Kemal CAN



Bookmark and Share

Duygu siyaseti


6.11.2019 - Bu Yazı 93 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Duyarlılık, farkındalık, empati, sempati, nefret, intikam, merhamet, nedamet, yakınlık, affetmek, hürmet, sevmek, sevmemek, yatkınlık, mesafe, suçluluk. Liste daha da uzatılabilir. Bunların hemen hepsi son derece kişisel duygu halleri. İnsanların moral dünyalarında, kültürel ve ahlaki, bazen siyasi referanslarıyla yoğurduğu ve –nedenleri sorgulansa bile- çoğunlukla hesabı sorulamayacak hissetme biçimleri. Birini sevip sevmemek, bir şeyden pek hoşlanmamak, bir duruma çok kızmak, özel duyarlılıklar veya umursamazlıklar belki kınanabilir ama kimse şöyle ya da böyle hissetmeye zorlanamaz. Fakat bütün bu duygu halleri, insanı dünya ve diğer her şeyle bağlayan, onlarla ilişkiyi belirleyen/biçimleyen temel motivasyonu oluşturuyor. Bu yüzden de duyguların aşırı kişiselliği, onları bağlayıcı bir toplumsal sonuçtan uzakta tutamıyor. Bilimsel, rasyonel gerekçeler bulunsa bile siyasal davranış ve tepkiler, duygu dünyasından geçerek son şeklini alıyor. Her düzeydeki ilişki, insanların birbiriyle, dünyayla ve durumlarla teması, duygu adaptörleriyle kuruluyor. Bazen de duygusal hezeyanlar rasyonel gerekçeler imal edilerek siyasileşiyor.

Teorik olarak –aslında pratikte de- insanların ne düşündüklerini, ne hissedeceklerini –etkilemek, dikte etmek, sınırlamak, hatta cezalandırmak belki mümkün – belirlemek imkansız. Ancak her düzeydeki bütün iktidarlar ve onlara kaynak sağlayan tüm ideolojik iddialar, asıl olarak duygu-düşünce dünyalarını yönetmek istiyor. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan, çıkması gereken –kanın (soyun) gerektirdiği, inancın zorladığı, coğrafyanın sağladığı- mecburi (doğal) hislerden bahsediyorlar. Öyle hissedilmeyince mutlaka bir eksiklik, bozukluk olduğunu anlatıyorlar. Düşünülenin, hissedilenin kişiselliği ve özgürlüğü de, iddia edildiği gibi başkasının sınırına temas ettiğinde değil, aslında bu mecburiyet çizgilerini geçtiğinde sorun oluyor. İnsanın karmaşık duygu dünyası aynı karmaşıklıktaki toplumsal alanla çakıştığında, ortaya çıkan kanlı gerilimi yatıştırabilmek için bulunmuş formül evrensel hukuk ve insan hakları. Birbirini boğazlamadan yaşayabilmenin bu temel kurallarını oluşturmanın zemini de açık siyasal alan. Fakat insanlar, normlar ve özellikle de kuralların durumlara uyarlanması hakkında duygu diliyle konuşmaktan vazgeçemiyor. Duygu mecburiyeti dayatanlar da bu dili seviyor, teşvik ediyor. Siyasi iktidar –en azından algısı-ile birlikte yaygın politik tepki biçimi de şahsileşiyor. Ne hissedildiği – bazen hissedildiği iddia edilen açıkça yalan olsa da- her şeyden önemli oluyor.

Hafta başında Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın tahliye edilmesinden sonra, pek çok konuda olduğu gibi yine “duygu siyaseti” öne çıktı. Ortaya çıkan hukuki veya siyasi durum, yine “sevindim-üzüldüm” parantezine sıkıştı. Sevinmenin veya üzülmenin politik bir pozisyon olarak sunulduğunu, duygu mecburiyetlerinden siyasi rasyonel imal edildiğini izledik. Ne hukuki olan kısmı ne de bunun siyasi karşılığı, duygusal filtrelerden geçmeden, sıfatlarla yüklenmeden konuşuldu. Vicdanını rahatlatmak veya içinin asla soğumaması dışında bir yoruma alan kalmadı. İnsanlar hissettiklerini bir politik zorunluluk olarak dayattılar veya politik pozisyonlar hissetme mecburiyetine çevrildi. Hayli geniş bir parantez açılarak, yaptıkları yüzünden bu insanların hak ettiklerinden bahsedenler genel hukuki normları önemsizleştirdiler. Meseleyi fazlasıyla şekli okumaya çalışanlar ise vicdani normları göz ardı etmeye çalıştılar. Söz konusu insanların kim olduklarıyla, kimliksiz olan haklar birbirine karıştı.

Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın tahliyesine tepkinin en büyük gerekçesi, Ergenekon ve Balyoz davalarındaki tutumlarıyla neden oldukları acılar. Fakat söz konusu insanlar bu davalardaki tutumları veya bu acılara katkıları nedeniyle yargılanmadılar. “Fark etmez” demek bir hissiyatı tarif eder belki ama adil ve savunulabilir bir hukuku değil. Bir başka tepki nedeni, bu kişilerin yaptıklarının gazetecilik olmadığı görüşü. Fakat tıpkı daha önce Altan’ın başında olduğu Taraf Gazetesi’nin attığı “gazetecilikten tutuklanmadılar” manşetinde olduğu gibi bu iddia, yapılan bir yanlışın değil olasılığın yargılanmasının önünü açıyor. Açılan bu kapıdan da, “bombadan daha tehlikeli kitaplar”, “ayaklanma başlatan tiyatro oyunları” giriyor. Tahliye edilen isimlerin kumpaslar kuran, darbe girişimine kalkışan yapıyla ilişkileri hakkındaki kanaatler de tahliyelere tepkilere neden oldu. Hatta iktidara sonradan yakınlaşmış çevrelerin de dahil olduğu “mücadele tavsıyor” tartışmaları yaşandı. Son yıllarda çok duymaya başladığımız “iltisak” kavramını genişletmenin, kanaatin delil yerine geçmesi gibi bir sonuç doğurduğunu, bunun da pek hayırlı olmadığını hiç unutmamak gerekir. Diğer taraftan bakınca da, kullanması gereken haklar konusunda kim oldukları önemli olmayan insanların, yaptıkları açısından kimliksiz sayılamayacakları da bir gerçek.

Hukuki –belki siyasi- bir sürecin, ortaya çıkan yeni bir durumun, insanların duygu haliyle politikleştirilmesinin tek örneği Ilıcak ve Altan’ın tahliyesi değil. Son yıllarda siyasi meselelerin hemen hepsinde bir duygusal bagajın devreye sokulduğunu, buna artan bir hevesle katılanların arttığını görüyoruz. Ucu savaşa açılan bir dış politika hamlesinde, herhangi bir tarihi yüzleşme girişiminde hemen duygu siyaseti karşımıza çıkıyor. Sıfatlarla bezeli büyük laflarla hissetme mecburiyetleri ilan ediliyor. Öyle hissetmeyenin düşman, en azından eksik olduğu anlatılıyor. Başka türlü hisseden veya farklı bir duygu mecburiyeti kurmaya çalışanlar “duyar kasma” suçlamasıyla karşılaşıyor. Hatta bir şey hissetmeden soğukkanlı bakmayı deneyenler küçümseniyor. Örneğin Suriye’ye asker göndermek, askerlerin yeterince sevilip sevilmediği üzerinden tartışılabiliyor. Milliyetçi eğitim doktrinasyonunu veya (AP’de) kayyım eleştirisini hakaret gibi algılayanlar çıkıyor. Bütün çocuklara Talat ismini koymanın siyasi bir tepki olabileceğini akıl edenler oluyor. Seçim stratejileri üzerine yapılan sert siyasi tartışmalar, vefa, küsme gibi duygusal argümanlara yaslanabiliyor. Tamam insan pek duygusal bir varlık, aşırı rasyonellik de hayırlı bir şey değil ama sevgi-nefret parantezi de açık siyaset yapmak ve adil bir dünya kurmak için fazla dar.

 

Facebook Yorumları

reklam
16.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
13.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
9.11.2019
O kadar önemli değiliz
6.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
30.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
26.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
23.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
19.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
16.10.2019
Özne sapıtması
12.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
2.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
30.09.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
25.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
7.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive