Kemal CAN



Bookmark and Share

Savaşın fragmanı bile berbat


9.10.2019 - Bu Yazı 92 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Son birkaç gün, daha önce de benzerleri yaşanan ama aynısının pek görülmediği tuhaflıkta bir hareketliliğe sahne oldu. Daha önce yıllar veya aylar içinde görülebilen baş döndürücü manevralar, insanı serseme çeviren dönüşler, bir birine zıt sayılabilecek gelişmeler saatler içinde yaşandı. Sadece Türkiye’de değil ABD’de de hayli kıdemli yorumcular, analizlerini 24 saat geçmeden tazelemek, bir ölçüde kendilerini yalanlamak  zorunda kaldılar. Bir tarafıyla her şeyi yeniden düşünmeyi gerektirecek kadar karmaşık bir tablo, diğer tarafıyla her şeyin son derece tutarlı göründüğü acayiplik zemini yeniden suratlara çarptı. Dönmüş gibi görünenlerin tutarlı bir süreklilik, aynı gibi duranların yepyeni bir rota gösterdiği anlaşıldı. Dünya siyaseti, Washington’dan Ankara’ya telefon görüşmeleri ile Twitter mesajları arasında, kimsenin sınırlarını çizemediği muğlak hedefler ve belirsiz limitler labirentinde saatlik periyotlarla çalkalandı durdu. Hala bu çalkalanma devam ediyor. Ne olduğunu anlama eşiği geçilemediği için olası gelişmeleri konuşmaya sıra gelemiyor. Her şey herkesin gözü önünde yaşandı belki ama yine de aşırı kalabalık bir liste haline gelen olup biteni özetlemek gerekiyor:

Aylardır “bir gece ansızın” propagandasına konu olan Fırat’ın doğusuna, sosyal medya askerlerden çok önce girdi. Sonra Erdoğan ile Trump’ın telefonda görüştükleri duyuruldu. Beyaz Saray görüşmeyi doğruladı ve Türkiye’nin operasyon yapacağını, müdahil olmayacağını açıkladı. Trump’ın attığı mesajlar, “Amerika Kürtleri sattı ve IŞİD’i de Türkiye’nin üzerine bırakarak çekiliyor” yorumlarına neden oldu. Trump, artık sadece kazanacakları savaşlarda yer alacakların söylüyor ve bir anlamda “ne haliniz varsa görün” diyordu. İktidar çevreleri ve Erdoğan hafif bir kazanma imasıyla, “ABD askerlerini çekiyor, koordineli operasyon başlıyor” diyerek durumu açıkladılar. Bu arada ABD karıştı, Başkan yoğun eleştirilerle karşılaştı. Trump yeniden tweet atmaya başladı ve limitleri aşması durumunda “daha önce yaptığı gibi” Türkiye’yi ekonomik olarak mahvedeceğini söyledi. Pentagon, “Türkiye’ye riskleri anlattık” dedi ve hava sahasını kısmen sınırladı. Sosyal medya yeniden mehter ritmine döndü. “Türkiye tehdit edilemez” tepkisi de önce muhalefetten geldi. Trump yeniden klavyesini kullandı ve “taraf değilim” yazdı. AB ve BM’den itidal uyarıları geldi. (Bu epey seyreltilmiş bir liste)

Önce Amerika tarafına bir bakalım: ABD Başkanı’nın büyük çoğunluk tarafından Türkiye’ye “yeşil ışık” olarak yorumlanan ilk açıklamasının gerekçeleri tartışılırken, yeni bir paylaşımla açıkça Türkiye’yi tehdit etmesi ortalığı karıştırdı. “Aynı zamanda –veya aynı paylaşım dizisinde- söylenmiş olsa veya geçen yılki ‘çekiliyoruz, Suriye sizindir’” açıklaması ve sonrasında olduğu gibi biraz zamana yayılsa, kimse bir tuhaflık ya da çelişki görmezdi ama paylaşımların havası, aralarındaki süre ve arada yaşananlar gerçekten ilginç. Trump, ilk hamlesi sonrasında kendisine yakın bazı kesimler –etkili Cumhuriyetçi senatörler- dahil olmak üzere “ihanet” suçlamasına kadar varan sert eleştirilere muhatap oldu. Devlet kurumları arasındaki görüş ayrılıkları ulu orta sosyal medya paylaşımlarına yansıdı. Atılan sonra silinen tweetler, birbirini ezen demeçler, sonradan düzeltilen açıklamalar dolaşmaya başladı. Türkiye’deki iktidara yakın bazı yorumcular, derin ABD’nin ve Washington’daki vesayet odaklarının seçilmiş başkana direndiğini bile söylediler. Belki bu yüzden Türkiye’den Trump’a resmi tepki de hayli gecikti. Dengesizlik kilometrelerce uzak iki başkent arasında dengelenmeye çalışıldı.

İşin Türkiye tarafına dönülünce görünen resim de fazla net sayılmaz. Erdoğan iktidarı, pek çok meselede çıkış formülleri, çözümler üreterek değil, bu sorunları başka türlü kullanabileceği yollar bularak ilerliyor ve beklenmedik hamlelerle değil böylesi manevralarla şaşırtıyor. Ekonomik krizden dış politika sorunlarına kadar her alanda bunu görüyoruz. Suriye meselesindeki beklenen sıkışma da uzun zamandır hedef değiştirilerek, ortak yenileyerek, pazarlık tazelenerek erteleniyor. Zararın ödemesi için -faizi artsa bile- vade hep uzatılıyor. Erdoğan, Esad’ı devirmek için ABD’nin ortağı olarak girilen Suriye’den, hiç olmazsa Kürtleri yenerek Ruslarla ortaklığını devamla çıkmayı deniyor. Büyük pastadaki parça umudu küçülünce –belki de pasta servisten kalkınca- büyük dertlerine küçük çare imkanları arıyor. Hedef uzaklaşınca hedef, risk yaklaşınca muhatap değiştiriliyor. Bu müteharrik muhatap meselesi, son olarak “arkadaşım Trump iyi, çevresi kötü” noktasına kadar alt katmanlara indi.  Çok inandırıcı ve etkili olmayan olamayan güvenlik sorununu iddiası, rasyonel bir hedef yenilemesiyle desteklenmeye çalışıldı. Başkasının toprağında -başkasının parasıyla- inşaat yapmak ve bazı Suriyelilerin sürüleceği yerlere, buradaki başka Suriyelileri geri göndermek  yeni vaat haline geldi. Ne beklenmedik ne ansızın yaşandı olanlar. Ancak daha başlamadan hesap dışı olabilecekler konusunda çarpıcı bir fragman gösterime girdi. Bu fragmanda, beladan parasını ödeyerek uzak kalabileceğini düşünen Avrupa ve fırsatçılığı yüksek politikaya çeviren Rusya’nın da rol aldığını gördük.

Şimdiye kadar yaşananlarla birlikte epey özetlenmiş bu son olaylar dizisini -değil şimdi daha ilerideki tarihlerde bile- derli toplu anlatabilecek birilerinin çıkması ve herkesi ikna edebilmesi hayli zaman alacak. Ancak meselenin hem ABD hem Türkiye için basit iç politika hesaplarından ve gündem değiştirme ataklarından ibaret olduğu yorumu -sert muhalif görünse de- fazla hafif duruyor. Aynı şekilde aşırı hamasi ifadelerle ortaya konulan güvenlik gerekleri de olup bitenin tamamını açıklamaya yetmiyor. Yaşananların her iki ülkenin iç politikasıyla çok yakın ilişkisi var ve zaten bu saklanmıyor hatta her iki tarafta açık bir propagandaya dönüştürülüyor. Trump için Suriye’den çekilmek, Erdoğan için ise Suriye’ye girmek seçim vaadiydi. İkisi de bir anlamda kendi vaatlerini bildikleri yollarla takip ettiler. Fakat bugün için Suriye meselesi, basit bir gündem değiştirme hamlesinden ve resmi gerekçelerden çok her iki lider ve onların iktidarları için önlerindeki problemlerin bağlamını yenilemek anlamını taşıyor. Problemi halledemeyince –başka bir sorun için- kullanmanın bir yolunu bulmak, kısa vadede avantajlı sonuç verebildiği gibi hesap dışı yeni bağlamları da gündeme getirebiliyor. Trump’ın “bilgeliğinin” aldığı hasar ve Türkiye’nin üzerine kalan IŞİD sorumluluğu bunun erken örnekleri.

 

Facebook Yorumları

reklam
16.10.2019
Özne sapıtması
12.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
2.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
30.09.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
25.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
7.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive