanlar yeniden kendilerine zincirlendi. Önemsenip önemsenmemenin performanslara bağlı olduğu, başarısızlığın –hatta yoksulluğun- kişisel kabahat olduğu anlatıldı. Bu yüzden, yoksulluk ve çıkışsızlık yüzünden intihar ettikleri konusunda güçlü karineler olan “Fatih’teki dört kardeş” olayına devletin verdiği ilk cevap: “Yardım başvuruları yok”. İnsanca yaşamak bir hak değil de başarılması gereken bir hedefmiş ve bu performansı gösteremeyenlere çekilmekten başka seçenek yokmuş gibi.

Kimse önemsediği için kendini önemli hissetme ve dayatma gayretinin çok saldırgan formları da var elbette. Yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve her türden faşizan tasavvur en küçük kılcallara kadar genişliyor. Aksaray’da otizmli çocuklara karşı yapılanlar münferit olmadığı gibi hemen her gün benzerleri hayatın içinden çıkıp geliyor. “Hafif otizmliye karşı değiliz” demeyi hak gören muhtar, “benim çocuğum rahatsız oluyor” diyen velilerin talepleriyle okul müdürüne, valiye gidiyor ve bu saldırganlık anlayış görüyor. Anlayış yetmeyince saldırı dozu büyüyor, koca koca insanlar çocukları yuhalıyor. Sonra birileri çıkıp “biraz abartılmış olabilir” diyor. Bunun yukarıdan aşağıya doğru meşrulaştırılan, aşağıdan yukarıya doğru sıradanlaşan saf kötülük olduğuna şüphe yok.

Bülent Arınç’ın -sonradan utandırıcı biçimde geri alsa da- KHK meselesine “acıma” üzerinden dahil olması ve buna verilen tepkiler de fazlasıyla öğretici. Televizyon ekranlarında ve sosyal medyada “acımak FETÖ mücadelesine halel getirir mi?” başlıklı tartışmalar açıldı. Altan, Ilıcak tahliyesindeki “sevindim-üzüldüm” parantezi, “acınır-acınmaz” şeklinde yenilendi. KHK’nın kendisi yerine, bu olay karşısındaki hissiyatlar siyasi performans referanslarına dönüştürüldü. Pek çok olayda hadisenin kendisi ve dahil olan aktörlerin rolleri bile, izleyenlere hissettirdiklerinin karşısında önemsizleşiyor. Yaşananlardan çok, izleyenlere nasıl hissettirdiği öne çıkıyor. Örneğin ABD Başkanı’nın mektubundan rencide olanlar veya çöpe atıldığı için rahatlayanlar için en önemli olan kendi hissettikleri.

Siyasi süreçlere dahil olabilmenin, etkileyebilmenin, değiştirebilmenin imkanları ve bu konudaki inanç azaldıkça, siyasal performans kriteri olarak geriye sadece hisler kalıyor. İktidara yakın olmak veya muhalefet etmek de bazen fark yaratmıyor. Son yılların “unutursak yüreğimiz kurusun”, “içim asla soğumayacak” benzeri slogan sözlerinin bu kadar rağbet görmesi galiba bu yüzden. Olanlar yeterince kötü, yanlış, adaletsiz, zalimce değilmiş de, hissettirdikleri korkunç ve katlanılmaz olduğu için mesele edilmesi gerekirmiş gibi. Bu yüzden bazı olaylar karşısında gösterilen tepkiler, beklenen duygusal performans alınamadığı için yeterli tatmini yaratamıyor. Galiba gerçekten önemli olmak için, sadece kendinin önemli olduğu fikrinden kurtulmak gerekiyor. Yanlış ve kötü olanlar bize öyle hissettirdiği için öyle değil.

Facebook Yorumları

reklam
9.11.2019
O kadar önemli değiliz
6.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
30.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
26.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
23.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
19.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
16.10.2019
Özne sapıtması
12.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
2.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
30.09.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
25.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
7.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive